Tuesday, August 4, 2009

NOKTA

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM
  • Evet, şu bürhan-ı münevverin altı ciheti de şeffaftır. Üstünde icaz; altında mantık ve delil; sağında aklı istintak; solunda vicdanı istişhad; önünde, hedefinde hayır ve saadet; nokta-i istinadı vahy-i mahzdır. Vehmin ne haddi var ki girebilsin.
  • Tarik-i Kurani iki nevidir. Birincisi: Delil-i inayet ve gayettir ki, menafi-i eşyayı tadat eden bütün ayat-ı Kuraniye bu delili nesc ve şu bürhanı tanzim ediyorlar. Bu delilin zübdesi, kainatın nizam-ı ekmelinde ittikan-ı sanat ve riayet-i mesalih ve hikemdir.
  • İkincisi: Delil-i ihtiradır. Hülasası: Mahkulatın her nevine, her ferdine ve o nev'e ve o ferde müretteb olan asar-ı mahsusasını müntic ve istidad-ı kemaline münasib bir vücudun verilmesidir. Hiçbir nevi müteselsil-i ezeli değildir.
  • Feya acaba! Vacib-ül Vücudun lazime-i zaruriye-i beyyinesi olan ezeliyeti zihinlerine sığıştıramayan, nasıl oluyor da, her bir cihetten ezeliyete münafi olan maddenin ezeliyetini zihinlerine sığıştırabiliyorlar?
  • Müessir-i hakiki yalnız Allah'dır. Tesir-i hakiki esbabda yoktur. Esbab, izzet ve azamet-i kudretin bir perdesidir. Ta ki, aklın nazar-ı zahirisinde, dest-i kudret umur-u hasise ile mübaşir görünmesin.
  • Fıtrat yalan söylemez. Mesela: Bir çekirdekteki meyelan-ı nümuvv der ki: Sünbülleneceğim, meyve vereceğim. Doğru söyler.
  • Akıl tatil-i eşgal etse de, nazarını ihmal etse, vicdan Sanii unutamaz. Kendi nefsini inkar etse de onu görür. Onu düşünür. Ona müteveccihtir.
  • Göreceksin ki, kalb bedenin aktarına, neşr-i hayat ettiği gibi, kalbdeki ukde-i hayatiye olan Marifet-i Sani'dir ki, istidadat-ı gayr-i mahdude-i insaniye ile mütenasip olan amal ve müyul-u müteşaibeye neşr-i hayat eder. Lezzeti içine atar ve kıymet verir ve bast ve temdid eder. İşte nokta-i istimdad.
  • Akıl gözünü kapasa da, vicdanın gözü daima açıktır.
  • Bütün kainattaki bütün kemal ve cemal, Sani-i Zülcelalin kemal ve cemaline bir zıll-ı zalildir ve bürhanıdır.

BEDİÜZZAMAN

No comments: