Thursday, July 30, 2009

ŞULE

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM
  • Madem ki herşeyin Allah'dan olduğunu bilirsin ve ona izanın vardır. Zararlı menfaatli herşeyi tahsin ve hüsn-ü rıza ile kabul etmek lazımdır. Ve illa, gaflete düşmeye mecbur olursun.
  • Evet, herşey Cenab-ı Hakkı tesbih ettiği gibi lisanıyla, ihtiyacıyla, istidadıyla dahi Allah'a dua eder.
  • Her bir masnuda, iki cihet vardır. Bir ciheti, kendi zat ve sıfatından ibarettir. Diğer ciheti, Sania ve esm-i hüsnadan kendisine olan tecelliyata bakar.
  • Cenab-ı Hakkın günahkarları affetmesi fazldır, tazib etmesi adldir. Evet zehiri içen adam, adetullaha nazaran hastalığa ölüme kesb-i istihkak eder. Sonra hasta olursa, adldir. Çünkü cezasını çeker. Hasta olmadığı takdirde, Allah'ın fazlına mazhar olur. Masiyet ile azab arasında kavi bir münasebet vardır.
  • İnsan nisyandan alındığı için, nisyana mübteladır. Nisyanın en kötüsü de nefsin unutulmasıdır. Fakat hizmet, say, tefekkür zamanlarında, nefsin unutulması, yani nefse bir iş verilmemesi dalalettir. Hizmetler görüldükten sonra, neticede, mükafat zamanlarında nefsin unutulması kemaldir.
  • Bir şeyden uzak olan bir kimse, yakın olan adam kadar o şeyi göremez. Ne kadar zeki olursa olsun, o şeyin ahvali hakkında ihtilafları olduğu zaman yakın olanın sözü muteberdir.
  • Sem, basar, hava, su gibi umumi nimetler daha ehemmiyetli,daha kıymetli olduklarına nazaran, hususi, şahsi nimetlerden kat kat fazla şükre istihkak ve liyakatleri vardır.
  • En büyük nimet amm ve daimi olan nimetlerdir. Umumiyet kemal ve ehemmiyete delil olduğu gibi, devam da ulviyet ve kıymete delalet eder.
  • İnsandan öyle bir latife, öyle bir halet vardır ki, o latife lisanıyla her ne sual edilirse-velev fasık da olsun- Cenab-ı Hak o latifeye hürmeten o matlubu yerine getirir.
  • Arz, alemin kalbi olduğu gibi, toprak unsuru da arzın kalbidir. Ve tevazu, mahviyet gibi maksuda isal eden yolların en yakını da topraktır. Belki toprak, en yüksek semavattan Halık-ı Semavata daha yakın bir yoldur. Öyle ise arkadaş, topraktan ve toprağa inkılab etmekten, kabirden ve kabre girip yatmaktan tevahhuş etme!
  • Aklım yürüyüş yaparken, bazen kalbimle arkadaş olur. Kalb zevkiyle bulduğu şeyi akla veriyor.

BEDİÜZZAMAN

ZUHRUF SURESİNDEN PARÇALAR

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM
  • İşte böyle, senden önce de hangi şehre bir korkutucu gönderdiysek, mutlaka oranın nimet içinde olanları dedi ki: Doğrusu biz atalarımızı bir din üzerinde bulduk, elbet biz de onların izlerine tabi olanlarız.(Zuhruf-23)
  • Rabbinin rahmetini onlar mı paylaştırıyorlar? Dünya hayatında onların geçimliklerini aralarında biz paylaştırdık; bir kısmı bir kısmını memur edinsin diye, kimilerini kimilerinin üstünde derecelerle yükselttik. Rabbinin rahmeti ise, biriktirmekte oldukları şeylerden hayırlıdır.(Zuhruf-32)
  • Halbuki insanlar tek bir ümmet olacak olmasaydı, Rahman'ı inkar edenlerin evlerinin tavanlarını ve üzerine çıkacakları merdivenleri gümüşten yapardık. Hem evleri için kapılar ve üzerlerinde yaslanacakları koltuklar yapardık.(Zuhruf-33,34)
  • Ve nice zuhruf(altın) verirdik. Halbuki bunlar, dünya hayatının menfaatinden başka birşey değildir. Ahiret ise, Rabbinin katında takva sahibleri içindir.(Zuhruf-35)
  • Kim Rahman'ın zikrini görmezlikten gelirse, ona bir şeytanı musallat ederiz de, o ona arkadaş olur. Halbuki şüphesiz onlar, bunları mutlaka yoldan çıkarırlar da, gerçekten kendilerinin hidayete erdirilmiş kimseler olduklarını sanırlar.(Zuhruf-36,37)
  • Artık sana vahyedilene tutun! Muhakkak ki, sen dosdoğru bir yol üzerindesin. Şüphesiz ki o Kur'an senin için de kavmin içinde elbette bir şereftir. Artık ileride sual olunacaksınız.(Zuhruf-43,44)

Wednesday, July 29, 2009

ONDÖRDÜNCÜ REŞHA

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM
  • Evet, Kuran kainatın bir tercüme-i ezeliyesidir. Ve kainatın kendi lisanlarıyla okudukları ayat-ı tekviniyenin tercümanıdır. Ve şu kitab-ı alemin tefsiri olduğu gibi; arz, semavat sahifelerinde müstetir esma-i hüsnanın definelerini keşşaftır. Ve şu alem-i şehadete alemi gaybdan bir lisandır. Ve alem-i İslamın güneşi olduğu gibi, alem-i ahiretin de haritasıdır. Ve Cenab-ı Hakkın zatına, sıfatına, esmasına, şuunatına bir bürhan ve bir tercümandır. Ve keza, nev-i beşerin şeriat kitabı, dua kitabı, davet kitabı, ibadet kitabı, emir kitabı, zikir kitabı, fikir kitabı olmakla, zahiren bir kitab şeklinde ise de, ihtiva ettiği fünun ve ulum cihetiyle binlerce kitab hükmündedir.
  • Kuran bir zikir kitabı, bir dua kitabı, bir dava kitabı olduğuna nazaran, surelerinde vukua gelen tekrar, belagatça ayn-ı isabet ve ayn-ı hikmettir. Çünkü, zikir ve duadan maksad sevabtır ve merhamet-i İlahiyeyi celbetmektir. Malumdur ki, bu gibi hususlarda fazlasıyla tekrar lazımdır ki, o nisbette sevab kazanılsın ve merhamet celbedilsin. Hem de zikrin tekrarı kalbi tenvir eder. Duanın tekrarı bir takrirdir. Davet dahi, tekrarı nisbetinde tesiri, tekidi vardır.
  • Ayetlerin, kelimelerin tekrarı, ihtiyaçların tekrarından ileri geliyor. Ve keza, o gibi hükümlere olan ihtiyacın şiddetine işarettir.
  • Kuran bu metin din-i azimin esasatını ve İslamiyetin erkanını tesis ettiği gibi, içtimaat-ı beşeriyeyi tebdil eden bir kitabdır. Malumdur ki: Müessis olan zat, vazettiği esasları güzelce yerleştirmek için tekrarlara çok ihtiyacı olur. Evet, tekrar edilen şey sabit kalır, takarrur eder, unutulmaz.
  • Kuran pek büyük meselelerden bahseder. Ve kalbleri iman ve tasdike davet eder. Ve çok ince hakikatlerden bahis açar. Akılları; marifete, dikkate tahrik eder. Binaenaleyh o mesailin, o ince hakaikin, kalblerde, efkarda tesbit ve takriri için suver-i muhtelifede türlü türlü üslublarla tekrara ihtiyaç vardır.
  • Belagat-ı irşadiyenin şenindendir ki, avamın nazarına, ammenin hissine, cumhurun fehmine göre hareket yapılsın ki nazarları tevahhuş, fikirleri kabulden imtina etmesin.
  • Kuran bütün insanlara hitab eder. Ve ekseriyetin fehmini müraat eder ki, tahkiki bir marifet sahibi olsunlar. Fen ise, yalnız fenciler ile konuşur. Avamı nazara almıyor.
  • Kuranın takib ettiği makasıd-ı esasiye ve anasır-ı asliye: Ubudiyetle tevhid, risalet, haşir, adalet olmak üzere dörttür.
  • Malayani ile iştigal, maksadı geri bırakıyor. Bunun içindir ki, bazı mesail-i kevniyede Kuran-ı Muciz-ül Beyan ihmal veya ibham veya icmal yapmıştır.
  • Kelamın ulviyetine, kuvvetine, hüsnüne, cemaline kuvvet veren mütekellim, muhatab, maksad, makam olmak üzere dört şeydir. Ediblerin zannettikleri gibi yalnız makam değildir.

