Thursday, January 28, 2010

KASTAMONU LAHİKASI

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM
  • Haram nazar, nisyan verir.
  • Ehl-i İslam'da nazar-ı haram ziyadeleştikçe, hevesat-ı nefsaniye heyecana gelip, vücudunda su-i istimalat ile israfa girer. Haftada birkaç defa gusle mecbur olur. Ondan, tıbben kuvve-i hafızasına zaaf gelir. Evet, bu asırda açık-saçıklık yüzünden, hususan bu memalik-i harrede o su-i nazardan su-i istimalat, umumi bir unutkanlık hastalığını netice vermeye başlıyor. Herkes cüzi külli o şekvadadır.
  • Bu dünya dar-ül hizmettir, ücret almak yeri değildir. Amal-i salihanın ücretleri, meyveleri, nurları; berzahta, ahirettedir. O baki meyveleri bu dünyaya çekmek ve bu dünyada onları istemek, ahireti dünyaya tabi etmek demektir. O amel-i salihin esası kırılır, nuru gider. Evet; o meyveler istenilmez, niyet edilmez. Verilse, teşvik için verildiğini düşünüp şükreder.
  • Maddi hava bozulduğu vakit nasılki sıkıntı veriyor, asabi sinelerde inkıbaz hali başlıyor. Öyle de, bazan manevi hava bozuluyor.
  • Risale-i Nur'a çalışmadığın için derd-i maişet sana şiddetlendi. Çünkü bu havalide her talebe itiraf ediyor ve ben de ediyorum ki: Risale-i Nur'a çalıştıkça, yaşamakta kolaylık ve kalbde ferahlık ve maişette suhulet görüyoruz.
  • İman hizmeti, iman hakaikı, bu kainatta herşeyin fevkindedir; hiçbir şeye tabi ve alet olamaz.
  • Bu ahirzaman fitnesinde, açlık ehemmiyetli bir rol oynayacak. Onunla ehl-i dalalet, biçare aç ehl-i imanı derd-i maişet içinde boğdurup, hissiyat-ı diniyeyi ya unutturup, ya ikinci, üçüncü derecede bırakmağa çalışacak diye, rivayetlerden anlaşılıyor.
  • Ehl-i iman, ehl-i hakikat, hususan Risale-i Nur talebelerinin vazifesi; bu musibetli açlığı, Ramazan riyazet-i diniyesinin tarzındaki açlık gibi vesile-i iltica ve nedamet ve teslimiyet yapmaya çalışmaktır. Ve zaruret bahanesiyle, dilenciliğe ve hırsızlığa ve anarşiliğe yol açmasına meydan vermemektir. Ve aç fakirlere acımayan bir kısım zengin ve bazı ehl-i maaş dahi Risale-i Nur'u dinleyip, bu mecburi açlık hissiyle açlara merhamete gelip zekatla yardımlarına koşmaktır.
  • Bu zaman, ehl-i hakikat için, şahsiyet ve enaniyet zamanı değil. Zaman, cemaat zamanıdır. Cemaatten çıkan bir şahs-ı manevi hükmeder ve dayanabilir. Büyük bir havuza sahib olmak için bir buz parçası hükmündeki enaniyet ve şahsiyetini, o havuza atmaktır ve eritmek gerektir. Yoksa, o buz parçası erir zayi olur; o havuzdan da istifade edilmez.

BEDİÜZZAMAN

MÜCADELE SURESİNDEN PARÇALAR

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM
  • Görmedin mi ki şüphesiz Allah, göklerde ne var, yerde ne varsa bilir. Üç kişinin gizli bir konuşması olsa, mutlaka dördüncüleri O'dur! Beş olsalar, mutlaka altıncıları O'dur; bundan daha az ve daha çok da olsalar, nerede bulunsalar, mutlaka O, onlarla beraberdir. Sonra kıyamet günü onlara yaptıklarını haber verecektir. Şüphesiz Allah, herşeyi hakkıyla bilendir.(Mücadele-7)
  • Ey iman edenler! Birbirinizle gizli konuşacağınız zaman, o takdirde günah, düşmanlık ve peygambere isyan hakkında gizlice konuşmayın, fakat iyilik ve takva hakkında sessizce konuşun! Ve huzuruna toplanacağınız Allah'dan sakının!(Mücadele-9)
  • Gizli konuşma ancak şeytandandır; ta ki iman edenleri üzsün; halbuki o, Allah'ın izni olmadıkça onlara bir şeyle zarar verici değildir. O halde, müminler ancak Allah'a tevekkül etsin!(Mücadele-10)
  • Ey iman edenler! Size: Meclislerde yer açın! denildiği zaman yer açın ki, Allah da size genişlik versin. Kalkın! denildiği zaman da hemen kalkın ki, Allah sizden iman edenleri ve o kendilerine ilim verilenleri derecelerle yükseltsin! Çünkü Allah, ne yaparsanız hakkıyla haberdar olandır.(Mücadele-11)
  • Gizli konuşmanızdan önce sadakalar takdim etmekten korktunuz mu? Madem ki yapmadınız, Allah da sizi affetti; o halde namazı hakkıyla eda edin, zekatı verin, Allah'a ve Resulune itaat edin! Allah, ne yaparsanız haberdar olandır.(Mücadele-13)
  • Allah'ın kendilerine gazab ettiği bir topluluğu dost edinenleri görmedin mi? Onlar ne sizdendir, ne de onlardandır. Onlar, bile bile yalan yere yemin ediyorlar.(Mücadele-14)
  • Onların ne malları, ne de evladları Allah'a karşı bir fayda vermeyecektir. İşte onlar Cehennem ehlidirler! Onlar orada ebedi olarak kalıcıdırlar.(Mücadele-17)
  • Şeytan onları hükmü altına almıştır da Allah'ı zikretmeyi kendilerine unutturmuştur. İşte onlar, şeytanın tarafdarlarıdırlar. Dikkat edin! Şeytanın tarafdarları hüsrana uğrayanların ta kendileridir.(Mücadele-19)
  • Allah: Celalim hakkı için, ben muhakkak galib geleceğim, peygamberlerim de! diye yazmıştır. Çünkü Allah, Kavidir, Azizdir.(Mücadele-21)
  • Allah'a ve ahiret gününe iman eden bir topluluğun, babaları veya oğulları veya kardeşleri veya akrabaları bile olsalar, Allah'a ve Resulune karşı gelen kimselerle dostluk ettiklerini bulamazsın! İşte onlar ki, kalblerine imanı yazmış ve tarafından bir ruh ile onları kuvvetlendirmiştir. Ve onları, içlerinde ebediyen kalıcı oldukları, altlarından ırmaklar akan Cennetlere koyacaktır. Allah onlardan razı olmuştur ve O'ndan razı olmuşlardır. İşte onlar Allah'ın tarafdarlarıdırlar! Dikkat edin! Şüphesiz ki Allah'ın tarafdarları, gerçekten kurtuluşa erenlerdir!(Mücadele-22)

