Tuesday, March 30, 2010

TAHRİM SURESİNDEN PARÇALAR

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM
  • Ey Peygamber! Zevcelerinin hoşnudluğunu arayarak, Allah'ın sana helal kıldığı şeyi niçin tahrim ediyorsun? Bununla beraber Allah, Gafurdur, Rahimdir.(Tahrim-1)
  • Allah, yeminlerinizin çözülmesini doğrusu size meşru kılmıştır. Çünkü Allah, Mevlanızdır! Ve O Alimdir, Hakimdir.(Tahrim-2)
  • Hani peygamber, zevcelerinden birine bir sözü sır olarak söylemişti. Fakat bu sözü haber verip, Allah da bunu peygambere açıklayınca, bunun bir kısmını zevcesine bildirmiş, bir kısmından da vazgeçmişti. Böylece ona bunu haber verince: Bunu sana kim haber verdi? dedi. Peygamber de: Bana Alim, Habir olan Allah haber verdi! dedi.(Tahrim-3)
  • Ey iman edenler! Kendinizi ve ailenizi, yakıtı insanlar ve taşlar olan bir ateşten koruyun! Onun üzerine sert, şiddetli, Allah'ın kendilerine emrettiğine isyan etmeyen ve ne emrolunursa yapan melekler vardır.(Tahrim-6)
  • Ey iman edenler! Tevbe-i Nasuh ile Allah'a tevbe edin! Olur ki, Rabbiniz, sizin kötülüklerinizi örter ve Allah, peygamberi ve onunla beraber iman edenleri utandırmayacağı bir günde, sizi altlarından ırmaklar akan Cennetlere koyar! Onların nuru önlerinde ve sağlarında koşar: Rabbimiz! Nurumuzu bize tamamla ve bize mağfiret eyle! Şüphesiz ki sen, herşeye hakkıyla gücü yetensin! derler.(Tahrim-8)
  • Ey Peygamber! Kafirlerle ve münafıklarla cihad et ve onlara karşı sert davran! Onların varacağı yer Cehennemdir! O ise, ne kötü varılacak yerdir!(Tahrim-9)
  • Allah, inkar edenlere, Nuh'un karısı ile Lut'un karısını bir misal olarak getirdi. Kullarımızdan iki salih kulun altında idiler de onlara hainlik ettiler; bu yüzden Allah'dan bir şeyi onlardan def edemediler. Ve onlara denildi ki: O girenlerle beraber, siz de ateşe girin!(Tahrim-10)
  • Allah, iman edenlere de Firavun'un hanımını bir misal olarak getirdi. Hani; Rabbim! Senin katında benim için Cennette bir ev yap, beni Firavun'dan ve onun işinden kurtar, hem beni bu zalimler topluluğundan kurtar! demişti.(Tahrim-11)
  • Irzını korumuş olan İmran kızı Meryem'i de misal gösterdi, artık ona ruhumuzdan üfledik; Rabbisinin kelimelerini ve kitablarını tasdik etti ve itaat edenlerden oldu.(Tahrim-12)

