Tuesday, August 25, 2009

MEKTUBAT

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM
  • Mesail-i imaniyenin münakaşa suretinde bahsi caiz değildir.
  • Eğer Hazret-i Adem cennette kalsaydı; melek gibi makamı sabit kalırdı, istidadat-ı beşeriye inkişaf etmezdi. Halbuki yeknesak makam sahibi olan melaikeler çoktur, o tarz ubudiyet için insana ihtiyaç yok.
  • Belki hikmet-i ilahiye, nihayetsiz makamatı katedecek olan insanın istidadına muvafık bir dar-ı teklifi iktiza ettiği için, melaikelerin aksine olarak mukteza-yı fıtratları olan malum günahla cennetten ihraç edildi.
  • Halk-ı şer, şer değil, belki kesb-i şer şerdir. Çünkü halk ve icad, bütün netaice bakar; kesb hususi bir mübaşeret olduğu için hususi netaice bakar.
  • Hayr-ı kesir için, şerr-i kalil kabul edilir.. Eğer şerr-i kalil olmamak için, hayr-ı kesiri intac eden bir şer terkedilse; o vakit şerr-i kesir irtikab edilmiş olur. Mesela: Kangren olmuş ve kesilmesi lazım gelen bir parmağın kesilmesi hayırdır, iyidir; halbuki zahiren şerdir. Parmak kesilmezse, el kesilir; şerr-i kesir olur.
  • İşte kömür gibi olan ervah-ı safileyi, elmas gibi olan ervah-ı aliyeden temyiz ve tefrik için, şeytanların hilkatıyla ve sırr-ı teklif ve bas-ı enbiya ile, bir meydan-ı imtihan ve tecrübe ve cihad ve müsabaka olmasaydı, maden-i insaniyetteki elmas ve kömür hükmünde olan istidatlar, beraber kalacaktı.
  • Kemiyetin, keyfiyete nisbeten ehemmiyeti yok..Asıl ekseriyet, keyfiyete bakar.
  • İşte nev-i beşer biset-i enbiya ile, sırr-ı teklif ile, mücahede ile, şeytanlarla muharebe ile kazandıkları yüzbinlerle evliya..ve milyarlarla asfiya gibi alem-i insaniyetin güneşleri, ayları ve yıldızları mukabilinde, kemiyetçe kesretli, keyfiyetçe ehemmiyetsiz hayvanat-ı muzırra nevinden olan küffarı ve münafıkları kaybetti.
  • Zaten sükun ve sükunet, atalet, yeknesaklık, tevakuf; bir nevi ademdir, zarardır. Hareket ve tebeddül; vücuddur, hayırdır. Hayat, harekatla kemalatını bulur; beliyyat vasıtasıyla terakki eder. Hayat; cilve-i esma ile muhtelif harekata mazhar olur, tasaffi eder, kuvvet bulur, inkişaf eder, inbisat eder, kendi mukadderatına yazmasına müteharik bir kalem olur, vazifesini ifa eder, ücret-i uhreviyeye kesb-i istihkak eder.
  • Mezkur mesail gibi mesail-i imaniyeyi, mizansız mücadele suretinde cemaat içinde bahsetmek caiz değildir. Mizansız mücadele olduğundan, tiryak iken zehir olur. Diyenlere, dinleyenlere zarardır. Belki böyle mesail-i imaniyenin itidal-i demle, insafla, bir müdavele-i efkar suretinde bahsi caizdir.(Onikinci Mektub)
  • Kuran-ı Hakimin hizmetinin bütün siyasetlerin fevkinde bir ulviyeti var ki, çoğu yalancılıktan ibaret olan dünya siyasetine tenezzüle meydan vermiyor.
  • Haksızlığı hak zanneden adamlara karşı hak dava etmek, bir nevi haksızlıktır. Bu nevi haksızlığı irtikab etmek istemem.
  • Zaten izzetle mevti, zilletle hayata tercih edenlerdeniz. Biz kendilerine arada, ortada bir yer olmayan kişileriz. Bizim için ya alemin üstünde yer almak, ya da kabre girmek vardır.
  • Nura karşı kavga edilmez, ona karşı adavet edilmez. Sırf şeytan-ı racimden başka ondan nefret eden olmaz.(Onüçüncü Mektub)

BEDİÜZZAMAN

Tuesday, August 18, 2009

MEKTUBAT

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM
  • İmam-ı Mübin, ilim ve emr-i İlahinin bir nevine ünvandır ki, alem-i şehadetten ziyade alem-i gayba bakıyor. Yani zaman-ı halden ziyade mazi ve müstakbele nazar eder. Yani herşeyin vücud-u zahiresinden ziyade aslına, nesline ve köklerine ve tohumlarına bakar Kader-i İlahinin bir defteridir.
  • Amma Kitab-ı Mübin ise, alem-i gaybdan ziyade, alem-i şehadete bakar. Yani: Mazi ve müstakbelden ziyade, zaman-ı hazıra nazar eder. Ve ilim ve emirden ziyade, kudret ve irade-i İlahiyenin bir ünvanı, bir defteri, bir kitabıdır. İmam-ı Mübin kader defteri ise, Kitab-ı Mübin kudret defteridir.
  • Küre-i arz bir çekirdek ve meydan-ı haşir, içindekilerle beraber bir ağaçtır, bir sümbüldür ve bir mahzendir.
  • Tasavvur-u küfür, küfür değil; tahayyül-ü şetm, şetm değil. Hususan ihtiyarsız olsa ve farazi bir tahattur olsa, bütün bütün zararsızdır.
  • İşte mimsiz medeniyet, nasıl kız hakkında, hakkından fazla hak verdiğinden böyle bir haksızlığa sebep oluyor..öyle de: Valide hakkında hakkını kesmekle daha dehşetli haksızlık ediyor. Evet rahmet-i Rabbaniyenin en hürmetli, en halavetli, en latif ve en şirin cilvesi olan şefkat-ı valide, hakaik-i kainat içinde en muhterem, en mükerrem bir hakikattır. Ve valide, en kerim, en rahim, öyle fedakar bir dosttur ki; o şefkat saikasıyla bir valide, bütün dünyasını ve hayatını ve rahatını, veledi için feda eder.