Tuesday, January 26, 2010

KASTAMONU LAHİKASI

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM
  • Hadisat, vücuda gelmeden evvel mukadderdir, malumdur, muayyendir, Kader-i İlahinin mizaniyle geliyor.
  • Hem Risale-i Nur'un has talebeleri, baki elmaslar hükmünde olan hakaik-i imaniyenin vazifesi içinde iken, zalimlerin satranç oyunlarına bakmakla vazife-i kudsiyelerine fütur vermemek ve fikirlerini onlar ile bulaştırmamak gerektir.
  • Cenab-ı Hak bize nur ve nurani vazifeyi vermiş; onlara da zulümlü zulumatlı oyunları vermiş. Onlar bizden istiğna edip yardım etmedikleri ve elimizdeki kudsi nurlara müşteri olmadıkları halde, biz onların karanlıklı oyunlarına vazifemizin zararına bakmağa tenezzül etmek hatadır. Bize ve merakımıza, dairemiz içindeki ezvak-ı maneviye ve envar-ı imaniye kafi ve vafidir.
  • Risale-i Nur, kendi sadık ve sebatkar şakirdlerine kazandırdığı çok büyük kar ve kazanç ve pek çok kıymetdar neticeye mukabil fiat olarak, o şakirdlerden tam ve halis bir sadakat ve daimi ve sarsılmaz bir sebat ister.
  • Sakın, sakın! Dünya cereyanları, hususan siyaset cereyanları ve bilhassa harice bakan cereyanlar sizi tefrikaya atmasın. Karşınızda ittihad etmiş dalalet fırkalarına karşı perişan etmesin!
  • Bütün küre-i arzın bu yangınında ve fırtınalarında, selamet-i kalbini ve istirahat-ı ruhunu muhafaza eden ve kurtaran, yalnız hakiki ehl-i iman ve ehl-i tevekkül ve rızadır. Bunların içinde de en ziyade kendini kurtaranlar, Risale-i Nur'un dairesine sadakatla girenlerdir.
  • Ahirzamanda, ihtiyare kadınların samimi dinlerine ve kuvvetli itikadlarına tabii olunuz.
  • Risale-i Nur, saadet-i ebediye dükkanı ve baki elmasları sattığından, fani, kırık cam parçaları ondan istenilmemeli.
  • Bu memlekette, bu asırda, milleti anarşilikten, tereddi ve tedenni-i mutlakadan kurtaracak yegane çaresi, Risale-i Nur'un esasatıdır.

BEDİÜZZAMAN

MÜCADELE SURESİNDEN PARÇALAR

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM
  • Kocası hakkında seninle mücadele eden ve Allah'a şikayette bulunanın sözünü, Allah elbette işitmiştir. Çünkü Allah, sizin birbirinizle konuşmanızı işitir. Şüphesiz ki Allah, Semidir, Basirdir.(Mücadele-1)
  • İçinizden kadınlara zıhar yapanlar bilsinler ki, onlar, kendi anaları değildir. Çünkü onların anaları, ancak onları doğuranlardır. Şüphesiz onlar, gerçekten çirkin ve asılsız bir söz söylüyorlar. Muhakkak ki Allah, elbette Afuvv'dur, Gafurdur.(Mücadele-2)
  • Şüphesiz ki Allah'a ve Resulune karşı gelenler, kendilerinden öncekilerin helak edildiği gibi helak edileceklerdir; çünkü doğrusu apaçık ayetler indirmişizdir. Ve kafirler için, aşağılayıcı bir azab vardır.(Mücadele-5)
  • O gün Allah, onları hep birlikte diriltecek, artık yaptıklarını kendilerine bildirecektir. Allah, onu bir bir kaydetmiştir; halbuki onu unutmuşlardır. Ve Allah, herşeye hakkıyla şahiddir.(Mücadele-6)

HADİD SURESİNDEN PARÇALAR

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM
  • Celalim hakkı için, peygamberlerimizi apaçık delillerle gönderdik ve onlarla beraber kitabı ve mizanı indirdik ki, insanlar adaleti ayakta tutsun! Hem kendisinde büyük bir kuvvet ve insanlar için menfaatler bulunan hadid'i(demir) indirdik; hem böylece Allah, kendine ve peygamberlerine gıyaben kimin yardım edeceğini ortaya çıkarsın! Muhakkak ki Allah, Kavidir, Azizdir.(Hadid-25)
  • Sonra onların izleri üzerinden ard arda peygamberlerimizi gönderdik; ardından da Meryemoğlu İsa'yı gönderdik; ona İncil'i verdik ve ona tabi olanların kalblerinde bir şefkat ve bir merhamet kıldık. Bir de ortaya çıkardıkları ruhbaniyet ki, onu üzerlerine farz kılmamıştık, sadece Allah'ın rızasını kazanmak için yaptılar; fakat ona hakkıyla tabi olarak riayet etmediler. Artık onlardan iman edenlere mükafatlarını verdik. Fakat onlardan çoğu fasık kimselerdir.(Hadid-27)
  • Ey iman edenler! Allah'dan sakının ve Resulune iman edin ki, size rahmetinden iki kat nasib versin ve sizin için bir nur kılsın; ki onunla yürürsünüz ve size mağfiret etsin! Çünkü Allah, Gafurdur, Rahimdir.(Hadid-28)
  • Böylece ehl-i kitab, Allah'ın lütfundan hiçbir şeye güç yetiremeyeceklerini ve şüphesiz lütuf Allah'ın elinde olup, onu dilediğine vereceğini bilsinler! Çünkü Allah, pek büyük ihsan sahibidir.(Hadid-29)

Monday, January 25, 2010

KASTAMONU LAHİKASI

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM
  • Fakat biz Risale-i Nur şakirdleri ise; Vazifemiz hizmettir, vazife-i İlahiyeye karışmamak ve hizmetimizi onun vazifesine bina etmekle bir nevi tecrübe yapmamak olmakla beraber; kemmiyete değil, keyfiyete bakmak; hem çoktan beri sukut-u ahlaka ve hayat-ı dünyeviyeyi her cihetle hayat-ı uhreviyeye tercih ettirmeye sevkeden dehşetli esbab altında Risale-i Nur'un şimdiye kadar fütuhatı ve zındıkların ve dalaletlerin savletlerini kırması ve yüzbinler biçarelerin imanlarını kurtarması ve herbiri yüze ve bine mukabil yüzer ve binler hakiki mümin talebeleri yetiştirmesi, Muhbir-i Sadık'ın ihbarını aynen tasdik etmiş ve vukuat ile isbat etmiş ve inşallah daha edecek. Ve öyle kökleşmiş ki; ahirzamanda, hayatın geniş dairesinde asıl sahibleri, Cenab-ı Hakk'ın izniyle gelir, o daireyi genişlettirir ve o tohumlar sümbüllenir. Bizler de kabrimizde seyredip Allah'a şükrederiz.
  • Bu acib asrın hayat-ı dünyeviyeyi ağırlaştırması ve yaşamak şeraitini ağırlatması ve çok etmesi ve hacat-ı gayr-ı zaruriyeyi görenekle, tiryaki ve mübtela etmekle hacat-ı zaruriye derecesine getirmesiyle hayatı ve yaşamayı, herkesin her vakitte en büyük maksad ve gayesi yapmıştır. Onunla hayat-ı diniye ve ebediye ve uhreviyeye karşı sed çeker veya ikinci, üçüncü derecede bırakır. Bu hatasının cezası olarak öyl dehşetli bir tokat yedi ki, dünyayı başına cehennem eyledi.
  • Bu asır, hayat-ı dünyeviyeyi hayat-ı uhreviyeye, Ehl-i İslamda bilerek severek tercih ettirdi.
  • Bu hasta ve gaddar ve bedbaht asrın bela ve vebasından ve zulüm ve zulmetinden en mücerreb bir kurtarıcı, Risale-i Nur'un mizanları ve müvazeneleriyle, neşrettiği nur olduğunu kırkbin şahid vardır.
  • O musibet-i semaviyeden ve beşerin zalim kısmının cinayetinin neticesi olarak gelen felaketten vefat eden ve perişan olanlar eğer onbeş yaşına kadar olanlar ise; ne dinde olursa olsun şehid hükmündedir. Müslümanlar gibi büyük mükafat-ı maneviyeleri, o musibeti hiçe indirir. Onbeşinden yukarı olanlar, eğer masuum ve mazlum ise; mükafatı büyüktür belki onu Cehennemden kurtarır.
  • Çünkü, ahirzamanda madem fetret derecesinde din ve din-i Muhammediye bir lakaydlık perdesi gelmiş. Ve madem ahirzamanda Hazret-i İsanın din-i hakikisi hükmedecek, İslamiyetle omuz omuza gelecek. Elbette şimdi, fetret gibi karanlıkta kalan ve Hazret-i İsaya mensub Hristiyanların mazlumları çektikleri felaketler, onlar hakkında bir nevi şehadet denilebilir.

