Tuesday, November 3, 2009

MEKTUBAT

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM
  • Madem yapan bilir; elbette bilen konuşur. Madem zifikirle konuşacak, elbette zişuur ve zifikir ve konuşmasını bilenlerle konuşacak. Madem zifikirle konuşacak, elbette zişuurun içinde en cemiyetli ve şuuru külli olan insan nev'i ile konuşacaktır.
  • Şu zatın delail-i sıdkı ve berahin-i nübüvveti yalnız mucizatına münhasır değildir. Belki, ehl-i dikkat için, hemen umum harekatı ve efali, ahval ve akvali, ahlak ve etvarı, siret ve sureti, sıdkını ve ciddiyetini isbat eder.
  • Resul-i Ekrem Aleyhissalatu Vesselamın, çendan her hali ve tavrı, sıdkına ve nübüvvetine şahid olabilir; fakat her hali, her tavrı harikulade olmak lazım değildir. Çünkü: Cenab-ı Hak, O'nu beşer suretinde göndermiş, ta insanın ahval-ı içtimaiyelerinde ve dünyevi, uhrevi saadetlerini kazandıracak amal ve harekatlarında renhber olsun ve imam olsun ve herbiri birer mucizat-ı kudret-i İlahiye olan adiyat içindeki harikulade olan sanat-ı Rabbaniyeyi ve tasarruf-u kudret-i İlahiyeyi göstersin.
  • Sırr-ı imtihan ve hikmet-i teklif iktiza eder ki, akla kapı açılsın ve aklın ihtiyarı elinden alınmasın.
  • Bir cemaat içinde bir adam, o cemaatin nazarı altında bir hadisey haber verse, cemaat onu tekzib etmezse, sükut ile mukabele etse kabul etmiş gibi olur.
  • Fenn-i hadisin muhakkikleri, nekkadları o derece hadis ile hususiyet peyda etmişler ki, Resul-u Ekrem Aleyhissalatu Vesselamın tarz-ı ifadesine ve üslub-u alisine ve suret-i ifadesine ünsiyet edip meleke kesbetmişler ki; yüz hadis içinde bir mevzu'u görse, mevzudur der. Bu, hadis olamaz ve Peygamber'in sözü değildir, der, reddeder.
  • Kendi kendine gaybı bilmezdi; belki Cenab-ı Hak, O'na bildirirdi; O da bildirirdi. Cenab-ı Hak hem Hakimdir, hem Rahimdir. Hikmet ve rahmeti ise, umur-u gaybiyeden çoğunun setrini iktiza ediyor, mübhem kalmasını istiyor. Çünkü; şu dünyada insanın hoşuna gitmeyen şeyler daha çoktur. Vukuundan evvel onları bilmek elimdir.
  • İşte bu sır içindir ki: Ölüm ve ecel mübhem bırakılmış ve insanın başına gelecek musibetler dahi, perde-i gayb kalmış.
  • Hazret-i Cebrail ve Mikail, iki muhafız yaver hükmünde gazve-i Bedirde yanında bulunan bir Zat-ı Mübarek; çarşı içinde, bedevi bir arabla at mübayaasında münazaa etmek, bir tek şahid olan Huzeyme'yi şahid göstermekle görünen etvarı içinde sığışmaz.
  • İşte yanlış gitmemek için; her vakit mahiyet-i beşeriyeti itibarıyla işitilen evsaf-ı adiye içinde başını kaldırıp, hakiki mahiyetine ve mertebe-i risalette durmuş nurani şahsiyet-i maneviyesine bakmak lazımdır. Yoksa ya hürmetsizlik eder veye şüpheye düşer.

BEDİÜZZAMAN

Monday, November 2, 2009

KAF SURESİNDEN PARÇALAR

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM
  • Kaf. Şerefli Kuran'a yemin olsun ki.. Bilakis kendilerine içlerinden bir korkutucu gelmesine hayret ettiler de, o kafirler dedi ki: Bu, şaşılacak bir şeydir! Biz, öldüğümüz ve bir toprak haline geldiğimiz zaman mı diriltileceğiz? Bu uzak bir dönüştür!(Kaf-1,3)
  • Üstlerindeki göğe hiç bakmadılar mı ki, onu nasıl bina etmişiz ve onu süslemişiz? Hem onun hiçbir çatlağı yoktur!(Kaf-6)
  • Ve yere de bakmadılar mı ki, onu yaydık; oraya sabir dağlar yerleştirdik ve orada her cins güzel bitkiden bitirdik.(Kaf-7)
  • Bütün bunlar yönelen her kula basiretini açmak için ve ibret vermek içindir.(Kaf-8)
  • Hem gökten bereketli bir su indirdik de, kullara rızk olmak üzere, onunla bahçeler, biçilecek ekinler ve tomurcukları üst üste dizilmiş yüksek hurma ağaçları yetiştirdik. Hem onunla ölü bir yeri dirilttik. İşte çıkış böyledir!(Kaf-9,11)
  • Peki ilk yaratma ile aciz mi kaldık? Hayır! Onlar yeni bir yaratmadan şüphe içindedirler.(Kaf-15)

HUCURAT SURESİNDEN PARÇALAR

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM
  • Ey iman edenler! Zannın çoğunundan sakının! Şüphesiz ki zannın bazısı günahtır; birbirinizin kusurunu araştırmayın; bazınız, bazınızı gıybet etmesin! Sizden bir kimse, ölmüş kardeşinin etini yemekten hoşlanır mı? İşte bundan tiksindiniz! O halde Allah'tan sakının! Şüphe yok ki Allah Tevvabdır, Rahimdir.(Hucurat-12)
  • Ey insanlar! Şüphesiz ki biz, sizi bir erkek ve bir dişiden yarattık. Birbirinizi tanımanız için de sizi, milletler ve kabileler kıldık. Doğrusu Allah katında sizin en üstün olanınız, en takvalı olanınızdır. Muhakkak ki Allah, Alimdir, Habirdir.(Hucurat-13)
  • Bedevilerden bir kısmı: İman ettik! dediler. De ki: İman etmediniz; fakat teslim olduk! deyin; çünkü iman henüz kalblerinize girmemiştir. Eğer Allah'a ve Resulune itaat ederseniz, amellerinizden hiçbir şey eksiltmez. Şüphesiz ki Allah, Gafurdur, Rahimdir.(Hucurat-14)
  • Müminler ancak o kimselerdir ki, Allah'a ve Resulune iman ederler, sonra şüpheye düşmezler ve Allah yolunda mallarıyla ve canlarıyla cihad ederler! İşte onlar, gerçekten sadık olanlardır!(Hucurat-15)
  • De ki: Dininizi Allah'a mı öğretiyorsunuz? Halbuki Allah, göklerde olanları ve yerde bulunanları bilir. Çünkü Allah, herşeyi hakkıyla bilendir.(Hucurat-16)
  • İslam'a girmelerini senin başına kakıyorlar. De ki: İslam'a girmenizle beni minnet altında bırakmayın! Eğer doğru kimseler iseniz, bilakis sizi imana erdirdiği için Allah sizi minnet altında bırakır. Muhakkak ki Allah, göklerin ve yerin gizliliklerini bilir. Çünkü Allah, ne yaparsanız hakkıyla görendir.(Hucurat-17,18)

Thursday, October 22, 2009

MEKTUBAT

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM
  • Alem-i maddi ile alem-i ruhaniyi birbirinden farketmek lazım gelir. Birbirine mezcedilse, hükümleri yanlış görünür.
  • Derece-i şuhud, derece-i iman-ı bilgayb'dan çok aşağıdır. Yani: Yalnız şuhuduna istinad eden bir kısım ehl-i velayetin ihatasız keşfiyatı, veraset-i nübüvvet ehli olan asfiya ve muhakkikinin şuhuda değil, Kur'an'a ve vahye, gaybi fakat safi, ihatalı, doğru hakaik-i imaniyelerine dair ahkamlarına yetişemez.
  • Demek bütün ahval ve keşfiyatın ve ezvak ve müşahedatın mizanı: Kitab ve sünnettir. Ve mihenkleri, Kitab ve Sünnetin desatir-i kudsiyeleri ve asfiya-i muhakkikinin kavanin-i hadsiyeleridir.
  • Şems-i Risaletin en yakın yıldızları ve en karib vereseleri bulunan o Asfiyadan, hiç kimsenin haddi değil, daha ileri gidebilsin. Belki cadde-i kübra onlarındır.
  • Vahdet-ül Vücud ise, bir meşreb ve bir hal ve bir nakıs mertebedir. Fakat zevkli, neşeli olduğundan, seyr-ü sulukta o mertebeye girdikleri vakit çoğu çıkmak istemiyorlar, orada kalıyorlar; en münteha mertebe zannediyorlar.
  • Bütün eşyanın O'nun icadıyla bir vücıud-u arızisi vardır. Ve o vücud çendan Vacib-ül Vücudun vücuduna nisbeten gayet zaif ve kararsız bir zıl, bir gölgedir; fakat hayal değil, vehim değildir. Cenab-ı Hak, Hallak ismiyle vücud veriyor ve o vücudu idame ediyor.
  • Rahman nasıl hakiki bir dünyada rızka muhtaç hakikatlı ziruhları ister; Rahim de, öyle hakiki bir Cenneti ister.
  • Yemek yemek, iştihadan gelen bir lezzet, bir iştiyaktır ki onu yemeğe sevkeder. Sonra da yemeğin neticesi, vücudu beslemektir; hayatı idame etmektir.
  • Cenab-ı Hakk'ın esma-i hüsnasının had ve hesaba gelmez enva-ı tecelliyatı var. Mahlukatın tenevvüleri, o tecelliyatın tenevvüünden geliyor. O esma ise,daimi bir surette tezahür isterler. Yani nakışlarının ayinelerinde cilve-i cemallerini görmek ve göstermek isterler. Yani, kainat kitabını ve mevcudat mektubatını anenfeanen tazelendirmek isterler. Yani, yeniden yeniye manidar yazmak ve herbir mektubu, Zat-ı mukaddes ve müsemma-yı akdes ile beraber, bütün zişuurların nazar-ı mütalaasına göstermek ve okutturmak iktiza ederler.
  • Nasıl ki mahlukattaki faaliyet bir iştiha, bir iştiyak, bir lezzetten geliyor. Ve hatta herbir faaliyette katiyyen lezzet vardır; belki her bir faaliyet, bir nevi lezzettir. Öyle de Vacibül Vücud'a layık bir tarzda ve istiğna-yı zatisine ve gına-yı mutlakına muvafık bir surette ve kemal-i mutlakına münasib bir şekilde hadsiz bir şefkat-i mukaddese ve hadsiz bir muhabbet-i mukaddese var.(18. MEKTUB)

BEDİÜZZAMAN

HUCURAT SURESİNDEN PARÇALAR

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM
  • Ey iman edenler! Allah'ın ve Resulunun önüne geçmeyin! Ve Allah'dan sakının! Şüphesiz ki Allah Semidir, Alimdir. Ey iman edenler! Seslerinizi peygamberin sesinin üstüne çıkarmayın! Birbirinize bağırmanız gibi ona sözü de öyle yüksek sesle söylemeyin! Yoksa siz farkında bile olmadan amelleriniz boşa gider!(Hucurat-1,2)
  • Doğrusu, Allah Resulunun huzurunda seslerini kısanlar var ya, işte onlar öyle kimselerdir ki, Allah onların kalblerini takva için imtihan etmiştir. Onlar için bir mağfiret ve büyük bir mükafat vardır.(Hucurat-3)
  • Doğrusu sana hucuratın (odaların) arkasından seslenen kimseler var ya, onların çoğu akıl erdirmiyorlar. Halbuki gerçekten onlar, kendilerine çıkıncaya kadar sabretselerdi, kendileri için elbette hayırlı olurdu. Bununla beraber Allah Gafurdur, Rahimdir.(Hucurat-4,5)
  • Ey iman edenler! Eğer fasık bir kimse size bir haber getirirse, önce iyice araştırın ki bilmeyerek bir topluluğa sataşırsınız da yaptığınıza pişman olan kimseler olursunuz.(Hucurat-6)
  • Hem bilin ki, şüphesiz aranızda Allah'ın Resulu vardır. Eğer o, birçok işte size uyacak olsaydı, gerçekten sıkıntıya düşerdiniz; fakat Allah, size imanı sevdirmiş ve onu kalblerinizde süslemiştir. Küfrü, fıskı ve isyanı ise size çirkin göstermiştir. İşte onlar, gerçekten doğru yolda olanlardır! Bu, Allah'dan bir lütuf ve bir nimettir. Allah ise Alimdir, Hakimdir.(Hucurat-7,8)
  • Eğer müminlerden iki taife birbirleriyle vuruşurlarsa, hemen aralarını düzeltin! Artık onlardan biri ötekine haksızca zulmederse, o takdirde Allah'ın emrine dönünceye kadar, o saldıranla savaşın! Fakat dönerse, o halde aralarını adaletle düzeltin ve adaletli olun! Şüphesiz ki Allah, adaletli olanları sever.(Hucurat-9)
  • Müminler ancak kardeştirler; öyle ise o iki kardeşinizin arasını düzeltin ve Allah'dan sakının ki merhamet olunasınız!(Hucurat-10)
  • Ey iman edenler! Bir topluluk başka bir toplulukla alay etmesin; olur ki, kendilerinden daha hayırlı olabilirler! Birtakım kadınlar da diğer kadınlarla alay etmesinler! Belki kendilerinden daha hayırlıdırlar. Kendinizi de ayıplamayın ve birbirinizi lakablar ile çağırmayın! İmandan sonra fasıklık ismi ne kötüdür! Artık kim tevbe etmezse, işte onlar zalimlerin ta kendileridir!(Hucurat-11)