BEDİÜZZAMAN

MUHAMMED SURESİNDEN PARÇALAR

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM
  • Demek iş başına geçecek olursanız, yeryüzünde fesad çıkaracak ve akrabalık bağlarını koparacaksınız, öyle mi? İşte onlar o kimselerdir ki, Allah onlara lanet etmiştir. Sonra onları sağırlaştırmış ve gözlerini kör etmiştir.(Muhammed-22,23)
  • Artık melekler onların yüzlerine ve arkalarına vura vura canlarını alırken nasıl olacak! Bunun sebebi şudur: Şüphesiz onlar, Allah'ı gazablandıran şeylere uydular ve O'nun razı olduğu şeyleri hoş görmediler. Bunun üzerine onların amellerini boşa çıkardı.(Muhammed-27,28)
  • Yoksa kalblerinde bir hastalık bulunanlar, Allah, kinlerini asla ortaya çıkarmayacak mı sandılar? Halbuki dileseydik, onları elbette sana gösterirdik de kendilerini muhakkak simalarından tanırdın. Yine de onları mutlaka konuşma üslubundan tanırsın. Allah ise, amellerinizi bilir.(Muhammed-29,30)
  • Celalim hakkı için, içinizden cihad edenleri ve sabredenleri ortaya çıkarıncaya kadar, sizi imtihan edeceğiz! Haberlerinizi de deneyerek çıkaracağız.(Muhammed-31)
  • Ey iman edenler! Allah'a itaat edin! Peygambere de itaat edin! Ta ki amellerinizi boşa çıkarmayın!(Muhammed-33)
  • O halde gevşemeyin ve siz daha üstün olduğunuz halde, kafirleri sulha davet etmeyin! Çünkü Allah, sizinle beraberdir; ve amellerinizi asla eksiltmeyecektir.(Muhammed-35)
  • Dünya hayatı ancak bir oyun ve bir eğlencedir. Eğer iman edip sakınırsanız, size mükafatınızı verir. Hem sizden mallarınızı isteniyor. Eğer sizden onları isteseydi de sizi zorlasaydı, cimrilik ederdiniz ve sizin kinlerinizi ortaya çıkarırdı.(Muhammed-36,37)
  • İşte siz o kimselersiniz ki, Allah yolunda sarf etmeye çağrılıyorsunuz. Fakat içinizden bazıları cimrilik ediyor. Halbuki kim cimrilik ederse, o takdirde ancak kendi nefsine karşı cimrilik etmiş olur. Çünkü Allah zengindir, siz ise fakir kimselersiniz. Eğer yüz çevirirseniz, yerinize sizden başka bir kavim getirir de sonra sizin gibi olmazlar.(Muhammed-38)

Monday, August 17, 2009

MEKTUBAT

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM
  • Zat-ı risaletin akvali gibi, efal ve ahvali ve etvar ve harekatı dahi menabi-i din ve şeriattır ve ahkamın mehazleridir. Şıkk-ı zahirisine sahabeler hamele oldukları gibi, hususi dairesindeki mahfi ahvalatından tezahür eden esrar-ı din ve ahkam-ı şeriatın hameleleri ve ravileri de, ezvac-ı tahirattır ve bilfiil o vazifeyi ifa etmişlerdir. Esrar ve ahkam-ı dinin hemen yarısı, belki onlardan geliyor. Demek bu azim vazifeye, birçok ve meşrebçe muhtelif ezvac-ı tahirat lazımdır.
  • Peygamber rahmet-i İlahiye hesabıyla size şefkat eder, pederane muamele eder ve risalet namına siz O'nun evladı gibisiniz. Fakat şahsiyet-i insaniye itibarıyla pederiniz değildir ki, sizden zevce alması münasip düşmesin! Ve sizlere oğlum dese, ahkam-ı şeriat itibarıyla siz O'nun evladı olamazsınız!(Yedinci Mektub)
  • Şefkat pek geniştir. Bir zat, şefkat ettiği evladı münasebetiyle bütün yavrulara, hatta ziruhlara şefkatini ihata eder ve Rahim isminin ihatasına bir nevi ayinedarlık gösterir. Halbuki aşk, mahbubuna hasr-ı nazar edip, herşeyi mahbubuna feda eder; yahut mahbubunu ila ve sena etmek için başkalarını tenzil ve manen zemmeder ve hürmetlerini kırar.
  • Hem şefkat halistir, mukabele istemiyor; safi ve ivazsızdır..hatta en adi mertebede olan hayvanatın yavrularına karşı fedakarane ivazsız şefkatleri buna delildir. Halbuki aşk ücret ister ve mukabele taleb eder. Aşkın ağlamaları, bir nevi talebdir, bir ücret istemektir.(Sekizinci Mektub)
  • Kerametin izharı, zaruret olmadan zarardır. İkramın izharı ise, bir tahdis-i nimettir.
  • Şu dünya hayatında en bahtiyar odur ki: Dünyayı bir misafirhane-i askeri telakki etsin ve öyle de izan etsin ve ona göre hareket etsin. Ve o telakki ile, en büyük mertebe olan mertebe-i rızayı çabuk elde edebilir. Kırılacak şişe pahasına, daimi bir elmasın fiyatını vermez; istikamet ve lezzetle hayatını geçirir.
  • Endişe-i istikbal hissi herkeste var; şiddetli bir surette endişe ettiği vakit bakar ki, o endişe ettiği istikbale yetişmek için elinde senet yok. Hem rızk cihetinde bir taahhüd altında ve kısa olan bir istikbal, o şiddetli endişeye değmiyor.
  • İnsanlar, insana verilen cihazat-ı maneviyeyi, eğer nefsin ve dünyanın hesabıyla istimal etse ve dünyada ebedi kalacak gibi gafilane davransa, ahlak-ı rezileye ve israfat ve abesiyete medar olur. Eğer hafiflerini dünya umuruna..ve şiddetlilerini vezaif-i uhreviyeye ve maneviyeye sarfetse, ahlak-ı hamideye menşe, hikmet ve hakikata muvafık olarak saadet-i dareyne medar olur.
  • Nasihlerin nasihatları şu zamanda tesirsiz kaldığının bir sebebi şudur ki: Ahlaksız insanlara derler: Hased etme! Hırs gösterme! Adavet etme! İnat etme! Dünyayı sevme!, yani fıtratını değiştir gibi zahiren onlarca malayutak bir teklifte bulunurlar. Eğer deseler ki: Bunların yüzlerini hayırlı şeylere çeviriniz, mecralarını değiştiriniz. Hem nasihat tesir eder, hem daire-i ihtiyarlarında bir emr-i teklif olur.
  • İslamiyet, iltizamdır; iman, izandır. Tabir-i diğerle: İslamiyet, hakka tarafgirlik ve teslim ve inkıyaddır; iman ise, hakkı kabul ve tasdiktir. İmansız İslamiyet, sebeb-i necat olmadığı gibi; İslamiyetsiz iman da medar-ı necat olamaz.(Dokuzuncu Mektub)