BEDİÜZZAMAN

ZUHRUF SURESİNDEN PARÇALAR

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM
  • Ha, Mim. Apaçık beyan eden Kitab'a and olsun ki, şüphesiz biz, akıl erdiresiniz diye onu arabca bir Kur'an kıldık. Ve muhakkak ki o, katımızda bulunan ana kitabdadır. Gerçekten çok yücedir, çok hikmetlidir.(Zuhruf-1,4)
  • Artık bir haddi aşanlar topluluğu oldunuz diye, zikri sizden terk mi edelim?(Zuhruf-5)
  • O ki, yeri size beşik yaptı ve doğru gidesiniz diye onda sizin için birtakım yollar meydana getirdi.(Zuhruf-10)
  • Ve O ki, gökten bir ölçü ile su indirdi. Artık onunla ölü bir beldeye hayat verdik. İşte böyle çıkarılacaksınız!(Zuhruf-11)
  • Yine O ki, bütün çiftleri yarattı ve sizin için gemilerden ve hayvanlardan bineceğiniz şeyler kıldı.(Zuhruf-12)
  • Ta ki, onların sırtlarına kurulasınız; sonra üzerlerine yerleştiğiniz zaman, Rabbinizin nimetini anarak: Münezzehtir O ki, bunu bize itaatkar kıldı; yoksa buna güç getirici kimseler değildik; çünkü şüphesiz biz, gerçekten Rabbimize dönecek olanlarız, diyesiniz.(Zuhruf-13,14)
  • Ama kullarından bir kısmını O'na bir cüz saydılar. Doğrusu insan apaçık bir nankördür.(Zuhruf-15)
  • Bir de dediler ki: Eğer Rahman dileseydi, onlara tapmazdık! Onların buna dair hiçbir bilgileri yoktur. Doğrusu onlar ancak yalan söylüyorlar. Yoksa kendilerine, bundan önce kitab verdik de onlar ona mı tutunan kimselerdir?(Zuhruf-20,21)
  • Hayır! Şöyle dediler: Doğrusu biz, atalarımızı bir din üzere bulduk ve elbette biz, onların izlerinde hidayeti bulanlarız.(Zuhruf-22)

Tuesday, July 28, 2009

ONUNCU RİSALE

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM
  • Bazı dualar icabete iktiran etmez, diye iddiada bulunma. Çünkü dua bir ibadettir. İbadetin semeresi ahirette görünür. Dünyevi maksadlar ise, namaz vakitleri gibi, dualar ibadeti için birer vakittirler. Duaların semeresi değillerdir. Mesela: Şemsin tutulması küsuf namazına, yağmursuzluk yağmur namazına birer vakittir.
  • Adem-i kabul esbabından biri de, duayı ibadet kasdiyle yapmayıp, matlubun tahsiline tahsis ettiğinden aksülamel olur. O dua ibadetinde ihlas kırılır, makbul olmaz.
  • Ölüm; zeval, firak, adem kapısı ve zulumat kapısı olmayıp; ancak Sultan-ı Ezel ve Ebedin huzuruna girmek için bir medhaldir. Bu beşaretin işaretiyle kalb adem-i mutlak korkusundan, eleminden kurtulur.
  • Cenab-ı Hakkın verdiği nimetleri söyleyip ilan ve tahdis-i nimet etmek, bazan gurura ve kibre incirar eder. Tevazu kasdıyla da o nimetleri ketmetmek iyi değildir. Binaenaleyh, ifrat ve tefritten kurtulmak için istikamet mizanına müracaat edilmeli.
  • Ücret alındığı zaman veya mükfat tevzi edildiği vakit, rekabet, kıskançlık mikrobunu oynamaya başlar. Fakar iş zamanında, hizmet vaktinde o mikrobun haberi olmuyor. Hatta tembel olan adam çalışkanı sever. Zaif olan kaviyi takdir ve tahsin eder. Fakat çalışmasını ister ki, iş hafif olsun, zahmetten kurtulsun.
  • Keramet, mucize gibi Allah'ın fiilidir. Ve o keramet sahibi de kerametin Allah'tan olduğunu bilir ve Allah'ın kendisine hami ve rakip olduğunu da bilir. Tevekkül ü yakini de fazlalaşır. İstidrac ise, gaflet içinde iken eşya-yı gaybiyenin inkişafından ve garib fiilleri izhar etmekten ibarettir.
  • Tesbihat, ibadat, gayr-i mahdud envalarıyla her şeyde vardır. Fakat, her şeyin kendi tesbihat ve ibadatını bütün vecihlerini daima bilip şuur edilmesi lazım değildir. Çünkü, husul huzuru istilzam etmez. Tesbih ve ibadet edenler, yalnız yaptıkları amelin mahsus bir tesbih veya sıfatı malum bir ibadet olduğunu bilirlerse kafidir.
  • Bu alem de, eğer Kuran'ın tarif ettiği gibi mana-yı harfiyle, yani Cenab-ı Hakkın azametine bir alet nazarıyla bakılırsa, o nisbette kıymettar olur.
  • Ey insan! Bu şems, azametiyle beraber size musahhardır. Meskenlerinize nur veriyor. Yemeklerinizi hararetiyle pişirtiyor. Sizin öyle azim, rahim bir Malikiniz var ki, bu şems onun bir lambası olup misafirhanesinde sakin misafirlerini ziyalandırıyor. Felsefenin hikmetince, şems büyük bir ateştir, yerinde dönüyor. Arz ile seyyarat, ondan uçan parçalardır. Cazibe ile şemse merbut kalarak medarlarında hareket ediyorlar.
  • İnsanın Cenab-ı Haktan hiçbir hakkı taleb etmeye hakkı yoktur. Bilakis daima O'na şükretmeye medyundur. Çünkü mülk O'nundur. İnsan O'nun memlüküdür.

BEDİÜZZAMAN

ŞURA SURESİNDEN PARÇALAR

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM
  • Denizde dağlar gibi akıp gidenler de O'nun delillerindendir. Eğer dilerse, rüzgarı durdurur da, sathı üstünde hareketsiz şeyler olarak kalıverir. Şüphesiz ki bunda çok sabreden, çok şükreden herkes için nice ibretler vardır.(Şura-32,33)
  • İşte size verilen herhangi birşey, ancak dünya hayatının menfaatidir. Allah katında bulunanlar ise, iman edip Rablerine tevekkül edenler için daha hayırlı ve daha devamlıdır.(Şura-36)
  • Hem onlar ki, günahın büyüklerinden ve fuhşiyattan kaçınırlar; onlar öfkelendikleri zaman da bağışlarlar.(Şura-37)
  • Ve onlar ki, Rablerine icabet ederler ve namazı hakkıyla eda ederler. Onların işleri ise, aralarında şura iledir. Ve kendilerini rızıklandırdığımız şeylerden sarf ederler.(Şura-38)
  • Ve kendilerine zulüm vaki olduğu zaman, onlar yardımlaşan kimselerdir.(Şura-39)
  • Bir kötülüğün cezası, onun misli olan bir kötülüktür. Artık kim affeder ve ıslah ederse, işte onun mükafatı Allah'a aiddir. Muhakkak ki O, zalimleri sevmez.(Şura-40)
  • Kim de gerçekten zulme uğradıktan sonra hakkını alırsa, işte onlar var ya, kendileri aleyhine hiçbir yol yoktur.(Şura-41)
  • Kim de hakikaten sabreder ve affederse, şüphesiz bu, elbette azmedilecek işlerdendir.(Şura-43)
  • Yine onları görürsün ki, zilletten boyunlarını bükmüş kimseler olarak göz ucu ile bakarlarken, ona arz olunurlar. İman edenler ise der ki: Asıl hüsrana uğrayanlar, kıyamet günü hem kendilerini, hem de ailelerini hüsrana uğratanlardır! Dikkat edin! Şüphesiz ki zalimler, devamlı bir azab içindedirler.(Şura-45)
  • Allah tarafından kendisi için geri çevrilme olmayan bir gün gelmezden önce, Rabbinize icabet edin! O gün ne size sığınacak bir yer, ne de sizin için inkar etme vardır.(Şura-47)
  • Buna rağmen yüz çevirirlerse, artık seni onlara muhafız olarak göndermedik. Şüphesiz sana düşen ancak tebliğdir! Bununla beraber doğrusu biz, insana tarafımızdan bir rahmet tattırdığımız zaman, onunla sevinir. Fakat ellerinin takdim ettiği yüzünden başkalarına bir kötülük gelirse, o takdirde gerçekten insan çok nankör bir kimse olur.(Şura-48)
  • Göklerin ve yerin mülkü Allah'ındır. Dilediğini yaratır. Dilediğine kız çocuklar lutfeder ve dilediğine erkekler ihsan eder. Veya onları erkek ve kızlar olmak üzere çift olarak verir. Dilediğini de kısır bırakır. Muhakkak ki O, Alimdir, Kadirdir.(Şura-49,50)
  • Hem bir insan için, Allah'ın kendisiyle konuşması, ancak vahiy ile veya bir perde arkasından veya bir elçi gönderip de izniyle dilediğini vahyetmesiyle olur. Şüphesiz ki O, Aliyydir, Hakimdir.(Şura-51)
  • İşte böylece sana da emrimizden bir ruh vahyettik. Kitab nedir, iman nedir bilmezdin; fakat onu kullarımızdan dilediğimizi kendisiyle hidayete erdirdiğimiz bir nur kıldık. Ve şüphesiz ki sen, elbette dosdoğru bir yola rehberlik ediyorsun.(Şura-52)
  • Göklerde ne var, yerde ne varsa kendisinin olan Allah'ın yoluna! Dikkat edin! Bütün işler ancak Allah'a döner!(Şura-53)

Monday, July 27, 2009

ONUNCU RİSALE

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM
  • Ve keza, insan, her bir şeye muhtaç olduğu cihetle her şeyin melekutu elinde ve her şeyin hazinesi yanında olan Zat-ı Akdesten maada kimseye ibadet etmez.
  • Hasenat yaptığı zaman, habbe habbe yapar. Seyyiat yaparsa kubbe kubbe yapar. Evet, mesela küfür seyyiesi bütün mevcudatı tahkir eder, kıymetten düşürür.
  • Ve keza, insanın hayat-ı hayvaniyeden aldığı lezzet bir serçe kuşunun lezzeti kadar değildir. Çünkü, insanda hüzün, keder, korku var onda yoktur. Fakat cihazat, hissiyat, duygular, istidatlar itibarıyla hayvanların en alasından fazla lezzet alır. İnsanın şu vaziyetine dikkat edilirse anlaşılır ki: Bu kadar cihazat, bu hayat için olmayıp, ancak bir hayat-ı bakiye için kendisine verilmiştir.
  • İnsandaki acz, kudret ve kibriyasına bir mizandır. İnsandaki tenevvü-ü hacat, enva-ı niam ve ihsanatına bir merdivendir. Öyle ise fıtratından gaye ubudiyettir.
  • Ehl-i şuhudun, ehl-i vukufun tasdik ve şehadetiyle sabittir ki, iman yümniyle yürüyen emn-ü eman içindedir.
  • İnsan bir yolcudur. Sabavetten gençliğe, gençlikten ihtiyarlığa, ihtiyarlıktan kabre, kabirden haşre, haşirden ebede kadar yolculuğu devam eder. Her iki hayatın levazımatı, Malik-ül Mülk tarafından verilmiştir. Fakat o levazımatı, cehlinden dolayı tamamen bu hayat-ı faniyeye sarfediyor. Halbuki, o levazımattan laakal onda biri dünyevi hayata, dokuzu hayat-ı bakiyeye sarf etmek gerektir.
  • Gafil olan insan, kendi vazifesini terkeder, Allah'ın vazifesiyle meşgul olur. Evet, insan, gafletten dolayı iktidarı dahilinde kolay olan ubudiyet vazifesinin terkiyle, zaif kalbiyle rububiyet vazife-i sakilesinin altına girer, altında ezilir.
  • Bu itibarla insanın Allah'a karşı ubudiyet, vazifesidir. Terk-i kebair takvasıdır. Nefis ve şeytanla uğraşması, cihadıdır.
  • Amma gerek nefsine, gerek evlat ve taallukatına hayat malzemesini tedarik etmek Allah'ın vazifesidir. Evet, madem hayatı veren odur. O hayatı koruyacak levazımatı da o verecektir.
  • Ey insan! Rahm-ı maderde iken, tıfl iken, ihtiyar ve iktidardan mahrum bir vaziyette iken, seni pek leziz rızıklar ile besleyen Allah, sen hayatta kaldıkça o rızkı verecektir. Baksana! Her bahar mevsiminde sath-ı arzda yaratılan enva-ı erzakı kim yaratıyor ve kimler için yaratıyor? Senin ağzına getirip sokacak değil ya! Yahu, eğlencelere, bahçelere gidip dallarda sallanan o güleç yüzlü leziz meyveleri koparıp yemek zahmet midir? Allah insaf versin!
  • Allah'ı ittiham etmekle işini terk edip Allah'ın işine karışma ki nankör asiler defterine kaydolmayasın.