Thursday, March 25, 2010

KASTAMONU LAHİKASI

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM
  • Risale-i Nur'a herkesten ziyade kemal-i şevk ile tarafdarane ve müftehirane medrese taifesinden olan ulemaların koşmaları lazım ve elzem iken, maatteessüf, daha medrese ehlinin ekseri, kendi medresesinden çıkan bu ab-ı hayat çeşmesini ve bu kıymettar baki hazinesini tanımıyor, aramıyor, muhafaza edemiyor.
  • Risale-i Nur'un hizmet ettiği hakaik-ı imaniye herşeyin fevkinde olduğu gibi, bu zamanda herşeyden ziyade onlara ihtiyaç var.
  • Ehl-i diyanet ve ehl-i ilmi sevkeden, tahrik eden makasıd-ı dünyeviye ve ihtiyacıdır diye, ittiham ediyorlar. O ittihama göre de , pek insafsızcasına onlara ilişiyorlar. Bu bedbaht mülhidleri kati bir surette iskat etmek, bilfiil -maddeten- öyle fedakarlar lazım ki, dünyanın en mühim meşgaleleri belki büyük zararları, onların hakaik-ı imaniye ihtiyaçlarını susturmuyor.
  • Cevşen-ül Kebir ve Risale-i Nur ve Hizb-i Nuri dahi kainatı baştan başa nurlandırıyor..zulümat karanlıklarını dağıtıyor..gafletleri, tabiatları parça parça ediyor..Ehl-i gaflet ve ehl-i dalaletin altında saklanmak istedikleri perdeleri yırtıyor gördüm. Kainatı, envaiyle pamuk gibi hallaç ediyor, taraklar ile tarıyor müşahede ettim. Ehl-i dalaletin boğulduğu en son ve en geniş kainat perdelerinin arkasında, envar-ı tevhidi gösteriyor.
  • Nefs-i emmarenin kendi desaisinden başka, daha şiddetli ve daha ziyade söz dinlemez ve daha ziyade ahlak-ı seyyieyi idame eden ve heves ve damar ve asab, tabiat ve hissiyat halitasından çıkan ve nefs-i emmarenin son tahassüngahı bulunan ve nefs-i emmareyi tezkiyeden sonra onun eski vazife-i seyyiesini gören ve mücahedeyi ahir ömre kadar devam ettiren bir manevi nefs-i emmareyi gördüm.
  • Bu ikinci nefs-i emmarede şuursuz kör hissiyat bulunduğu için, akıl ve kalbin sözlerini anlamıyor ve dinlemiyor ki, onlarla ıslah olsun ve kusurunu anlasın. Yalnız tokatlar ve elemler ile nefret edip veya tam bir fedailiğe her hissini maksadına feda etsin. Ve Risale-i Nur'un erkanları gibi herşeyini, enaniyetini bıraksın.
  • Bu acib asırda dehşetli bir aşılamak ve şırınga ile hem hakiki, hem mecazi iki nefs-i emmare ittifak edip; öyle seyyiata öyle günahlara severek giriyor, kainatı hiddete getiriyor.

BEDİÜZZAMAN

TALAK SURESİNDEN PARÇALAR

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM
  • Ey Peygamber! Kadınları boşadığınızda, artık onları iddetleri içinde talak edin(boşayın) ve iddeti sayın! Rabbiniz olan Allah'dan sakının! Onları evlerinden çıkarmayın; kendileri de çıkmasınlar; ancak apaçık bir hayasızlık getirmeleri müstesnadır. Bunlar Allah'ın hudududur. O halde kim Allah'ın hududunu aşarsa, artık şüphesiz kendine zulmetmiş olur. Bilmezsin, umulur ki Allah, bundan sonra bir iş ortaya çıkarır!(Talak-1)
  • Nihayet iddetlerinin sonuna geldikleri zaman, ya onları iyilikle tutun veya onlardan iyilikle ayrılın; içinizden adaletli iki kişiyi de şahid tutun; şahidliği Allah için dosdoğru yapın! Allah'a ve ahiret gününe iman etmekte olan kimselere bununla nasihat olunur; kim Allah'dan sakınırsa, ona bir çıkış yolu kılar.(Talak-2)
  • Ve onu hesab etmediği yerden rızıklandırır! Kim Allah'a tevekkül ederse, artık O ona yeter! Şüphesiz ki Allah, emrini yerine getirendir. Doğrusu Allah, herşey için bir ölçü koymuştur.(Talak-3)
  • Eli geniş olan kimse, genişliğine göre nafaka versin! Rızkı kendisine daraltılmış olan kimse de Allah'ın ona verdiğinden versin! Allah, kimseyi ona verdiğinden fazlasıyla mükellef tutmaz. Allah, bir zorluktan sonra bir kolaylık verecektir.(Talak-7)
  • Nice şehirler vardır ki, Rablerinin ve O'nun peygamberlerinin emrine isyan ettiler de onları şiddetli bir hesab ile hesaba çektik ve onları görülmemiş bir azabla cezalandırdık. Öyle ki işlerinin vebalini tattı ve işlerinin akıbeti hüsran oldu!(Talak-8,9)
  • Allah onlara şiddetli bir azab hazırlamıştır; o halde ey iman eden akıl sahibleri! Allah'dan sakının! Şüphesiz ki Allah, size bir zikir indirmiştir.(Talak-10)
  • Ve iman edip salih ameller işleyenleri zulumattan nura çıkarmak için, Allah'ın apaçık beyan eden ayetlerini size okuyan bir peygamber göndermiştir. Artık kim Allah'a iman edip salih amel işlerse, onu altlarından ırmaklar akan Cennetlere koyar; orada ebedi olarak kalıcıdırlar. Gerçekten Allah, ona güzel bir rızık ihsan etmiştir.(Talak-11)
  • Allah yedi göğü ve yerden de onların mislini yaratandır. Emir, bunlar arasında inip durmaktadır ki, şüphesiz Allah'ın herşeye hakkıyla gücü yeten olduğunu, yine şüphesiz Allah'ın herşeyi ilmen gerçekten kuşattığını bilesiniz.(Talak-12)