Tuesday, October 20, 2009

MEKTUBAT

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM
  • Takdir-i Huda, kuvve-i bazu ile dönmez, Bir şem'a ki Mevla yaka, üflemekle sönmez.
  • Zulmün topu var, güllesi var, kal'ası varsa, Hakkın da bükülmez kolu, dönmez yüzü vardır.
  • Ehl-i dünyanın hükmü var, şevketi var, kuvveti varsa; Kur'an'ın feyziyle, hadiminde de; Şaşırmaz ilmi, susmaz sözü vardır; Yanılmaz kalbi, sönmez nuru vardır.
  • Bu dünya çabuk tebeddül eder bir misafirhane olduğunu yakınen iman edip bildim. Onun için, hakiki vatan değil, her yer birdir. Madem her yer misafirhanedir; eğer misafirhane sahibinin rahmeti yar ise, herkes yardır, her yer yarar. Eğer yar değilse, her yer kalbe bardır ve herkes düşmandır.
  • Haksızlığı hak iddia edenlere karşı hak dava etmek ve onlara müracaat etmek, bir haksızlıktır; hakka karşı bir hürmetsizliktir.
  • Ben derim ki: Bu dostlarım içinde çok münafıklar var. Münafık kafirden eşeddir. Onun için, kafir Rus'un bana çektirmediğini çektiriyorlar..(16.Mektub)
  • Kazaya rıza, kadere teslim İslamiyetin bir şiarıdır.
  • Müminlerin kablel-büluğ vefat eden evladları, cennette ebedi, sevimli, cennete layık bir surette daimi çocuk kalacaklarını..ve cennete giden peder ve validelerinin kucaklarında ebedi medar-ı sürur olacaklarını.. ve çocuk sevmek ve evlad okşamak gibi en latif bir zevki, ebeveynine temine medar olacaklarını..ve herbir lezzetli şeyin cennette bulunduğunu..Cennet tenasül yeri olmadığından, evlad muhabbeti ve okşaması olmadığını diyenlerin hükümleri hakikat olmadığını..hem dünyada on senelik kısa bir zamanda teellümatla karışık evlad sevmesine ve okşamasına bedel safi, elemsiz milyonlar sene ebedi evlad sevmesini ve okşamasını kazanmak, ehl-i imanın en büyük bir medar-ı saadeti olduğunu şu ayet-i kerime (vildanun muhalledun) cümlesiyle işaret ediyor ve müjde veriyor.
  • Elbette ve elbette, meşkuk, muaccel bir menfaati kaybeden, muhakkak ve müeccel bin menfaati kazanan; elim teessürat göstermez; meyusane feryad etmez.
  • Madem dünya bir misafirhanedir; vefat eden çocuk nereye gitmiş ise, siz de biz de oraya gideceğiz. Ve hem bu vefat ona mahsus değil, umumi bir caddedir. Hem madem müfarakat dahi ebedi değil; ileride hem berzahta, hem cennette görüşülecektir.
  • Rahmet-i İlahiyenin en latif, en güzel, en hoş, en şirin cilvelerinden olan şefkat; bir iksir-i nuranidir. Aşktan çok keskindir. Çabuk Cenab-ı Hakka vüsule vesile olur.
  • Gerek peder ve gerek valide, veledini bütün dünya gibi severler. Veledi elinden alındığı vakit, eğer bahtiyar ise, hakiki ehl-i iman ise; dünyadan yüzünü çevirir, Münim-i Hakikiyi bulur. Der ki: Dünya madem fanidir; değmiyor alaka-i kalbe.. Veledi nereye gitmişse oraya karşı bir alaka peyda eder; büyük bir manevi hal kazanır.(17.Mektub)

BEDİÜZZAMAN

FETİH SURESİNDEN PARÇALAR

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM
  • (Savaşa gitmemekte) köre bir günah yoktur; topala bir günah yoktur; hastaya da bir günah yoktur. Ve kim Allah'a ve Resulune itaat ederse, onu altlarından ırmaklar akan Cennetlere koyar. Kim de yüz çevirirse, onu elemli bir azab ile cezalandırır.(Fetih-17)
  • And olsun ki, o ağacın altında sana biat ederlerken Allah o müminlerden razı olmuştur; onların kalblerinde olanı bilip, üzerlerine sükunet indirmiş ve onları yakın bir fetih ile mükafatlandırmıştır.(Fetih-18)
  • O zaman inkar edenler kalblerine taassubu, cahiliye taassubunu yerleştirmişlerdi; Allah da Resulunun ve müminlerin üzerine sükunetini indirdi ve onların takva sözüne bağlı kıldı. Zaten buna çok layık, buna ehil idiler. Allah ise, herşeyi hakkıyla bilendir.(Fetih-26)
  • Şanına yemin olsun ki Allah, peygamberine o rüyayı hak olarak tasdik etmiştir. Allah dilerse başlarınızı traş etmiş ve kısaltmış, emniyet içinde kimseler olarak, korkmadan mutlaka Mescid-i Haram'a gireceksiniz! İşte sizin bilmediğiniz şeyleri bildi de ondan önce, yakın bir fetih verdi.(Fetih-27)
  • O, onu, bütün dinlere üstün kılsın diye Resulunu hidayet ve o hak olan din ile gönderendir. Şahid olarak Allah yeter!(Fetih-28)
  • Muhammed Allah'ın Resuludur. Ve onun beraberinde bulunanlar, kafirlere karşı çok şiddetli, kendi aralarında gayet merhametlidirler; onları çokça rüku eden kimseler ve çokça secde eden kimseler olarak görürsün; Allah'dan bir lütuf ve bir rıdvan isterler. Secde eserinden olan alametleri, yüzlerindedir Bu, onların Tevrat'taki vasıflarıdır. İncil'deki vasıfları ise, bir ekin gibidir ki filizini çıkarmış, sonra onu kuvvetlendirmiş, sonra kalınlaşmış da gövdesi üzerine dikilmiştir; bu hal ekincilerin hoşuna gider; bu benzetme kafirleri onlarla öfkelendirmek içindir. Allah, onlardan iman edip salih ameller işleyenlere bir mağfiret ve büyük bir mükafat vad etmiştir.(Fetih-29)

Monday, October 19, 2009

MEKTUBAT

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM
  • Hayat-ı ebediyeyi kazanmakta en birinci vasıta ve saadet-i ebediyenin anahtarı imandır; ona çalışmak lazım geliyor.
  • Milyarlar seneden ziyade olan hayat-ı ebediyeye çalışmasını ve kazanmasını; meşkuk bir iki sene hayat-ı dünyeviyeye lüzumsuz, fuzuli bir surette karışma ile feda etmemek için..hem en mühim, en lüzumlu, en saf ve en hakikatlı olan hizmet-i iman ve Kur'an için şiddetle siyasetten kaçıyor.
  • İmansızlık başka şeylere benzemiyor. Zulümde, fıskt, kebairde birer menhus lezzet-i şeytaniye bulunabilir. Fakat imansızlıkta hiçbir cihet-i lezzet yok. Elem içinde elemdir, zulmet içinde zulmettir, azab içinde azabdır.
  • Eski zamandan beri menfi milliyet ve unsuriyet-perverliğe, Avrupanın bir nevi frenk illeti olduğunda, bir zehr-i katil nazarıyla bakmışım. Ve Avrupa, o frenk illetini İslam içine atmış; ta tefrika versin, parçalasın, yutmasına hazır olsun diye düşünür.
  • Benim boynumda veya koynumda bir akreb bulunduğunu biri söylese veya gösterse; ondan darılmak değil, belki memnun olmak lazım gelir.
  • Kur'an yıldızlarına perde çekilmez. Gözünü kapayan; yalnız kendi görmez, başkasına gece yapamaz.
  • Ahireti bilen ve dünyanın hakikatını keşfeden, aklı varsa pişman olmaz, yeniden dünyaya dönüp uğraşmaz. Elli seneden sonra, alakasız, tek başıyla bir adam; hayat-ı ebediyesini dünyanın bir iki sene gevezeliğine, şarlatanlığına feda etmez.. feda etse, kurnaz olmaz, belki ebleh bir divane olur.
  • Ben nefsimi tebrie etmiyorum..nefsim her fenalığı ister. Fakat şu fani dünyada, şu muvakkat misafirhanede, ihtiyarlık zamanında, kısa bir ömürde, az bir lezzet için, ebedi, daimi hayatınıve saadet-i ebediyesini berbad etmek, ehl-i aklın karı değil. Ehl-i aklın ve zişuurun karı olmadığından, nefs-i emmarem ister istemez akla tabi olmuştur.
  • Hal-ı alemin salahını temenni ediyorum, dua ediyorum ve ehl-i dünyanın ıslahını arzu ediyorum; fakat irade edemiyorum; çünkü elimden gelmiyor. Bilfiil teşebbüs edemiyorum; çünkü ne vazifemdir, ne de iktidarım var.
  • Ahiret kapısında olan bir adama, dünyanın karmakarışık usul ve adatı ona nasıl teklif edilir?
  • Hak ve hakikat inhisar altına alınmaz! İman ve Kur'an nasıl inhisar altına alınabilir?
  • Elbette en bahtiyar odur ki: Dünya için ahiretini unutmasın; ahiretini dünyaya feda etmesin; hayat-ı ebediyesini hayat-ı dünyeviye için bozmasın; malayani şeylerle ömrünü telef etmesin; kendini misafir telakki edip misafirhane sahibinin emirlerine göre hareket etsin; selametle kabir kapısını açıp saadet-i ebediyeye girsin..(16. MEKTUB)

BEDİÜZZAMAN

FETİH SURESİNDEN PARÇALAR

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM

  • Şüphesiz ki biz sana, apaçık bir fetih açtık. Ta ki, Allah senin günahından geçmiş ve gelecek olanı, senin için bağışlasın; üzerine olan nimetini tamamlasın ve seni dosdoğru bir yola hidayet etsin. Ve Allah, sana şanlı bir zaferle yardım etsin!(Fetih-1,3)
  • O, imanlarına iman katsınlar diye müminlerin kalblerine sükunet indirendir. Hem göklerin ve yerin orduları Allah'ındır. Ve Allah, Alimdir, Hakimdir.(Fetih-4)
  • Şüphesiz ki biz seni, bir şahid, bir müjdeleyici ve bir korkutucu olarak gönderdik. Ta ki Allah'a ve Resulüne iman edesiniz; ve O'na yardım edesiniz, hem O'nu büyük bilesiniz! Hem sabah ve akşam O'nu tesbih edesiniz!(Fetih-8,9)
  • Şüphesiz ki sana biat edenler, ancak Allah'a biat etmektedirler. Allah'ın eli onların ellerinin üzerindedir. Artık kim bozarsa, o takdirde ancak kendi aleyhine bozmuş olur. Kim de Allah'a hakkında söz verdiği şeyi yerine getirirse, bunun üzerine ona yakında büyük bir mükafat verecektir.(Fetih-10)
  • O geri bırakılanlar, ganimetleri almak için gittiğiniz zaman: Bizi bırakın da peşinizden gelelim! diyecektir. Onlar Allah'ın kelamını değiştirmek istiyorlar. De ki: Siz asla peşimizden gelmeyeceksiniz; Allah, hakkınızda daha önce böyle buyurmuştur! Bunun üzerine onlar: Hayır! Siz bizi kıskanıyorsunuz! diyeceklerdir. Bilakis, ancak pek az anlıyorlar.(Fetih-15)

Tuesday, August 25, 2009

MEKTUBAT

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM
  • Mesail-i imaniyenin münakaşa suretinde bahsi caiz değildir.
  • Eğer Hazret-i Adem cennette kalsaydı; melek gibi makamı sabit kalırdı, istidadat-ı beşeriye inkişaf etmezdi. Halbuki yeknesak makam sahibi olan melaikeler çoktur, o tarz ubudiyet için insana ihtiyaç yok.
  • Belki hikmet-i ilahiye, nihayetsiz makamatı katedecek olan insanın istidadına muvafık bir dar-ı teklifi iktiza ettiği için, melaikelerin aksine olarak mukteza-yı fıtratları olan malum günahla cennetten ihraç edildi.
  • Halk-ı şer, şer değil, belki kesb-i şer şerdir. Çünkü halk ve icad, bütün netaice bakar; kesb hususi bir mübaşeret olduğu için hususi netaice bakar.
  • Hayr-ı kesir için, şerr-i kalil kabul edilir.. Eğer şerr-i kalil olmamak için, hayr-ı kesiri intac eden bir şer terkedilse; o vakit şerr-i kesir irtikab edilmiş olur. Mesela: Kangren olmuş ve kesilmesi lazım gelen bir parmağın kesilmesi hayırdır, iyidir; halbuki zahiren şerdir. Parmak kesilmezse, el kesilir; şerr-i kesir olur.
  • İşte kömür gibi olan ervah-ı safileyi, elmas gibi olan ervah-ı aliyeden temyiz ve tefrik için, şeytanların hilkatıyla ve sırr-ı teklif ve bas-ı enbiya ile, bir meydan-ı imtihan ve tecrübe ve cihad ve müsabaka olmasaydı, maden-i insaniyetteki elmas ve kömür hükmünde olan istidatlar, beraber kalacaktı.
  • Kemiyetin, keyfiyete nisbeten ehemmiyeti yok..Asıl ekseriyet, keyfiyete bakar.
  • İşte nev-i beşer biset-i enbiya ile, sırr-ı teklif ile, mücahede ile, şeytanlarla muharebe ile kazandıkları yüzbinlerle evliya..ve milyarlarla asfiya gibi alem-i insaniyetin güneşleri, ayları ve yıldızları mukabilinde, kemiyetçe kesretli, keyfiyetçe ehemmiyetsiz hayvanat-ı muzırra nevinden olan küffarı ve münafıkları kaybetti.
  • Zaten sükun ve sükunet, atalet, yeknesaklık, tevakuf; bir nevi ademdir, zarardır. Hareket ve tebeddül; vücuddur, hayırdır. Hayat, harekatla kemalatını bulur; beliyyat vasıtasıyla terakki eder. Hayat; cilve-i esma ile muhtelif harekata mazhar olur, tasaffi eder, kuvvet bulur, inkişaf eder, inbisat eder, kendi mukadderatına yazmasına müteharik bir kalem olur, vazifesini ifa eder, ücret-i uhreviyeye kesb-i istihkak eder.
  • Mezkur mesail gibi mesail-i imaniyeyi, mizansız mücadele suretinde cemaat içinde bahsetmek caiz değildir. Mizansız mücadele olduğundan, tiryak iken zehir olur. Diyenlere, dinleyenlere zarardır. Belki böyle mesail-i imaniyenin itidal-i demle, insafla, bir müdavele-i efkar suretinde bahsi caizdir.(Onikinci Mektub)
  • Kuran-ı Hakimin hizmetinin bütün siyasetlerin fevkinde bir ulviyeti var ki, çoğu yalancılıktan ibaret olan dünya siyasetine tenezzüle meydan vermiyor.
  • Haksızlığı hak zanneden adamlara karşı hak dava etmek, bir nevi haksızlıktır. Bu nevi haksızlığı irtikab etmek istemem.
  • Zaten izzetle mevti, zilletle hayata tercih edenlerdeniz. Biz kendilerine arada, ortada bir yer olmayan kişileriz. Bizim için ya alemin üstünde yer almak, ya da kabre girmek vardır.
  • Nura karşı kavga edilmez, ona karşı adavet edilmez. Sırf şeytan-ı racimden başka ondan nefret eden olmaz.(Onüçüncü Mektub)