BEDİÜZZAMAN

ŞURA SURESİNDEN PARÇALAR

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM
  • Allah, kitabı ve mizanı hak ile indirendir. Hem ne bilirsin, belki de kıyamet yakındır!(Şura-17)
  • Ona inanmayanlar, onu acele isterler! İman edenler ise, ondan korkan kimselerdir ve gerçekten onun hak olduğunu bilirler. Dikkat edin! Kıyamet hakkında tartışanlar, elbette uzak bir dalalet içindedirler.(Şura-18)
  • Allah, kullarına çok lütufkardır. Dilediğini rızıklandırır. Çünkü O, Kavidir, Azizdir.(Şura-19)
  • Kim ahiret ekinini isterse, ona o ekininde ziyadelik veririz. Kim de dünya ekinini isterse, onda ondan veririz; ama onun ahirette, hiçbir nasibi olmaz.(Şura-20)
  • İşte Allah'ın iman edip salih amel işleyen kullarına müjdelediği budur! De ki: Sizden buna karşı, akrabalıkta(al-i beytime) muhabbetten başka ecir istemiyorum! Kim bir iyilik yaparsa, kendisine onda bir iyilik artırırız. Şüphesiz ki Allah, Gafurdur, Şekurdur.(Şura-23)
  • Yoksa: Allah'a bir yalan iftira etti mi diyorlar? Eğer Allah dilerse, senin kalbini de mühürler. Çünkü Allah, batılı yok eder ve sözleriyle hakkı gerçekleştirir. Şüphesiz ki O, sinelerin içinde olanı hakkıyla bilendir.(Şura-24)
  • Hem O, kullarından tevbeleri kabul eden, kötülükleri affeden ve yapmakta olduklarınızı bilendir.(Şura-25)
  • Ve iman edip salih amel işleyenlere icabet eder ve fazlından onlara arttırır. Kafirlere gelince, onlar için şiddetli bir azab vardır.(Şura-26)
  • Bununla beraber Allah, kullarına rızkı bol bol verse idi, elbette yeryüzünde azgınlık ederlerdi; fakat O dilediği miktarda indirir. Şüphesiz ki O, kullarından hakkıyla haberdar olandır, hakkıyla görendir.(Şura-27)
  • Ve O, ümidlerini kestikten sonra yağmuru indiren ve rahmetini yayandır. Çünkü O, Velidir, Hamiddir.(Şura-28)
  • Göklerin ve yerin ve onlarda yaydığı her hareketli mahlukun yaratılışı O'nun delillerindendir. Ve O, dilediği zaman onları biraraya getirmeye hakkıyla gücü yetendir.(Şura-29)
  • Hem size isabet eden herhangi bir musibet, işte kendi ellerinizin işlediği yüzündendir; bununla beraber Allah birçoğunu affeder.(Şura-30)
  • Ve siz yeryüzünde Allah'ı aciz bırakacak kimseler değilsiniz! Sizin için Allah'dan başka ne bir dost, ne de bir yardımcı vardır.(Şura-31)

Friday, July 24, 2009

ONUNCU RİSALE

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM
  • İnsanın havf ve muhabbeti halka teveccüh ettiği takdirde, havf bir bela, bir elem olur. Muhabbet bir musibet gibi olur. Zira o korktuğun adam, ya sana merhamet etmez veya senin istirhamlarını işitmez. Muhabbet ettiğin şahıs da, ya seni tanımaz veya muhabbetine tenezzül etmez.
  • Dünyaya ve cismani lezaize meyledersen aciz, zelil bir cüz'i olursun. Eğer cihazatını insaniyet-i kübra denilen İslamiyet hesabına sarf edersen, bir külli ve bir küll olursun.
  • Bu kadar elim firak ve ayrılıklara maruz kalmakla çektiğin elemlerin sebebi ve kabahati sendedir. Çünkü o muhabbetleri gayr yerinde sarf ediyorsun.
  • İnsanın ömür dakikaları insana avdet ederler. Ya gafletle muzlim olarak gelirler veya hasenat-ı muzie ile avdet ederler.
  • Amma şeytanın talebesi olan nefs-i emmare, cismin küçüklüğünü sanatın küçüklüğüne atfetmekle, esbabdan sudurunu tecviz ediyor. Ve pek büyük cisimler dahi hikmet ile yaratılmamış iddiasında bulunarak bir nevi abesiyete isnad ediyor.
  • İnsanın sanatıyla Halık'ın sanatı arasındaki fark: İnsan kendi sanatının arkasında görünebilir, amma Halık'ın masnuu arkasında yetmiş bin perde vardır. Fakat, Halıkın bütün masnuatı defaten bir nazarda görünebilirse, siyah perdeler ortadan kalkar, nuraniler kalır.
  • Hayvanattan olsun nebatattan olsun tevellüd ile tenasül şümulüne dahil olan her ferd vech-i arzı istila ve tasallut etmek niyetindedir ki, arzı kendisine ve zürriyetine has ve halis bir mescid yapmakla Fatır-ı Hakim'in esma-i hüsnasını izhar ile Halıkına gayr-i mütenahi bir ibadette bulunsun.
  • Kur'an-ı Kerim, bazan bir şeyin müteaddit gayelerinden insanlara ait bir gayeyi zikre tahsis eder. Bu ihtar içindir, inhisar için değildir. Yani o şeyin gayeleri, zikredilen gayeye münhasır değildir.
  • Cenab-ı Hakka mahsus taklidi mümkün olmayan en bahir tevhid sikke ve mühürlerinden biri, gayr-i mahdud muhtelif eşyayı basit bir şeyden halketmektir.
  • Hayat-ı insaniyenin vezaifinden biri de kendi cüzi sıfatlarını şuunatını, Halıkın külli sıfatlarını, şuunatını fehmetmek için bir mikyas yapılmıştır.
  • Felsefe talebesiyle medeniyet tilmizleri, müslümanları ecnebi adetlerine ittiba ile şeair-i İslamiyeyi terk etmeye davet ettiklerinde, Kur'an Nurcuları böylece müdafaada bulunurlar: Eğer dünyadan zeval ve ölümü ve insandan acz ve fakrı kaldırmaya iktidarınız varsa, pekala, dini de terkediniz, şeairi de kaldırınız. Ve illa dilinizi kesin, konuşmayınız.
  • Ve keza, bizler uzun bir seferdeyiz. Buradan kabre, kabirden haşre, haşirden ebed memleketine gitmek üzereyiz. O yollarda zulümatı dağıtacak bir nur ve erzak lazımdır. Güvendiğimiz akıl ve ilimden ümit yok. Ancak Kur'anın güneşinden, Rahmanın hazinesinden tedarik edilebilir. Eğer bizleri bu seferden geri bırakacak bir çareniz varsa, pekala. Ve illa sukut ediniz.
  • Ancak siyaset şarabıyla ve şöhret hırsıyla ve rikkat-i cinsiye il veya felsefenin dalaleti ile veya medeniyetin sefahetiyle sarhoş olanlar senin meşreb ve mesleğine tabi olurlar. Fakat insanın başına indirilen darbeler ve yüzüne vurulan tokatlar, onun sarhoşluğunu izale ile ayıltacaktır.
  • Ve keza insan hayvan gibi yalnız zaman-ı hal ile mübtela ve meşgul değildir. Belki müstakbelin korkusu ve mazinin hüzün ve kederi ile hal elemlerine mazurdur.