BEDİÜZZAMAN

HADİD SURESİNDEN PARÇALAR

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM
  • Onlara: Sizinle beraber beraber değil miydik? diye bağırırlar. Müminler de: Evet! Fakat siz, kendinizi fitneye düşürdünüz ve beklediniz, hem şüphe ettiniz ve boş temenniler sizi aldattı; nihayet Allah'ın emri geldi; o çok aldatıcı da, sizi Allah hakkında aldattı! derler.(Hadid-14)
  • İman edenlerin, Allah'ın zikrine ve Hakk'tan inene karşı kalblerinin yumuşama zamanı gelmedi mi? Daha önce kendilerine kitab verilenler gibi olmasınlar ki, onların üzerlerine uzun zaman geçti de kalbleri katılaştı. Hem onlardan çoğu, günahkar kimselerdir.(Hadid-16)
  • Bilin ki, şüphesiz Allah, yeryüzünü ölümünden sonra diriltiyor. Muhakkak ki size ayetleri açıkladık; umulur ki akıl erdirirsiniz.(Hadid-17)
  • Şüphesiz ki sadaka veren erkeklerle sadaka veren kadınlar ve Allah'a karz-ı hasen ile borç verenler var ya, onlara arttırılacaktır; hem onlar için pek değerli bir mükafat vardır.(Hadid-18)
  • Bilin ki, dünya hayatı ancak bir oyundur, bir eğlencedir, bir süstür, aranızda bir övünmedir, mallar ve evlad hususunda bir çokluk yarışından ibarettir. Bir yağmurun misali gibidir ki, bitkisi, ekincilerin hoşuna gider; sonra kurur da onu sararmış görürsün; sonra da kuru bir çöp olur. Ahirette ise şiddetli bir azab ve Allah'dan bir mağfiret ve bir rıdvan vardır. Dünya hayatı ise, aldatıcı bir menfaatten başka birşey değildir.(Hadid-20)
  • Rabbinizden bir mağfirete ve genişliği, gökle yerin genişliği gibi olup, Allah'a ve O'nun peygamberlerine iman edenler için hazırlanmış bulunan bir Cennete doğru yarışın! Bu, Allah'ın lütfudur! Onu dilediğine verir. Çünkü Allah, pek büyük ihsan sahibidir.(Hadid-21)
  • Yeryüzünde ve nefislerinizde başa gelen hiçbir musibet yoktur ki, mutlaka onu yaratmamızdan önce bir kitabda olmasın! Şüphesiz ki bu, Allah'a göre pek kolaydır.(Hadid-22)
  • Ta ki elinizden gidene üzülmeyesiniz ve size verdiği ile şımarmayasınız! Çünkü Allah, bütün kendini beğenenleri, çok övünenleri sevmez.(Hadid-23)
  • Onlar ki cimrilik ederler ve insanlara da cimriliği emrederler. İşte kim yüz çevirirse, artık şüphesiz Gani ve Hamid olan ancak Allah'dır.(Hadid-24)

Wednesday, January 20, 2010

KASTAMONU LAHİKASI

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM
  • Namazdan sonraki tesbihatlar, tarikat-ı Muhammediyedir. Ve Velayet-i Ahmediye'nin bir evradıdır. O noktadan ehemmiyeti büyüktür. Sonra, bu kelimenin hakikatı böyle inkişaf etti. Nasıl ki, risalete inkılab eden Velayet-i Ahmediye bütün velayetlerin fevkindedir. Öyle de, o velayetin tarikatı ve o velayet-i kübranın evrad-ı mahsusası olan namazın akabindeki tesbihat, o derece sair tarikatların ve evradların fevkindedir.
  • Nasıl bir uzv-u insani hastalansa, yaralansa, sair aza vazifelerini kısmen bırakıp onun imdadına koşar. Öyle de hırs-ı hayat ve hıfzı ve zevk-i hayat ve aşkı taşıyan ve fıtrat-ı insaniyede dercedilen bir cihaz-ı insaniye, çok esbab ile yaralanmış, sair letaifi kendiyle meşgul edip sukut ettirmeye başlamış; vazife-i hakikiyelerini onlara unutturmaya çalışıyor.
  • Hem nasılki bir cazibedar, sefihane ve sarhoşane, şaşaalı bir eğlence bulunsa, çocuklar ve serseriler gibi, büyük makamlarda bulunan insanlar ve mesture hanımlar dahi o cazibeye kapılıp hakiki vazifelerini tatil ederek iştirak ediyorlar. Öyle de, bu asırda hayat-ı insaniye hususan hayat-ı içtimaiyesi öyle dehşetli fakat cazibeli ve elim fakat meraklı bir vaziyet almış ki; insanın ulvi latifelerini ve kalb ve aklını, nefs-i emmaresinin arkasına düşürüp, pervane gibi o fitne ateşlerine düşürttürüyor.
  • Evet, hayat-ı dünyeviyenin muhafazası için, zaruret derecesinde olmak şartıyla bazı umur-u uhreviyeye muvakkaten tercih edilmesine ruhsat-ı şeriyye var; fakat, yalnız bir ihtiyaca binaen, helakete sebebiyet vermeyen bir zarara göre tercih edilmez, ruhsat yoktur. Halbuki bu asır, o damar-ı insaniyi o derece şırınga etmiş ki; küçük bir ihtiyaç ve adi bir zarar-ı dünyevi yüzünden elmas gibi umur-u diniyeyi terkeder.
  • Evet insaniyetin yaşamak damarı ve hıfz-ı hayat cihazı, bu asırda israfat ile ve iktisadsızlık ve kanaatsızlık ve hırs yüzünden bereketin kalkmasıyla ve fakr u zaruret, maişet ziyadeleşmesiyle o derece o damar yaralanmış ve şerait-i hayatın ağırlaşmasıyla o derece zedelenmiş ve mütemadiyen ehl-i dalalet nazar-ı dikkati şu hayata celb ede ede o derece nazar-ı dikkati kendine celbetmiş ki; edna bir hacat-ı hayatiyeyi, büyük bir mesele-i diniyeye tercih ettiriyor. Bu acib asrın bu acib hastalığına ve dehşetli marazına karşı Kur'an-ı Muciz-ül Beyan'ın tiryak-misal ilaçlarının naşiri olan Risale-i Nur dayanabilir; ve onun, metin, sarsılmaz, sebatkar, halis, sadık, fedakar şakirdleri mukavemet ederler. Öyle ise, herşeyden evvel onun dairesine girmeli. Sadakatle, tam metanet ve ciddi ihlas ve tam itimad ile ona yapışmak lazım ki; o acib hastalığın tesirinden kurtulsun.
  • Elemli, karanlıklı, tahassürlü bir dirhem zevki, aynı yerde yüz derece ziyade daimi, elemsiz bir zevke, sefahetle tercih edenler, aksi maksudlarıyla aynı zevkde elim elemleri alır.