BEDİÜZZAMAN

MUHAMMED SURESİNDEN PARÇALAR

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM
  • İnkar edenler ve Allah yolundan men edenler yok mu, Allah onların amellerini boşa çıkarmıştır. İman edip salih ameller işleyenlere ve Rableri tarafından hak olarak Muhammed'e indirilene iman edenlere gelince, onların günahlarını kendilerinden örtmüş ve hallerini düzeltmiştir.(Muhammed-1,2)
  • Bunun sebebi, şüphesiz inkar edenlerin batıla uymaları, hakikaten iman edenlerin ise Rableri tarafından hakka tabi olmalarıdır. İşte böylece Allah, insanlara misallerini getirir.(Muhammed-3)
  • Artık inkar edenlerle karşılaştığınızda, hemen o boyunlarına vurmak gerekir! Nihayet onlara ağır kayıplar verdiğiniz zaman, artık bağı sıkı tutun; sonra da ya lutfederek veya fidye alarak onları salın! Ve harb ağırlıklarını bırakıncaya kadar böyle yapın! İşte yapılacak iş budur! Halbuki Allah dileseydi, elbette onlardan intikam alırdı; fakat sizi birbirinizle imtihan etmek için..Allah yolunda öldürülenlere gelince, artık onların amellerini asla boşa çıkarmayacaktır.(Muhammed-4)
  • Ey iman edenler! Eğer Allah'a yardım ederseniz, O da size yardım eder ve ayaklarınızı sabit kılar.(Muhammed-7)
  • Rabbisinden apaçık bir delil üzerinde bulunan kimse, hiç kötü ameli kendisine süslü gösterilen ve arzularına uyan kimse gibi midir?(Muhammed-14)
  • Takva sahiblerine vad edilen Cennetin misali şöyledir: Orada bozulmayan sudan ırmaklar, tadı değişmeyen sütten ırmaklar, içenlere lezzet veren şarabdan ırmaklar ve safi baldan ırmaklar vardır. Onlar için orada meyvelerin her çeşidi ve Rablerinden bir mağfiret vardır. Onların hali, o ateşte ebedi olarak kalan ve kaynar bir su içirilen kimseler gibi midir ki bağırsaklarını parça parça etmiştir.(Muhammed-15)
  • İşte gerçekten şunu bil ki, Allah'dan başka ilah yoktur! Hem kendi günahın için, hem de mümin erkeklerle mümin kadınlar için mağfiret dile! Allah, gezip dolaştığınız yeri de, kalacağınız yeri de bilir.(Muhammed-19)