BEDİÜZZAMAN

ŞURA SURESİNDEN PARÇALAR

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM
  • Ha, Mim. Ayn, Sin, Kaf. Aziz, Hakim olan Allah, sana ve senden öncekilere işte böyle vahyeder! Göklerde ne var, yerde ne varsa O'nundur. Ve O, Aliyydir, Azimdir.(Şura-1,4)
  • Neredeyse gökler üzerlerinden çatlayacaktır; melekler ise Rablerine hamd ile tesbih ediyorlar. Ve yeryüzündekiler için mağfiret diliyorlar. Dikkat edin! Şüphesiz ki Gafur, Rahim olan ancak Allah'dır.(Şura-5)
  • İşte sana böyle Arabca bir Kur'an vahyettik ki, şehirlerin anasını ve onun etrafındakileri korkutasın ve hakkında hiç şüphe olmayan o toplanma günü ile korkutasın! Bir kısım Cennette, bir kısım da alevli ateştedir.(Şura-7)
  • Gökleri ve yeri yoktan var edendir. Size kendi cinsinizden eşler, sağmal hayvanlardan da kendilerine eşler kılmıştır. Sizi bu suretle çoğaltıyor. O'nun misli gibi hiçbir şey yoktur. Ve O, Semidir, Basirdir.(Şura-11)
  • Göklerin ve yerin anahtarları O'nundur. Dilediğine rızkı genişletir ve daraltır. Şüphesiz ki O, herşeyi hakkıyla bilendir.(Şura-12)
  • Dini ayakta tutunve onda ayrılığa düşmeyin! diye Nuh'a kendisiyle tavsiye etmiş olduğunu,sana vahyettiğimizi, İbrahim'e, Musa'ya ve İsa'ya kendisiyle tavsiye etmiş olduğumuzu, size dinden şeriat kıldı. Onları kendisine davet etmekte olduğum, müşriklere ağır geldi. Allah, dilediği kimseyi ona seçer; yönelen kimseyi de ona hidayet eder.(Şura-13)
  • İşte bunun için durma davet et! Ve emrolunduğun gibi dosdoğru ol! Onların heveslerine sakın uyma! Ve de ki: Allah'ın indirdiği her kitaba inandım. Ve aranızda adalet etmekle emrolundum. Allah bizim de Rabbimiz, sizin de Rabbinizdir. Bizim amellerimiz bize, sizin amelleriniz de sizedir. Bizimle sizin aranızda bir hüccet yoktur. Allah bizi bir araya toplayacaktır. Ve dönüş ancak O'nadır.(Şura-15)

Thursday, July 23, 2009

ONUNCU RİSALE

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM
  • Demek, insanın seyr-i ruhanisinde çok tabakalar vardır. Bir tabakada, insanlara huzur-u tevhid pek suhuletle nasib ve müyesser olur. Bir tabakasında da, gaflet ve evham öyle istila eder ki, kesret içinde garkolmakla tam manasıyla tevhidi unutmuş olur. Sukutu suud, tedenniyi terakki, cehl-i mürekkebi yakin, uykunun son perdesini intibah zan ve tevehhüm eden bir kısım medeniler ikinci tabakadaki insanlardandır. Onlar, hakaik-i imaniyeyi derketmekte bedevilerin bedevileridir.
  • Basar masnuatı görüp de, basiret Sanii görmezse çok garib ve pek çirkin düşer. Çünkü, o halde Saniin manen, kalben görünmemesi, ya basiretin fıkdanındandır veya kalb gözünün kör olmasındandır. Veya pek dar olduğundan meseleyi azametiyle kavramadığındandır. Veya bir hızlandır. Ve illa Saniin inkarı basarın şuhudunu inkardan daha ziyade münkerdir.
  • Güzelin güzelliğini arttıran, çirkinin çirkinliğidir.
  • İnsanı fıtraten bütün hayvanlara tefevvuk ettiren camiiyetin meziyetlerinden biri, zevilhayatın Vahib-ül Hayata olan tahıyye ve tesbihlerini fehmetmektir. Yani insan kendi kelamını fehmettiği gibi, iman kulağıyla zevilhayatın da, belki cemadatın da bütün tesbihlerini fehmeder.
  • Amiyane olan tevhid-i zahiri, hiçbir şeyi Allah'ın gayrısına isnad etmemekten ibarettir. Böyle bir nefy sehl ve basittir. Ehl-i hakikatın hakiki tevhidleri ise, herşeyi Cenab-ı Hakk'a isnad etmekle beraber, herşeyin üstünde bulunan mührünü, sikkesini görüp okumaktan ibarettir. Bu huzuru isbat, gafleti nefyeder.
  • Seri-üs-seyr olan bu zamanın evladına, kısa ve selamet bir tariki ihsan etmek Rahmet-i Hakimenin şanındandır.
  • İnsanı gaflete düşürtmekle Allah'a ubudiyete mani olan, cüzi nazarını cüzi şeylere hasretmektir. Evet, cüziyat içerisine düşüp cüzilere hasr-ı nazar eden, o cüzi şeylerin esbabdan suduruna ihtimal verebilir. Amma başını kaldırıp neve ve umuma baktığı zaman, edna bir cüzinin en büyük bir sebebden suduruna cevaz veremez.
  • Seni nefsini sevmeye sevkeden esbab: Bütün lezzetlerin mahzeni nefistir; Vücudun merkezi ve menfaatın madeni nefistir; İnsana en karib-yakın- nefistir, diyorsun.
  • Pekala. Fakat o fani lezzetlere mukabil, lezaiz-i bakiyeyi veren Halıkı daha ziyade ubudiyetle sevmek lazım değil midir? Nefis vücuda merkez olduğundan muhabbete layık ise, o vücudu icad eden ve o vücudun kayyumu olan Halık, daha fazla muhabbete, ubudiyete müstahak olmaz mı? Nefsin maden-i menfaat ve en yakın olduğu, sebeb-i muhabbet olursa, bütün hayırlar, rızıklar elinde bulunan ve o nefsi yaratan Nafi, Baki ve daha karib olan, daha ziyade muhabbete layık değil midir? Binaenaleyh, bütün mevcudata inkısam eden muhabbetleri cem ve muhabbetin ile beraber mahbub-u hakiki olan Fatır-ı Hakime ihda etmek lazımdır.
  • Senin önünde çok korkunç büyük meseleler vardır ki, insanı ihtiyata, ihtimama mecbur eder. Birisi: Ölümdür ki, insanı dünyadan ve bütün sevgililerinden ayıran bir ayrılmaktır. İkincisi: Dehşetli korkulu ebed memleketine yolculuktur. Üçüncüsü: Ömür az, sefer uzun, yol tedariki yok, kuvvet ve kudret yok, acz-i mutlak gibi elim elemlere maruz kalmaktır.
  • Öyle ise bu gaflet-i nisyan nedir? Devekuşu gibi başını nisyan kumuna sokar, gözüne gaflet gözlüğünü takarsın ki Allah seni görmesin. Veya sen O'nu görmeyesin. Ne vakte kadar zailat-ı faniyeye ihtimam ve bakiyat-ı daimeden tegafül edeceksin?
  • Dünya, alem-i ahirete bir fihriste hükmündedir. Bu fihristede alem-i ahiretin mühim meselelerine olan işaretlerden biri, cismani olan rızıklardaki lezzetlerdir.

BEDİÜZZAMAN

FUSSILET SURESİNDEN PARÇALAR

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM
  • O'nun delillerinden biri de, doğrusu senin yeryüzünü kupkuru görmendir; fakat onun üzerine o suyu indirdiğimiz zaman, harekete geçer, kabarır. Şüphesiz ki ona hayat veren, elbette ölüleri de dirilticidir. Çünkü O, herşeye hakkıyla gücü yetendir.(Fussılet-39)
  • Sana ancak senden önceki peygamberlere söylenen şeyler söyleniyor. Şüphesiz ki Rabbin, hem çok mağfiret sahibi, hem de pek elemli bir azab sahibidir.(Fussılet-43)
  • Ve şayet onu yabancı bir Kur'an yapsaydık, elbette: Ayetleri açıklanmalı değil miydi? Arab olana yabancı olur mu? diyeceklerdi. De ki: O, iman edenler için bir hidayet ve bir şifadır! İman etmeyenlere gelince, onların kulaklarında bir ağırlık vardır ve, onlara karşı bir körlüktür. İşte onlar uzak bir yerden çağrılıyorlar.(Fussılet-44)
  • Kim salih bir amel işlerse, artık kendi lehinedir; kim de kötülük ederse, o takdirde kendi aleyhinedir. Rabbin ise kullarına asla zulmedici değildir.(Fussılet-46)
  • Kıyametin bilgisi, O'na havale edilir. O'nun ilmi olmaksızın, ne mahsuller tomurcuklarından çıkar, ne bir dişi hamile kalır, ne de doğurur! Ve onlara: Nerede ortaklarım? diye sesleneceği gün: Sana arz ederiz ki, bizden hiçbir şahid yoktur! derler.(Fussılet-47)
  • İnsan, hayır istemekten usanmaz. Ama kendisine kötülük dokunsa, hemen çok ümidsiz olur. Ümidsizliğe düşen biri olur.(Fussılet-49)
  • Yemin olsun ki, eğer kendisine dokunan bir zarardan sonra ona tarafımızdan bir rahmet tattırsak, mutlaka: Bu zaten benim hakkımdır; kıyametin kopacak birşey olduğunu da sanmıyorum; hem Rabbime döndürülecek olsam bile, muhakkak O'nun yanında benim için daha güzeli vardır, der. Artık inkar edenlere yaptıklarını mutlaka haber vereceğiz ve mutlaka onlara şiddetli bir azabdan tattıracağız.(Fussılet-50)
  • Hem insana nimet verdiğimiz zaman yüz çevirir ve yan çizer. Ona kötülük dokunduğu zaman da bol bol dua eden bir kimse olur.(Fussılet-51)
  • Onlara hem afakta, hem de kendi nefislerinde delillerimizi göstereceğiz; ta ki onun gerçekten hak olduğu onlara belli olsun! Rabbin yetmez mi ki, şüphesiz O, herşeye hakkıyla şahiddir.(Fussılet-53)
  • Dikkat edin! Muhakkak ki onlar, Rablerine kavuşmaktan şüphe içindedirler. Dikkat edin! Doğrusu O, herşeyi hakkıyla kuşatıcıdır.(Fussılet-54)