BEDİÜZZAMAN

HADİD SURESİNDEN PARÇALAR

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM
  • Göklerde ve yerde ne varsa, Allah'ı tesbih etmektedir.Çünkü O Azizdir, Hakimdir. Göklerin ve yerin mülkü O'nundur. O, hayat verir ve öldürür. Ve O, herşeye hakkıyla gücü yetendir. O Evvel, Ahir, Zahir ve Batındır. Ve O, herşeyi hakkıyla bilendir.(Hadid-1,3)
  • O gökleri ve yeri altı günde yaratan, sonra arşa hükmedendir. Yerin içine gireni ve ondan çıkanı, gökten ineni ve orada yükseleni bilir. Ve nerede olsanız, O sizinle beraberdir. Çünkü Allah, yapmakta olduklarınızı hakkıyla görendir.(Hadid-4)
  • Geceyi gündüze katar, gündüzü de geceye katar. Ve O, sinelerin içinde olanı hakkıyla bilendir.(Hadid-6)
  • Allah'a ve Resulune iman edin ve sizi üzerine vekiller kıldığı şeylerden sarf edin; işte sizden iman edip, sarf eden kimseler var ya, onlar için büyük bir mükafat vardır.(Hadid-7)
  • O, sizi karanlıktan nura çıkarması için, kuluna apaçık ayetler indirendir. Şüphesiz ki Allah, size karşı elbette Rauf'dur, Rahimdir.(Hadid-9)
  • Hem size ne oldu ki Allah yolunda sarf etmeyeceksiniz? Göklerin ve yerin mirası zaten Allah'ındır. Fetihten evvel, içinizden sarf eden ve savaşanlar bir olmaz! İşte onlar, derece itibarıyla sonradan sarf eden ve savaşanlardan daha büyüktürler. Bununla beraber, Allah hepsine de en güzeli vad etmiştir! Çünkü Allah, ne yaparsanız hakkıyla haberdar olandır.(Hadid-10)
  • Kimdir şu kimse ki, Allah'a karz-ı hasen (güzel borç) ile borç versin de Allah da onu kendisine arttırsın! Ayrıca onun için değerli bir mükafat vardır.(Hadid-11)

VAKIA SURESİNDEN PARÇALAR

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM
  • Şüphesiz ki bu, korunmuş bir kitabda bulunan elbette pek şerefli bir Kur'andır. Ona ancak temizlenmiş kimseler dokunur. Alemlerin Rabbi tarafından indirilmedir.(Vakıa-77,80)
  • Şimdi siz, bu sözü mü küçümseyen kimselersiniz? Ve gerçekten siz, rızkınızı yalanlıyorken mi yapıyorsunuz?(Vakıa-81,82)
  • O halde Azim olan Rabbinin ismi ile tesbih et!(Vakıa-96)

Tuesday, January 19, 2010

KASTAMONU LAHİKASI

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM
  • Hakikat noktasında en mühimmi ve en azamı, iman meselesidir. Fakat, şimdiki umumun nazarında ve hal-i alem ilcaatında en mühim mesele, hayat ve şeriat göründüğünden o zat şimdi olsa da, üç meseleyi birden umum ruy-i zeminde vaziyetlerini değiştirmek nev-i beşerdeki cari olan Adetullah'a muvafık gelmediğinden, her halde en azam meseleyi esas yapıp, öteki meseleleri esas yapmayacak; ta ki iman hizmeti safvetini umumun nazarında bozmasın ve avamın çabuk iğfal olunabilen akıllarında, o hizmet başka maksadlara alet olmadığı tahakkuk etsin.
  • Demek en halis ve en selametli ve en mühim ve en muvaffakıyetli hizmet, Risale-i Nur şakirdlerinin daireleri içindeki kudsi hizmettir.
  • Risale-i Nur şakirdlerinin iştirak-i amal-i uhreviye düstur-u esasiyeleri sırrınca, herbirisinin kazandığı miktar, herbir kardeşlerine aynı miktar defter-i amaline geçmesi o düsturun ve rahmet-i İlahiyenin muktezası olmak haysiyetiyle, Risale-i Nur dairesine sıdk ve ihlas ile girenlerin kazançları pek azim ve küllidir.
  • Risale-i Nur'un hakiki ve sadık şakirdlerinin mabeynlerindeki düstur-u esasiye olan iştirak-i amal-i uhreviye kanunuyla ve samimi ve halis tesanüd sırrıyla herbir halis, hakiki şakird, bir dil ile değil, belki kardeşleri adedince diller ile ibadet edip istiğfar ederek bin taraftan hücum eden günahlara, binler dil ile mukabele eder. Bazı melaikenin kırkbin dil ile zikrettikleri gibi, halis, hakiki, müttaki bir şakird dahi, kırkbin kardeşinin dilleriyle ibadet eder, necata müstahak ve inşaallah ehl-i saadet olur. Risale-i Nur dairesinde sadakat ve hizmet ve takva ve içtinab-ı kebir derecesiyle o ulvi ve külli ubudiyete sahip olır. Elbette bu büyük kazancı kaçırmamak için takvada, ihlasta, sadakatta çalışmak gerektir.

BEDİÜZZAMAN

VAKIA SURESİNDEN PARÇALAR

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM
  • Ölümsüz kılınmış çocuklar, pınardan akan testiler, ibrikler ve kadehlerle onların etrafında dolaşır! Ondan ne başları ağrıtılır, ne de sarhoş olurlar!(Vakıa-17,19)
  • Ve beğenmekte olduklarından meyve! Ve canlarının çekmekte olduğundan kuş eti! Bir de iri gözlü huriler! Saklı inciler gibi! Yapmakta olduklarına karşılık olarak!(Vakıa-20,24)
  • Orada ne boş bir söz, ne de günahı gerektiren birşey işitirler! Ancak bir söz; Selam, selam olsun! dur.(Vakıa-25,26)
  • Ve diyorlardı ki: Öldüğümüz ve bir toprak ve kemik yığını haline geldiğimiz zaman mı, gerçekten biz mi yeniden diriltilecek olan kimseleriz? Önceki atalarımız da mı?(Vakıa-47,48)
  • De ki: Şüphe yok ki öncekiler de, sonrakiler de, bilinen bir günün belli bir vaktinde elbette toplanacak olanlardır.(Vakıa-49,50)
  • Sonra muhakkak ki siz, ey dalalet içinde olanlar, yalanlayıcılar! Şüphesiz bir ağaçtan, zakkumdan yiyecek olan kimselersiniz!(Vakıa-51,52)
  • Peki söyleyin bana, akıtmakta olduğunuz meniyi! Onu siz mi yaratıyorsunuz, yoksa yaratanlar biz miyiz?(Vakıa-58,59)
  • Şüphesiz ki ilk yaratılışı bildiniz; öyle ise ibret almanız gerekmez mi?(Vakıa-62)
  • Peki söyleyin bana, ekmekte olduğunuz şeyleri? Onu siz mi bitiriyorsunuz, yoksa bitirenler biz miyiz? Dileseydik onu elbette kuru bir çöp yapardık da şaşar kalırdınız.(Vakıa-63,65)
  • Peki söyleyin bana, içmekte olduğunuz suyu! Onu buluttan siz mi indirdiniz, yoksa indirenler biz miyiz? Dileseydik onu tuzlu yapardık; o halde şükretmeniz gerekmez mi?(Vakıa-68,70)
  • Peki söyleyin bana, çakmakta olduğunuz ateşi! Onun ağacını siz mi yarattınız, yoksa yaratanlar biz miyiz? Biz onu bir hatırlatma ve çölde yolculuk edenler için bir menfaat kıldık.(Vakıa-71,73)
  • O halde, Azim Rabbinin ismiyle tesbih et!(Vakıa-74)
  • İşte yıldızların yerlerine yemin ederim! Ve şüphesiz bu, eğer bilirseniz, gerçekten pek büyük bir yemindir!(Vakıa-75,76)