Thursday, March 18, 2010

TEĞABÜN SURESİNDEN PARÇALAR

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM
  • Hiçbir musibet Allah'ın izni olmadıkça isabet etmez. O halde kim Allah'a iman ederse, onun kalbine hidayet verir. Çünkü Allah, herşeyi hakkıyla bilendir.(Teğabün-11)
  • Hem Allah'a itaat edin; peygambere de itaat edin! Buna rağmen yüz çevirirseniz, artık Resulumüze düşen ancak apaçık bir tebliğdir.(Teğabün-12)
  • Allah ki, O'ndan başka bir ilah yoktur! O halde mü'minler ancak Allah'a tevekkül etsin!(Teğabün-13)
  • Ey iman edenler! Şüphesiz ki eşlerinizden ve çocuklarınızdan size düşman olan vardır. O halde onlardan sakının! Eğer affeder, kusura bakmaz ve bağışlarsanız, artık şüphesiz ki Allah, Gafurdur, Rahimdir.(Teğabün-14)
  • Mallarınız ve çocuklarınız ancak bir imtihandır. Allah ise, büyük mükafat ancak O'nun katındadır.(Teğabün-15)
  • O halde gücünüz yettiği kadar, Allah'dan sakının, dinleyin, itaat edin ve kendiniz için bir hayır olarak sarf edin! Artık kim nefsinin cimriliğinden korunursa, işte onlar gerçekten kurtuluşa erenlerdir!(Teğabün-16)
  • Eğer Allah'a karz-ı hasen ile borç verirseniz, onu size arttırır ve size mağfiret eder. Çünkü Allah, Şekurdur, Halimdir. O gayb ve şehadeti hakkıyla bilendir. Azizdir, Hakimdir.(Teğabün-17,18)