Wednesday, July 22, 2009

ONUNCU RİSALE

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM
  • Arzın semavatla alakası, muamelesi olup aralarında çok büyük irtibat vardır. Evet, arza gelen ziya, hararet, bereket vesaire semavattan geliyor. Arzdan da semaya dualar, ibadetler, ruhlar gidiyor. Demek aralarında cereyan eden ticari muamelelerden anlaşılıyor ki; arzın sakinleri için semaya çıkmaya bir yol vardır ki, enbiya, evliya, ervah cesetlerinden tecerrüd ile semavata uruc ederler.
  • Ey insan-ı hakir, sağir, aciz! Ne suretle, şeytanları recmeden melaike ile necimlerin, şemslerin, kamerlerin itaat ettikleri Sultan-ı Ezele isyan ediyorsun! Nasıl kocaman yıldızları mermi, kurşun yerinde kullanabilen bir askere sahib olan bir sultana karşı isyan etmeye cesaret ediyorsun!
  • İnsanın en evvel ve en büyük vazifesi, tesbih ve tahmiddir. Evvela mazi, hal ve istikbal zamanlarında görmüş veya görecek nimetler lisanıyla, sonra nefsinde veya haricinde görmekte olduğu inamlar lisanıyla, sonra mahlukatın yapmakta oldukları tesbihatı şehadet ve müşahede lisanıyla Sanii hamd ü sena etmektir.
  • Birşey hakkında verilen karar, kader demektir. O kararın infazı, kaza demektir. O kararın iptalıyla hükmü kazadan affetmek, ata demektir.
  • İnsan yaratılışında kendi nefsine muhib olarak yaratılmıştır. Hatta bizzat nefsi kadar birşeye sevgisi yoktur. Kendisini ancak Mabuda layık senalar ile medhediyor. Nefsini bütün ayıplardan, kusurlardan tenzih etmekle -haklı olsun, haksız olsun- kemal-i şiddetle müdafaa ediyor. Bu mertebede nefsin tezkiyesi, ancak adem-i tezkiyesiyle olur.
  • Nefis hizmet zamanında geri kaçar. Ücret vaktinde ileri safa hücum ediyor. Bu mertebede onun tezkiyesi, yaptığı fiili aksetmekle olur. Yani işe, hizmete ileriye sevkedilmeli, ücret tevziinde geriye bırakılmalıdır.
  • Kendi nefsinde, torbasında, kusur, naks, acz, fakr'dan maada birşeyi bırakmamalıdır. Bütün mehasin, iyilikler, Fatır-ı Hakim tarafından inam edilen nimetler olup hamdi iktiza eder. Fahrı istilzam etmediklerini itikad ve telakki edilmelidir. Bu mertebede onun tezkiyesi, kemalinin adem-i kemalinde, kudretinin aczinde, gınasının fakrında olduğunu bilmekten ibarettir.
  • Kendisi istiklaliyet halinde fani, hadis, madum olduğunu ve esma-i İlahiyeye ayinedarlık ettiği halde şahid, meşhud, mevcud olduğunu bilmekten ibarettir. Bu mertebede onun tezkiyesi; vücudunda ademini, ademinde vücudunu bilmekle Lehül Mülkü Velehül Hamd'ı kendisine vird ittihaz etmektir.
  • Ubudiyet, sebkat eden nimetin neticesi ve onun fiatıdır. Gelecek bir nimetin mükafat mukaddemesi ve vesilesi değildir. Mesela: İnsanın en güzel bir surette yaratılışı, ubudiyeti iktiza eden sabık bir nimet olduğu ve sonra da, imanın itasıyla kendisini sana tarif etmesi, ubudiyeti iktiza eden sabık nimetlerdir.
  • İnsanın yaptığı sanatların sühulet ve suubet dereceleri, onun ilim ve cehliyle ölçülür. Ne kadar sanatlarda bilhassa ince ve latif cihazatta ilmi mahareti çok olursa, o nisbette kolay olur. Cehli nisbetinde de zahmet olur.

BEDİÜZZAMAN

FUSSILET SURESİNDEN PARÇALAR

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM
  • Ve derilerine: Niçin aleyhimize şahidlik ettiniz? derler. Onlar da: Herşeyi konuşturan Allah, bizi de konuşturdu; hem sizi ilk defa O yaratmıştır ve ancak O'na döndürülüyorsunuz, derler.(Fussılet-21)
  • Ne kulaklarınızın, ne gözlerinizin, ne de derilerinizin aleyhinize şahidlik etmesinden sakınıyordunuz, fakat zannetmiştiniz ki, gerçekten Allah yapmakta olduklarınızın birçoğunu bilmiyor! İşte Rabbinize karşı beslediğiniz bu zannınız sizi helak etti, bu yüzden hüsrana uğrayanlardan oldunuz.(Fussılet-22,23)
  • Onlara arkadaşlar musallat ettik de önlerinde ve arkalarında bulunan şeyleri kendilerine süslü gösterdiler, böylece kendilerinden önce gelip geçen cin ve insan toplulukları hakkındaki söz, kendi üzerlerine hak oldu. Çünkü onlar hüsrana uğrayanlardı.(Fussılet-25)
  • İnkar edenler ise dedi ki: Bu Kur'an'ı dinlemeyin ve onda manasız sözler söyleyin, belki üstün gelirsiniz!(Fussılet-26)
  • İnkar edenler der ki: Rabbimiz! Cinlerden ve insanlardan bizi dalalete düşürenleri göster; o ikisini ayaklarımızın altına alalım da, en aşağılıklardan olsunlar!(Fussılet-29)
  • Şüphesiz ki, Rabbimiz Allah'dır deyip, sonra dosdoğru olanların üzerine: Korkmayın, üzülmeyin ve vad olunup durduğunuz Cennetle sevinin! diye melekler iner.(Fussılet-30)
  • Hem Allah'ın yoluna davet eden ve salih amel işleyen ve: Doğrusu ben Müslümanlardanın, diyenden daha güzel sözlü kim vardır?(Fussılet-33)
  • Çünkü iyilikle kötülük bir olmaz. En güzel olan ile kötülüğü def et; bir de bakarsın ki, seninle arasında düşmanlık bulunan kimse, sanki sıcak bir dost olmuştur.(Fussılet-34)
  • Buna ise ancak sabredenler eriştirilir ve buna ancak büyük bir nasibi olanlar eriştirilir.(Fussılet-35)
  • Bununla beraber şeytandan bir vesvese seni dürtecek olursa, hemen Allah'a sığın! Çünkü Semi, Alim ancak O'dur.(Fussılet-36)
  • Gece ile gündüz, güneş ile ay da O'nun delillerindendir. Eğer sadece O'na ibadet ediyorsanız, güneşe de, aya da secde etmeyin; onları yaratan Allah'a secde edin!(Fussılet-37)
  • Buna rağmen büyüklük taslarlarsa, artık Rabbinin katında bulunanlar, hiç usanmadan gece gündüz O'nu tesbih ederler.(Fussılet-38)

Tuesday, July 21, 2009

ŞEMME

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM
  • Fesubhanallah! Mülk ile melekut arasındaki hicab ne kadar incedir, aralarındaki mesafe ne kadar büyüktür. Dünya ile ahiret arasındaki yol ne kadar kısa ve ne kadar uzundur. İlim ile cehil arasındaki hicab ne kadar latif ve ne kadar kalındır. İman ile küfür arasındaki berzah ne kadar şeffaf ve ne kadar kesiftir. İbadetle masiyet arasındaki mesafe ne kadar kısadır. Halbuki araları cennet ile nar'ın araları kadardır. Hayat ne kadar kısa, emel ne kadar uzundur. Evet, hal ile mazi arasında öyle ince bir perde vardır ki, ruhun mazi cihetine geçmesine mani değildir. Cesede nisbeten bitmez bir mesafedir.
  • Kezalik, efal-i beşer için iki cihet vardır. Eğer niyet ile Allah'ın hesabına olursa, tecelliyata makes, şeffaf, parlak olur. Eğer Allah hesabına olmazsa, zulmetli bir manzarayı göstermiş olur.
  • Kainatın miftahı, anahtarı insanın elindedir. Alemin kapıları açık ise de manen kapalıdır. Cenab-ı Hak bütün o kapıları ve kenz-i mahfiyi açan Ene namında bir miftahı insanın eline vermiştir. Fakat, ene de kapısı kapalı bir bilmecedir. Bunun kapısı açılıyorsa kainatın da kapıları açılıyor.
  • Evet, Cenab-ı Hak insana bir benlik, bir nevi hürriyet vermiştir ki, Cenab-ı Hakkın rububiyetine ait evsafı bilmek için mevhum, farazi bir vahid-i kıyasi yapsın.
  • Ene'nin iki vechi vardır. Bir vechini nübüvvet almıştır. Bir vechini de felsefe almıştır. Birinci vecih ubudiyet-i mahzaya menşedir. Malikiyeti vehmi olup hakiki değildir. Vazifesi Halık'ın sıfatını fehmetmek için bir mizan ve mikyas olmaktır. İkinci vechi alan felsefe, ene'nin vücudunu asli ve kendisini müstakil v malik-i hakiki olduğunu zumetmişlerdir. Vazifesi de yalnız hubb-u zatıyla tekemmül-ü hayattır. Ene'nin bu siyah yüzünden envaen şirkler, dalaletle çıkmıştır.
  • Ene, haddizatında bir hava, bir buhar gibi iken, verilen ehemmiyete göre mayi haline gelir. Sonra ülfetle kalınlaşır. Sonra gaflet ve isyan ile öyle kalınlaşır ki, sahibini yutar. Halkı, esbabı da kendisine kıyas ederek halıkın evamirine mübarezeye başlar. Küçük alemde yani insanda ene, büyük insanda yani kainatta tabiata benziyor. İkisi de tağutlardandır.
  • Hayrat ve hasenatın hayatı niyet iledir. Fesadı da ucub, riya ve gösteriş iledir. Ve fıtri olarak vicdanda şuur ile bizzat hissedilen vicdaniyetin esası, ikinci bir şuur ve niyet ile inkıta bulur.
  • Nasılki amellerin hayatı niyet iledir. Onun gibi niyet bir cihetle fıtri ahvalin ölümüdür. Mesela: Tevazua niyet onu ifsad eder, tekebbüre niyet onu izale eder, feraha niyet onu uçurur, gam ve kedere niyet onu tahfif eder. Ve hakeza kıyas et.
  • Kainat bir şeceredir. Anasır onun dallarıdır. Nebatat onun yapraklarıdır. Hayvanat onun çiçekleridir. İnsanlar onun semereleridir. Bu semerelerden en ziyadar, nurlu, ahsen, ekrem, eşref, eltaf Seyyid-ül Enbiya Vel Mürselin, İmam-ül Muttakin, Habib-i Rabbül-alemin Hazret-i Muhammeddir(A.S.M).

