Thursday, October 22, 2009

MEKTUBAT

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM
  • Alem-i maddi ile alem-i ruhaniyi birbirinden farketmek lazım gelir. Birbirine mezcedilse, hükümleri yanlış görünür.
  • Derece-i şuhud, derece-i iman-ı bilgayb'dan çok aşağıdır. Yani: Yalnız şuhuduna istinad eden bir kısım ehl-i velayetin ihatasız keşfiyatı, veraset-i nübüvvet ehli olan asfiya ve muhakkikinin şuhuda değil, Kur'an'a ve vahye, gaybi fakat safi, ihatalı, doğru hakaik-i imaniyelerine dair ahkamlarına yetişemez.
  • Demek bütün ahval ve keşfiyatın ve ezvak ve müşahedatın mizanı: Kitab ve sünnettir. Ve mihenkleri, Kitab ve Sünnetin desatir-i kudsiyeleri ve asfiya-i muhakkikinin kavanin-i hadsiyeleridir.
  • Şems-i Risaletin en yakın yıldızları ve en karib vereseleri bulunan o Asfiyadan, hiç kimsenin haddi değil, daha ileri gidebilsin. Belki cadde-i kübra onlarındır.
  • Vahdet-ül Vücud ise, bir meşreb ve bir hal ve bir nakıs mertebedir. Fakat zevkli, neşeli olduğundan, seyr-ü sulukta o mertebeye girdikleri vakit çoğu çıkmak istemiyorlar, orada kalıyorlar; en münteha mertebe zannediyorlar.
  • Bütün eşyanın O'nun icadıyla bir vücıud-u arızisi vardır. Ve o vücud çendan Vacib-ül Vücudun vücuduna nisbeten gayet zaif ve kararsız bir zıl, bir gölgedir; fakat hayal değil, vehim değildir. Cenab-ı Hak, Hallak ismiyle vücud veriyor ve o vücudu idame ediyor.
  • Rahman nasıl hakiki bir dünyada rızka muhtaç hakikatlı ziruhları ister; Rahim de, öyle hakiki bir Cenneti ister.
  • Yemek yemek, iştihadan gelen bir lezzet, bir iştiyaktır ki onu yemeğe sevkeder. Sonra da yemeğin neticesi, vücudu beslemektir; hayatı idame etmektir.
  • Cenab-ı Hakk'ın esma-i hüsnasının had ve hesaba gelmez enva-ı tecelliyatı var. Mahlukatın tenevvüleri, o tecelliyatın tenevvüünden geliyor. O esma ise,daimi bir surette tezahür isterler. Yani nakışlarının ayinelerinde cilve-i cemallerini görmek ve göstermek isterler. Yani, kainat kitabını ve mevcudat mektubatını anenfeanen tazelendirmek isterler. Yani, yeniden yeniye manidar yazmak ve herbir mektubu, Zat-ı mukaddes ve müsemma-yı akdes ile beraber, bütün zişuurların nazar-ı mütalaasına göstermek ve okutturmak iktiza ederler.
  • Nasıl ki mahlukattaki faaliyet bir iştiha, bir iştiyak, bir lezzetten geliyor. Ve hatta herbir faaliyette katiyyen lezzet vardır; belki her bir faaliyet, bir nevi lezzettir. Öyle de Vacibül Vücud'a layık bir tarzda ve istiğna-yı zatisine ve gına-yı mutlakına muvafık bir surette ve kemal-i mutlakına münasib bir şekilde hadsiz bir şefkat-i mukaddese ve hadsiz bir muhabbet-i mukaddese var.(18. MEKTUB)