KASTAMONU LAHİKASI

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM
  • Kur'an beşere gayet büyük bir neticesi, bir gayesi, bir hediyesi; tesellisidir.
  • Evet, bu dehşetli kainatın fırtınaları ve zeval ve tahribatları içinde ve bu boşluk nihayetsiz fezada herşey ile alakadar olan insan için, hakiki teselliyi ve istinad ve istimdat noktalarını yalnız Kur'an veriyor. En ziyade o teselliye muhtaç bir zamanda, bu asırda en ziyade kuvvetli bir surette o teselliyi isbat eden, gösteren Risale-i Nur'dur.
  • Risale-i Nur'un en bariz hasiyeti, usandırmamak. Yüz defa okunsa, yüzbirinci defa yine zevkle okunabilir.
  • Risale-i Nur'un kasabalara ve cemaatlere berekete medar olması.. ve ona zarar edenlere tokat gelmesi gibi; şahıslara da, pek zahir bir surette hem bereket ve hüsn-ü maişet(ona çalışanlara); ve gaybi tokatlar, onun aleyhinde çalışanlara gelmesi...bu havalide çok hadiseleri var.
  • Rahmet-i İlahiye'den ileri şefkat olunmaz. Hikmet-i Rabbaniyeden daha ekmel hikmet, daire-i imkanda olamaz. Asiler cezalarını; masumlar, mazlumlar zahmetlerinden on derece ziyade mükafatlarını alacaklarını düşün! Senin daire-i iktidarın haricinde olan hadisata, O'nun merhamet ve hikmet ve adaleti ve rububiyeti noktasında bakmalısın!
  • Herbir unsurun, maddi ve manevi kış ve zelzele gibi hadiselerin yüzer hayırlı neticeleri ve gayeleri varken ; şerli ve zararlı bir tek neticesi için onu vazifesinden durdurmak, o yüzer hayırlı neticeleri terketmekle, yüzer şer yapmak, ta bir tek şer gelmesin gibi hikmete, hakikata, rububiyete münafi olur. Fakat, külli kanunların tazyikinden feryad eden ferdlere, inayat-ı hassa ve imdadat-ı hususiye ile ve ihsanat-ı mahsusa ile Rahmanurrahim, her biçarenin imdadına yetişebilir. Derdlerine derman yetiştirir. Fakat o ferdin hevesiyle değil, hakiki menfaatıyla yardım eder. Bazan dünyada istediği bir cama mukabil, ahirette bir elmas verir.
  • Bu şiddetli maddi ve manevi kışdaki gala ve varlık içinde kaht ve derd-i maişet fukaralara ağır basması cihetinde, ekseri fakir-ül-hal olan Risale-i Nur şakirdlerinin bu dehşetli hale karşı sarsılmaları ve tesanüdleri bozulması ihtimaliyle ziyade endişe ediyordum.
  • Sakın birbirinizden gücenmeyiniz ve tenkid etmeyiniz. Yoksa az bir zaaf gösterseniz, ehl-i nifak istifade edip sizlere büyük zarar verebilirler. Derd-i maişet zaruretine karşı iktisat ve kanaatla mukabele etmeye zaruret var.
  • Herkes bir ahlakta olamaz. Bazıları, meşru dairede rahatını istese de, itiraz edilmemeli. Zarurete düşen bir şakird, zekatı kabul edebilir. Risale-i Nur'un hizmetine hasr-ı vakit eden rükünlere ve çalışanlara zekatla yardım etmek de, Risale-i Nur'a bir nevi hizmettir. Hem yardım edilmeli. Fakat hırs ve tama ve lisan-ı hal ile istemek olmamalı. Yoksa, ehl-i dalalet ki, hırs ve tama yolunda dinini feda etmiş.
  • Sizler, ara sıra, İhlas'ı ve İktisad lem'alarını ve bazan Hücumat-ı Sitte Risalesini mabeyninizde beraber okumalısınız. Sizin şimdiye kadar fevkalade sebat ve metanet ve tesanüd ve ittifakınız, bu memlekete medar-ı iftihar olacak ve istikbalini kurtaracak derecededir.