BEDİÜZZAMAN

FUSSILET SURESİNDEN PARÇALAR

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM
  • Ha, Mim. Bu Kitab Rahman ve Rahim olan Allah tarafından indirilmedir. Bilecek bir kavim için Arabca bir Kur'an olarak ayetleri açıklanmış, müjdeleyici ve korkutucu bir kitabdır. Fakat onların çoğu yüz çevirdi; artık onlar işitmezler.(Fussılet-1,4)
  • De ki: Ben ancak sizin gibi bir insanım; bana İlahınızın ancak tek bir İlah olduğu vahyediliyor; öyle ise O'na dosdoğru olun ve O'ndan mağfiret dileyin! Ortak koşanların vay haline!(Fussılet-6)
  • Onlar ki zekat vermezler ve onlar ahireti inkar edenlerin ta kendileridir.(Fussılet-7)
  • De ki: Gerçekten siz, yeri iki günde yaratanı inkar edip, O'na ortaklar mı koşuyorsunuz? İşte O, alemlerin Rabbidir! Ve onda üstünden sabit dağlar yaptı; ve orada bereketler meydana getirdi ve orada araştıran kimseler için birbirine eşit dört gün içinde gıdalarını takdir buyurdu.(Fussılet-9,10)
  • Sonra duman halinde bulunan göğü kasdetti de ona ve yere: İsteyerek veya istemeyerek gelin! dedi, onlar da, İtaat edenler olarak geldik! dediler.(Fussılet-11)
  • Böylece onları iki günde yedi sema olarak hükmetti ve her semada vazifesini vahyetti. Dünya semasını da kandillerle süsledik ve onu koruyarak muhafaza ettik. Bu Aziz, Alim olan Allah'ın takdiridir.(Fussılet-12)
  • Ve Ad kavmine gelince, yeryüzünde haksız yere büyüklük tasladılar da: Kuvvetçe bizden daha çetin kim var? dediler. Görmediler mi ki, şüphesiz kendilerini yaratan Allah, onlardan kuvvetçe daha çok güçlüdür. Buna rağmen bizim ayetlerimizi bilerek inkar ediyorlardı.(Fussılet-15)
  • Ve Semud kavmine gelince, onlara da doğru yolu göstermiştik; fakat körlüğü hidayete tercih ettiler; böylece kazanmakta oldukları yüzünden aşağılayıcı azabın yıldırımı onları yakalayıverdi.(Fussılet-17)
  • Nihayet oraya vardıkları zaman kulakları, gözleri ve derileri, yapmakta oldukları şeyler hakkında onların aleyhine şahidlik eder.(Fussılet-20)

Monday, July 20, 2009

ŞEMME

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM
  • Hiçbir insanın Cenab-ı Hakka karşı hakk-ı itirazı yoktur. Ve şekva ve şikayete de hakkı yoktur. Çünkü, şikayet eden ferdin hilaf-ı hevesini iktiza eden nizam-ı alemde binlerce hikmet vardır. O ferdi irza etmekte o bin hikmetin iğdabı vardır. Bir ferdi razı etmek için bin hikmet feda edilmez. Eğer ferdin keyfine göre hareket edilirse, dünyanın nizam ve intizamı fesada gider.
  • Ne biliyorsun ki, zannettiğin nimet, nıkmet olmasın. Senin ne kıymetin var ki, sineğin kanadına muvazi olmayan hevesini tatmin ve teskin için felek çarklarıyla hareketten teskin edilsin!
  • Lafızların tebeddülü ile mana tebeddül etmez, baki kalır. Kabuk parçalanır, lüb baki ve sağlam kalır. Libası yırtılır, cesedi sağlam, baki kalır. Cesed ölüp dağılırsa da ruh baki kalır. Cisim ihtiyarlanırsa, enaniyet genç kalır. Çokluk, cemaat dağılır amma, vahid-i ferd baki kalır. Kesret bozulur, vahdet bakidir. Madde kırılır, nur bakidir. Binaenaleyh, ömrün bidayetinden sonuna kadar devam eden mana, çok cesedleri tebeddül ve tavırdan tavıra intikal ve devirden devire yuvarlandığı halde vahdetini, bekasını muhafaza ettiği gibi, ölüm hendeğini de atlayarak salimen ebed yoluna devam edecektir.
  • Maddi olan bir şey, kesafeti ne kadar fazla olursa o nisbette ince ve gizli şeyleri göremez ve onları idrakten kasırdır. Fakat nur ve nurani şeyler, ne kadar nuraniyette terakki ederse, o nisbette ince ve gizli şeylere nüfuzu tam ve keskin olur.
  • Kur'an'ın kainattan yaptığı bahis, Halıkın sıfatlarını isbat ve izah içindir. Binaenaleyh, ne kadar cumhurun fehmine yakın olursa irşada daha layık ve daha muvafık olur.
  • İnsanın bir ferdinde bir cemaat-i mükellefin bulunur. Evet her bir uzuv, bir şey için yaratılmıştır. O uzvu o şeyde kullanmakla mükelleftir. Mesela: Her bir hasse için bir ibadet vardır. Onun hilafında kullanılması dalalettir. Mesela: Baş ile yapılan secde Allah için olursa ibadettir, gayrısı için dalalettir. Kezalik, şuaranın hayalen yaptıkları hayret ve muhabbet secdeleri dalalettir. Hayal, onun ile fasık olur.
  • İnsanları fikren dalalete atan sebeblerden biri; ülfeti, ilim telakki etmeleridir. Yani melufları olan şeyleri kendilerince malum bilirler. Hatta ülfet dolayısıyla adiyata teemmül edip ehemmiyet vermezler. Halbuki ülfetlerinden dolayı malum zannettikleri o adi şeyler birer harika ve birer mucize-i kudret oldukları halde, ülfet saikasıyla onları teemmüle, dikkate almıyorlar; ta onların fevkinde olan tecelliyat-ı seyyaleye iman-ı nazar edebilsinler.
  • Ruh zaten zaman ile mukayyed değildir. Ruhu cismaniyetine galib olan evliyaların işleri, fiilleri, sürat-i ruh mizanıyla cereyan eder.

BEDİÜZZAMAN

MÜ'MİN SURESİNDEN PARÇALAR

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM
  • O, sizi bir topraktan, sonra bir nutfeden, sonra bir alakadan yaratandır. Sonra sizi bir çocuk olarak çıkarıyor; sonra gücünüzün kemale ermesi için, sonra da ihtiyar olmanız için sizi yaşatıyor. İçinizden kimi de, daha önce vefat ettirilir; ta ki belirli bir vakte erişesiniz ve olur ki akıl erdirirsiniz.(Mümin-67)
  • O, hayatı veren ve öldürendir. Öyle ki bir işe hükmettiği zaman, artık ona sadece: Ol! der; hemen oluverir.(Mümin-68)
  • Bu azap yeryüzünde haksız yere şımarıyor olmanızdan ve böbürlenmekte bulunmanızdan dolayıdır.(Mümin-75)
  • Artık sabret! Çünkü Allah'ın vadı haktır. Böylece onları tehdit ettiğimiz şeylerin bir kısmını sana göstersek de, yahut seni vefat ettirsek de, sonunda ancak bize döndürüleceklerdir.(Mümin-77)
  • Celalim hakkı için, senden önce de peygamberler gönderdik; onlardan sana kıssalarını anlattığımız kimseler de var, içlerinden sana kıssa anlatmadığımız kimseler de var. Nitekim Allah'ın izni olmadan hiçbir peygamberin bir mucize getirmesi mümkün değildir. Fakat Allah'ın emri geldiği zaman, hak ile hükmedilir; işte o zaman boşa çıkarmaya çalışanlar hüsrana uğramıştır.(Mümin-78)
  • Allah bir kısmına binesiniz, bir kısmından da yiyesiniz diye hayvanları sizin için kılandır. Onlarda sizin için menfaatler vardır; hem onların üzerinde gönüllerinizdeki bir ihtiyaca ulaşırsınız. İşte onların üzerinde ve gemierin üzerinde taşınırsınız.(Mümin-79,80)
  • Böylece Allah size ayetlerini gösterir. Şimdi, Allah'ın ayetlerinden hangisini inkar edersiniz?(Mümin-81)
  • Öyle ki peygamberleri onlara mucizeler getirince, kendilerinde bulunan bilgiden dolayı şımardılar da, kendisiyle alay etmekte oldukları onları kuşatıverdi.(Mümin-83)

Thursday, July 16, 2009

ZERRE

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM
  • Vacib-ül Vücud, zatında mahiyetinde mümküne benzemediği gibi, efalinde de benzemiyor.
  • İnsanın da istidadına bakılırsa, vazife-i fıtrıyesinin ubudiyet olduğu anlaşıldığı gibi; ruhani ulviyyetine ve ebediyete olan derece-i iştiyakına da dikkat edilirse, en evvel insan bu alemden daha latif bir alemde ruhen yaratılmış da teçhizat almak üzere muvakkaten bu aleme gönderilmiş olduğu anlaşılır.
  • Arının dimağını, mikrobun gözünü tanzim eden zat, senin efal ve amalini mühmel, başıboş, hesabsız, kitabsız bırakmayarak İmam-ı Mübinde yazar. Ona göre muhaseben olacaktır.
  • Evet, Allah ilmi, iradesi, kudreti ve sair sıfatıyl muhittir. Daire-i ihatasından hariç birşey yoktur.
  • Umumi olan bir inam ile inayet-i şahsiye arasında münafat yok. Mesela; Bir ziyafete yapılan umumi bir davet altında şahıslar da davet edilmiş olur.
  • Yarın seni zillet ve rezaletlere maruz bırakmakla terkedecek olan dünyanın sefahetini bu gün kemal-i izzet ve şerefle terkedersen pek aziz ve yüksek olursun. Çünkü, o seni terketmeden evvel sen onu terkedersen, hayrını alır, şerrinden kurtulursun. Fakat vaziyet makuse olursa, kaziyye de makuse olur.
  • Fısk çamuruyla mülevves olan medeniyet, insanları da o çamur ile telvis ediyor.
  • İnsan gerçi cahil, zulmetli bir şeydir amma, öyle bir istidadı vardır ki, aleme bir enmuzeç ve bir nümune olmaya liyakatı vardır. Hem o insanda öyle bir emanet vedia bırakılmıştır ki, onun ile gizli defineyi bulur, açar. Hem o insandaki kuvvetler tahdid edilmeyerek mutlak bırakımıştır. Buna binaen külli bir nevi şuur sahibi olur ki, Sultan-ı Ezelin azamet ve haşmetinin şaşaasını idrak ediyor.
  • Mahlukatın en zalimi insandır. İnsan, kendi nefsine olan şiddet-i muhabbetten dolayı kendisine hizmeti ve menfaati olan şeyleri hem sever, hem kıymet verir. Semeresinden istifade gördüğü şeylere abd ve köle olur. Aksi halde ne sever ve ne kıymet verir.
  • Evet, bir şeyin şekillerinde vukua gelen devir ve teslim sırasında gidenler müteessir, gelenler de memnun olurlar. Ve bu sayede hayat tasaffi eder, temizlenir. Vücud da teceddüd eder.