Monday, January 18, 2010

KASTAMONU LAHİKASI

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM
  • Bir rivayette, Deccal dünyayı zabteder, manası; ekseriyet-i mutlaka ona taraftar olur demektir. Şimdi de öyle oldu.
  • Bu zamanda lillahilhamd, Sünnet-i Seniyye dairesinde kemal-i imanı kazanan Risale-i Nue şakirdleri evliyaların, mürşidlerin nazar-ı dikkatini celbedecek vaziyeti aldığından; her zamanda bulunan hakiki mürşidler, her halde bu zamanda Risale-i Nur şakirdlerine müşteri olurlar. Birini elde etse, yirmi mürid kadar kıymet verirler.
  • Risale-i Nurla hizmet ise, imanı kurtarıyor; tarikat ve şeyhlik ise, velayet mertebeleri kazandırıyor. Bir adamın imanını kurtarmak ise on mümini velayet derecesine çıkarmaktan daha mühim ve sevaplıdır. Çünkü iman, saadet-i ebediyeyi kazandırdığı için bir mümine, küre-i arz kadar bir saltanat- bakiyeyi temin eder. Velayet ise, müminin Cennetini genişlettirir, parlattırır. Bir adamı sultan yapmak, on neferi paşa yapmaktan ne kadar yüksek ise, bir adamın imanını kurtarmak, on adamı veli yapmaktan daha sevablı bir hizmettir.
  • Biz, hizmetle mükellefiz. Neticeleri ve muvaffakiyet, Cenab-ı Hakk'a aittir.
  • Hem madem bu zamanda herşeyin fevkınde hizmet-i imaniye en ehemmiyetli bir vazifedir; hem kemmiyet ise keyfiyete nisbeten ehemmiyeti azdır; hem muvakkat ve mütehavvil siyaset alemleri ebedi, daimi, sabit hidemat-ı imaniyeye nisbeten ehemmiyetsizdir, mikyas olamaz, medar da olamaz. Risale-i Nur'un talimatı dairesinde ve bizlere bahşettiği hizmet noktasında feyizli makamlara kanaat etmeliyiz. Haddinden fazla fevkalade hüsn-ü zan ve müfritane ali makam vermek yerine, fevkalade sadakat ve sebat ve müfritane irtibat ve ihlas lazımdır. Onda terakki etmeliyiz.

BEDİÜZZAMAN

VAKIA SURESİNDEN PARÇALAR

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM
  • O vakıa koptuğu zaman! Onun meydana gelişini yalanlayacak olan hiçbir kimse yoktur. Alçaltıcıdır ve yükselticidir.(Vakıa-1,3)
  • Yer bir sarsılışla sarsıldığı, dağlar ufalandıkça ufalanıp yayılmış toz toprak haline geldiği zaman!(Vakıa-4,6)
  • Ve üç sınıf olduğunuz zaman! Artık Ashab-ı Meymene ki, ne mutlu o Ashab-ı Meymeneye! Ve Ashab-ı Meşeme ki, ne bedbahttır Ashab-ı Meşeme! Ve sabikun ki, öne geçenlerdir!(Vakıa-7,10)
  • İşte onlar mukarrabindirler. Naim Cennetlerindedirler! Önceki ümmetlerden birçok, sonrakilerden ise azdır. İşlenmiş tahtlar üzerinde karşı karşıya yaslanmış kimselerdir.(Vakıa-11,16)

RAHMAN SURESİNDEN PARÇALAR

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM
  • Günahkarlar simalarıyla tanınır, derhal perçemlerinden ve ayaklarından yakalanır.(Rahman-41)
  • Bu Cehennemdir ki, günahkarlar onu yalanlar! Onunla kaynar su arasında dolaşır dururlar!(Rahman-43)
  • Onlarda başkasına bakmayan kadınlar vardır ki, bunlardan önce kendilerine ne bir insan, ne de bir cin dokunmuştur!(Rahman-56)
  • İyiliğin karşılığı ancak iyilik değil midir?(Rahman-60)
  • Şimdi Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlarsınız?(Rahman-77)
  • Celal ve ikram sahibi Rabbin ismi ne yücedir!(Rahman-78)

Sunday, January 17, 2010

KASTAMONU LAHİKASI

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM
  • Kafir ve münafıkların Cehennem'de yanmalarını ve azab ve cihad gibi hadiseleri kendi şefkatine sığıştırmamak ve tevile sapmak, Kur'an'ın ve Edyan-ı Semaviyenin bir kısm-ı azimini inkar ve tekzib olduğu gibi, bir zulm-ü azim ve gayet derecede bir merhametsizliktir. Çünkü; Masum hayvanları parçalayan canavarlara himayetkarane şefkat etmek, o biçare hayvanlara şedid bir gadr ve vahşi bir vicdansızlıktır.
  • Ve binler müslümanların hayat-ı ebediyelerini mahveden ve yüzer ehl-i imanın su-i akıbetine ve müthiş günahlara sevkeden adamlara şefkatkarane taraftar olmak ve merhametkarane cezadan kurtulmalarına dua etmek, elbette o mazlum ehl-i imana dehşetli bir merhametsizlik ve şeni bir gadirdir.
  • O halde kafirin azab çekmesine acıyıp şefkat eden adam, şefkate layık hadsiz masumlara acımıyor ve şefkat etmeyip ve hadsiz merhametsizlik ediyor demektir.
  • Küfür ve dalalet, kainata büyük bir tahkir ve mevcudata bir zulm-ü azimdir; ve rahmetin refine ve afatın nüzulune vesiledir.
  • Risale-i Nur, hakaik-ı İslamiyeye dair ihtiyaçlara kafi geliyor, başka eserlere ihtiyaç bırakmıyor. Kati ve çok tecrübelerle anlaşılmış ki, imanı kurtarmak ve kuvvetlendirmek ve tahkiki yapmanın en kısa ve en kolay yolu Risale-i Nurdadır.
  • Risale-i Nur, gerçi umuma teşmil suretiyle değil; fakat her halde hakikat-ı İslamiyenin içinde cereyan edip gelen esas-ı velayet ve esas-ı takva ve esas-ı azimet ve esasat-ı Sünnet-i Seniyye gibi ince fakat ehemmiyetli esasları muhafaza etmek, bir vazife-i asliyesidir. Sevk-i zaruretle, hadisatın fetvalarıyla onlar terkedilmez.

BEDİÜZZAMAN

RAHMAN SURESİNDEN PARÇALAR

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM
  • O Rahman, Kur'an'ı öğretti. İnsanı yarattı. Ona beyanı öğretti.(Rahman-1,4)
  • Güneş ve Ay, bir hesaba göre hareket eder. Bitkiler de ağaçlar da secde ederler. Göğe gelince, onu yükseltti ve mizanı koydu.(Rahman-5,7)
  • Ta ki tartıda haddi aşmayın! Ve tartmayı adaletle dosdoğru yapın, hem tartıda eksiklik etmeyin!(Rahman-8,9)
  • Yere gelince, onu mahlukat için alçalttı. Orada meyveler ve tomurcuklu hurma ağaçları vardır. Yapraklı hububat ve hoş kokulu bitkiler.(Rahman-10,12)
  • O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlarsınız?(Rahman-13, Bu ayet 31 defa tekrarlanmış)
  • O, insanı pişmiş çamur gibi kuru bir balçıktan yarattı. Cannı ise, ateşin dumansız alevinden yarattı.(Rahman-14,15)
  • İki denizi birbirine kavuşmak üzere salıvermiştir. Aralarında bir engel vardır; birbirine tecavüz etmezler!(Rahman-19,20)
  • Celal ve ikram sahibi Rabbinin vechi baki kalır.(Rahman-27)
  • Göklerde ve yerde kim varsa, O'ndan ister. O, her gün iştedir!(Rahman-29)
  • Ey cin ve insan topluluğu! Göklerin ve yerin sınırlarından geçip gitmeye gücünüz yetiyorsa, haydi geçin gidin! Bir kuvvet olmadıkça, çıkıp gidemezsiniz!(Rahman-33)