BEDİÜZZAMAN

Wednesday, August 12, 2009

MEKTUBAT

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM
  • Der tarik-i Nakşibendi lazım amed çar terk; Terk-i dünya, terk-i ukba, terk-i hest, terk-i terk.
  • Der tarik-i aczmendi lazım amed çar-çiz; Fakr-ı mutlak, acz-i mutlak, şükr-ü mutlak, şevk-i mutlak ey aziz!(Dördüncü Mektub)
  • Tarik-i Nakşinin üç perdesi var: Birisi ve en birincisi ve en büyüğü: Doğrudan doğruya hakaik-i imaniyeye hizmettir ki, İmam-ı Rabbani de ahir zamanında ona süluk etmiştir.
  • İkincisi: Feraiz-i diniye ve sünnet-i seniyyeye tarikat perdesi altında hizmettir.
  • Üçüncüsü: Tasavvuf yoluyla emraz-ı kalbiyenin izalesine çalışmak, kalb ayağıyla süluk etmektir. Birincisi farz, ikincisi vacib, bu üçüncüsü ise sünnet hükmündedir.
  • İmansız cennete gidemez, fakat tasavvufsuz cennete giden pek çoktur. Ekmeksiz insan yaşayamaz, fakat meyvesiz yaşayabilir. Tasavvuf meyvedir, hakaik-i İslamiye gıdadır.
  • Eğer dalalet cehaletten gelse izalesi kolaydır. Fakat dalalet, fenden ve ilimden gelse, izalesi müşkildir. Eski zamanda ikinci kısım, binde bir bulunuyordu. Bulunanlardan ancak binden biri irşad il yola gelebilirdi. Çünkü öyleler kendilerini beğeniyorlar; hem bilmiyorlar, hem kendilerini bilir zannediyorlar. Cenab-ı Hak şu zamanda, i'caz-ı Kuran'ın manevi lemeatından olan malum Sözler'i, şu dalalet zındıkasına bir tiryak hasiyetini vermiş tasavvurundayım.(Beşinci Mektub)
  • Bırak biçare feryadı, beladan kıl tevekkül. Zira feryad, bela-ender, hata-ender beladır bil. Bela vereni buldunsa eğer; safa-ender, vefa-ender, ata-ender beladır bil.
  • Madem öyle bırak şekvayı şükret, çün belabil, dema keyfinden güler hep gül mül. Ger bulmazsan, bütün dünya cefa-ender, fena-ender, heba-ender beladır bil.
  • Cihan dolu bela başında varken, ne bağırırsın küçücük bir beladan, gel tevekkül kıl. Tevekkül ile bela yüzünde gül, ta o da gülsün; o güldükçe küçülür, eder tebeddül.
  • Cenab-ı Hakkı bulan neyi kaybeder? Ve O'nu kaybeden, neyi kazanır? Yani: O'nu bulan herşeyi bulur. O'nu bulmayan hiçbirşey bulmaz, bulsa da başına bela bulur.(Altıncı Mektub)

BEDİÜZZAMAN

AHKAF SURESİNDEN PARÇALAR

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM
  • Bir de Ad'ın kardeşi Hud'u an! Hani Ahkafa kavmini: Allah'dan başkasına ibadet etmeyin! Şüphesiz ki ben, sizin üzerinize büyük bir günün azabından korkarım! diye korkutmuştu ki kendinden önce ve kendinden sonra da korkutucular gelmişti.(Ahkaf-21)
  • And olsun ki, size kendisi hakkında imkan vermediğimiz hususlarda, onlara imkan vermiştik; onlarada kulaklar, gözler ve kalbler vermiştik. Fakat ne kulakları, ne gözleri, ne de kalbleri onlara hiçbir şeyden fayda vermedi. Çünkü Allah'ın ayetlerini bile bile inkar ediyorlardı da kendisiyle alay etmekte oldukları onları kuşatıverdi.(Ahkaf-26)
  • Ve bir zaman, cinlerden birtakımını Kuran'ı dinlemeleri üzere sana yöneltmiştik. Nihayet ona hazır olduklarında: Susun! dediler. Kıraat bitirilince de korkutucular olarak kavimlerine döndüler. Dediler ki: Ey kavmimiz! Doğrusu biz, Musa'dan sonra indirilen, kendinden öncekileri tasdik eden, hakka ve dosdoğru bir yola hidayet eden bir kitab dinledik.(Ahkaf-29,30)
  • Görmediler mi ki, şüphesiz gökleri ve yeri yaratan ve bunları yaratmakla yorulmayan Allah, ölüleri diriltmeye de kadirdir. Evet! Şüphesiz ki O, herşeye hakkıyla gücü yetendir.(Ahkaf-33)
  • O halde ulül-azm(sebat sahibi) olan peygamberlerin sabrettiği gibi sabret! Ve onlar hakkında acele etme! Onlar vad olunup durdukları azablarını görecekleri gün, sanki sadece gündüzün bir saati kadar kalmış gibidirler. Bu bir tebliğdir! Hiç fasıklar topluluğundan başkası helak edilir mi?(Ahkaf-35)

Tuesday, August 11, 2009

MEKTUBAT

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM
  • Ehl-i dalalet, ehl-i ilmi; ilmi, vasıta-ı cer etmekle ittiham ediyorlar. İlmi ve dini kendilerine medar-ı maişet yapıyorlar deyip insafsızcasına onlara hücum ediyorlar. Bunları fiilen tekzib lazımdır.
  • Allah namına vermek, Allah namına almak lazımdır. Halbuki ekseriya ya veren gafildir; kendi namına verir, zımni bir minnet eder. Ya alan gafildir; Münim-i Hakikiye ait şükrü, senayı zahiri esbaba verir, hata eder.
  • Tevekkül, kanaat ve iktisad öyle bir hazine ve bir servettir ki, hiçbir şey ile değişilmez.
  • Hem tasannu ve temellükten beni kurtaran bir parça kuru ekmek yemek ve yüz yamalı bir libası giymek bana hoş geliyor. Gayrın en ala baklavasını yemek, en murassa libasını giymek ve onların hatırını saymağa mecbur olmak, bana nahoş geliyor.
  • Salahat niyetiyle sana verilen birşey, salih olmazsan kabul etmek haramdır.(İkinci Mektub)
  • Sani-i Kadir, Fatır-ı Hakim, Vahid-i Ehad, kemal-i kudretini ve cemal-i hikmetini ve delil-i vahdetini göstermek için, pek az birşeyle çok işleri görmek; pek küçük birşeyle, pek büyük vazifeleri gördürmeyi adet etmiştir.
  • İşte vahdette nihayetsiz suhulet ve kesrette nihayetsiz suubet bulunduğundandır ki, ehl-i sanat ve ticaret, kesrete bir vahdet verir, ta suhulet ve kolaylık olsun; yani şirketler teşkil ederler.(Üçüncü Mektub)