BEDİÜZZAMAN

Tuesday, August 18, 2009

MEKTUBAT

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM
  • İmam-ı Mübin, ilim ve emr-i İlahinin bir nevine ünvandır ki, alem-i şehadetten ziyade alem-i gayba bakıyor. Yani zaman-ı halden ziyade mazi ve müstakbele nazar eder. Yani herşeyin vücud-u zahiresinden ziyade aslına, nesline ve köklerine ve tohumlarına bakar Kader-i İlahinin bir defteridir.
  • Amma Kitab-ı Mübin ise, alem-i gaybdan ziyade, alem-i şehadete bakar. Yani: Mazi ve müstakbelden ziyade, zaman-ı hazıra nazar eder. Ve ilim ve emirden ziyade, kudret ve irade-i İlahiyenin bir ünvanı, bir defteri, bir kitabıdır. İmam-ı Mübin kader defteri ise, Kitab-ı Mübin kudret defteridir.
  • Küre-i arz bir çekirdek ve meydan-ı haşir, içindekilerle beraber bir ağaçtır, bir sümbüldür ve bir mahzendir.
  • Tasavvur-u küfür, küfür değil; tahayyül-ü şetm, şetm değil. Hususan ihtiyarsız olsa ve farazi bir tahattur olsa, bütün bütün zararsızdır.
  • İşte mimsiz medeniyet, nasıl kız hakkında, hakkından fazla hak verdiğinden böyle bir haksızlığa sebep oluyor..öyle de: Valide hakkında hakkını kesmekle daha dehşetli haksızlık ediyor. Evet rahmet-i Rabbaniyenin en hürmetli, en halavetli, en latif ve en şirin cilvesi olan şefkat-ı valide, hakaik-i kainat içinde en muhterem, en mükerrem bir hakikattır. Ve valide, en kerim, en rahim, öyle fedakar bir dosttur ki; o şefkat saikasıyla bir valide, bütün dünyasını ve hayatını ve rahatını, veledi için feda eder.

BEDİÜZZAMAN

MUHAMMED SURESİNDEN PARÇALAR

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM
  • Demek iş başına geçecek olursanız, yeryüzünde fesad çıkaracak ve akrabalık bağlarını koparacaksınız, öyle mi? İşte onlar o kimselerdir ki, Allah onlara lanet etmiştir. Sonra onları sağırlaştırmış ve gözlerini kör etmiştir.(Muhammed-22,23)
  • Artık melekler onların yüzlerine ve arkalarına vura vura canlarını alırken nasıl olacak! Bunun sebebi şudur: Şüphesiz onlar, Allah'ı gazablandıran şeylere uydular ve O'nun razı olduğu şeyleri hoş görmediler. Bunun üzerine onların amellerini boşa çıkardı.(Muhammed-27,28)
  • Yoksa kalblerinde bir hastalık bulunanlar, Allah, kinlerini asla ortaya çıkarmayacak mı sandılar? Halbuki dileseydik, onları elbette sana gösterirdik de kendilerini muhakkak simalarından tanırdın. Yine de onları mutlaka konuşma üslubundan tanırsın. Allah ise, amellerinizi bilir.(Muhammed-29,30)
  • Celalim hakkı için, içinizden cihad edenleri ve sabredenleri ortaya çıkarıncaya kadar, sizi imtihan edeceğiz! Haberlerinizi de deneyerek çıkaracağız.(Muhammed-31)
  • Ey iman edenler! Allah'a itaat edin! Peygambere de itaat edin! Ta ki amellerinizi boşa çıkarmayın!(Muhammed-33)
  • O halde gevşemeyin ve siz daha üstün olduğunuz halde, kafirleri sulha davet etmeyin! Çünkü Allah, sizinle beraberdir; ve amellerinizi asla eksiltmeyecektir.(Muhammed-35)
  • Dünya hayatı ancak bir oyun ve bir eğlencedir. Eğer iman edip sakınırsanız, size mükafatınızı verir. Hem sizden mallarınızı isteniyor. Eğer sizden onları isteseydi de sizi zorlasaydı, cimrilik ederdiniz ve sizin kinlerinizi ortaya çıkarırdı.(Muhammed-36,37)
  • İşte siz o kimselersiniz ki, Allah yolunda sarf etmeye çağrılıyorsunuz. Fakat içinizden bazıları cimrilik ediyor. Halbuki kim cimrilik ederse, o takdirde ancak kendi nefsine karşı cimrilik etmiş olur. Çünkü Allah zengindir, siz ise fakir kimselersiniz. Eğer yüz çevirirseniz, yerinize sizden başka bir kavim getirir de sonra sizin gibi olmazlar.(Muhammed-38)

Monday, August 17, 2009

MEKTUBAT

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM
  • Zat-ı risaletin akvali gibi, efal ve ahvali ve etvar ve harekatı dahi menabi-i din ve şeriattır ve ahkamın mehazleridir. Şıkk-ı zahirisine sahabeler hamele oldukları gibi, hususi dairesindeki mahfi ahvalatından tezahür eden esrar-ı din ve ahkam-ı şeriatın hameleleri ve ravileri de, ezvac-ı tahirattır ve bilfiil o vazifeyi ifa etmişlerdir. Esrar ve ahkam-ı dinin hemen yarısı, belki onlardan geliyor. Demek bu azim vazifeye, birçok ve meşrebçe muhtelif ezvac-ı tahirat lazımdır.
  • Peygamber rahmet-i İlahiye hesabıyla size şefkat eder, pederane muamele eder ve risalet namına siz O'nun evladı gibisiniz. Fakat şahsiyet-i insaniye itibarıyla pederiniz değildir ki, sizden zevce alması münasip düşmesin! Ve sizlere oğlum dese, ahkam-ı şeriat itibarıyla siz O'nun evladı olamazsınız!(Yedinci Mektub)
  • Şefkat pek geniştir. Bir zat, şefkat ettiği evladı münasebetiyle bütün yavrulara, hatta ziruhlara şefkatini ihata eder ve Rahim isminin ihatasına bir nevi ayinedarlık gösterir. Halbuki aşk, mahbubuna hasr-ı nazar edip, herşeyi mahbubuna feda eder; yahut mahbubunu ila ve sena etmek için başkalarını tenzil ve manen zemmeder ve hürmetlerini kırar.
  • Hem şefkat halistir, mukabele istemiyor; safi ve ivazsızdır..hatta en adi mertebede olan hayvanatın yavrularına karşı fedakarane ivazsız şefkatleri buna delildir. Halbuki aşk ücret ister ve mukabele taleb eder. Aşkın ağlamaları, bir nevi talebdir, bir ücret istemektir.(Sekizinci Mektub)
  • Kerametin izharı, zaruret olmadan zarardır. İkramın izharı ise, bir tahdis-i nimettir.
  • Şu dünya hayatında en bahtiyar odur ki: Dünyayı bir misafirhane-i askeri telakki etsin ve öyle de izan etsin ve ona göre hareket etsin. Ve o telakki ile, en büyük mertebe olan mertebe-i rızayı çabuk elde edebilir. Kırılacak şişe pahasına, daimi bir elmasın fiyatını vermez; istikamet ve lezzetle hayatını geçirir.
  • Endişe-i istikbal hissi herkeste var; şiddetli bir surette endişe ettiği vakit bakar ki, o endişe ettiği istikbale yetişmek için elinde senet yok. Hem rızk cihetinde bir taahhüd altında ve kısa olan bir istikbal, o şiddetli endişeye değmiyor.
  • İnsanlar, insana verilen cihazat-ı maneviyeyi, eğer nefsin ve dünyanın hesabıyla istimal etse ve dünyada ebedi kalacak gibi gafilane davransa, ahlak-ı rezileye ve israfat ve abesiyete medar olur. Eğer hafiflerini dünya umuruna..ve şiddetlilerini vezaif-i uhreviyeye ve maneviyeye sarfetse, ahlak-ı hamideye menşe, hikmet ve hakikata muvafık olarak saadet-i dareyne medar olur.
  • Nasihlerin nasihatları şu zamanda tesirsiz kaldığının bir sebebi şudur ki: Ahlaksız insanlara derler: Hased etme! Hırs gösterme! Adavet etme! İnat etme! Dünyayı sevme!, yani fıtratını değiştir gibi zahiren onlarca malayutak bir teklifte bulunurlar. Eğer deseler ki: Bunların yüzlerini hayırlı şeylere çeviriniz, mecralarını değiştiriniz. Hem nasihat tesir eder, hem daire-i ihtiyarlarında bir emr-i teklif olur.
  • İslamiyet, iltizamdır; iman, izandır. Tabir-i diğerle: İslamiyet, hakka tarafgirlik ve teslim ve inkıyaddır; iman ise, hakkı kabul ve tasdiktir. İmansız İslamiyet, sebeb-i necat olmadığı gibi; İslamiyetsiz iman da medar-ı necat olamaz.(Dokuzuncu Mektub)

BEDİÜZZAMAN

MUHAMMED SURESİNDEN PARÇALAR

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM
  • İnkar edenler ve Allah yolundan men edenler yok mu, Allah onların amellerini boşa çıkarmıştır. İman edip salih ameller işleyenlere ve Rableri tarafından hak olarak Muhammed'e indirilene iman edenlere gelince, onların günahlarını kendilerinden örtmüş ve hallerini düzeltmiştir.(Muhammed-1,2)
  • Bunun sebebi, şüphesiz inkar edenlerin batıla uymaları, hakikaten iman edenlerin ise Rableri tarafından hakka tabi olmalarıdır. İşte böylece Allah, insanlara misallerini getirir.(Muhammed-3)
  • Artık inkar edenlerle karşılaştığınızda, hemen o boyunlarına vurmak gerekir! Nihayet onlara ağır kayıplar verdiğiniz zaman, artık bağı sıkı tutun; sonra da ya lutfederek veya fidye alarak onları salın! Ve harb ağırlıklarını bırakıncaya kadar böyle yapın! İşte yapılacak iş budur! Halbuki Allah dileseydi, elbette onlardan intikam alırdı; fakat sizi birbirinizle imtihan etmek için..Allah yolunda öldürülenlere gelince, artık onların amellerini asla boşa çıkarmayacaktır.(Muhammed-4)
  • Ey iman edenler! Eğer Allah'a yardım ederseniz, O da size yardım eder ve ayaklarınızı sabit kılar.(Muhammed-7)
  • Rabbisinden apaçık bir delil üzerinde bulunan kimse, hiç kötü ameli kendisine süslü gösterilen ve arzularına uyan kimse gibi midir?(Muhammed-14)
  • Takva sahiblerine vad edilen Cennetin misali şöyledir: Orada bozulmayan sudan ırmaklar, tadı değişmeyen sütten ırmaklar, içenlere lezzet veren şarabdan ırmaklar ve safi baldan ırmaklar vardır. Onlar için orada meyvelerin her çeşidi ve Rablerinden bir mağfiret vardır. Onların hali, o ateşte ebedi olarak kalan ve kaynar bir su içirilen kimseler gibi midir ki bağırsaklarını parça parça etmiştir.(Muhammed-15)
  • İşte gerçekten şunu bil ki, Allah'dan başka ilah yoktur! Hem kendi günahın için, hem de mümin erkeklerle mümin kadınlar için mağfiret dile! Allah, gezip dolaştığınız yeri de, kalacağınız yeri de bilir.(Muhammed-19)

BEDİÜZZAMAN

Wednesday, August 12, 2009

MEKTUBAT

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM
  • Der tarik-i Nakşibendi lazım amed çar terk; Terk-i dünya, terk-i ukba, terk-i hest, terk-i terk.
  • Der tarik-i aczmendi lazım amed çar-çiz; Fakr-ı mutlak, acz-i mutlak, şükr-ü mutlak, şevk-i mutlak ey aziz!(Dördüncü Mektub)
  • Tarik-i Nakşinin üç perdesi var: Birisi ve en birincisi ve en büyüğü: Doğrudan doğruya hakaik-i imaniyeye hizmettir ki, İmam-ı Rabbani de ahir zamanında ona süluk etmiştir.
  • İkincisi: Feraiz-i diniye ve sünnet-i seniyyeye tarikat perdesi altında hizmettir.
  • Üçüncüsü: Tasavvuf yoluyla emraz-ı kalbiyenin izalesine çalışmak, kalb ayağıyla süluk etmektir. Birincisi farz, ikincisi vacib, bu üçüncüsü ise sünnet hükmündedir.
  • İmansız cennete gidemez, fakat tasavvufsuz cennete giden pek çoktur. Ekmeksiz insan yaşayamaz, fakat meyvesiz yaşayabilir. Tasavvuf meyvedir, hakaik-i İslamiye gıdadır.
  • Eğer dalalet cehaletten gelse izalesi kolaydır. Fakat dalalet, fenden ve ilimden gelse, izalesi müşkildir. Eski zamanda ikinci kısım, binde bir bulunuyordu. Bulunanlardan ancak binden biri irşad il yola gelebilirdi. Çünkü öyleler kendilerini beğeniyorlar; hem bilmiyorlar, hem kendilerini bilir zannediyorlar. Cenab-ı Hak şu zamanda, i'caz-ı Kuran'ın manevi lemeatından olan malum Sözler'i, şu dalalet zındıkasına bir tiryak hasiyetini vermiş tasavvurundayım.(Beşinci Mektub)
  • Bırak biçare feryadı, beladan kıl tevekkül. Zira feryad, bela-ender, hata-ender beladır bil. Bela vereni buldunsa eğer; safa-ender, vefa-ender, ata-ender beladır bil.
  • Madem öyle bırak şekvayı şükret, çün belabil, dema keyfinden güler hep gül mül. Ger bulmazsan, bütün dünya cefa-ender, fena-ender, heba-ender beladır bil.
  • Cihan dolu bela başında varken, ne bağırırsın küçücük bir beladan, gel tevekkül kıl. Tevekkül ile bela yüzünde gül, ta o da gülsün; o güldükçe küçülür, eder tebeddül.
  • Cenab-ı Hakkı bulan neyi kaybeder? Ve O'nu kaybeden, neyi kazanır? Yani: O'nu bulan herşeyi bulur. O'nu bulmayan hiçbirşey bulmaz, bulsa da başına bela bulur.(Altıncı Mektub)