BEDİÜZZAMAN

Wednesday, March 3, 2010

KASTAMONU LAHİKASI

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM
  • Alem-i İslam'ın, bu asrın en büyük hasareti olan bu dehşetli ikinci Harb-i Umumi'den kurtulmasının sebebi; Kur'an'dan gelen iman ve a'mal-i saliha olduğu gibi; fakirlere gelen acı açlık ve kahtın sebebi dahi, orucun tatlı açlığını çekmedikleri; ve zenginlere gelen hasaret ve zayiatın sebebi de, zekat yerinde ihtikar etmeleridir.
  • Bin masum, çoluk-çocuk, ihtiyar, hasta bulunan bir yerde, bir-iki düşman askeri bulunmak bahanesiyle, bombalarla onları mahvetmek ve tabakat-ı beşer cereyanları içinde, burjuvaların en dehşetli müstebidleri ve sosyalistlerin ve bolşeviklerin en müfritleri olan anarşistlerle ittifak etmek ve binler, milyonlar masum kanlarını heder etmek ve bütün insanlara zarar olan bu harbi idame ve sulhu reddetmektir.
  • İşte böyle hiçbir kanun-u adalete ve insaniyete ve hiçbir düstur-u hakikata ve hukuka muvafık gelmeyen boğuşmalardanü elbette Alem-i İslam ve Kur'an teberri eder. Yardımcılıklarına tenezzül edip tezellül etmez. Çünkü onlarda öyle dehşetli bir firavunluk bir hodgamlık hükmediyor, değil Kur'an'a, İslam'a yardım belki kendine tabi ve alet etmekle elini uzatır. Öyle zalimlerin kılınçlarına dayanmak, hakkaniyet-i Kuraniye elbette tenezzül etmez.
  • Ve milyonlarla masumların kanıyla yoğrulmuş bir kuvvet yerine, Halik-ı kainatın kudret ve rahmetine dayanmak, ehl-i Kur'an'a farz ve vacibdir. Gerçi zındıka ve dinsizlik, o boğuşanların birisine dayanıp ehl-i diyaneti ezer. O zındıkanın tazyikinden kurtulmak, onun aksi cereyanına tarafdar olmak bir çaredir. Fakat şimdiye kadar o tarafdarlık, bir menfaat vermeyerek çok zararı dokunmuş.
  • Hem zındıka, nifak hasiyetiyle her tarafa döner. Senin dostunu kendine dost edip, sana düşman eder. Senin tarafdarlık cihetiyle kazandığın günahlar, faidesiz boynunda kalır. Risale-i Nur şakirdlerinin vazifeleri iman olduğundan, hayat meseleleri onları çok alakadar etmez ve merakla baktırmaz.
  • Resail-in-Nur'un mesaili; ilim ile, fikir ile, niyet ile ve kasdi bir ihtiyarla değil; ekseriyet-i mutlaka ile sünuhat, zuhurat, ihtarat ile oluyor.

BEDİÜZZAMAN

TEĞABÜN SURESİNDEN PARÇALAR

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM
  • Göklerde ne var, yerde ne varsa Allah'ı tesbih eder; mülk O'nundur; hamd ve sena O'na mahsustur. Ve O, herşeye hakkıyla gücü yetendir.(Teğabün-1)
  • Sizi yaratan O'dur; böyle iken kiminiz kafirdir, kiminiz de mümindir. Allah ise, ne yaparsanız hakkıyla görendir.(Teğabün-2)
  • Gökleri ve yeri hak ile yarattı ve size şekil verdi, suretlerinizi de güzel yaptı. Dönüş ise ancak O'nadır.(Teğabün-3)
  • O halde Allah'a ve Resulune ve indirdiğimiz o nura iman edin! Çünkü Allah, ne yaparsanız hakkıyla haberdar olandır.(Teğabün-8)
  • O toplanma günü için sizi biraraya getireceği gün, işte o teğabün(aldanma) günüdür! Artık kim Allah'a iman edip salih amel işlerse, onun kötülüklerini örter ve onu altlarından ırmaklar akan Cennetlere koyar; orada ebedi olarak kalıcıdırlar. İşte büyük kurtuluş budur!(Teğabün-9)