BEDİÜZZAMAN

AHKAF SURESİNDEN PARÇALAR

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM
  • O'ndan önce de bir rehber ve bir rahmet olarak Musa'nın kitabı vardır. Bu ise, zulmedenleri korkutmak ve iyilik edenlere müjde olmak üzere, Arabca bir lisan ile öncekileri tasdik edici bir kitabdır.(Ahkaf-12)
  • İnsana, ana-babasına iyilik etmeyi de tavsiye ettik. Anası onu zahmetle taşımış ve onu zahmetle doğurmuştur. Hem taşınması ile sütten kesilmesi otuz aydır. Nihayet gücü kemale erip, kırk seneye vardığı zaman dedi ki: Rabbim! Bana ve ana-babama verdiğin nimetine şükretmemi ve razı olacağın salih bir amel işlememi bana ilham eyle ve benim için zürriyetim içinde iyi hal nasib et! Doğrusu ben, san tevbe ettim ve şüphesiz ben, teslim olanlardanım.(Ahkaf-15)
  • İşte onlar, kendilerinden yaptıklarının en güzelini kabul edeceğimiz ve kötülüklerden vazgeçeceğimiz, Cennet ehli arasında bulunan kimselerdir. Söz verilmekte oldukları sadık va'ddir.(Ahkaf-16)
  • Fakat o kimse ki, ana-babasına: Öf ikinize! Benden önce nice nesiller gelip geçmiş iken, beni çıkarılmakla mı tehdid ediyorsunuz? dedi. Onlar ise, Allah'dan yardım isteyerek: Yazıklar olsun sana! İman et! Elbette Allah'ın vadi haktır! dedikleri halde o dedi ki: Bu, eskilerin masallarından başka birşey değildir!(Ahkaf-17)
  • Herkes için yaptıklarına göre dereceler vardır, ta ki Allah onlara, amellerini tam versin! Hem onlara haksızlık edilmez.(Ahkaf-19)
  • Ve inkar edenler ateşe arz olunacağı gün: Dünya hayatınızda güzel şeylerinizi giderdiniz ve onlarla faydalandınız. Bugün ise, yeryüzünde haksız yere büyüklük taslamakta olmanızdan ve fasıklık etmekte olmanızdan dolayı aşağılayıcı azab ile cezalandırılacaksınız!(Ahkaf-20)

Monday, August 10, 2009

MEKTUBAT - BİRİNCİ MEKTUB

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM
  • Ahir zamanda Hazret-i İsa Aleyhisselam gelecek, Şeriat-ı Muhammediye(asm) ile amel edecek, mealindeki hadisin sırrı şudur ki: Ahir zamanda felsefe-i tabiiyenin verdiği cereyan-ı küfriye ve inkar-ı Uluhiyete karşı İsevilik dini tasaffi ederek ve hurafattan tecerrüd edip İslamiyete inkılab edeceği bir sırada, nasıl ki İsevilik şahs-ı manevisi, vahy-i semavi kılıncıyla o müthiş dinsizliğin şahs-ı manevisini öldürür; öyle de, Hz.İsa Aleyhisselam, İsevilik şahs-ı manevisini temsil ederek, dinsizliğin şahs-ı manevisini temsil eden Deccalı öldürür.. yani inkar-ı uluhiyet fikrini öldürecek.
  • Onlar kendilerini ölmüş bilmiyorlar..yalnız kendilerinin daha iyi bir aleme gittiklerini biliyorlar..kemal-i saadetle mütelezziz oluyorlar..ölümdeki firak acılığını hissetmiyorlar.(Tirmizi)
  • Mevt, vazife-i hayattan bir terhistir, bir paydostur, bir tebdil-i mekandır, bir tahvil-i vücuddur, hayat-ı bakiyeye bir davettir, bir mebdedir, bir hayat-ı bakiyenin mukaddimesidir.
  • Çekirdeğin mevti, sümbülün mebde-i hayatıdır; belki ayn-ı hayatı hükmünde olduğu için, şu ölüm dahi hayat kadar mahluk ve muntazamdır.
  • Nevm, nasıl ki bir rahat, bir istirahattır; hususan musibetzedeler, yaralılar, hastalar için..öyle de nevmin büyük kardeşi olan mevt dahi, musibetzedelere ve intihara sevkeden belalarla mübtela olanlar için ayn-ı nimet ve rahmettir.
  • Hem bir Fatır-ı Hakim ki, dağ gibi koca bir ağacı, tırna gibi bir çekirdekte saklar. Elbette o Zat-ı Zülcelal'in kudret ve hikmetinden uzak değildir ki, küre-i arzın kalbindeki cehennem-i suğra çekirdeğinde cehennem-i kübrayı saklasın.
  • Dünyanın fani yüzüne karşı olan aşk-ı mecazi, eğer o aşık, o yüzün üstündeki zeval ve fena çirkinliğini görüp ondan yüzünü çevirse, baki bir mahbub arasa, dünyanın pek güzel ve ayine-i esma-i İlahiye ve mezraa-i ahiret olan iki diğe yüzüne bakmaya muvaffak olursa, o gayr-i meşru mecazi aşk,o vakit aşk-ı hakikiye inkılaba yüz tutar.
  • Nefsini unutup, hayatın zevalini düşünmeyerek, hususi, kararsız dünyasını, aynı umumi dünya gibi sabit bilip kendini layemut farzederek dünyaya saplansa, şedit hissiyat ile ona sarılsa, onda boğulur, gider.