BEDİÜZZAMAN

AHKAF SURESİNDEN PARÇALAR

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM
  • Bir de Ad'ın kardeşi Hud'u an! Hani Ahkafa kavmini: Allah'dan başkasına ibadet etmeyin! Şüphesiz ki ben, sizin üzerinize büyük bir günün azabından korkarım! diye korkutmuştu ki kendinden önce ve kendinden sonra da korkutucular gelmişti.(Ahkaf-21)
  • And olsun ki, size kendisi hakkında imkan vermediğimiz hususlarda, onlara imkan vermiştik; onlarada kulaklar, gözler ve kalbler vermiştik. Fakat ne kulakları, ne gözleri, ne de kalbleri onlara hiçbir şeyden fayda vermedi. Çünkü Allah'ın ayetlerini bile bile inkar ediyorlardı da kendisiyle alay etmekte oldukları onları kuşatıverdi.(Ahkaf-26)
  • Ve bir zaman, cinlerden birtakımını Kuran'ı dinlemeleri üzere sana yöneltmiştik. Nihayet ona hazır olduklarında: Susun! dediler. Kıraat bitirilince de korkutucular olarak kavimlerine döndüler. Dediler ki: Ey kavmimiz! Doğrusu biz, Musa'dan sonra indirilen, kendinden öncekileri tasdik eden, hakka ve dosdoğru bir yola hidayet eden bir kitab dinledik.(Ahkaf-29,30)
  • Görmediler mi ki, şüphesiz gökleri ve yeri yaratan ve bunları yaratmakla yorulmayan Allah, ölüleri diriltmeye de kadirdir. Evet! Şüphesiz ki O, herşeye hakkıyla gücü yetendir.(Ahkaf-33)
  • O halde ulül-azm(sebat sahibi) olan peygamberlerin sabrettiği gibi sabret! Ve onlar hakkında acele etme! Onlar vad olunup durdukları azablarını görecekleri gün, sanki sadece gündüzün bir saati kadar kalmış gibidirler. Bu bir tebliğdir! Hiç fasıklar topluluğundan başkası helak edilir mi?(Ahkaf-35)

Tuesday, August 11, 2009

MEKTUBAT

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM
  • Ehl-i dalalet, ehl-i ilmi; ilmi, vasıta-ı cer etmekle ittiham ediyorlar. İlmi ve dini kendilerine medar-ı maişet yapıyorlar deyip insafsızcasına onlara hücum ediyorlar. Bunları fiilen tekzib lazımdır.
  • Allah namına vermek, Allah namına almak lazımdır. Halbuki ekseriya ya veren gafildir; kendi namına verir, zımni bir minnet eder. Ya alan gafildir; Münim-i Hakikiye ait şükrü, senayı zahiri esbaba verir, hata eder.
  • Tevekkül, kanaat ve iktisad öyle bir hazine ve bir servettir ki, hiçbir şey ile değişilmez.
  • Hem tasannu ve temellükten beni kurtaran bir parça kuru ekmek yemek ve yüz yamalı bir libası giymek bana hoş geliyor. Gayrın en ala baklavasını yemek, en murassa libasını giymek ve onların hatırını saymağa mecbur olmak, bana nahoş geliyor.
  • Salahat niyetiyle sana verilen birşey, salih olmazsan kabul etmek haramdır.(İkinci Mektub)
  • Sani-i Kadir, Fatır-ı Hakim, Vahid-i Ehad, kemal-i kudretini ve cemal-i hikmetini ve delil-i vahdetini göstermek için, pek az birşeyle çok işleri görmek; pek küçük birşeyle, pek büyük vazifeleri gördürmeyi adet etmiştir.
  • İşte vahdette nihayetsiz suhulet ve kesrette nihayetsiz suubet bulunduğundandır ki, ehl-i sanat ve ticaret, kesrete bir vahdet verir, ta suhulet ve kolaylık olsun; yani şirketler teşkil ederler.(Üçüncü Mektub)

BEDİÜZZAMAN

AHKAF SURESİNDEN PARÇALAR

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM
  • O'ndan önce de bir rehber ve bir rahmet olarak Musa'nın kitabı vardır. Bu ise, zulmedenleri korkutmak ve iyilik edenlere müjde olmak üzere, Arabca bir lisan ile öncekileri tasdik edici bir kitabdır.(Ahkaf-12)
  • İnsana, ana-babasına iyilik etmeyi de tavsiye ettik. Anası onu zahmetle taşımış ve onu zahmetle doğurmuştur. Hem taşınması ile sütten kesilmesi otuz aydır. Nihayet gücü kemale erip, kırk seneye vardığı zaman dedi ki: Rabbim! Bana ve ana-babama verdiğin nimetine şükretmemi ve razı olacağın salih bir amel işlememi bana ilham eyle ve benim için zürriyetim içinde iyi hal nasib et! Doğrusu ben, san tevbe ettim ve şüphesiz ben, teslim olanlardanım.(Ahkaf-15)
  • İşte onlar, kendilerinden yaptıklarının en güzelini kabul edeceğimiz ve kötülüklerden vazgeçeceğimiz, Cennet ehli arasında bulunan kimselerdir. Söz verilmekte oldukları sadık va'ddir.(Ahkaf-16)
  • Fakat o kimse ki, ana-babasına: Öf ikinize! Benden önce nice nesiller gelip geçmiş iken, beni çıkarılmakla mı tehdid ediyorsunuz? dedi. Onlar ise, Allah'dan yardım isteyerek: Yazıklar olsun sana! İman et! Elbette Allah'ın vadi haktır! dedikleri halde o dedi ki: Bu, eskilerin masallarından başka birşey değildir!(Ahkaf-17)
  • Herkes için yaptıklarına göre dereceler vardır, ta ki Allah onlara, amellerini tam versin! Hem onlara haksızlık edilmez.(Ahkaf-19)
  • Ve inkar edenler ateşe arz olunacağı gün: Dünya hayatınızda güzel şeylerinizi giderdiniz ve onlarla faydalandınız. Bugün ise, yeryüzünde haksız yere büyüklük taslamakta olmanızdan ve fasıklık etmekte olmanızdan dolayı aşağılayıcı azab ile cezalandırılacaksınız!(Ahkaf-20)

Monday, August 10, 2009

MEKTUBAT - BİRİNCİ MEKTUB

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM
  • Ahir zamanda Hazret-i İsa Aleyhisselam gelecek, Şeriat-ı Muhammediye(asm) ile amel edecek, mealindeki hadisin sırrı şudur ki: Ahir zamanda felsefe-i tabiiyenin verdiği cereyan-ı küfriye ve inkar-ı Uluhiyete karşı İsevilik dini tasaffi ederek ve hurafattan tecerrüd edip İslamiyete inkılab edeceği bir sırada, nasıl ki İsevilik şahs-ı manevisi, vahy-i semavi kılıncıyla o müthiş dinsizliğin şahs-ı manevisini öldürür; öyle de, Hz.İsa Aleyhisselam, İsevilik şahs-ı manevisini temsil ederek, dinsizliğin şahs-ı manevisini temsil eden Deccalı öldürür.. yani inkar-ı uluhiyet fikrini öldürecek.
  • Onlar kendilerini ölmüş bilmiyorlar..yalnız kendilerinin daha iyi bir aleme gittiklerini biliyorlar..kemal-i saadetle mütelezziz oluyorlar..ölümdeki firak acılığını hissetmiyorlar.(Tirmizi)
  • Mevt, vazife-i hayattan bir terhistir, bir paydostur, bir tebdil-i mekandır, bir tahvil-i vücuddur, hayat-ı bakiyeye bir davettir, bir mebdedir, bir hayat-ı bakiyenin mukaddimesidir.
  • Çekirdeğin mevti, sümbülün mebde-i hayatıdır; belki ayn-ı hayatı hükmünde olduğu için, şu ölüm dahi hayat kadar mahluk ve muntazamdır.
  • Nevm, nasıl ki bir rahat, bir istirahattır; hususan musibetzedeler, yaralılar, hastalar için..öyle de nevmin büyük kardeşi olan mevt dahi, musibetzedelere ve intihara sevkeden belalarla mübtela olanlar için ayn-ı nimet ve rahmettir.
  • Hem bir Fatır-ı Hakim ki, dağ gibi koca bir ağacı, tırna gibi bir çekirdekte saklar. Elbette o Zat-ı Zülcelal'in kudret ve hikmetinden uzak değildir ki, küre-i arzın kalbindeki cehennem-i suğra çekirdeğinde cehennem-i kübrayı saklasın.
  • Dünyanın fani yüzüne karşı olan aşk-ı mecazi, eğer o aşık, o yüzün üstündeki zeval ve fena çirkinliğini görüp ondan yüzünü çevirse, baki bir mahbub arasa, dünyanın pek güzel ve ayine-i esma-i İlahiye ve mezraa-i ahiret olan iki diğe yüzüne bakmaya muvaffak olursa, o gayr-i meşru mecazi aşk,o vakit aşk-ı hakikiye inkılaba yüz tutar.
  • Nefsini unutup, hayatın zevalini düşünmeyerek, hususi, kararsız dünyasını, aynı umumi dünya gibi sabit bilip kendini layemut farzederek dünyaya saplansa, şedit hissiyat ile ona sarılsa, onda boğulur, gider.

BEDİÜZZAMAN

CASİYE & AHKAF SURELERİNDEN PARÇALAR

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM
  • İşte arzusunu kendisine ilah edinen ve Allah'ın bir ilim üzere dalalete attığı, kulağını ve kalbini mühürlediği, gözünün üzerine de bir perde çektiği kimseyi gördün mü? Peki onu, Allah'dan sonra kim hidayete erdirebilir? Hiç ibret almıyor musunuz?(Casiye-23)
  • De ki: Allah size hayat veriyor, sonra sizi vefat ettirecek, sonra da sizi kendisinde hiç şüphe olmayan kıyamet gününde bir araya toplayacaktır; fakat insanların çoğu bilmiyorlar.(Casiye-26)
  • Ve o gün her ümmeti casiye(diz çökmüş) olarak görürsün! Her ümmet, kendi kitabına çağrılır ve denilir: Bugün yapmakta olduklarınızla karşılık göreceksiniz!(Casiye-28)
  • Bu, size karşı hakkı söyleyen kitabımızdır. Şüphesiz ki biz, yapmakta olduğunuz şeyleri yazıyorduk.(Casiye-29)
  • Ve denir ki: Bu gününüzle karşılaşmayı unuttuğunuz gibi, bu gün sizi unuturuz. Çünkü yeriniz ateştir; sizin için hiçbir yardımcı da yoktur! Bunun sebebi şudur: Gerçekten siz, Allah'ın ayetlerini alaya almıştınız ve dünya hayatı sizi aldatmıştı. Artık bugün, ne oradan çıkarılırlar, ne de onlardan razı etmeleri istenir.(Casiye-34,35)
  • Ha, Mim. Bu Kitab'ın indirilmesi, Aziz, Hakim olan Allah tarafındandır. Gökleri ve yeri ve ikisi arasında bulunanları, ancak hak ile ve belirli bir ecel ile yarattık. İnkar edenler ise korkutuldukları şeyden yüz çeviricidirler.(Ahkaf-1,3)
  • De ki: Söyleyin bana! Allah'ı bırakıp yalvarmakta olduğunuz şeyler, yerden neyi yaratmışlar, bana gösterin! Yoksa, onların göklerde bir ortaklığı mı var? Eğer doğru kimseler iseniz, bana bundan önce bir kitab veya ilimden bir eser getirin!(Ahkaf-4)
  • Allah'ı bırakıp da kıyamet gününe kadar kendisine cevab veremeyecek şeylere dua edenden daha sapık kim olabilir? Halbuki onlar, bunların dualarından habersizdirler.(Ahkaf-5)

Thursday, August 6, 2009

CASİYE SURESİNDEN PARÇALAR

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM
  • Ha, Mim. Bu Kitabın indirilmesi, Aziz, Hakim olan Allah tarafındandır. Şüphesiz ki göklerde ve yerde, müminler için elbette deliller vardır. Hem sizin yaratılışınızda ve yaymakta olduğu hareketli her canlıda, kati olarak iman edecek bir topluluk için deliller vardır.(Casiye-1,4)
  • Gece ile gündüzün ihtilafında, Allah'ın gökten bir rızık indirip, onunla yeryüzünü ölümden sonra diriltmesinde ve rüzgarları estirmesinde de akıl erdirecek bir topluluk için deliller vardır. İşte bunlar, Allah'ın ayetleridir; onları sana hak ile okuyoruz. Artık Allah'dan ve O'nun ayetlerinden sonra hangi söze inanacaklar?(Casiye-5,6)
  • Allah, emri ile içinde gemilerin akıp gitmesi ve lütfundan aramanız için denizi sizin emrinize verendir; umulur ki şükredersiniz.(Casiye-12)
  • Hem göklerde olanlar ve yerde bulunanların hepsini, kendi tarafından sizin emrinize verdi. Doğrusu bunda, düşünecek bir topluluk için gerçekten deliller vardır.(Casiye-13)
  • İman edenlere de ki, Allah'ın günlerini ummayan kimseleri bağışlasınlar; ta ki, her topluluğa kazanmakta olduklarının karşılığını versin!(Casiye-14)
  • Sonra da seni o emir hakkında bir şeriat üzerinde kıldık. Artık ona tabi ol; ve bilmeyenlerin arzularına uyma!(Casiye-18)
  • Çünkü onlar, Allah'dan hiçbir şeyi senden defedemezler. Ve şüphesiz ki zalimler, birbirlerinin dostlarıdırlar. Allah da takva sahiblerinin dostudur.(Casiye-19)
  • Yoksa kötülükleri işleyenler, hayatlarında ve ölümlerinde kendilerini, iman edip salih amel işleyenlerle bir tutacağımızı mı sandılar? Ne kötü hüküm veriyorlar!(Casiye-21)