BEDİÜZZAMAN

HUCURAT SURESİNDEN PARÇALAR

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM
  • Ey iman edenler! Allah'ın ve Resulunun önüne geçmeyin! Ve Allah'dan sakının! Şüphesiz ki Allah Semidir, Alimdir. Ey iman edenler! Seslerinizi peygamberin sesinin üstüne çıkarmayın! Birbirinize bağırmanız gibi ona sözü de öyle yüksek sesle söylemeyin! Yoksa siz farkında bile olmadan amelleriniz boşa gider!(Hucurat-1,2)
  • Doğrusu, Allah Resulunun huzurunda seslerini kısanlar var ya, işte onlar öyle kimselerdir ki, Allah onların kalblerini takva için imtihan etmiştir. Onlar için bir mağfiret ve büyük bir mükafat vardır.(Hucurat-3)
  • Doğrusu sana hucuratın (odaların) arkasından seslenen kimseler var ya, onların çoğu akıl erdirmiyorlar. Halbuki gerçekten onlar, kendilerine çıkıncaya kadar sabretselerdi, kendileri için elbette hayırlı olurdu. Bununla beraber Allah Gafurdur, Rahimdir.(Hucurat-4,5)
  • Ey iman edenler! Eğer fasık bir kimse size bir haber getirirse, önce iyice araştırın ki bilmeyerek bir topluluğa sataşırsınız da yaptığınıza pişman olan kimseler olursunuz.(Hucurat-6)
  • Hem bilin ki, şüphesiz aranızda Allah'ın Resulu vardır. Eğer o, birçok işte size uyacak olsaydı, gerçekten sıkıntıya düşerdiniz; fakat Allah, size imanı sevdirmiş ve onu kalblerinizde süslemiştir. Küfrü, fıskı ve isyanı ise size çirkin göstermiştir. İşte onlar, gerçekten doğru yolda olanlardır! Bu, Allah'dan bir lütuf ve bir nimettir. Allah ise Alimdir, Hakimdir.(Hucurat-7,8)
  • Eğer müminlerden iki taife birbirleriyle vuruşurlarsa, hemen aralarını düzeltin! Artık onlardan biri ötekine haksızca zulmederse, o takdirde Allah'ın emrine dönünceye kadar, o saldıranla savaşın! Fakat dönerse, o halde aralarını adaletle düzeltin ve adaletli olun! Şüphesiz ki Allah, adaletli olanları sever.(Hucurat-9)
  • Müminler ancak kardeştirler; öyle ise o iki kardeşinizin arasını düzeltin ve Allah'dan sakının ki merhamet olunasınız!(Hucurat-10)
  • Ey iman edenler! Bir topluluk başka bir toplulukla alay etmesin; olur ki, kendilerinden daha hayırlı olabilirler! Birtakım kadınlar da diğer kadınlarla alay etmesinler! Belki kendilerinden daha hayırlıdırlar. Kendinizi de ayıplamayın ve birbirinizi lakablar ile çağırmayın! İmandan sonra fasıklık ismi ne kötüdür! Artık kim tevbe etmezse, işte onlar zalimlerin ta kendileridir!(Hucurat-11)

Tuesday, October 20, 2009

MEKTUBAT

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM
  • Takdir-i Huda, kuvve-i bazu ile dönmez, Bir şem'a ki Mevla yaka, üflemekle sönmez.
  • Zulmün topu var, güllesi var, kal'ası varsa, Hakkın da bükülmez kolu, dönmez yüzü vardır.
  • Ehl-i dünyanın hükmü var, şevketi var, kuvveti varsa; Kur'an'ın feyziyle, hadiminde de; Şaşırmaz ilmi, susmaz sözü vardır; Yanılmaz kalbi, sönmez nuru vardır.
  • Bu dünya çabuk tebeddül eder bir misafirhane olduğunu yakınen iman edip bildim. Onun için, hakiki vatan değil, her yer birdir. Madem her yer misafirhanedir; eğer misafirhane sahibinin rahmeti yar ise, herkes yardır, her yer yarar. Eğer yar değilse, her yer kalbe bardır ve herkes düşmandır.
  • Haksızlığı hak iddia edenlere karşı hak dava etmek ve onlara müracaat etmek, bir haksızlıktır; hakka karşı bir hürmetsizliktir.
  • Ben derim ki: Bu dostlarım içinde çok münafıklar var. Münafık kafirden eşeddir. Onun için, kafir Rus'un bana çektirmediğini çektiriyorlar..(16.Mektub)
  • Kazaya rıza, kadere teslim İslamiyetin bir şiarıdır.
  • Müminlerin kablel-büluğ vefat eden evladları, cennette ebedi, sevimli, cennete layık bir surette daimi çocuk kalacaklarını..ve cennete giden peder ve validelerinin kucaklarında ebedi medar-ı sürur olacaklarını.. ve çocuk sevmek ve evlad okşamak gibi en latif bir zevki, ebeveynine temine medar olacaklarını..ve herbir lezzetli şeyin cennette bulunduğunu..Cennet tenasül yeri olmadığından, evlad muhabbeti ve okşaması olmadığını diyenlerin hükümleri hakikat olmadığını..hem dünyada on senelik kısa bir zamanda teellümatla karışık evlad sevmesine ve okşamasına bedel safi, elemsiz milyonlar sene ebedi evlad sevmesini ve okşamasını kazanmak, ehl-i imanın en büyük bir medar-ı saadeti olduğunu şu ayet-i kerime (vildanun muhalledun) cümlesiyle işaret ediyor ve müjde veriyor.
  • Elbette ve elbette, meşkuk, muaccel bir menfaati kaybeden, muhakkak ve müeccel bin menfaati kazanan; elim teessürat göstermez; meyusane feryad etmez.
  • Madem dünya bir misafirhanedir; vefat eden çocuk nereye gitmiş ise, siz de biz de oraya gideceğiz. Ve hem bu vefat ona mahsus değil, umumi bir caddedir. Hem madem müfarakat dahi ebedi değil; ileride hem berzahta, hem cennette görüşülecektir.
  • Rahmet-i İlahiyenin en latif, en güzel, en hoş, en şirin cilvelerinden olan şefkat; bir iksir-i nuranidir. Aşktan çok keskindir. Çabuk Cenab-ı Hakka vüsule vesile olur.
  • Gerek peder ve gerek valide, veledini bütün dünya gibi severler. Veledi elinden alındığı vakit, eğer bahtiyar ise, hakiki ehl-i iman ise; dünyadan yüzünü çevirir, Münim-i Hakikiyi bulur. Der ki: Dünya madem fanidir; değmiyor alaka-i kalbe.. Veledi nereye gitmişse oraya karşı bir alaka peyda eder; büyük bir manevi hal kazanır.(17.Mektub)