BEDİÜZZAMAN

MÜ'MİN SURESİNDEN PARÇALAR

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM
  • Şüphesiz ki biz, peygamberlerimize ve iman edenlere, hem dünya hayatında, hem şahidlerin ayağa kalkacakları o günde elbette yardım ederiz.(Mümin-51)
  • Artık sabret! Çünkü Allah'ın va'di haktır; günahının bağışlanmasını dile ve akşam ve sabah hamd ile tesbih et!(Mümin-55)
  • Elbette göklerin ve yerin yaratılması insanların yaratılmasından daha büyüktür; fakat insanların çoğu bilmezler.(Mümin-57)
  • Kör ile gören; iman edip slih ameller işleyenlerle kötülük yapan bir olmaz. Ne kadar az ibret alıyorsunuz!(Mümin-58)
  • Şüphesiz ki kıyamet günü elbette gelicidir; onda şüphe yoktur; fakat insanların çoğu iman etmezler.(Mümin-59)
  • Rabbiniz buyurdu ki: Bana dua edin, size icabet edeyim! Şüphesiz benim ibadetimden kibirlenenler, yakında zelil olan kimselere olarak Cehenneme gireceklerdir!(Mümin-60)
  • Allah, size geceyi içinde istirahat etmeniz için, gündüzü ise aydınlatıcı kılandır. Şüphesiz ki Allah, insanlara karşı büyük lütuf sahibidir; fakat insanların çoğu şükretmezler.(Mümin-61)
  • Allah arzı size kalınacak bir yer, göğü ise bir bina kılandır. Hem sizi şekillendirdi de, suretlerinizi güzel yaptı ve sizi temiz şeylerden rızıklandırdı. İşte Rabbiniz olan Allah budur. İşte alemlerin rabbi olan Allah, ne yücedir!(Mümin-64)
  • O Hayy'dır; O'ndan başka ilah yoktur; öyle ise dinde O'na karşı ihlaslı kimseler olarak O'na kulluk edin! Hamd, alemlerin rabbi olan Allah'a mahsustur!(Mümin-65)

Wednesday, July 15, 2009

ZERRE

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM
  • Adi bir yol kapandığı zaman, bütün yolların kapanmış olduğunu tevehhüm etmek, cehaletin en büyük bir şahididir.
  • Herşeyin batını zahirinden daha ali, daha kamil, daha latif, daha güzel, daha müzeyyen olduğu gibi, hayatça daha kavi, şuurca daha tamdır.
  • Fesübhanallah! Yüzün o küçük sahifesinde nasıl gayr-i mütenahi nişanlar dercedilmiştir ki, göz ile okunur da nazar ile, yani akıl ile görünmez.
  • Kader, herşeye bir miktar ve o mikdara göre bir kalıb vermiştir. Feyyaz-ı Mutlaktan aldığı feyze olan kabiliyeti o kalıba göredir.
  • İnsan, hikmet ile yapılmış bir masnudur. İncimad etmiş bir kudret-i basire olduğu gibi öyle bir fiilin mahsuludur ki, istidadı irade ettiği şeyi kendisine veriyor. Öyle bir inam ve ihsanın kesifidir ki, bütün hacatına vakıftır.
  • Ve keza, insan, aleme bir enmuzec ve küçü bir fihristedir.
  • Senin iktidarın kısa, bekan az, hayatın mahdud, ömrünün günleri madud ve herşeyin fanidir. Öyle ise, şu kısa, fani ömrünü fani şeylere sarfetme ki, fani olmasın. Baki şeylere sarfet ki baki kalsın.
  • Nefs-i emmare, devekuşu gibi aleyhine olan şeyi lehine zanneder.
  • Gafil nefis, ahireti dünyanın bitişiğinde ve dünya ile bağlı bir menzil zannediyor.
  • Ve keza ilim sıfatını ihsan edenin ilimsiz, şuuru ihsan edenin şuursuz, ihtiyarı verenin ihtiyarsız, iradeyi verenin ihtiyarsız, iradeyi verenin iradesiz, kamil şeylerin sanii gayr-i kamil olduğuna telakki etmek muhaldir.
  • Nefs-i natıkanın en yüksek matlubu devam ve bekadır. Hatta vehmi bir devam ile kendisini aldatmazsa hiçbir lezzet alamaz. Öyle ise devamı isteyen nefis! Daimi olan bir Zat'ın zikrine devam eyle ki, devam bulasın. Ondan nur al ki sönmeyesin. Onun cevherine sadef ve zarf ol ki kıymetli olasın. Onun nesim-i zikrine beden ol ki hayatdar olasın. Esma-i İlahiyeden birisinin hayt-ı şuaıyla temessük et ki, adem deryasına düşmeyesin.
  • İnsanın hilkatınden maksad, mahfi Hazine-i İlahiyeyi keşif ile göstermek ve Kadir-i Ezeliyeye bir bürhan, bir delil, bir makes-i nurani olmakla cemal-i ezelinin tecellisi için şeffaf bir mirat bir ayine olmaktır.
  • Ey nefis! Eğer takva ve amel-i salih ile Halıkını razı etti isen, halkın rızasını tahsile lüzum yoktur; o kafidir. Eğer halk da Allah'ın hesabına rıza ve muhabbet gösterirlerse, iyidir. Şayet onlarınki dünya hesabına olursa kıymeti yoktur. Çünkü onlar da senin gibi aciz kullardır.

BEDİÜZZAMAN

MÜ'MİN SURESİNDEN PARÇALAR

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM
  • Onlar ki, kendilerine gelmiş bir delil olmaksızın, Allah'ın ayetleri hakkında mücadele ederler. Allah katında da, iman edenlerin yanında da nefret cihetiyle büyük olmuştur. İşte Allah, büyüklük taslayan her zorbanın kalbini böyle mühürler!(Mümin-35)
  • Firavun: Ey Haman! Bana yüksek bir kule yap, belki sebeplere, göklerin sebeblerine erişirim de, Musanın İlahına muttali olurum; doğrusu ben onu, gerçekten yalancı sanıyorum, dedi. Böylece Firavun'a kötü ameli süslü gösterildi ve yoldan saptırıldı. Zaten Firavun'un tuzağı ancak hüsrandadır.(Mümin-36,37)
  • İman etmiş olan dedi ki: Ey kavmim! Bana uyun; size doğru yola rehberlik edeyim! Ey kavmim! Bu dünya hayatı ancak bir menfaattir; doğrusu ahiret ise, asıl kalınacak yerdir.(Mümin-38,39)
  • Hiç şüphe yok ki beni kendisine çağırmakta olduğunuz şeyin, ne dünyada ne de ahirette kendisine bir davet hakkı vardır. Nihayet dönüşümüz muhakkak Allah'adır. Doğrusu haddi aşanlar yok mu, onlar ateş ehlidirler.(Mümin-43)
  • Artık size söylemekte olduğumu yakında hatırlayacaksınız! Ben işimi Allah'a havale ediyorum. Şüphesiz ki Allah, kulları hakkıyla görendir.(Mümin-44)

Tuesday, July 14, 2009

ZÜHRE

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM
  • Tarık-ı Hakta çalışan ve mücahede edenler, yalnız kendi vazifelerini düşünmek lazım gelirken, Cenab-ı Hakka ait vazifeyi düşünüp, harekatını ona bina ederek hataya düşerler.
  • Ubudiyet, emr-i İlahiye ve rıza-yı İlahiye bakar. Ubudiyetin daisi, emr-i İlahi ve neticesi rıza-yı Hak'tır. Semeratı ve fevaidi uhreviyedir. Fakat ille-i gaiyye olmamak, hem kasden istenilmemek şartıyla, dünyaya ait faideler ve kendi kendine terettüb eden ve istenilmeyerek verilen semereler, ubudiyete münafi olmaz. Belki zaifler için müşevvik ve müreccih hükmüne geçerler.
  • Ne mutlu o adama ki, kendini bilip haddinden tecavüz etmez.
  • Medar-ı necat ve halas, yalnız ihlastır. İhlası kazanmak çok mühimdir. Bir zerre ihlaslı amel, batmanlarla halis olmayana müreccahtır. İhlası kazandıran harekatındaki sebebi: Sırf bir emr-i İlahi ve neticesi rıza-yı İlahi olduğunu düşünmeli ve vazife-i İlahiyeye karışmamalı.
  • Herşeyde bir ihlas var. Hatta muhabbetin de ihlas ile bir zerresi batmanlarla resmi ve ücretli muhabbete tereccüh eder. İşte bir zat bu ihlaslı muhabbeti böyle tabir etmiş: Ben muhabbet üzerine bir rüşvet, bir ücret, bir mukabele, bir mükafat istemiyorum. Çünkü, mukabilinde bir mükafat, bir sevab istenilen muhabbet zaiftir, devamsızdır.
  • Münim-i Hakikiyi hatıra getirmeyen ve onun namıyla verilmeyen nimeti yemeyiniz. O halde hem veren Bismillah demeli, hem alan Bismillah demeli. Eğer o Bismillah demiyor, fakat sen de almaya muhtaç isen; sen Bismillah de, onun başı üstünde rahmet-i İlahiyenin elini gör, şükür ile öp, ondan al.
  • Cemaatın sayleriyle hasıl olan bir neticeyi veya cemaatin haseneleriyle terettüb eden bir şerefi, bir fazileti, o cemaatın reisine veya üstadına vermek, hem cemaate, hem de o üstad veya reise zulumdür. Çünkü enaniyeti okşar, gurura sevkeder. Kendini kapıcı iken, padişah zannettirir. Hem kendi nefsine de zulmeder. Belki bir şirk-i hafiye yol açar.
  • İşte herbir hayvan, öyle bir kasr-ı İlahidir. Hususan insan, o kasırların en güzeli ve o sarayların en acibidir. Ve bu insan denilen sarayın cevherleri; bir kısmı alem-i ervahtan, bir kısmı alem-i misalden ve Levh-i Mahfuzdan ve diğer bir kısmı da hava aleminden, nur aleminden, anasır aleminden geldiği gibi; hacatı ebede uzanmış, emelleri semavat ve arzın aktarında intişar etmiş, rabıtaları, alakaları dünya ve ahiret edvarında dağılmış bir saray-ı acib ve bir kasr-ı garibtir.
  • Ey insan! Senin kalbin ve hüviyet ve mahiyetin bir ayinedir. Senin fıtratında ve kalbinde bulunan şedid bir muhabbet-i beka, o ayine için değil ve o kalbin ve mahiyetin için değil. Belki o ayinede istidada göre cilvesi bulunan Baki-i Zülcelalin cilvesine karşı muhabbetindir ki, belahet yüzünden o muhabbetin yüzü başka yere dönmüş. Madem öyledir, Ya Baki, Entel Baki! de. Yani madem Sen varsın ve bakisin; fena ve adem ne isterse bize yapsın, ehemmiyeti yok!
  • Hazer et, dikkatle bas, batmaktan kork. Bir lokma, bir kelime, bir tane, bir lema, bir işarette, bir öpmekte batma! Dünyayı yutan bütün letaiflerini onda batırma. Çünkü, çok küçük şeyler var, çok büyükleri bir cihette yutar.
  • Ey dünyaperest insan! Çok geniş tasavvur ettiğin senin dünyan, dar bir kabir hükmündedir. Fakat, o dar kabir gibi menzilin duvarları şişeden olduğu için birbiri içinde inikas edip göz görünceye kadar genişliyor. Kabir gibi dar iken, bir şehir kadar geniş görünür.
  • Madem dünya hayatı ve cismani yaşayış ve hayvani hayat böyledir. Hayvaniyetten çık, cismaniyeti bırak. Kalb ve ruhun derece-i hayatına gir! Tevehhüm ettiğin geniş dünyadan daha geniş bir daire-i hayat, bir alem-i nur bulursun. İşte o alemin anahtarı, Marifetullah ve Vahdaniyet sırlarını ifade eden La İlahe İllallah kelime-i kudsiyesiyle kalbi söylettirmek, ruhu işlettirmektir.
  • Aya! Bu insan zanneder mi ki, başıboş kalacak. Haşa! Belki insan, ebede mebustur. Ve saadet-i ebediyeye ve şekavet-i daimeye namzettir. Küçük büyük, az çok her amelinden muhasebe görecek. Ya taltif veya tokat yiyecek.