Wednesday, August 5, 2009

DUHAN SURESİNDEN PARÇALAR

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM
  • Eğer bana iman etmiyorsanız, bari benden uzak durun!(Duhan-21)
  • İşte böyle! Artık onları, başka bir kavme miras bıraktık. Bunun üzerine onlara, ne gök ne de yer ağladı! Mühlet verilen kimseler de olmadılar!(Duhan-28,29)
  • And olsun ki İsrailoğullarını o aşağılayıcı azabdan, Firavundan kurtardık. Çünkü o üstünlük taslayan bir kimse idi, haddi aşanlardandı.(Duhan-30,31)
  • Halbuki gökleri ve yeri ve ikisi arasında bulunanları, oyuncular olarak yaratmadık. Onları ancak hak ile yarattık; fakat onların çoğu bilmiyorlar.(Duhan-38,39)
  • Şüphesiz ki o ayırış günü, onların hep birlikte buluşma vaktidir. O gün, bir dostun bir dosta hiçbir faydası olmaz ve onlar yardım olunmazlar. Ancak Allah'ın merhamet ettiği kimseler müstesna. Şüphesiz ki Aziz, Rahim olan ancak O'dur.(Duhan-40,42)
  • Muhakkak ki takva sahibleri, emin bir makamdadırlar. Bahçelerde ve pınar başlarında! İnce ipekten ve kalın ipekten giyerek karşılıklı oturanlardır. İşte böyle! Hem onları iri gözlü hurilerle evlendirmişizdir.(Duhan-51,54)
  • İlk ölümden başka orada ölüm tatmazlar ve Rabbinden bir lütuf olarak onları Cehennem azabından korumuştur. İşte büyük kurtuluş budur!(Duhan-56,57)
  • Artık onu sadece senin dilinle kolaylaştırdık; umulur ki ibret alırlar.(Duhan-58)
  • O halde gözetle; doğrusu onlar da seni gözetleyicidirler.(Duhan-59)

Tuesday, August 4, 2009

NOKTA

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM
  • Evet, şu bürhan-ı münevverin altı ciheti de şeffaftır. Üstünde icaz; altında mantık ve delil; sağında aklı istintak; solunda vicdanı istişhad; önünde, hedefinde hayır ve saadet; nokta-i istinadı vahy-i mahzdır. Vehmin ne haddi var ki girebilsin.
  • Tarik-i Kurani iki nevidir. Birincisi: Delil-i inayet ve gayettir ki, menafi-i eşyayı tadat eden bütün ayat-ı Kuraniye bu delili nesc ve şu bürhanı tanzim ediyorlar. Bu delilin zübdesi, kainatın nizam-ı ekmelinde ittikan-ı sanat ve riayet-i mesalih ve hikemdir.
  • İkincisi: Delil-i ihtiradır. Hülasası: Mahkulatın her nevine, her ferdine ve o nev'e ve o ferde müretteb olan asar-ı mahsusasını müntic ve istidad-ı kemaline münasib bir vücudun verilmesidir. Hiçbir nevi müteselsil-i ezeli değildir.
  • Feya acaba! Vacib-ül Vücudun lazime-i zaruriye-i beyyinesi olan ezeliyeti zihinlerine sığıştıramayan, nasıl oluyor da, her bir cihetten ezeliyete münafi olan maddenin ezeliyetini zihinlerine sığıştırabiliyorlar?
  • Müessir-i hakiki yalnız Allah'dır. Tesir-i hakiki esbabda yoktur. Esbab, izzet ve azamet-i kudretin bir perdesidir. Ta ki, aklın nazar-ı zahirisinde, dest-i kudret umur-u hasise ile mübaşir görünmesin.
  • Fıtrat yalan söylemez. Mesela: Bir çekirdekteki meyelan-ı nümuvv der ki: Sünbülleneceğim, meyve vereceğim. Doğru söyler.
  • Akıl tatil-i eşgal etse de, nazarını ihmal etse, vicdan Sanii unutamaz. Kendi nefsini inkar etse de onu görür. Onu düşünür. Ona müteveccihtir.
  • Göreceksin ki, kalb bedenin aktarına, neşr-i hayat ettiği gibi, kalbdeki ukde-i hayatiye olan Marifet-i Sani'dir ki, istidadat-ı gayr-i mahdude-i insaniye ile mütenasip olan amal ve müyul-u müteşaibeye neşr-i hayat eder. Lezzeti içine atar ve kıymet verir ve bast ve temdid eder. İşte nokta-i istimdad.
  • Akıl gözünü kapasa da, vicdanın gözü daima açıktır.
  • Bütün kainattaki bütün kemal ve cemal, Sani-i Zülcelalin kemal ve cemaline bir zıll-ı zalildir ve bürhanıdır.

BEDİÜZZAMAN

ZUHRUF&DUHAN SURELERİNDEN PARÇALAR

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM
  • Yoksa kendilerinin sırlarını ve fısıldaşmalarını gerçekten biz işitmiyor muyuz sanıyorlar? Hayır! Yanlarında bulunan elçilerimiz de yazıyorlar.(Zuhruf-80)
  • De ki: Eğer Rahman'ın bir çocuğu olsaydı, o takdirde tapanların ilki ben olurdum. Göklerin ve yerin Rabbi, arşın Rabbi vasfetmekte oldukları şeylerden pek münezzehtir.(Zuhruf-81,82)
  • O'nu bırakıp da kendisine yalvardıkları şeyler, şefaate sahib değildirler; ancak bilerek hakka şahidlik edenler müstesna.(Zuhruf-86)
  • Celalim hakkı için, eğer onlara kendilerini kimin yarattığını sorsan, mutlaka Allah! diyeceklerdir; öyle ise nasıl çevriliyorlar?(Zuhruf-87)
  • Ey Rabbim! sözüne yemin olsun ki, doğrusu bunlar iman etmez bir kavimdir. Şimdi onlara yüz çevir ve Selam! de. Artık ileride bileceklerdir.(Zuhruf-88,89)
  • Ha, Mim. Apaçık beyan eden o Kitab'a yemin olsun ki, gerçekten biz onu mübarek bir gecede indirdik; şüphesiz ki biz korkutucularız.(Duhan-1,3)
  • Katımızdan bir emirle, her hikmetli iş onda ayırd edilir. Çünkü biz, Rabbinden bir rahmet olarak göndericileriz. Doğrusu Semi, Alim ancak O'dur.(Duhan-4,6)
  • O halde, göğün insanları bürüyecek apaçık bir duhan getireceği günü gözetle! Bu elemli bir azabdır.(Duhan-11)
  • Rabbimiz! Bizden bu azabı kaldır; şüphesiz biz inanan kimseleriz, derler. Nerede onlarda ibret almak? Halbuki kendilerine gerçekten apaçık beyan eden bir peygamber gelmişti. Sonra ondan yüz çevirdiler ve: Bu, öğretilmiş bir mecnun! demişlerdi.(Duhan-12,14)
  • Şüphesiz ki biz, azabı kaldırıcılarız; ama siz gerçekten yine dönecek olan kimselersiniz.(Duhan-15)

Monday, August 3, 2009

NOKTA

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM
  • Gayr-i mütenahi berahininden dört bürhan-ı külliyi irad ediyoruz. Birinci Bürhan: Muhammed Aleyhissalatü Vesselamdır. İkinci Bürhan: Kitab-ı Kebir ve insan-ı ekber olan kainattır. Üçüncü Bürhan: Kitab-ı Muciz-ül Beyan, Kelam-ı Akdesdir. Dördüncü Bürhan: Alem-i gayb ve şehadetin nokta-i iltisakı ve berzahı ve iki alemden birbirine gelen seyyaratın mültekası vicdan denilen fıtrat-ı zişuurdur. Evet fıtrat ve vicdan akla bir penceredir. Tevhidin şuaını neşrederler.
  • Şu kitabın heyet-i mecmuasında öyle parlak bir nizam var ki, nezzamı güneş gibi içinde tecelli ediyor.
  • Eğer insaf ile dikkat etsen, şu küçücük hayvanın ve huveynatın sureti altında olan makine-i dakika-ı bedia-i İlahiyenin şuursuz, kör, mecra ve mahrekleri tahdid olunmayan ve imkanatından evleviyet olmayan esbab-ı basita-i camide-i tabiiyeden husulünü, muhal-ender-muhal göreceksin.
  • Dalalet ne kadar acibdir. Zat-ı Zülcelalin lazım-ı zarurisi olan ezeliyeti ve hassası olan icadı aklına sığıştırmayan, nasıl oluyor ki gayr-i mütenahi zerrata ve aciz şeylere veriyor.
  • Evet meşhurdur ki; Hilal-i ide bakarlardı. Kimse birşey görmedi. İhtiyar bir zat yemin etti: Hilali gördüm. Halbuki gördüğü hilal, kirpiğinin takavvus etmiş beyaz bir kılı idi. Kıl nerede, kamer nerede? Harekat-ı zerrat nerede, sebeb-i teşkil-i enva nerede?
  • İnsan fıtraten mükerrem olduğundan hakkı arıyor. Bazen batıl eline gelir. Hak zannederek koynunda saklar. Hakikatı kazarken ihtiyarsız dalalet başına düşer; hakikat zannederek başına giydiriyor.
  • Tabiat, alem-i şehadet denilen cesed-i hilkatin anasır ve azasının efalini intizam ve rabt altına alan bir şeriat-ı kübra-yı İlahiyedir. Kuva dedikleri şey, herbiri şu şeriatın bir hükmüdür. Kavanin dedikleri şey, herbiri şu şeriatın meselesidir.
  • Tabiat misali bir matbaadır, tabi değil; nakıştır, nakkaş değil; kabildir, fail değil; mistardır, masdar değil; nizamdır, nazım değil; kanundur, kudret değil; şeriat-ı iradiyedir, hakikat-ı hariciye değil.

BEDİÜZZAMAN

ZUHRUF SURESİNDEN PARÇALAR

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM
  • Onlara göstermekte olduğumuz her mucize, mutlaka diğerlerinden daha büyüktü. Umulur ki onlar dönerler diye kendilerini azablar ile yakaladık.(Zuhruf-48)
  • Meryemoğlu İsa da bir misal olarak zikredilince, senin kavmin ondan dolayı hemen gülüşmeye başladılar. Ve, bizim ilahlarımız mı daha hayırlı yoksa o mu? dediler. Bunu sana ancak tartışmak için getirdiler. Hayır! Onlar bir düşman topluluğudur.(Zuhruf-57,58)
  • Doğrusu İsa, sadece kendisine nimet verdiğimiz bir kuldur; ve onu İsrailoğullarına bir miras kıldık. Halbuki dileseydik, elbette size bedel yeryüzünde halife olacak melekler yapardık.(Zuhruf-59,60)
  • Halbuki şüphesiz o(İsa), kıyamet için elbette bir bilgidir; sakın onda şüpheye düşmeyin ve bana tabi olun! Bu dosdoğru bir yoldur.(Zuhruf-61)
  • Ve sakın, şeytan sizi çevirmesin! Çünkü o, size apaçık bir düşmandır.(Zuhruf-62)
  • İsa ise mucizelerle gelince şöyle demişti: Size hikmet getirdim ve üzerinde ihtilafa düştüğünüz şeylerin bir kısmını size açıklamak için geldim. Öyle ise Allah'dan sakının ve bana itaat edin! Şüphesiz ki benim Rabbim de, sizin de Rabbiniz ancak Allah'dır; o halde O'na ibadet edin! Bu, dosdoğru bir yoldur!(Zuhruf-63,64)
  • Ey kullarım! Bu gün size hiçbir korku yoktur ve siz mahzun olmayacaksınız! Onlar ki, ayetlerimize iman ettiler ve müslüman kimseler oldular. Girin Cennete! Siz ve zevceleriniz sevindirileceksiniz!(Zuhruf-68,70)
  • Etraflarında olan altın tepsiler ve bardaklarla dolaşılır. Ve orada canların kendisini çektiği ve gözlerin hoşlandığı herşey vardır. Artık siz orada ebedi olarak kalıcılarsınız.(Zuhruf-71)

Thursday, July 30, 2009

ŞULE

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM
  • Madem ki herşeyin Allah'dan olduğunu bilirsin ve ona izanın vardır. Zararlı menfaatli herşeyi tahsin ve hüsn-ü rıza ile kabul etmek lazımdır. Ve illa, gaflete düşmeye mecbur olursun.
  • Evet, herşey Cenab-ı Hakkı tesbih ettiği gibi lisanıyla, ihtiyacıyla, istidadıyla dahi Allah'a dua eder.
  • Her bir masnuda, iki cihet vardır. Bir ciheti, kendi zat ve sıfatından ibarettir. Diğer ciheti, Sania ve esm-i hüsnadan kendisine olan tecelliyata bakar.
  • Cenab-ı Hakkın günahkarları affetmesi fazldır, tazib etmesi adldir. Evet zehiri içen adam, adetullaha nazaran hastalığa ölüme kesb-i istihkak eder. Sonra hasta olursa, adldir. Çünkü cezasını çeker. Hasta olmadığı takdirde, Allah'ın fazlına mazhar olur. Masiyet ile azab arasında kavi bir münasebet vardır.
  • İnsan nisyandan alındığı için, nisyana mübteladır. Nisyanın en kötüsü de nefsin unutulmasıdır. Fakat hizmet, say, tefekkür zamanlarında, nefsin unutulması, yani nefse bir iş verilmemesi dalalettir. Hizmetler görüldükten sonra, neticede, mükafat zamanlarında nefsin unutulması kemaldir.
  • Bir şeyden uzak olan bir kimse, yakın olan adam kadar o şeyi göremez. Ne kadar zeki olursa olsun, o şeyin ahvali hakkında ihtilafları olduğu zaman yakın olanın sözü muteberdir.
  • Sem, basar, hava, su gibi umumi nimetler daha ehemmiyetli,daha kıymetli olduklarına nazaran, hususi, şahsi nimetlerden kat kat fazla şükre istihkak ve liyakatleri vardır.
  • En büyük nimet amm ve daimi olan nimetlerdir. Umumiyet kemal ve ehemmiyete delil olduğu gibi, devam da ulviyet ve kıymete delalet eder.
  • İnsandan öyle bir latife, öyle bir halet vardır ki, o latife lisanıyla her ne sual edilirse-velev fasık da olsun- Cenab-ı Hak o latifeye hürmeten o matlubu yerine getirir.
  • Arz, alemin kalbi olduğu gibi, toprak unsuru da arzın kalbidir. Ve tevazu, mahviyet gibi maksuda isal eden yolların en yakını da topraktır. Belki toprak, en yüksek semavattan Halık-ı Semavata daha yakın bir yoldur. Öyle ise arkadaş, topraktan ve toprağa inkılab etmekten, kabirden ve kabre girip yatmaktan tevahhuş etme!
  • Aklım yürüyüş yaparken, bazen kalbimle arkadaş olur. Kalb zevkiyle bulduğu şeyi akla veriyor.