MÜNAFİKUN SURESİNDEN PARÇALAR

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM
  • Ey iman edenler! Mallarınız ve evladlarınız, sizi Allah'ın zikrinden alıkoymasın! Kim bunu yaparsa, işte onlar hüsrana uğrayanların ta kendileridir!(Münafikun-9)
  • Birinize ölüm gelip de: Rabbim! Beni yakın bir vakte kadar erteleseydin de sadaka verip salih kimselerden olsaydım! demesinden önce, sizi rızıklandırdığımız şeylerden sarf edin! Çünkü Allah, bir kimseyi eceli geldiği zaman asla ertelemez. Ve Allah, ne yaparsanız hakkıyla haberdar olandır.(Münafikun-10,11)

Tuesday, March 2, 2010

KASTAMONU LAHİKASI

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM
  • İki veli, iki ehl-i hakikat birbirini inkar etmekle makamlarından sukut etmezler. Meğer, bütün bütün zahir-i şeriate muhalif ve hatası zahir bir içtihad ile hareket edilmiş ola.
  • Bu zamanda enaniyet çok ileri gitmiş. Herkes, kameti miktarında bir buz parçası olan enaniyetini eritmeyip, bozmuyor; kendini mazur biliyor, ondan niza çıkıyor. Ehl-i hak zarar eder, ehl-i dalalet istifa ediyor.
  • Ahireti bildikleri ve iman ettikleri halde, dünyayı ahirete severek tercih etmek ve kırılacak şişeyi baki bir elmasa, bilerek rıza ve sevinçle tercih etmek; ve akıbeti görmeyen kör hissiyatın hükmüyle, hazır bir dirhem lezzeti, ileride bir batman safi lezzete tercih etmek, bu zamanın dehşetli bir marazı, bir musibetidir. O musibet sırrıyla, hakiki müminler dahi bazan ehl-i dalalete taraftar olmak gibi dehşetli hatada bulunuyorlar. Cenab-ı Hak, ehl-i imanı ve Risale-i Nur şakirdlerini bu musibetlerin şerrinden muhafaza eylesin, amin.
  • İhtikar neticesinde, hayat ve yaşamak hissi, hissiyat-ı diniyeye galebe çalıp, ekser nas midesini, maişetini düşünüyor. Hatta ekser fukara kısmından olan Risale-i Nur talebeleri, bu musibete karşı çabalamak mecburiyetiyle hakiki ve en mühim vazifesi olan neşir hizmetini bırakmağa mecbur oluyor.
  • Şimdiki açlık ve kahta mukabil Risale-i Nur hizmetini bırakmak ve zaruret-i maişet özrüyle, maişet peşine koşmak yerine en iyi çare, şükür ve kanaat ve Risale-i Nur talebeliğine tam sarılmaktır.
  • Her tarafta bu derd-i maişet herkesi sarsıyor. Ehl-i dalalet bundan istifade eder. Ehl-i diyanet de kendini mazur bilir, zarurettir..ne yapalım? der. Demek ki, Risale-i Nur şakirdleri bu açlık ve zaruret musibetine karş yine Nurla mukabele etmeli. Her şakirdin vazifesi, yalnız kendi imanını kurtarmak değil; belki başkasının imanlarını da muhafaza etmeye mükelleftir. O da hizmete ciddi devam ile olur.
  • Muarızlara adavetle mukabele etmeyiniz. Mümkün olduğu kadar, ehl-i takva, ehl-i ilme karşı dostane vaziyet alınız. Fakat bu noktaya dikkat ediniz ki, Risale-i Nurun zararına ve şakirdlerinin salabet ve metanetlerine ilişecek bir tarzda daire içine sokmayınız.
  • Risale-i Nur tarikat değil, hakikattır. Ayat-ı Kur'aniyeden tereşşuh eden bir nurdur. Ne şarkın ulumundan ve ne de garbın fünunundan alınmış değil. Kur'an-ı Muciz-ul Beyan'ın bu zamana mahsus bir i'caz-ı manevisidir. Menfaat-i şahsiye yoktur.