BEDİÜZZAMAN

MÜ'MİN SURESİNDEN PARÇALAR

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM
  • Onları o yaklaşan gün ile korkut! Çünkü yürekler, kederle yutkunan kimseler olarak gırtlaklara dayanmıştır! Zalimler için ne bir dost, ne de kabul edilir bir şefaatçi bulunur.(Mümin-18)
  • Yeryüzünde hiç gezmediler mi ki, kendilerinden öncekilerin akıbeti nasıl olmuş, baksınlar! Onlar, kuvvetçe ve yeryüzündeki eserleri bakımından kendilerinden daha şiddetli idiler. Böyle iken, Allah onları günahları yüzünden yakalayıverdi de onları Allah'dan koruyacak hiçbir kimse olmadı.(Mümin-21)
  • Bunun sebebi şudur: Şüphesiz onlara peygamberleri mucizelerle gelirdi de, inkar ederlerdi; Allah da onları yakalayıverdi. Muhakkak ki O, Kaviyy'dir, azabı pek şiddetli olandır.(Mümin-22)
  • Musa da: Doğrusu ben hesap gününe inanmayan her kibirli kimseden, benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz olan Allah'a sığınırım, dedi.(Mümin-27)
  • Firavun ailesinden imanını gizleyen mümin bir adam ise şöyle dedi: Bir adamı, Rabbim Allah'dır! diyor diye öldürecek misiniz? Halbuki size Rabbinizden mucizeler getirmiştir. Zaten yalancı olursa, o takdirde yalanı kendi aleyhinedir. Yok doğru bir kimse ise, sizi tehdit ettiği şeylerin bir kısmı başınıza gelir! Şüphesiz ki Allah, haddi aşan, çok yalan söyleyen o kimseyi hidayete erdirmez!(Mümin-28)
  • İman etmiş olan dedi ki: Ey kavmim! Doğrusu ben sizin üzerinize, o toplulukların gününün benzerinden; Nuh kavminin, Ad, Semud ve onlardan sonrakilerin adetlerinin benzerinden, korkuyorum. Halbuki Allah, kullarına zulmetmeyi murad ediyor değildir.(Mümin-30,31)

Monday, July 13, 2009

ZÜHRE

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM
  • Bil ki; Nev-i beşerde nübüvvet, beşerdeki hayır ve kemalatın fezlekesi ve esasıdır. Din-i hak, saadetin fihristesidir. İman, bir hüsn-ü münezzeh ve mücerreddir. Madem şu alemde parlak bir hüsün, geniş ve yüksek bir hayır, zahir bir hak, faik bir kemal görünüyor. Bilbedahe hak ve hakikat, nübüvvet içindedir ve nebiler elindedir. Dalalet, şer ve hasaret, onun muhalifindedir.
  • Bu sırr-ı ittihad ile, kainat içinde bir zerre gibi zaif, küçük bir mahluk olan şu insan, ubudiyetin azameti cihetiyle halık-ı arz ve semavatın mahbub bir abdi ve arzın halifesi, sultanı ve hayvanatın reisi ve hikat-ı kainatın neticesi ve gayesi oluyor.
  • İşte bu arzı böyle kendine sacid ve abid ve ibadına mescid ve mahluklarına beşik ve kendine müsebbih ve mükebbir eden Zat-ı Zülcelale, yerin zerratı adedince hamd ve tesbih ve tekbir edip ve mevcudat adedince hamd ediyoruz ki, bize bu nevi ubudiyeti ders veren Resul-u Ekrem Aleyhissalatu Vessalamına ümmet eylemiş.
  • Bil ki: Kur'an-ı Muciz-ul Beyanın ifadesinde çok şefkat ve merhamet var. Çünkü, muhatablarının ekserisi cumhur-u avamdır. Onların zihinleri basittir. Nazarları dahi dakik şeyleri görmediğinden, onların besatet-i efkarını okşamak için, tekrar ile, semavat ve arzın yüzlerine yazılan ayetleri tekrar ediyor. O büyük harfleri kolaylıkla okutturuyor.
  • İlahi! Senin rahmetin melceimdir ve Rahmetenlil-alemin olan Habibin(A.S.M) senin rahmetine yetişmek için vesilemdir. Senden şekva değil, belki nefsimi ve halimi sana şekva ediyorum.
  • Ey Halık-ı Kerimim ve ey Rabb-ı Rahimim! Senin Nida ismindeki mahlukun ve masnuun ve abdin; hem asi, hem aciz, hem gafil, hem cahil, hem alil, hem zelil, hem musi, hem müsinn, hem şaki, hem seyyidinden kaçmış bir köle olduğu halde, kırk sene sonra nedamet edip, senin dergahına avdet etmek istiyor. Senin rahmetine iltica ediyor. Hadsiz günah ve hatiatlarını itiraf ediyor. Evham ve türlü türlü illetlerle mübtela olmuş. Sana tazarru ve niyaz eder. Eğer kemal-i rahmetinle onu kabul etsen, mağfiret edip rahmet etsen, zaten o senin şanındır. Çünkü, Erhamürrahimsin. Eğer kabul etmezsen, senin kapından başka hngi kapıya gideyim? Hangi kapı var? Senden başka Rab yok ki, dergahına gidilsin. Senden başka hak Mabud yoktur ki, ona iltica edilsin!

BEDİÜZZAMAN

MÜMİN SURESİNDEN PARÇALAR

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM
  • Ha, Mim. Bu Kitabın indirilişi, Aziz, Alim, günahı bağışlayan, tevbeyi kabul eden, azabı pek şiddetli ve çok lütuf sahibi olan Allah tarafındandır. O'ndan başka İlah yoktur. Dönüş ancak O'nadır.(Mümin-1,3)
  • İnkar edenlerden başkası Allah'ın ayetleri hakkında mücadele etmez; şimdi onların o memleketlerde gezip dolaşmaları, seni aldatmasın!(Mümin-4)
  • Böylece Rabbinin inkar edenler üzerine, şüphesiz onlar, ateş ehlidirler, sözü hak oldu.(Mümin-6)
  • Arşı taşıyan ve onun etrafında bulunanlar, Rablerine hamd ile tesbih ederler ve O'na iman ederler ve iman edenler için mağfiret dilerler. Rabbimiz! Herşeyi rahmet ve ilim cihetiyle kuşatmışsındır; artık tevbe edip senin yoluna uyanlara mağfiret eyle ve onları Cehennem azabından koru!(Mümin-7)
  • Rabbimiz! Hem onları, hem onların atalarından, zevcelerinden ve nesillerinden salih olan kimseleri, kendilerine vad buyurduğun Adn cennetlerine koy! Şüphesiz ki Aziz, Hakim olan ancak sensin!(Mümin-8)
  • Ve onları kötülüklerden koru! Zaten kimi o gün kötülüklerden korursan, ona rtık gerçekten merhamet etmiş olursun. İşte büyük kurtuluş ancak budur!(Mümin-9)
  • Rabbimiz! Bizi iki defa öldürdün ve iki defa dirlittin; şimdi günahlarımızı itiraf ettik; acaba çıkmaya artık bir yol var mıdır? derler.(Mümin-11)
  • O, size delillerini gösteren ve gökten size bir rızık indirendir. Fakat O'na yönelen kimseden başkası ibret almaz.(Mümin-13)
  • Öyle ise, kafirlerin hoşuna gitmese de, dinde O'na karşı ihlaslı kimseler olarak Allah'a dua edin!(Mümin-14)
  • O dereceleri hakkıyla yükseltendir, Arşın sahibidir. Karşılaşma günü ile korkutmak için, kendi emrinden olan ruhu, kullarından dilediği kimseye ilka eder.(Mümin-15)