BEDİÜZZAMAN

ZUHRUF SURESİNDEN PARÇALAR

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM
  • İşte böyle, senden önce de hangi şehre bir korkutucu gönderdiysek, mutlaka oranın nimet içinde olanları dedi ki: Doğrusu biz atalarımızı bir din üzerinde bulduk, elbet biz de onların izlerine tabi olanlarız.(Zuhruf-23)
  • Rabbinin rahmetini onlar mı paylaştırıyorlar? Dünya hayatında onların geçimliklerini aralarında biz paylaştırdık; bir kısmı bir kısmını memur edinsin diye, kimilerini kimilerinin üstünde derecelerle yükselttik. Rabbinin rahmeti ise, biriktirmekte oldukları şeylerden hayırlıdır.(Zuhruf-32)
  • Halbuki insanlar tek bir ümmet olacak olmasaydı, Rahman'ı inkar edenlerin evlerinin tavanlarını ve üzerine çıkacakları merdivenleri gümüşten yapardık. Hem evleri için kapılar ve üzerlerinde yaslanacakları koltuklar yapardık.(Zuhruf-33,34)
  • Ve nice zuhruf(altın) verirdik. Halbuki bunlar, dünya hayatının menfaatinden başka birşey değildir. Ahiret ise, Rabbinin katında takva sahibleri içindir.(Zuhruf-35)
  • Kim Rahman'ın zikrini görmezlikten gelirse, ona bir şeytanı musallat ederiz de, o ona arkadaş olur. Halbuki şüphesiz onlar, bunları mutlaka yoldan çıkarırlar da, gerçekten kendilerinin hidayete erdirilmiş kimseler olduklarını sanırlar.(Zuhruf-36,37)
  • Artık sana vahyedilene tutun! Muhakkak ki, sen dosdoğru bir yol üzerindesin. Şüphesiz ki o Kur'an senin için de kavmin içinde elbette bir şereftir. Artık ileride sual olunacaksınız.(Zuhruf-43,44)

Wednesday, July 29, 2009

ONDÖRDÜNCÜ REŞHA

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM
  • Evet, Kuran kainatın bir tercüme-i ezeliyesidir. Ve kainatın kendi lisanlarıyla okudukları ayat-ı tekviniyenin tercümanıdır. Ve şu kitab-ı alemin tefsiri olduğu gibi; arz, semavat sahifelerinde müstetir esma-i hüsnanın definelerini keşşaftır. Ve şu alem-i şehadete alemi gaybdan bir lisandır. Ve alem-i İslamın güneşi olduğu gibi, alem-i ahiretin de haritasıdır. Ve Cenab-ı Hakkın zatına, sıfatına, esmasına, şuunatına bir bürhan ve bir tercümandır. Ve keza, nev-i beşerin şeriat kitabı, dua kitabı, davet kitabı, ibadet kitabı, emir kitabı, zikir kitabı, fikir kitabı olmakla, zahiren bir kitab şeklinde ise de, ihtiva ettiği fünun ve ulum cihetiyle binlerce kitab hükmündedir.
  • Kuran bir zikir kitabı, bir dua kitabı, bir dava kitabı olduğuna nazaran, surelerinde vukua gelen tekrar, belagatça ayn-ı isabet ve ayn-ı hikmettir. Çünkü, zikir ve duadan maksad sevabtır ve merhamet-i İlahiyeyi celbetmektir. Malumdur ki, bu gibi hususlarda fazlasıyla tekrar lazımdır ki, o nisbette sevab kazanılsın ve merhamet celbedilsin. Hem de zikrin tekrarı kalbi tenvir eder. Duanın tekrarı bir takrirdir. Davet dahi, tekrarı nisbetinde tesiri, tekidi vardır.
  • Ayetlerin, kelimelerin tekrarı, ihtiyaçların tekrarından ileri geliyor. Ve keza, o gibi hükümlere olan ihtiyacın şiddetine işarettir.
  • Kuran bu metin din-i azimin esasatını ve İslamiyetin erkanını tesis ettiği gibi, içtimaat-ı beşeriyeyi tebdil eden bir kitabdır. Malumdur ki: Müessis olan zat, vazettiği esasları güzelce yerleştirmek için tekrarlara çok ihtiyacı olur. Evet, tekrar edilen şey sabit kalır, takarrur eder, unutulmaz.
  • Kuran pek büyük meselelerden bahseder. Ve kalbleri iman ve tasdike davet eder. Ve çok ince hakikatlerden bahis açar. Akılları; marifete, dikkate tahrik eder. Binaenaleyh o mesailin, o ince hakaikin, kalblerde, efkarda tesbit ve takriri için suver-i muhtelifede türlü türlü üslublarla tekrara ihtiyaç vardır.
  • Belagat-ı irşadiyenin şenindendir ki, avamın nazarına, ammenin hissine, cumhurun fehmine göre hareket yapılsın ki nazarları tevahhuş, fikirleri kabulden imtina etmesin.
  • Kuran bütün insanlara hitab eder. Ve ekseriyetin fehmini müraat eder ki, tahkiki bir marifet sahibi olsunlar. Fen ise, yalnız fenciler ile konuşur. Avamı nazara almıyor.
  • Kuranın takib ettiği makasıd-ı esasiye ve anasır-ı asliye: Ubudiyetle tevhid, risalet, haşir, adalet olmak üzere dörttür.
  • Malayani ile iştigal, maksadı geri bırakıyor. Bunun içindir ki, bazı mesail-i kevniyede Kuran-ı Muciz-ül Beyan ihmal veya ibham veya icmal yapmıştır.
  • Kelamın ulviyetine, kuvvetine, hüsnüne, cemaline kuvvet veren mütekellim, muhatab, maksad, makam olmak üzere dört şeydir. Ediblerin zannettikleri gibi yalnız makam değildir.

BEDİÜZZAMAN

ZUHRUF SURESİNDEN PARÇALAR

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM
  • Ha, Mim. Apaçık beyan eden Kitab'a and olsun ki, şüphesiz biz, akıl erdiresiniz diye onu arabca bir Kur'an kıldık. Ve muhakkak ki o, katımızda bulunan ana kitabdadır. Gerçekten çok yücedir, çok hikmetlidir.(Zuhruf-1,4)
  • Artık bir haddi aşanlar topluluğu oldunuz diye, zikri sizden terk mi edelim?(Zuhruf-5)
  • O ki, yeri size beşik yaptı ve doğru gidesiniz diye onda sizin için birtakım yollar meydana getirdi.(Zuhruf-10)
  • Ve O ki, gökten bir ölçü ile su indirdi. Artık onunla ölü bir beldeye hayat verdik. İşte böyle çıkarılacaksınız!(Zuhruf-11)
  • Yine O ki, bütün çiftleri yarattı ve sizin için gemilerden ve hayvanlardan bineceğiniz şeyler kıldı.(Zuhruf-12)
  • Ta ki, onların sırtlarına kurulasınız; sonra üzerlerine yerleştiğiniz zaman, Rabbinizin nimetini anarak: Münezzehtir O ki, bunu bize itaatkar kıldı; yoksa buna güç getirici kimseler değildik; çünkü şüphesiz biz, gerçekten Rabbimize dönecek olanlarız, diyesiniz.(Zuhruf-13,14)
  • Ama kullarından bir kısmını O'na bir cüz saydılar. Doğrusu insan apaçık bir nankördür.(Zuhruf-15)
  • Bir de dediler ki: Eğer Rahman dileseydi, onlara tapmazdık! Onların buna dair hiçbir bilgileri yoktur. Doğrusu onlar ancak yalan söylüyorlar. Yoksa kendilerine, bundan önce kitab verdik de onlar ona mı tutunan kimselerdir?(Zuhruf-20,21)
  • Hayır! Şöyle dediler: Doğrusu biz, atalarımızı bir din üzere bulduk ve elbette biz, onların izlerinde hidayeti bulanlarız.(Zuhruf-22)

Tuesday, July 28, 2009

ONUNCU RİSALE

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM
  • Bazı dualar icabete iktiran etmez, diye iddiada bulunma. Çünkü dua bir ibadettir. İbadetin semeresi ahirette görünür. Dünyevi maksadlar ise, namaz vakitleri gibi, dualar ibadeti için birer vakittirler. Duaların semeresi değillerdir. Mesela: Şemsin tutulması küsuf namazına, yağmursuzluk yağmur namazına birer vakittir.
  • Adem-i kabul esbabından biri de, duayı ibadet kasdiyle yapmayıp, matlubun tahsiline tahsis ettiğinden aksülamel olur. O dua ibadetinde ihlas kırılır, makbul olmaz.
  • Ölüm; zeval, firak, adem kapısı ve zulumat kapısı olmayıp; ancak Sultan-ı Ezel ve Ebedin huzuruna girmek için bir medhaldir. Bu beşaretin işaretiyle kalb adem-i mutlak korkusundan, eleminden kurtulur.
  • Cenab-ı Hakkın verdiği nimetleri söyleyip ilan ve tahdis-i nimet etmek, bazan gurura ve kibre incirar eder. Tevazu kasdıyla da o nimetleri ketmetmek iyi değildir. Binaenaleyh, ifrat ve tefritten kurtulmak için istikamet mizanına müracaat edilmeli.
  • Ücret alındığı zaman veya mükfat tevzi edildiği vakit, rekabet, kıskançlık mikrobunu oynamaya başlar. Fakar iş zamanında, hizmet vaktinde o mikrobun haberi olmuyor. Hatta tembel olan adam çalışkanı sever. Zaif olan kaviyi takdir ve tahsin eder. Fakat çalışmasını ister ki, iş hafif olsun, zahmetten kurtulsun.
  • Keramet, mucize gibi Allah'ın fiilidir. Ve o keramet sahibi de kerametin Allah'tan olduğunu bilir ve Allah'ın kendisine hami ve rakip olduğunu da bilir. Tevekkül ü yakini de fazlalaşır. İstidrac ise, gaflet içinde iken eşya-yı gaybiyenin inkişafından ve garib fiilleri izhar etmekten ibarettir.
  • Tesbihat, ibadat, gayr-i mahdud envalarıyla her şeyde vardır. Fakat, her şeyin kendi tesbihat ve ibadatını bütün vecihlerini daima bilip şuur edilmesi lazım değildir. Çünkü, husul huzuru istilzam etmez. Tesbih ve ibadet edenler, yalnız yaptıkları amelin mahsus bir tesbih veya sıfatı malum bir ibadet olduğunu bilirlerse kafidir.
  • Bu alem de, eğer Kuran'ın tarif ettiği gibi mana-yı harfiyle, yani Cenab-ı Hakkın azametine bir alet nazarıyla bakılırsa, o nisbette kıymettar olur.
  • Ey insan! Bu şems, azametiyle beraber size musahhardır. Meskenlerinize nur veriyor. Yemeklerinizi hararetiyle pişirtiyor. Sizin öyle azim, rahim bir Malikiniz var ki, bu şems onun bir lambası olup misafirhanesinde sakin misafirlerini ziyalandırıyor. Felsefenin hikmetince, şems büyük bir ateştir, yerinde dönüyor. Arz ile seyyarat, ondan uçan parçalardır. Cazibe ile şemse merbut kalarak medarlarında hareket ediyorlar.
  • İnsanın Cenab-ı Haktan hiçbir hakkı taleb etmeye hakkı yoktur. Bilakis daima O'na şükretmeye medyundur. Çünkü mülk O'nundur. İnsan O'nun memlüküdür.