BEDİÜZZAMAN

MÜNAFİKUN SURESİNDEN PARÇALAR

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM
  • Münafikun sana geldikleri zaman: Şahidlik ederiz ki, muhakkak sen, gerçekten Allah'ın Resulusun! dediler. Allah da biliyor ki, şüphesiz sen elbette peygamberisin! Bununla beraber Allah şahidlik eder ki, doğrusu münafıklar gerçekten yalancıdırlar.(Münafikun-1)
  • Yeminlerini bir kalkan edindiler de Allah yolundan alıkoydular. Muhakkak ki onların yapmakta oldukları şey, ne kötüdür! Bu, şüphesiz onların iman edip sonra inkar etmeleri yüzündendir; bunun üzerine kalbleri mühürlenmiştir; artık onlar anlamazlar.(Münafikun-2,3)
  • Onları gördüğünde cüsseleri hoşuna gider. Ve konuşurlarsa sözlerini dinlersin. Sanki onlar dayanmış kereste gibidirler! Her sesi aleyhlerinde sanırlar. Onlar düşmandır; artık onlardan sakın! Allah onları kahretsin! Nasıl çevriliyorlar?(Münafikun-4)

CUMA SURESİNDEN PARÇALAR

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM
  • Göklerde olan ve yerde bulunanlar, Melik, Kuddüs, Aziz ve Hakim olan Allah'ı tesbih eder.(Cuma-1)
  • O, ümmiler içinde, kendilerinden bir peygamber gönderendir; onlara O'nun ayetlerini okuyor, onları temizliyor ve onlara kitabı ve hikmeti öğretiyor. Halbuki daha önce gerçekten apaçık bir dalalet içinde idiler.(Cuma-2)
  • De ki: Ey yahudi olanlar! Doğrusu siz, insanlardan ayrı olarak, sadece kendinizin, Allah'ın dostları olduğunuzu zannediyorsanız ve eğer doğru kimseler iseniz, haydi ölümü temenni edin!(Cuma-6)
  • Halbuki ellerinin takdim ettiği yüzünden onu ebediyen temenni etmezler. Allah ise, o zalimleri hakkıyla bilendir.(Cuma-7)
  • Ey iman edenler! Cuma günü namaz için seslenildiği zaman, hemen Allah'ın zikrine koşun ve alış verişi bırakın! Eğer bilirseniz bu sizin için çok hayırlıdır.(Cuma-9)
  • Nihayet namaz bitince, artık yeryüzünde dağılın ve Allah'ın lütfundan arayın ve Allah'ı çok zikredin; umulur ki kurtuluşa erersiniz!(Cuma-10)
  • Böyle iken bir ticaret veya bir eğlence gördüklerinde, ona akın ettiler ve seni ayakta bıraktılar. De ki: Allah'ın katında bulunan eğlenceden de ticaretten de hayırlıdır. Çünkü Allah, rızık verenlerin en hayırlısıdır.(Cuma-11)