Saturday, January 16, 2010

KASTAMONU LAHİKASI

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM
  • Bu kainatta, vahdaniyet-i İlahiyeyi cin ve ins ve ruhaniyata karşı kati bir surette gösterip isbat eden birinci, Kur'an-ı Azimüşşan olduğu gibi; bu asırda ikinci, üçüncü derecede kemal-i adaletle ve sadık ve musaddak hüccetlerle vahdaniyeti vazıh ve bahir bir surette, kainat safahatında ins ve cinnin enzarına arzedip isbat eden Risale-i Nur; bütün tabakat-ı beşere hem medrese, hem mekteb, hem kışla, hem hakim, hem hakim olarak, en ami avamdan en ehass-ı havassa kadar ders verip, talim ve terbiye etmesi bizce meşhud olmasıyla, bu ayet-i kerimenin bir mevzuu, bir masadakı da Risale-i Nur olmasına şüphesiz bir kanaat veriliyor.
  • Ahirzamanda, bir şahsın hatiat ve günahlarının gayet dehşetli bir yekun teşkil ettiğine dair rivayetler vardır.
  • Müteaddid vücuhundan radyomla anlaşıldı ki; O bir tek adam tek bir kelime ile, bir milyon kebairi birden işler. Ve milyonlarla insanı, dinlettirmekle günaha sokar. Evet, küre-i havanın yüzbinler kelimeleri birden söyleyen ve bir dili olan radyo unsuru, nev-i beşere öyle bir nimet-i İlahiyedir ki, küre-i havayı bütün zerratıyla şükür ve hamd ü sena ile doldurmak lazım gelirken, dalaletten tevellüd eden sefahet-i beşeriye, o azim nimeti şükrün aksine istimal ettiğinden elbette tokat yiyecek.
  • Evet, radyonun külli nimetiyet ciheti, külli bir şükür iktiza eder. Ve o külli şükür de, Halık-ı Arz ve Semavatın Kelam-ı Ezelisinin şimdiki bütün muhatablarına birden yetiştirmek için, külli yüzbin dili semavi bir hafız hükmünde, her vakit kainatta Kur'an'ı okumalıdır. Ta o nimetin külli şükrünü eda ve o nimeti idame etsin.
  • Bu kainatta ve her asırda en büyük makam Kur'an'ındır. Ve her harfinde, ondan ta binler sevab bulunan Kur'an'ın hıfzı ve kıraati, her hizmete mukaddem ve müreccahtır. Fakat Risale-i Nur dahi, o Kur'an-ı Azimüşşan'ın hakaik-ı imaniyesinin bürhanları ve hüccetleri olduğundan ve Kur'an'ın hıfz ve kıraatına vasıta ve vesile ve hakaikını tefsir ve izah olduğu cihetle, Kur'an hıfzıyla beraber ona çalışmak elzemdir.

BEDİÜZZAMAN

KAMER SURESİNDEN PARÇALAR

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM
  • Kıyamet yaklaştı ve kamer yarıldı. Halbuki bir mucize görseler, yüz çevirirler ve: Bu bir sihirdir! derler.(Kamer-1,2)
  • Yalanladılar ve arzularına uydular; halbuki her iş, yerini bulucudur.(Kamer-3)
  • Şanım hakkı için Kur'an'ı nasihat alınsın diye kolaylaştırdık; o halde bir nasihat alan var mı?(Kamer-17)
  • Şüphesiz ki günhakarlar, bir dalalet ve çılgın bir ateş içindedirler. O gün yüzleri üstü ateşin içine sürüklenirler. Sakarın dokunuşunu tadın! Şüphesiz ki biz, herşeyi bir kadere göre yarattık.(Kamer-47,49)
  • Ve bizim emrimiz ancak bir Ol! demektir; bir göz açıp kapama gibidir. And olsun ki sizin benzerlerinizi de helak ettik; fakat bir nasihat alan var mı?(Kamer-50,51)
  • Halbuki yaptıkları herşey, kitablarda mevcuddur. Ve küçük büyük herşey, satır satır yazılıdır.(Kamer-52,53)
  • Şüphesiz ki takva sahibleri, Cennetlerde ve ırmaklarda, bir doğruluk ikametgahında, Muktedir bir Melik'in huzurundadırlar.(Kamer-54,55)

Friday, January 15, 2010

KASTAMONU LAHİKASI

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM
  • Zannederim ki, hakaik-ı aliye-i imaniyeyi tamamıyla Risale-i Nur ihata etmiş, başka yerlerde aramaya lüzum yok.
  • Risale-i Nur'a çalıştığımız zaman, hem rızkımızda bereket ve suhulet, hem kalbimizde bir inşirah ve ferah zahiren hissediyoruz.
  • Ey Kur'an'ın şakirdleri ! Sizleri vazife-i mukaddesenizden ekseriyetle geri bırakan, maişet telaşesidir. Bu ise, Kur'an'ın feyziyle, bereket nevinden size veriliyor. Vazifenize bakınız.
  • Nasıl maddi hava fena ise, fena tesir ediyor. Manevi hava da bozulsa, herkesin istidadına göre bir sarsıntı verir. Şuhur-u selase ve muharremede Alem-i İslamın manevi havası, umum ehl-i imanın kazancına ve ticaretine ciddi teveccühleri ve himmetleri ve tenvirleri o havayı safileştiriyor, güzelleştiriyor..Müthiş arızalara ve fırtınalara mukabele ediyor. Herkes o sayede ve sayesinde derecesine göre istifade eder.
  • Fakat o şuhur-u mübareke gittikten sonra, adeta o ahiret ticaretinin meşheri ve pazarı değiştiği gibi; dünya sergisi açılmaya başlıyor. Ekser himmetler, bir derece vaziyeti değiştiriyor. Havayı tesmim eden buharat-ı müzahrefe o manevi havayı bozar. Herkes derecesine göre ondan zedelenir. Bu havanın zararından kurtulmak çaresi, Risale-i Nur'un gözüyle bakmak ve ne kadar müşkilat ziyadeleşse kudsi vazife itibarıyla daha ziyade ciddiyet ve şevkle hareket etmektir. Çünkü başkaların füturu ve çekilmesi, ehl-i himmetin şevkini gayretini ziyadeleştirmeye sebebtir. Zira, gidenlerin vazifelerini de, bir derece yapmaya kendini mecbur bilir ve bilmelidirler.
  • Hüsn-ü niyet öyle bir kimyadır ki; şişeleri, elmasa çevirir; toprağı altın yapar. İnşallah o hüsn-ü niyetle, bu tefekkühat dahi hakiki bir gıda anbarına bir anahtar olur ve hizmette zaafa düşenlere kut ve kuvvete yol açar.

BEDİÜZZAMAN

NECM SURESİNDEN PARÇALAR

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM
  • Battığı zaman necm'e (yıldıza) and olsun ki, arkadaşınız sapmadı ve azmadı! Ve o, arzusundan konuşmuyor.(Necm-1,3)
  • O bildirilen vahiyden başka birşey değildir. Kendisine kuvveleri şiddetli, mükemmel bir akla sahib olan öğretti. Bunun üzerine göğe doğruldu.(Necm-4,6)
  • Ve o, en yüksek ufukta idi. Sonra yaklaştı, derken daha da yaklaştı. O kadar ki, kab-ı kavseyn kadar veya daha da yakın oldu!(Necm-7,9)
  • And olsun ki, Rabbinin delillerinden en büyüğünü gördü.(Necm-18)
  • Göklerde nice melekler vardır ki, Allah'ın dileyeceği ve razı olacağı kimseler için izin vermesinden sonra olması müstesna, onların şefaatleri de hiçbir fayda vermez.(Necm-26)
  • Şüphesiz ki ahirete iman etmeyenler, meleklere elbette dişi isimlendirmesi ile isim takarlar. Halbuki onların bu hususta hiçbir bilgileri yoktur. Sadece zanna uyuyorlar. Şüphesiz ki zan ise, haktan birşeyi fayda vermez.(Necm-27,28)
  • Öyle ise bizim zikrimizden yüz çevirip, dünya hayatından başka birşey istemeyen kimselerden yüz çevir!(Necm-29)
  • Onlar ki, küçük günahlar hariç, büyük günahlardan ve fuhşiyattan kaçınırlar. Şüphesiz ki Rabbin, mağfireti pek geniş olandır. O sizi, gerek yerden yarattığı zaman, gerekse siz analarınızın karnında bir cenin iken en iyi bilendir. O halde nefislerinizi temize çıkarmayın! O, takva sahibi olanı en iyi bilendir.(Necm-32)
  • Ki doğrusu bir günahkar, başkasının yükünü yüklenmez. Ve şüphesiz insan için, çalıştığından başkası yoktur! Ve elbette çalışması, ileride görülecektir.(Necm-38,40)
  • Şüphesiz ki güldüren ve ağlatan ancak O'dur. Yine şüphesiz ki öldüren ve dirilten ancak O'dur. Hem atıldığı zaman bir nutfeden iki eşi, erkeği ve dişiyi yaratan şüphesiz ki O'dur.(Necm-43,46)
  • Tekrar diriltmek de şüphesiz O'na aiddir. Ve muhakkak ki, zengin eden ve sermaye veren ancak O'dur.(Necm-47,48)
  • O yaklaşan yaklaştı! Onu Allah'dan başka ortaya çıkarıcı yoktur. Şimdi bu sözden mi şaşıyorsunuz? Ve gülüyorsunuz da ağlamıyorsunuz!(Necm-57,60)
  • Hem siz oyalananlarsınız. Haydi Allah'a secde edin ve ibadet edin!(Necm-61,62)