BEDİÜZZAMAN

CASİYE & AHKAF SURELERİNDEN PARÇALAR

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM
  • İşte arzusunu kendisine ilah edinen ve Allah'ın bir ilim üzere dalalete attığı, kulağını ve kalbini mühürlediği, gözünün üzerine de bir perde çektiği kimseyi gördün mü? Peki onu, Allah'dan sonra kim hidayete erdirebilir? Hiç ibret almıyor musunuz?(Casiye-23)
  • De ki: Allah size hayat veriyor, sonra sizi vefat ettirecek, sonra da sizi kendisinde hiç şüphe olmayan kıyamet gününde bir araya toplayacaktır; fakat insanların çoğu bilmiyorlar.(Casiye-26)
  • Ve o gün her ümmeti casiye(diz çökmüş) olarak görürsün! Her ümmet, kendi kitabına çağrılır ve denilir: Bugün yapmakta olduklarınızla karşılık göreceksiniz!(Casiye-28)
  • Bu, size karşı hakkı söyleyen kitabımızdır. Şüphesiz ki biz, yapmakta olduğunuz şeyleri yazıyorduk.(Casiye-29)
  • Ve denir ki: Bu gününüzle karşılaşmayı unuttuğunuz gibi, bu gün sizi unuturuz. Çünkü yeriniz ateştir; sizin için hiçbir yardımcı da yoktur! Bunun sebebi şudur: Gerçekten siz, Allah'ın ayetlerini alaya almıştınız ve dünya hayatı sizi aldatmıştı. Artık bugün, ne oradan çıkarılırlar, ne de onlardan razı etmeleri istenir.(Casiye-34,35)
  • Ha, Mim. Bu Kitab'ın indirilmesi, Aziz, Hakim olan Allah tarafındandır. Gökleri ve yeri ve ikisi arasında bulunanları, ancak hak ile ve belirli bir ecel ile yarattık. İnkar edenler ise korkutuldukları şeyden yüz çeviricidirler.(Ahkaf-1,3)
  • De ki: Söyleyin bana! Allah'ı bırakıp yalvarmakta olduğunuz şeyler, yerden neyi yaratmışlar, bana gösterin! Yoksa, onların göklerde bir ortaklığı mı var? Eğer doğru kimseler iseniz, bana bundan önce bir kitab veya ilimden bir eser getirin!(Ahkaf-4)
  • Allah'ı bırakıp da kıyamet gününe kadar kendisine cevab veremeyecek şeylere dua edenden daha sapık kim olabilir? Halbuki onlar, bunların dualarından habersizdirler.(Ahkaf-5)

Thursday, August 6, 2009

CASİYE SURESİNDEN PARÇALAR

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM
  • Ha, Mim. Bu Kitabın indirilmesi, Aziz, Hakim olan Allah tarafındandır. Şüphesiz ki göklerde ve yerde, müminler için elbette deliller vardır. Hem sizin yaratılışınızda ve yaymakta olduğu hareketli her canlıda, kati olarak iman edecek bir topluluk için deliller vardır.(Casiye-1,4)
  • Gece ile gündüzün ihtilafında, Allah'ın gökten bir rızık indirip, onunla yeryüzünü ölümden sonra diriltmesinde ve rüzgarları estirmesinde de akıl erdirecek bir topluluk için deliller vardır. İşte bunlar, Allah'ın ayetleridir; onları sana hak ile okuyoruz. Artık Allah'dan ve O'nun ayetlerinden sonra hangi söze inanacaklar?(Casiye-5,6)
  • Allah, emri ile içinde gemilerin akıp gitmesi ve lütfundan aramanız için denizi sizin emrinize verendir; umulur ki şükredersiniz.(Casiye-12)
  • Hem göklerde olanlar ve yerde bulunanların hepsini, kendi tarafından sizin emrinize verdi. Doğrusu bunda, düşünecek bir topluluk için gerçekten deliller vardır.(Casiye-13)
  • İman edenlere de ki, Allah'ın günlerini ummayan kimseleri bağışlasınlar; ta ki, her topluluğa kazanmakta olduklarının karşılığını versin!(Casiye-14)
  • Sonra da seni o emir hakkında bir şeriat üzerinde kıldık. Artık ona tabi ol; ve bilmeyenlerin arzularına uyma!(Casiye-18)
  • Çünkü onlar, Allah'dan hiçbir şeyi senden defedemezler. Ve şüphesiz ki zalimler, birbirlerinin dostlarıdırlar. Allah da takva sahiblerinin dostudur.(Casiye-19)
  • Yoksa kötülükleri işleyenler, hayatlarında ve ölümlerinde kendilerini, iman edip salih amel işleyenlerle bir tutacağımızı mı sandılar? Ne kötü hüküm veriyorlar!(Casiye-21)