BEDİÜZZAMAN

ŞURA SURESİNDEN PARÇALAR

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM
  • Denizde dağlar gibi akıp gidenler de O'nun delillerindendir. Eğer dilerse, rüzgarı durdurur da, sathı üstünde hareketsiz şeyler olarak kalıverir. Şüphesiz ki bunda çok sabreden, çok şükreden herkes için nice ibretler vardır.(Şura-32,33)
  • İşte size verilen herhangi birşey, ancak dünya hayatının menfaatidir. Allah katında bulunanlar ise, iman edip Rablerine tevekkül edenler için daha hayırlı ve daha devamlıdır.(Şura-36)
  • Hem onlar ki, günahın büyüklerinden ve fuhşiyattan kaçınırlar; onlar öfkelendikleri zaman da bağışlarlar.(Şura-37)
  • Ve onlar ki, Rablerine icabet ederler ve namazı hakkıyla eda ederler. Onların işleri ise, aralarında şura iledir. Ve kendilerini rızıklandırdığımız şeylerden sarf ederler.(Şura-38)
  • Ve kendilerine zulüm vaki olduğu zaman, onlar yardımlaşan kimselerdir.(Şura-39)
  • Bir kötülüğün cezası, onun misli olan bir kötülüktür. Artık kim affeder ve ıslah ederse, işte onun mükafatı Allah'a aiddir. Muhakkak ki O, zalimleri sevmez.(Şura-40)
  • Kim de gerçekten zulme uğradıktan sonra hakkını alırsa, işte onlar var ya, kendileri aleyhine hiçbir yol yoktur.(Şura-41)
  • Kim de hakikaten sabreder ve affederse, şüphesiz bu, elbette azmedilecek işlerdendir.(Şura-43)
  • Yine onları görürsün ki, zilletten boyunlarını bükmüş kimseler olarak göz ucu ile bakarlarken, ona arz olunurlar. İman edenler ise der ki: Asıl hüsrana uğrayanlar, kıyamet günü hem kendilerini, hem de ailelerini hüsrana uğratanlardır! Dikkat edin! Şüphesiz ki zalimler, devamlı bir azab içindedirler.(Şura-45)
  • Allah tarafından kendisi için geri çevrilme olmayan bir gün gelmezden önce, Rabbinize icabet edin! O gün ne size sığınacak bir yer, ne de sizin için inkar etme vardır.(Şura-47)
  • Buna rağmen yüz çevirirlerse, artık seni onlara muhafız olarak göndermedik. Şüphesiz sana düşen ancak tebliğdir! Bununla beraber doğrusu biz, insana tarafımızdan bir rahmet tattırdığımız zaman, onunla sevinir. Fakat ellerinin takdim ettiği yüzünden başkalarına bir kötülük gelirse, o takdirde gerçekten insan çok nankör bir kimse olur.(Şura-48)
  • Göklerin ve yerin mülkü Allah'ındır. Dilediğini yaratır. Dilediğine kız çocuklar lutfeder ve dilediğine erkekler ihsan eder. Veya onları erkek ve kızlar olmak üzere çift olarak verir. Dilediğini de kısır bırakır. Muhakkak ki O, Alimdir, Kadirdir.(Şura-49,50)
  • Hem bir insan için, Allah'ın kendisiyle konuşması, ancak vahiy ile veya bir perde arkasından veya bir elçi gönderip de izniyle dilediğini vahyetmesiyle olur. Şüphesiz ki O, Aliyydir, Hakimdir.(Şura-51)
  • İşte böylece sana da emrimizden bir ruh vahyettik. Kitab nedir, iman nedir bilmezdin; fakat onu kullarımızdan dilediğimizi kendisiyle hidayete erdirdiğimiz bir nur kıldık. Ve şüphesiz ki sen, elbette dosdoğru bir yola rehberlik ediyorsun.(Şura-52)
  • Göklerde ne var, yerde ne varsa kendisinin olan Allah'ın yoluna! Dikkat edin! Bütün işler ancak Allah'a döner!(Şura-53)

Monday, July 27, 2009

ONUNCU RİSALE

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM
  • Ve keza, insan, her bir şeye muhtaç olduğu cihetle her şeyin melekutu elinde ve her şeyin hazinesi yanında olan Zat-ı Akdesten maada kimseye ibadet etmez.
  • Hasenat yaptığı zaman, habbe habbe yapar. Seyyiat yaparsa kubbe kubbe yapar. Evet, mesela küfür seyyiesi bütün mevcudatı tahkir eder, kıymetten düşürür.
  • Ve keza, insanın hayat-ı hayvaniyeden aldığı lezzet bir serçe kuşunun lezzeti kadar değildir. Çünkü, insanda hüzün, keder, korku var onda yoktur. Fakat cihazat, hissiyat, duygular, istidatlar itibarıyla hayvanların en alasından fazla lezzet alır. İnsanın şu vaziyetine dikkat edilirse anlaşılır ki: Bu kadar cihazat, bu hayat için olmayıp, ancak bir hayat-ı bakiye için kendisine verilmiştir.
  • İnsandaki acz, kudret ve kibriyasına bir mizandır. İnsandaki tenevvü-ü hacat, enva-ı niam ve ihsanatına bir merdivendir. Öyle ise fıtratından gaye ubudiyettir.
  • Ehl-i şuhudun, ehl-i vukufun tasdik ve şehadetiyle sabittir ki, iman yümniyle yürüyen emn-ü eman içindedir.
  • İnsan bir yolcudur. Sabavetten gençliğe, gençlikten ihtiyarlığa, ihtiyarlıktan kabre, kabirden haşre, haşirden ebede kadar yolculuğu devam eder. Her iki hayatın levazımatı, Malik-ül Mülk tarafından verilmiştir. Fakat o levazımatı, cehlinden dolayı tamamen bu hayat-ı faniyeye sarfediyor. Halbuki, o levazımattan laakal onda biri dünyevi hayata, dokuzu hayat-ı bakiyeye sarf etmek gerektir.
  • Gafil olan insan, kendi vazifesini terkeder, Allah'ın vazifesiyle meşgul olur. Evet, insan, gafletten dolayı iktidarı dahilinde kolay olan ubudiyet vazifesinin terkiyle, zaif kalbiyle rububiyet vazife-i sakilesinin altına girer, altında ezilir.
  • Bu itibarla insanın Allah'a karşı ubudiyet, vazifesidir. Terk-i kebair takvasıdır. Nefis ve şeytanla uğraşması, cihadıdır.
  • Amma gerek nefsine, gerek evlat ve taallukatına hayat malzemesini tedarik etmek Allah'ın vazifesidir. Evet, madem hayatı veren odur. O hayatı koruyacak levazımatı da o verecektir.
  • Ey insan! Rahm-ı maderde iken, tıfl iken, ihtiyar ve iktidardan mahrum bir vaziyette iken, seni pek leziz rızıklar ile besleyen Allah, sen hayatta kaldıkça o rızkı verecektir. Baksana! Her bahar mevsiminde sath-ı arzda yaratılan enva-ı erzakı kim yaratıyor ve kimler için yaratıyor? Senin ağzına getirip sokacak değil ya! Yahu, eğlencelere, bahçelere gidip dallarda sallanan o güleç yüzlü leziz meyveleri koparıp yemek zahmet midir? Allah insaf versin!
  • Allah'ı ittiham etmekle işini terk edip Allah'ın işine karışma ki nankör asiler defterine kaydolmayasın.

BEDİÜZZAMAN

ŞURA SURESİNDEN PARÇALAR

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM
  • Allah, kitabı ve mizanı hak ile indirendir. Hem ne bilirsin, belki de kıyamet yakındır!(Şura-17)
  • Ona inanmayanlar, onu acele isterler! İman edenler ise, ondan korkan kimselerdir ve gerçekten onun hak olduğunu bilirler. Dikkat edin! Kıyamet hakkında tartışanlar, elbette uzak bir dalalet içindedirler.(Şura-18)
  • Allah, kullarına çok lütufkardır. Dilediğini rızıklandırır. Çünkü O, Kavidir, Azizdir.(Şura-19)
  • Kim ahiret ekinini isterse, ona o ekininde ziyadelik veririz. Kim de dünya ekinini isterse, onda ondan veririz; ama onun ahirette, hiçbir nasibi olmaz.(Şura-20)
  • İşte Allah'ın iman edip salih amel işleyen kullarına müjdelediği budur! De ki: Sizden buna karşı, akrabalıkta(al-i beytime) muhabbetten başka ecir istemiyorum! Kim bir iyilik yaparsa, kendisine onda bir iyilik artırırız. Şüphesiz ki Allah, Gafurdur, Şekurdur.(Şura-23)
  • Yoksa: Allah'a bir yalan iftira etti mi diyorlar? Eğer Allah dilerse, senin kalbini de mühürler. Çünkü Allah, batılı yok eder ve sözleriyle hakkı gerçekleştirir. Şüphesiz ki O, sinelerin içinde olanı hakkıyla bilendir.(Şura-24)
  • Hem O, kullarından tevbeleri kabul eden, kötülükleri affeden ve yapmakta olduklarınızı bilendir.(Şura-25)
  • Ve iman edip salih amel işleyenlere icabet eder ve fazlından onlara arttırır. Kafirlere gelince, onlar için şiddetli bir azab vardır.(Şura-26)
  • Bununla beraber Allah, kullarına rızkı bol bol verse idi, elbette yeryüzünde azgınlık ederlerdi; fakat O dilediği miktarda indirir. Şüphesiz ki O, kullarından hakkıyla haberdar olandır, hakkıyla görendir.(Şura-27)
  • Ve O, ümidlerini kestikten sonra yağmuru indiren ve rahmetini yayandır. Çünkü O, Velidir, Hamiddir.(Şura-28)
  • Göklerin ve yerin ve onlarda yaydığı her hareketli mahlukun yaratılışı O'nun delillerindendir. Ve O, dilediği zaman onları biraraya getirmeye hakkıyla gücü yetendir.(Şura-29)
  • Hem size isabet eden herhangi bir musibet, işte kendi ellerinizin işlediği yüzündendir; bununla beraber Allah birçoğunu affeder.(Şura-30)
  • Ve siz yeryüzünde Allah'ı aciz bırakacak kimseler değilsiniz! Sizin için Allah'dan başka ne bir dost, ne de bir yardımcı vardır.(Şura-31)

Friday, July 24, 2009

ONUNCU RİSALE

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM
  • İnsanın havf ve muhabbeti halka teveccüh ettiği takdirde, havf bir bela, bir elem olur. Muhabbet bir musibet gibi olur. Zira o korktuğun adam, ya sana merhamet etmez veya senin istirhamlarını işitmez. Muhabbet ettiğin şahıs da, ya seni tanımaz veya muhabbetine tenezzül etmez.
  • Dünyaya ve cismani lezaize meyledersen aciz, zelil bir cüz'i olursun. Eğer cihazatını insaniyet-i kübra denilen İslamiyet hesabına sarf edersen, bir külli ve bir küll olursun.
  • Bu kadar elim firak ve ayrılıklara maruz kalmakla çektiğin elemlerin sebebi ve kabahati sendedir. Çünkü o muhabbetleri gayr yerinde sarf ediyorsun.
  • İnsanın ömür dakikaları insana avdet ederler. Ya gafletle muzlim olarak gelirler veya hasenat-ı muzie ile avdet ederler.
  • Amma şeytanın talebesi olan nefs-i emmare, cismin küçüklüğünü sanatın küçüklüğüne atfetmekle, esbabdan sudurunu tecviz ediyor. Ve pek büyük cisimler dahi hikmet ile yaratılmamış iddiasında bulunarak bir nevi abesiyete isnad ediyor.
  • İnsanın sanatıyla Halık'ın sanatı arasındaki fark: İnsan kendi sanatının arkasında görünebilir, amma Halık'ın masnuu arkasında yetmiş bin perde vardır. Fakat, Halıkın bütün masnuatı defaten bir nazarda görünebilirse, siyah perdeler ortadan kalkar, nuraniler kalır.
  • Hayvanattan olsun nebatattan olsun tevellüd ile tenasül şümulüne dahil olan her ferd vech-i arzı istila ve tasallut etmek niyetindedir ki, arzı kendisine ve zürriyetine has ve halis bir mescid yapmakla Fatır-ı Hakim'in esma-i hüsnasını izhar ile Halıkına gayr-i mütenahi bir ibadette bulunsun.
  • Kur'an-ı Kerim, bazan bir şeyin müteaddit gayelerinden insanlara ait bir gayeyi zikre tahsis eder. Bu ihtar içindir, inhisar için değildir. Yani o şeyin gayeleri, zikredilen gayeye münhasır değildir.
  • Cenab-ı Hakka mahsus taklidi mümkün olmayan en bahir tevhid sikke ve mühürlerinden biri, gayr-i mahdud muhtelif eşyayı basit bir şeyden halketmektir.
  • Hayat-ı insaniyenin vezaifinden biri de kendi cüzi sıfatlarını şuunatını, Halıkın külli sıfatlarını, şuunatını fehmetmek için bir mikyas yapılmıştır.
  • Felsefe talebesiyle medeniyet tilmizleri, müslümanları ecnebi adetlerine ittiba ile şeair-i İslamiyeyi terk etmeye davet ettiklerinde, Kur'an Nurcuları böylece müdafaada bulunurlar: Eğer dünyadan zeval ve ölümü ve insandan acz ve fakrı kaldırmaya iktidarınız varsa, pekala, dini de terkediniz, şeairi de kaldırınız. Ve illa dilinizi kesin, konuşmayınız.
  • Ve keza, bizler uzun bir seferdeyiz. Buradan kabre, kabirden haşre, haşirden ebed memleketine gitmek üzereyiz. O yollarda zulümatı dağıtacak bir nur ve erzak lazımdır. Güvendiğimiz akıl ve ilimden ümit yok. Ancak Kur'anın güneşinden, Rahmanın hazinesinden tedarik edilebilir. Eğer bizleri bu seferden geri bırakacak bir çareniz varsa, pekala. Ve illa sukut ediniz.
  • Ancak siyaset şarabıyla ve şöhret hırsıyla ve rikkat-i cinsiye il veya felsefenin dalaleti ile veya medeniyetin sefahetiyle sarhoş olanlar senin meşreb ve mesleğine tabi olurlar. Fakat insanın başına indirilen darbeler ve yüzüne vurulan tokatlar, onun sarhoşluğunu izale ile ayıltacaktır.
  • Ve keza insan hayvan gibi yalnız zaman-ı hal ile mübtela ve meşgul değildir. Belki müstakbelin korkusu ve mazinin hüzün ve kederi ile hal elemlerine mazurdur.