Thursday, January 14, 2010

KASTAMONU LAHİKASI

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM
  • Evet bu zamanda merak ile, radyo vasıtasıyla, ciddi alakadarane küre-i arzdaki boğuşmalara merak edip dikkat edenler, maddi ve manevi pek çok zararları vardır. Ya aklını dağıtır manevi bir divane olur, ya kalbini dağıtır manevi bir dinsiz olur, ya fikrini dağıtır manevi bir ecnebi olur.
  • Evet, herbir adam vatanıyla, milletiyle, hükümetiyle alakadardır. Fakat bu alakadarlık, muvakkat cereyanlara kapılıp millet ve vatanını ve hükümetin menfaatini bazı şahısların muvakkat siyasetlerine tabi etmek, belki aynını telakki etmek çok yanlış olmakla beraber o vatanperverlik, milletperverlik hissinden ve vazifesinden herkese düşen vazife bir ise, kendi kalb ve ruhundan, idare-i şahsiye ve beytiye ve diniye ve hakeza..çok dairelerde hakiki vazifedar olduğu hizmet ve alaka ve merak on, yirmi belki yüzdür. Bu ciddi ve lüzumlu bu kadar çok alakaların zararına olarak, o bir tek lüzumsuz ve ona göre malayani olan siyaset cereyanlarına feda etmek, divanelik değil de nedir?
  • Bu zamanda en büyük ihsan, imanı kurtarmaktır. Ve görüyoruz, imanı harika bürhanlarla kurtaran başta Risale-i Nurdur.
  • Herkes her vakit Kur'ana muhtaçtır. Fakat herkes, her vakit bütün Kur'anı okumaya muktedir olamaz. Fakat bir sureye galiben muktedir olur. Onun için en mühim makasıd-ı Kuraniye ekser uzun surelerde dercedilerek; herbir sure küçük bir Kur'an hükmüne geçmiş. Demek hiçbir kimseyi mahrum etmemek için haşir ve tevhid ve Kıssa-i Musa gibi bazı makasıdlar tekrar edilmiş.
  • Herkes bu zamanda Risale-i Nur'a muhtaçtır. Fakat umumunu elde edemez. Elde etse de tamam okuyamaz. Fakat küçük bir Risale-i Nur hükmüne geçmiş bir risale-i camiayı elde edebilir. Ve ekser vakitlerde muhtaç olduğu meseleleri onda okuyabilir ve gıda gibi her zaman ihtiyaç tekerrür ettiği gibi o da mütalaasını tekrar eder.
  • Ehl-i imana hücum eden ehl-i dalalet, bu asır cemaat zamanı olduğu cihetiyle, cemiyet ve komitecilik mayesiyle bir şahs-ı manevi ve bir ruh-u habis olmuş. Müslüman alemindeki vicdan-ı umumi ve kalb-i külliyi bozuyor. Ve avamın taklidi olan itikadlarını himaye eden İslami perde-i ulviyeyi yırtıyor ve hayat-ı imaniyeyi yaşatan, anane ile gelen hissiyat-ı mütaveriseyi yandırıyor. Herbir müslüman tek başıyla bu dehşetli yangından kurtulmaya meyusane çabalarken, Risale-i Nur Hızır gibi imdada yetişti.

BEDİÜZZAMAN

TUR SURESİNDEN PARÇALAR

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM
  • Yemin olsun Tur dağına! Ve yayılmış ince deri üzerine satır satır yazılmış Kitab'a! Ve Beyt-i Mamur'a! Ve yükseltilmiş tavana!(Tur-1,4)
  • Artık yalanlayanların o gün vay haline! O kimseler ki, onlar bir dalış içinde oynayıp dururlar.(Tur-11,12)
  • Ve iman edip zürriyetleri de kendilerine iman ile tabi olanlara gelince, onların zürriyetlerini kendilerine katmışızdır; bununla beraber onların amellerinden kendilerine hiçbir şey eksiltmemişizdir. Her kişi, kendi kazandığına karşılık bir rehindir!(Tur-21)
  • O halde nasihat et; çünkü Rabbinin nimeti hakkı için, sen ne bir kahinsin, ne de bir mecnun!(Tur-29)
  • Yoksa: O bir şairdir; onun zamanın felaketlerine uğramasını bekliyoruz! mu diyorlar? De ki: Bekleyin; doğrusu ben de sizinle beraber bekleyenlerdenim.(Tur-30,31)
  • Yoksa: Onu uydurdu mu diyorlar? Hayır! İman etmezler. Eğer iddialarında doğru kimseler iseler, haydi onun benzeri bir söz getirsinler!(Tur-33,34)
  • Yoksa birşey olmadan mı yaratıldılar? Yoksa o yaratıcılar kendileri midir? Yoksa gökleri ve yeri mi yarattılar? Hayır! Onlar yakinen bilmiyorlar.(Tur-35,36)
  • Yoksa Rabbinin hazineleri onların yanında mıdır? Yoksa hakim olanlar kendileri midir? Yoksa onların merdiveni var da, orada mı dinliyorlar? Öyle ise onların dinleyicileri, apaçık bir delil getirsin!(Tur-37,38)
  • Yoksa kızlar O'nun da, oğullar sizin mi? Yoksa onlardan bir ücret istiyorsun da onlar borçtan dolayı ağır bir yük altında kalmış kimseler midir?(Tur-39,40)
  • Ve şüphesiz ki o zulmedenlere, bundan başka bir azab vardır; fakat onların çoğu bilmezler.(Tur-47)
  • Artık Rabbinin hükmüne sabret; çünkü sen gözlerimizin önündesin; kalktığın zaman Rabbine hamd ile tesbih et! Gecenin bir kısmında ve yıldızların batışından sonra da O'nu tesbih et!(Tur-48,49)