Wednesday, August 5, 2009

DUHAN SURESİNDEN PARÇALAR

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM
  • Eğer bana iman etmiyorsanız, bari benden uzak durun!(Duhan-21)
  • İşte böyle! Artık onları, başka bir kavme miras bıraktık. Bunun üzerine onlara, ne gök ne de yer ağladı! Mühlet verilen kimseler de olmadılar!(Duhan-28,29)
  • And olsun ki İsrailoğullarını o aşağılayıcı azabdan, Firavundan kurtardık. Çünkü o üstünlük taslayan bir kimse idi, haddi aşanlardandı.(Duhan-30,31)
  • Halbuki gökleri ve yeri ve ikisi arasında bulunanları, oyuncular olarak yaratmadık. Onları ancak hak ile yarattık; fakat onların çoğu bilmiyorlar.(Duhan-38,39)
  • Şüphesiz ki o ayırış günü, onların hep birlikte buluşma vaktidir. O gün, bir dostun bir dosta hiçbir faydası olmaz ve onlar yardım olunmazlar. Ancak Allah'ın merhamet ettiği kimseler müstesna. Şüphesiz ki Aziz, Rahim olan ancak O'dur.(Duhan-40,42)
  • Muhakkak ki takva sahibleri, emin bir makamdadırlar. Bahçelerde ve pınar başlarında! İnce ipekten ve kalın ipekten giyerek karşılıklı oturanlardır. İşte böyle! Hem onları iri gözlü hurilerle evlendirmişizdir.(Duhan-51,54)
  • İlk ölümden başka orada ölüm tatmazlar ve Rabbinden bir lütuf olarak onları Cehennem azabından korumuştur. İşte büyük kurtuluş budur!(Duhan-56,57)
  • Artık onu sadece senin dilinle kolaylaştırdık; umulur ki ibret alırlar.(Duhan-58)
  • O halde gözetle; doğrusu onlar da seni gözetleyicidirler.(Duhan-59)

Tuesday, August 4, 2009

NOKTA

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM
  • Evet, şu bürhan-ı münevverin altı ciheti de şeffaftır. Üstünde icaz; altında mantık ve delil; sağında aklı istintak; solunda vicdanı istişhad; önünde, hedefinde hayır ve saadet; nokta-i istinadı vahy-i mahzdır. Vehmin ne haddi var ki girebilsin.
  • Tarik-i Kurani iki nevidir. Birincisi: Delil-i inayet ve gayettir ki, menafi-i eşyayı tadat eden bütün ayat-ı Kuraniye bu delili nesc ve şu bürhanı tanzim ediyorlar. Bu delilin zübdesi, kainatın nizam-ı ekmelinde ittikan-ı sanat ve riayet-i mesalih ve hikemdir.
  • İkincisi: Delil-i ihtiradır. Hülasası: Mahkulatın her nevine, her ferdine ve o nev'e ve o ferde müretteb olan asar-ı mahsusasını müntic ve istidad-ı kemaline münasib bir vücudun verilmesidir. Hiçbir nevi müteselsil-i ezeli değildir.
  • Feya acaba! Vacib-ül Vücudun lazime-i zaruriye-i beyyinesi olan ezeliyeti zihinlerine sığıştıramayan, nasıl oluyor da, her bir cihetten ezeliyete münafi olan maddenin ezeliyetini zihinlerine sığıştırabiliyorlar?
  • Müessir-i hakiki yalnız Allah'dır. Tesir-i hakiki esbabda yoktur. Esbab, izzet ve azamet-i kudretin bir perdesidir. Ta ki, aklın nazar-ı zahirisinde, dest-i kudret umur-u hasise ile mübaşir görünmesin.
  • Fıtrat yalan söylemez. Mesela: Bir çekirdekteki meyelan-ı nümuvv der ki: Sünbülleneceğim, meyve vereceğim. Doğru söyler.
  • Akıl tatil-i eşgal etse de, nazarını ihmal etse, vicdan Sanii unutamaz. Kendi nefsini inkar etse de onu görür. Onu düşünür. Ona müteveccihtir.
  • Göreceksin ki, kalb bedenin aktarına, neşr-i hayat ettiği gibi, kalbdeki ukde-i hayatiye olan Marifet-i Sani'dir ki, istidadat-ı gayr-i mahdude-i insaniye ile mütenasip olan amal ve müyul-u müteşaibeye neşr-i hayat eder. Lezzeti içine atar ve kıymet verir ve bast ve temdid eder. İşte nokta-i istimdad.
  • Akıl gözünü kapasa da, vicdanın gözü daima açıktır.
  • Bütün kainattaki bütün kemal ve cemal, Sani-i Zülcelalin kemal ve cemaline bir zıll-ı zalildir ve bürhanıdır.

BEDİÜZZAMAN

ZUHRUF&DUHAN SURELERİNDEN PARÇALAR

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM
  • Yoksa kendilerinin sırlarını ve fısıldaşmalarını gerçekten biz işitmiyor muyuz sanıyorlar? Hayır! Yanlarında bulunan elçilerimiz de yazıyorlar.(Zuhruf-80)
  • De ki: Eğer Rahman'ın bir çocuğu olsaydı, o takdirde tapanların ilki ben olurdum. Göklerin ve yerin Rabbi, arşın Rabbi vasfetmekte oldukları şeylerden pek münezzehtir.(Zuhruf-81,82)
  • O'nu bırakıp da kendisine yalvardıkları şeyler, şefaate sahib değildirler; ancak bilerek hakka şahidlik edenler müstesna.(Zuhruf-86)
  • Celalim hakkı için, eğer onlara kendilerini kimin yarattığını sorsan, mutlaka Allah! diyeceklerdir; öyle ise nasıl çevriliyorlar?(Zuhruf-87)
  • Ey Rabbim! sözüne yemin olsun ki, doğrusu bunlar iman etmez bir kavimdir. Şimdi onlara yüz çevir ve Selam! de. Artık ileride bileceklerdir.(Zuhruf-88,89)
  • Ha, Mim. Apaçık beyan eden o Kitab'a yemin olsun ki, gerçekten biz onu mübarek bir gecede indirdik; şüphesiz ki biz korkutucularız.(Duhan-1,3)
  • Katımızdan bir emirle, her hikmetli iş onda ayırd edilir. Çünkü biz, Rabbinden bir rahmet olarak göndericileriz. Doğrusu Semi, Alim ancak O'dur.(Duhan-4,6)
  • O halde, göğün insanları bürüyecek apaçık bir duhan getireceği günü gözetle! Bu elemli bir azabdır.(Duhan-11)
  • Rabbimiz! Bizden bu azabı kaldır; şüphesiz biz inanan kimseleriz, derler. Nerede onlarda ibret almak? Halbuki kendilerine gerçekten apaçık beyan eden bir peygamber gelmişti. Sonra ondan yüz çevirdiler ve: Bu, öğretilmiş bir mecnun! demişlerdi.(Duhan-12,14)
  • Şüphesiz ki biz, azabı kaldırıcılarız; ama siz gerçekten yine dönecek olan kimselersiniz.(Duhan-15)