Monday, March 1, 2010

KASTAMONU LAHİKASI

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM
  • Kur'an-ı Mu'ciz-ul Beyan her asırda her ferde hitab eder bir ilm-i muhit ve bir irade-i şamile ile herşeye bakabilir; ve madem ulema-i İslamın ittifakıyla, ayetlerin mana-yı sarihinden başka işari ve remzi ve zımni müteaddid tabakalarda manaları vardır.
  • İslamiyet noktasında bu asır, gayet ehemmiyetli ve dehşetlidir. Kur'an ve Hadis ihbar-ı gaybı ile, ehl-i imanı onun fitnesinden sakınmak için şiddetle haber vermiş.
  • Necmeddin-i Kübra ve Muhyiddin-i Arabi gibi pek çok ehl-i velayet, mana-yı zahirden başka batıni ve işari manalar ile ekser ayatı tefsir etmişler; hatta tefsirlerinde Musa(a.s) ve Fıravun'dan murad, kalb ve nefistir dedikleri halde ümmet onlara ilişmemiş; büyük ulemadan çokları onları tasdik etmişler.
  • Evet bu zaman; hem iman ve din için, hem hayat-ı içtimaiye ve şeriat için, hem hukuk-u amme ve siyaset-i İslamiye için, gayet ehemmiyetli bir müceddid ister. Fakat en ehemmiyetlisi, hakaik-i imaniyeyi muhafaza noktasında tecdid vazifesi, en mukaddes ve en büyüğüdür.
  • Rivayat-ı hadisiyede, tecdid-i din hakkında ziyade ehemmiyet ise, imanı hakaikdeki tecdid itibarıyladır.
  • Bir hadisede hem insan eli, hem kader müdahelesi olduğundan; insan zahiri sebebe bakıp bazan haksız hükmedip zulmeder. Kader, o musibetin gizli sebebine baktığı için adalet eder.
  • Bu dehşetli ihtikardan çıkan kaht u gala ve açlık ve zaruret, yaşamak damarını şiddetle yaralandırıyor. Bu yara, hissiyat-ı ulviyeyi bir derece susturmaya vesile olup, ehl-i dalalete yardım ediyor. Herkes midesini düşünmeye başlıyor. Kalb, hakikatten ziyade ekmeği düşünüp hayata, yaşamağa yardıma koşup, vazife-i hakikiyesini ikinci derecede bırakır.

BEDİÜZZAMAN

SAFF SURESİNDEN PARÇALAR

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM
  • Göklerde ne var, yerde ne varsa Allah'ı tesbih etmektedir. O, Azizdir, Hakimdir.(Saff-1)
  • Ey iman edenler! Yapmayacağınız şeyleri niçin söylüyorsunuz? Yapmayacağınız şeyleri söylemeniz, Allah katında büyük bir gazab oldu.(Saff-2,3)
  • Muhakkak ki Allah, kendi yolunda sanki kenetlenmiş bir bina gibi, saf tutarak savaşanları sever.(Saff-4)
  • Ve bir zaman Musa kavmine: Ey kavmim! Şüphesiz benim, Allah'ın size gönderdiği peygamberi olduğumu gerçekten bildiğiniz halde, niçin bana eziyet ediyorsunuz? demişti. Fakat onlar meyledince, Allah onların kalblerini eğriltti. Çünkü Allah, fasıklar topluluğunu hidayete erdirmez.(Saff-5)
  • Hani Meryemoğlu İsa: Ey İsrailoğulları! Muhakkak ki ben, benden önce gelen Tevrat'ı tasdik edici ve benden sonra gelecek olan ismi Ahmed olan bir peygamberi müjdeleyici olmak üzere size Allah'ın bir peygamberiyim! demişti. Fakat onlara mucizelerle gelince: Bu apaçık bir sihirdir! dediler.(Saff-6)
  • Kendisi İslam'a davet edildiği halde, Allah'a yalan söyleyerek iftira edenden daha zalim kim olabilir? Allah ise, o zalimler topluluğunu hidayete erdirmez.(Saff-7)
  • Allah'ın nurunu söndürmek istiyorlar; halbuki Allah, kafirler hoşlanmasa da nurunu tamamlayıcıdır. O, müşrikler hoşlanmasa da, Resulunu hidayet ve hak din ile onu dinlerin hepsine üstün kılsın diye gönderendir.(Saff-8,9)
  • Ey iman edenler! Sizi elemli bir azabdan kurtaracak bir ticareti göstereyim mi? Allah'a ve Resulüne iman edip, mallarınızla ve canlarınızla Allah yolunda cihad edersiniz! Eğer bilirseniz, bu sizin için çok hayırlıdır. Günahlarınızı size bağışlar ve sizi, altlarından ırmaklar akan Cennetlere ve Adn cennetlerindeki güzel meskenlere koyar. İşte büyük kurtuluş budur!(Saff-10,12)