Monday, January 11, 2010

KASTAMONU LAHİKASI

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM
  • Risale-i Nur'a intisab eden zatın en ehemmiyetli vazifesi, onu yazmak veya yazdırmaktır ve intişarına yardım etmektir. Onu yazan veya yazdıran, Risale-i Nur talebesi ünvanını alır.
  • Bu asrın acib bir hassasıdır. Bu asırdaki Ehl-i İslam'ın fevkalade safderunluğu ve dehşetli canileri de alicenabane affetmesi ve bir tek haseneyi ve binler seyyiatı işleyen ve binler manevi ve maddi hukuk-u ibadı mahveden adamdan bir tek haseneyi görse, ona bir nevi taraftar çıkmasıdır. Bu suretle ekall-i kalil olan ehl-i dalalet ve tuğyan; safdil taraftar ile ekseriyet teşkil ederek, ekseriyetin hatasına terettüb eden musibet-i ammenin devamına ve idamesine belki teşdidine kader-i İlahiyeye fetva verirler; biz buna müstehakız derler.
  • Evet, elması bildiği halde, yalnız zaruret-i katiyye suretinde şişeyi ona tercih etmek için ruhsat-ı şeriyye var. Yoksa, küçük bir ihtiyaçla veya heves ile veya tama ve hafif bir korku ile tercih edilse, eblehane bir cehalet ve hasarettir, tokada müstehak eder.
  • Hem alicenabane affetmek ise, yalnız kendine karşı cinayetini affedebilir. Kendi hakkından vazgeçse hakkı var; yoksa başkaların hukukunu çiğneyen canilere afuvkarane bakmaya hakkı yoktur, zulme şerik olur.
  • Risale-i Nur, yalnız bir cüzi tahribatı, bir küçük haneyi tamir etmiyor; belki külli bir tahribatı ve İslamiyet'i içine alan, dağlar büyüklüğünde taşları bulunan bir muhit kalayı tamir ediyor. Ve yalnız hususi bir kalbi ve has bir vicdanı ıslaha çalışmıyor; belki bin seneden beri tedarik ve tekarüm edilen müfsid aletler ile dehşetli rahnelenen kalb-i umumi ve efkar-ı ammeyi ve umumun bahusus avam-ı mümininin istinadgahları olan İslami esaslar ve cereyanlar ve şeairler kırılmasıyla, bozulmaya yüz tutan vicdan-ı umumiyi Kur'an'ın icazıyla, o geniş yaralarını, Kur'an'ın ve imanın ilaçları ile tedavi etmeye çalışıyor.

BEDİÜZZAMAN

ZARİAT SURESİNDEN PARÇALAR

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM
  • Yemin olsun zariyat'a(o tozutup savuran rüzgarlara)!Sonra o ağırlık yüklenen bulutlara! Sonra o kolaylıkla akıp giden gemilere! Sonra o işleri taksim edenlere!(Zariat-1,4)
  • Kahrolsun o yalancılar! O kimseler ki, onlar cehalet içinde bulunan gafillerdir.(Zariat-9,10)
  • Şüphesiz ki takva sahibleri, Rablerinin kendilerine verdiğini almış kimseler olarak, Cennetlerde ve pınar başlarındadırlar. Çünkü onlar, bundan önce iyilik eden kimselerdi.(Zariat-15,16)
  • Gecenin az bir kısmında uyurlardı. Seherlerde de onlar istiğfar ederlerdi. Onların mallarında, dilenen ve yoksul için bir hak vardır.(Zariat-17,19)
  • Kati olarak iman edecekler için yerde ve kendi nefislerinizde deliller vardır. Hiç görmez misiniz? Gökte de, rızkınız ve vad edilmekte olduğunuz vardır.(Zariat-20,22)
  • Göğü de kuvvetimizle bina ettik; ve şüphe yok ki biz, elbette genişleticileriz. Yeri de döşedik; işte biz ne güzel döşeyicileriz. Ve herşeyden çift çift yarattık, olur ki ibret alırsınız.(Zariat-47,49)
  • İşte böyle, onlardan öncekilere ne zaman bir peygamber geldiyse, mutlaka: O sihirbazdır veya mecnundur! dediler. Bunu birbirine tavsiye mi ettiler? Hayır! Onlar bir azgınlar topluluğudur.(Zariat-52,53)
  • Artık onlardan yüz çevir; bu yüzden kınanacak bir kimse değilsin! Yine de nasihat et; çünkü doğrusu nasihat, müminlere fayda verir.(Zariat-54,55)
  • Ben cinleri ve insanları, ancak bana ibadet etsinler diye yarattım!(Zariyat-56)
  • Onlardan bir rızık istemiyorum; beni doyurmalarını da istemiyorum. Şüphesiz ki Rezzak, asla sarsılmaz bir kuvvet sahibi olan ancak Allah'dır.(Zariat-57,58)
  • Onun için muhakkak ki o zulmedenlerin arkadaşlarının nasibi gibi bir nasipleri vardır; artık benden acele istemesinler. İşte vad olunup durdukları o günlerinden dolayı o kafirlerin vay haline!(Zariat-59,60)

Thursday, January 7, 2010

KASTAMONU LAHİKASI

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM
  • Ehl-i hakikatın sohbetine zaman, mekan mani olmaz; manevi radyo hükmünde biri şarkta, biri garbda, biri dünyada biri berzahda olsa da rabıta-i Kur'aniye ve imaniye onları birbiriyle konuşturur.
  • Bu zaman cemaat zamanıdır. Ehemmiyet ve kıymet, şahs-ı maneviye göre olur. Maddi ve ferdi ve fani şahsın mahiyeti nazara alınmamalı.
  • İlm-i Usul'de tasavvur-u küfür, küfür değil ve tahayyül-ü şetm, şetm olamaz. Hasene ise nurani olduğundan, tasavvur ve tahayyülü dahi hasenedir.
  • Her kim olursan ol; bak, gör, yalnız gözünü aç, hakikatı müşahede et, saadet-i ebediyenin anahtarı olan imanını kurtar.
  • Menfi esasata bina edilen ve maddiyun fikriyle şirke düşen ve seyyiatı hasenatına galib gelen şu medeniyet-i Avrupaiye öyle bir semavi tokat yedi ki; yüzer senelik terakkisinin mahsulunu yaktı, tahrib edip yangına verdi.
  • Suud ve terakki, müslüman için ancak İslamiyette ve imanlı olmakta olduğuna işaret etmektir.
  • Evet bir adamın imanı, ebedi ve dünya kadar mülk-i bakinin anahtarı ve nurudur. Öyle ise, imanı tehlikeye maruz her adama, bütün küre-i arzın saltanatından daha faideli bir saltanat, bir fütuhat kazandıran Risalet-in-Nur, elbette bu ayetlerin, bu asırda, bu beşaretlerinin kasdi bir medar-ı nazarlarıdır.
  • Biz Nur'un hizmetinde çalıştıkça hem maişetçe, hem istirahat-ı kalbçe bir genişlik, bir ferah zahir bir surette hissediyoruz.
  • Hem Risalet-in-Nur, en evvel tercümanının nefsini iknaa çalışır, sonra başkalara bakar. Elbette nefs-i emmaresini tam ikna eden ve vesvesesini tamamen izale eden bir ders, gayet kuvvetli ve halisdir ki, bu zamanda cemaat şekline girmiş dehşetli bir şahs-ı manevi-i dalalet karşısında tek başıyla gaibane mukabele eder.

BEDİÜZZAMAN

KAF SURESİNDEN PARÇALAR

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM
  • Celalim hakkı için, insanı yarattık ve nefsinin ona ne vesvese verdiğini biliriz! Çünkü biz, ona şah damarından daha yakınız!(Kaf-16)
  • İnsan hiçbir söz söylemez ki, mutlaka yanında hazır bir gözetleyici bulunmasın!(Kaf-18)
  • Atın Cehenneme! Herbir kafiri, inadcıyı! Hayra mani olanı, zalimi, şüpheciyi! O ki, Allah ile beraber başka bir ilah edinmiştir; bu yüzden onu şiddetli azabın içine atın!(Kaf-24,26)
  • Cennet ise, takva sahiblerine yaklaştırılmıştır, uzak değildir! İşte vad edilmekte olduğunuz budur! Çokça yönelen, gözeten, görmediği halde Rahman'dan korkan ve yönelmiş bir kalb ile gelen herkes içindir!(Kaf-31,33)
  • And olsun ki, gökleri ve yeri ve ikisi arasında bulunanları altı günde yarattık. Bize hiçbir yorgunluk da dokunmadı.(Kaf-38)
  • O halde söylediklerine sabret! Hem güneşin doğmasından önce ve batmasından önce Rabbine hamd ile tesbih et! Gecenin bir kısmında ve secdelerin arkalarında da O'nu tesbih et!(Kaf-39,40)
  • Şüphesiz ki ancak biz hayat veririz ve öldürürüz; dönüş de ancak bizedir.(Kaf-43)
  • Biz onların söylemekte olduklarını en iyi bileniz; sen ise onların üzerinde bir zorlayıcı değilsin; o halde, tehdidimden korkanlara Kur'an ile nasihat et!(Kaf-45)