Monday, August 3, 2009

NOKTA

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM
  • Gayr-i mütenahi berahininden dört bürhan-ı külliyi irad ediyoruz. Birinci Bürhan: Muhammed Aleyhissalatü Vesselamdır. İkinci Bürhan: Kitab-ı Kebir ve insan-ı ekber olan kainattır. Üçüncü Bürhan: Kitab-ı Muciz-ül Beyan, Kelam-ı Akdesdir. Dördüncü Bürhan: Alem-i gayb ve şehadetin nokta-i iltisakı ve berzahı ve iki alemden birbirine gelen seyyaratın mültekası vicdan denilen fıtrat-ı zişuurdur. Evet fıtrat ve vicdan akla bir penceredir. Tevhidin şuaını neşrederler.
  • Şu kitabın heyet-i mecmuasında öyle parlak bir nizam var ki, nezzamı güneş gibi içinde tecelli ediyor.
  • Eğer insaf ile dikkat etsen, şu küçücük hayvanın ve huveynatın sureti altında olan makine-i dakika-ı bedia-i İlahiyenin şuursuz, kör, mecra ve mahrekleri tahdid olunmayan ve imkanatından evleviyet olmayan esbab-ı basita-i camide-i tabiiyeden husulünü, muhal-ender-muhal göreceksin.
  • Dalalet ne kadar acibdir. Zat-ı Zülcelalin lazım-ı zarurisi olan ezeliyeti ve hassası olan icadı aklına sığıştırmayan, nasıl oluyor ki gayr-i mütenahi zerrata ve aciz şeylere veriyor.
  • Evet meşhurdur ki; Hilal-i ide bakarlardı. Kimse birşey görmedi. İhtiyar bir zat yemin etti: Hilali gördüm. Halbuki gördüğü hilal, kirpiğinin takavvus etmiş beyaz bir kılı idi. Kıl nerede, kamer nerede? Harekat-ı zerrat nerede, sebeb-i teşkil-i enva nerede?
  • İnsan fıtraten mükerrem olduğundan hakkı arıyor. Bazen batıl eline gelir. Hak zannederek koynunda saklar. Hakikatı kazarken ihtiyarsız dalalet başına düşer; hakikat zannederek başına giydiriyor.
  • Tabiat, alem-i şehadet denilen cesed-i hilkatin anasır ve azasının efalini intizam ve rabt altına alan bir şeriat-ı kübra-yı İlahiyedir. Kuva dedikleri şey, herbiri şu şeriatın bir hükmüdür. Kavanin dedikleri şey, herbiri şu şeriatın meselesidir.
  • Tabiat misali bir matbaadır, tabi değil; nakıştır, nakkaş değil; kabildir, fail değil; mistardır, masdar değil; nizamdır, nazım değil; kanundur, kudret değil; şeriat-ı iradiyedir, hakikat-ı hariciye değil.

BEDİÜZZAMAN

ZUHRUF SURESİNDEN PARÇALAR

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM
  • Onlara göstermekte olduğumuz her mucize, mutlaka diğerlerinden daha büyüktü. Umulur ki onlar dönerler diye kendilerini azablar ile yakaladık.(Zuhruf-48)
  • Meryemoğlu İsa da bir misal olarak zikredilince, senin kavmin ondan dolayı hemen gülüşmeye başladılar. Ve, bizim ilahlarımız mı daha hayırlı yoksa o mu? dediler. Bunu sana ancak tartışmak için getirdiler. Hayır! Onlar bir düşman topluluğudur.(Zuhruf-57,58)
  • Doğrusu İsa, sadece kendisine nimet verdiğimiz bir kuldur; ve onu İsrailoğullarına bir miras kıldık. Halbuki dileseydik, elbette size bedel yeryüzünde halife olacak melekler yapardık.(Zuhruf-59,60)
  • Halbuki şüphesiz o(İsa), kıyamet için elbette bir bilgidir; sakın onda şüpheye düşmeyin ve bana tabi olun! Bu dosdoğru bir yoldur.(Zuhruf-61)
  • Ve sakın, şeytan sizi çevirmesin! Çünkü o, size apaçık bir düşmandır.(Zuhruf-62)
  • İsa ise mucizelerle gelince şöyle demişti: Size hikmet getirdim ve üzerinde ihtilafa düştüğünüz şeylerin bir kısmını size açıklamak için geldim. Öyle ise Allah'dan sakının ve bana itaat edin! Şüphesiz ki benim Rabbim de, sizin de Rabbiniz ancak Allah'dır; o halde O'na ibadet edin! Bu, dosdoğru bir yoldur!(Zuhruf-63,64)
  • Ey kullarım! Bu gün size hiçbir korku yoktur ve siz mahzun olmayacaksınız! Onlar ki, ayetlerimize iman ettiler ve müslüman kimseler oldular. Girin Cennete! Siz ve zevceleriniz sevindirileceksiniz!(Zuhruf-68,70)
  • Etraflarında olan altın tepsiler ve bardaklarla dolaşılır. Ve orada canların kendisini çektiği ve gözlerin hoşlandığı herşey vardır. Artık siz orada ebedi olarak kalıcılarsınız.(Zuhruf-71)