BEDİÜZZAMAN

ŞURA SURESİNDEN PARÇALAR

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM
  • Ha, Mim. Ayn, Sin, Kaf. Aziz, Hakim olan Allah, sana ve senden öncekilere işte böyle vahyeder! Göklerde ne var, yerde ne varsa O'nundur. Ve O, Aliyydir, Azimdir.(Şura-1,4)
  • Neredeyse gökler üzerlerinden çatlayacaktır; melekler ise Rablerine hamd ile tesbih ediyorlar. Ve yeryüzündekiler için mağfiret diliyorlar. Dikkat edin! Şüphesiz ki Gafur, Rahim olan ancak Allah'dır.(Şura-5)
  • İşte sana böyle Arabca bir Kur'an vahyettik ki, şehirlerin anasını ve onun etrafındakileri korkutasın ve hakkında hiç şüphe olmayan o toplanma günü ile korkutasın! Bir kısım Cennette, bir kısım da alevli ateştedir.(Şura-7)
  • Gökleri ve yeri yoktan var edendir. Size kendi cinsinizden eşler, sağmal hayvanlardan da kendilerine eşler kılmıştır. Sizi bu suretle çoğaltıyor. O'nun misli gibi hiçbir şey yoktur. Ve O, Semidir, Basirdir.(Şura-11)
  • Göklerin ve yerin anahtarları O'nundur. Dilediğine rızkı genişletir ve daraltır. Şüphesiz ki O, herşeyi hakkıyla bilendir.(Şura-12)
  • Dini ayakta tutunve onda ayrılığa düşmeyin! diye Nuh'a kendisiyle tavsiye etmiş olduğunu,sana vahyettiğimizi, İbrahim'e, Musa'ya ve İsa'ya kendisiyle tavsiye etmiş olduğumuzu, size dinden şeriat kıldı. Onları kendisine davet etmekte olduğum, müşriklere ağır geldi. Allah, dilediği kimseyi ona seçer; yönelen kimseyi de ona hidayet eder.(Şura-13)
  • İşte bunun için durma davet et! Ve emrolunduğun gibi dosdoğru ol! Onların heveslerine sakın uyma! Ve de ki: Allah'ın indirdiği her kitaba inandım. Ve aranızda adalet etmekle emrolundum. Allah bizim de Rabbimiz, sizin de Rabbinizdir. Bizim amellerimiz bize, sizin amelleriniz de sizedir. Bizimle sizin aranızda bir hüccet yoktur. Allah bizi bir araya toplayacaktır. Ve dönüş ancak O'nadır.(Şura-15)

Thursday, July 23, 2009

ONUNCU RİSALE

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM
  • Demek, insanın seyr-i ruhanisinde çok tabakalar vardır. Bir tabakada, insanlara huzur-u tevhid pek suhuletle nasib ve müyesser olur. Bir tabakasında da, gaflet ve evham öyle istila eder ki, kesret içinde garkolmakla tam manasıyla tevhidi unutmuş olur. Sukutu suud, tedenniyi terakki, cehl-i mürekkebi yakin, uykunun son perdesini intibah zan ve tevehhüm eden bir kısım medeniler ikinci tabakadaki insanlardandır. Onlar, hakaik-i imaniyeyi derketmekte bedevilerin bedevileridir.
  • Basar masnuatı görüp de, basiret Sanii görmezse çok garib ve pek çirkin düşer. Çünkü, o halde Saniin manen, kalben görünmemesi, ya basiretin fıkdanındandır veya kalb gözünün kör olmasındandır. Veya pek dar olduğundan meseleyi azametiyle kavramadığındandır. Veya bir hızlandır. Ve illa Saniin inkarı basarın şuhudunu inkardan daha ziyade münkerdir.
  • Güzelin güzelliğini arttıran, çirkinin çirkinliğidir.
  • İnsanı fıtraten bütün hayvanlara tefevvuk ettiren camiiyetin meziyetlerinden biri, zevilhayatın Vahib-ül Hayata olan tahıyye ve tesbihlerini fehmetmektir. Yani insan kendi kelamını fehmettiği gibi, iman kulağıyla zevilhayatın da, belki cemadatın da bütün tesbihlerini fehmeder.
  • Amiyane olan tevhid-i zahiri, hiçbir şeyi Allah'ın gayrısına isnad etmemekten ibarettir. Böyle bir nefy sehl ve basittir. Ehl-i hakikatın hakiki tevhidleri ise, herşeyi Cenab-ı Hakk'a isnad etmekle beraber, herşeyin üstünde bulunan mührünü, sikkesini görüp okumaktan ibarettir. Bu huzuru isbat, gafleti nefyeder.
  • Seri-üs-seyr olan bu zamanın evladına, kısa ve selamet bir tariki ihsan etmek Rahmet-i Hakimenin şanındandır.
  • İnsanı gaflete düşürtmekle Allah'a ubudiyete mani olan, cüzi nazarını cüzi şeylere hasretmektir. Evet, cüziyat içerisine düşüp cüzilere hasr-ı nazar eden, o cüzi şeylerin esbabdan suduruna ihtimal verebilir. Amma başını kaldırıp neve ve umuma baktığı zaman, edna bir cüzinin en büyük bir sebebden suduruna cevaz veremez.
  • Seni nefsini sevmeye sevkeden esbab: Bütün lezzetlerin mahzeni nefistir; Vücudun merkezi ve menfaatın madeni nefistir; İnsana en karib-yakın- nefistir, diyorsun.
  • Pekala. Fakat o fani lezzetlere mukabil, lezaiz-i bakiyeyi veren Halıkı daha ziyade ubudiyetle sevmek lazım değil midir? Nefis vücuda merkez olduğundan muhabbete layık ise, o vücudu icad eden ve o vücudun kayyumu olan Halık, daha fazla muhabbete, ubudiyete müstahak olmaz mı? Nefsin maden-i menfaat ve en yakın olduğu, sebeb-i muhabbet olursa, bütün hayırlar, rızıklar elinde bulunan ve o nefsi yaratan Nafi, Baki ve daha karib olan, daha ziyade muhabbete layık değil midir? Binaenaleyh, bütün mevcudata inkısam eden muhabbetleri cem ve muhabbetin ile beraber mahbub-u hakiki olan Fatır-ı Hakime ihda etmek lazımdır.
  • Senin önünde çok korkunç büyük meseleler vardır ki, insanı ihtiyata, ihtimama mecbur eder. Birisi: Ölümdür ki, insanı dünyadan ve bütün sevgililerinden ayıran bir ayrılmaktır. İkincisi: Dehşetli korkulu ebed memleketine yolculuktur. Üçüncüsü: Ömür az, sefer uzun, yol tedariki yok, kuvvet ve kudret yok, acz-i mutlak gibi elim elemlere maruz kalmaktır.
  • Öyle ise bu gaflet-i nisyan nedir? Devekuşu gibi başını nisyan kumuna sokar, gözüne gaflet gözlüğünü takarsın ki Allah seni görmesin. Veya sen O'nu görmeyesin. Ne vakte kadar zailat-ı faniyeye ihtimam ve bakiyat-ı daimeden tegafül edeceksin?
  • Dünya, alem-i ahirete bir fihriste hükmündedir. Bu fihristede alem-i ahiretin mühim meselelerine olan işaretlerden biri, cismani olan rızıklardaki lezzetlerdir.

BEDİÜZZAMAN

FUSSILET SURESİNDEN PARÇALAR

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM
  • O'nun delillerinden biri de, doğrusu senin yeryüzünü kupkuru görmendir; fakat onun üzerine o suyu indirdiğimiz zaman, harekete geçer, kabarır. Şüphesiz ki ona hayat veren, elbette ölüleri de dirilticidir. Çünkü O, herşeye hakkıyla gücü yetendir.(Fussılet-39)
  • Sana ancak senden önceki peygamberlere söylenen şeyler söyleniyor. Şüphesiz ki Rabbin, hem çok mağfiret sahibi, hem de pek elemli bir azab sahibidir.(Fussılet-43)
  • Ve şayet onu yabancı bir Kur'an yapsaydık, elbette: Ayetleri açıklanmalı değil miydi? Arab olana yabancı olur mu? diyeceklerdi. De ki: O, iman edenler için bir hidayet ve bir şifadır! İman etmeyenlere gelince, onların kulaklarında bir ağırlık vardır ve, onlara karşı bir körlüktür. İşte onlar uzak bir yerden çağrılıyorlar.(Fussılet-44)
  • Kim salih bir amel işlerse, artık kendi lehinedir; kim de kötülük ederse, o takdirde kendi aleyhinedir. Rabbin ise kullarına asla zulmedici değildir.(Fussılet-46)
  • Kıyametin bilgisi, O'na havale edilir. O'nun ilmi olmaksızın, ne mahsuller tomurcuklarından çıkar, ne bir dişi hamile kalır, ne de doğurur! Ve onlara: Nerede ortaklarım? diye sesleneceği gün: Sana arz ederiz ki, bizden hiçbir şahid yoktur! derler.(Fussılet-47)
  • İnsan, hayır istemekten usanmaz. Ama kendisine kötülük dokunsa, hemen çok ümidsiz olur. Ümidsizliğe düşen biri olur.(Fussılet-49)
  • Yemin olsun ki, eğer kendisine dokunan bir zarardan sonra ona tarafımızdan bir rahmet tattırsak, mutlaka: Bu zaten benim hakkımdır; kıyametin kopacak birşey olduğunu da sanmıyorum; hem Rabbime döndürülecek olsam bile, muhakkak O'nun yanında benim için daha güzeli vardır, der. Artık inkar edenlere yaptıklarını mutlaka haber vereceğiz ve mutlaka onlara şiddetli bir azabdan tattıracağız.(Fussılet-50)
  • Hem insana nimet verdiğimiz zaman yüz çevirir ve yan çizer. Ona kötülük dokunduğu zaman da bol bol dua eden bir kimse olur.(Fussılet-51)
  • Onlara hem afakta, hem de kendi nefislerinde delillerimizi göstereceğiz; ta ki onun gerçekten hak olduğu onlara belli olsun! Rabbin yetmez mi ki, şüphesiz O, herşeye hakkıyla şahiddir.(Fussılet-53)
  • Dikkat edin! Muhakkak ki onlar, Rablerine kavuşmaktan şüphe içindedirler. Dikkat edin! Doğrusu O, herşeyi hakkıyla kuşatıcıdır.(Fussılet-54)

Wednesday, July 22, 2009

ONUNCU RİSALE

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM
  • Arzın semavatla alakası, muamelesi olup aralarında çok büyük irtibat vardır. Evet, arza gelen ziya, hararet, bereket vesaire semavattan geliyor. Arzdan da semaya dualar, ibadetler, ruhlar gidiyor. Demek aralarında cereyan eden ticari muamelelerden anlaşılıyor ki; arzın sakinleri için semaya çıkmaya bir yol vardır ki, enbiya, evliya, ervah cesetlerinden tecerrüd ile semavata uruc ederler.
  • Ey insan-ı hakir, sağir, aciz! Ne suretle, şeytanları recmeden melaike ile necimlerin, şemslerin, kamerlerin itaat ettikleri Sultan-ı Ezele isyan ediyorsun! Nasıl kocaman yıldızları mermi, kurşun yerinde kullanabilen bir askere sahib olan bir sultana karşı isyan etmeye cesaret ediyorsun!
  • İnsanın en evvel ve en büyük vazifesi, tesbih ve tahmiddir. Evvela mazi, hal ve istikbal zamanlarında görmüş veya görecek nimetler lisanıyla, sonra nefsinde veya haricinde görmekte olduğu inamlar lisanıyla, sonra mahlukatın yapmakta oldukları tesbihatı şehadet ve müşahede lisanıyla Sanii hamd ü sena etmektir.
  • Birşey hakkında verilen karar, kader demektir. O kararın infazı, kaza demektir. O kararın iptalıyla hükmü kazadan affetmek, ata demektir.
  • İnsan yaratılışında kendi nefsine muhib olarak yaratılmıştır. Hatta bizzat nefsi kadar birşeye sevgisi yoktur. Kendisini ancak Mabuda layık senalar ile medhediyor. Nefsini bütün ayıplardan, kusurlardan tenzih etmekle -haklı olsun, haksız olsun- kemal-i şiddetle müdafaa ediyor. Bu mertebede nefsin tezkiyesi, ancak adem-i tezkiyesiyle olur.
  • Nefis hizmet zamanında geri kaçar. Ücret vaktinde ileri safa hücum ediyor. Bu mertebede onun tezkiyesi, yaptığı fiili aksetmekle olur. Yani işe, hizmete ileriye sevkedilmeli, ücret tevziinde geriye bırakılmalıdır.
  • Kendi nefsinde, torbasında, kusur, naks, acz, fakr'dan maada birşeyi bırakmamalıdır. Bütün mehasin, iyilikler, Fatır-ı Hakim tarafından inam edilen nimetler olup hamdi iktiza eder. Fahrı istilzam etmediklerini itikad ve telakki edilmelidir. Bu mertebede onun tezkiyesi, kemalinin adem-i kemalinde, kudretinin aczinde, gınasının fakrında olduğunu bilmekten ibarettir.
  • Kendisi istiklaliyet halinde fani, hadis, madum olduğunu ve esma-i İlahiyeye ayinedarlık ettiği halde şahid, meşhud, mevcud olduğunu bilmekten ibarettir. Bu mertebede onun tezkiyesi; vücudunda ademini, ademinde vücudunu bilmekle Lehül Mülkü Velehül Hamd'ı kendisine vird ittihaz etmektir.
  • Ubudiyet, sebkat eden nimetin neticesi ve onun fiatıdır. Gelecek bir nimetin mükafat mukaddemesi ve vesilesi değildir. Mesela: İnsanın en güzel bir surette yaratılışı, ubudiyeti iktiza eden sabık bir nimet olduğu ve sonra da, imanın itasıyla kendisini sana tarif etmesi, ubudiyeti iktiza eden sabık nimetlerdir.
  • İnsanın yaptığı sanatların sühulet ve suubet dereceleri, onun ilim ve cehliyle ölçülür. Ne kadar sanatlarda bilhassa ince ve latif cihazatta ilmi mahareti çok olursa, o nisbette kolay olur. Cehli nisbetinde de zahmet olur.

BEDİÜZZAMAN