BEDİÜZZAMAN

FETİH SURESİNDEN PARÇALAR

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM
  • (Savaşa gitmemekte) köre bir günah yoktur; topala bir günah yoktur; hastaya da bir günah yoktur. Ve kim Allah'a ve Resulune itaat ederse, onu altlarından ırmaklar akan Cennetlere koyar. Kim de yüz çevirirse, onu elemli bir azab ile cezalandırır.(Fetih-17)
  • And olsun ki, o ağacın altında sana biat ederlerken Allah o müminlerden razı olmuştur; onların kalblerinde olanı bilip, üzerlerine sükunet indirmiş ve onları yakın bir fetih ile mükafatlandırmıştır.(Fetih-18)
  • O zaman inkar edenler kalblerine taassubu, cahiliye taassubunu yerleştirmişlerdi; Allah da Resulunun ve müminlerin üzerine sükunetini indirdi ve onların takva sözüne bağlı kıldı. Zaten buna çok layık, buna ehil idiler. Allah ise, herşeyi hakkıyla bilendir.(Fetih-26)
  • Şanına yemin olsun ki Allah, peygamberine o rüyayı hak olarak tasdik etmiştir. Allah dilerse başlarınızı traş etmiş ve kısaltmış, emniyet içinde kimseler olarak, korkmadan mutlaka Mescid-i Haram'a gireceksiniz! İşte sizin bilmediğiniz şeyleri bildi de ondan önce, yakın bir fetih verdi.(Fetih-27)
  • O, onu, bütün dinlere üstün kılsın diye Resulunu hidayet ve o hak olan din ile gönderendir. Şahid olarak Allah yeter!(Fetih-28)
  • Muhammed Allah'ın Resuludur. Ve onun beraberinde bulunanlar, kafirlere karşı çok şiddetli, kendi aralarında gayet merhametlidirler; onları çokça rüku eden kimseler ve çokça secde eden kimseler olarak görürsün; Allah'dan bir lütuf ve bir rıdvan isterler. Secde eserinden olan alametleri, yüzlerindedir Bu, onların Tevrat'taki vasıflarıdır. İncil'deki vasıfları ise, bir ekin gibidir ki filizini çıkarmış, sonra onu kuvvetlendirmiş, sonra kalınlaşmış da gövdesi üzerine dikilmiştir; bu hal ekincilerin hoşuna gider; bu benzetme kafirleri onlarla öfkelendirmek içindir. Allah, onlardan iman edip salih ameller işleyenlere bir mağfiret ve büyük bir mükafat vad etmiştir.(Fetih-29)

Monday, October 19, 2009

MEKTUBAT

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM
  • Hayat-ı ebediyeyi kazanmakta en birinci vasıta ve saadet-i ebediyenin anahtarı imandır; ona çalışmak lazım geliyor.
  • Milyarlar seneden ziyade olan hayat-ı ebediyeye çalışmasını ve kazanmasını; meşkuk bir iki sene hayat-ı dünyeviyeye lüzumsuz, fuzuli bir surette karışma ile feda etmemek için..hem en mühim, en lüzumlu, en saf ve en hakikatlı olan hizmet-i iman ve Kur'an için şiddetle siyasetten kaçıyor.
  • İmansızlık başka şeylere benzemiyor. Zulümde, fıskt, kebairde birer menhus lezzet-i şeytaniye bulunabilir. Fakat imansızlıkta hiçbir cihet-i lezzet yok. Elem içinde elemdir, zulmet içinde zulmettir, azab içinde azabdır.
  • Eski zamandan beri menfi milliyet ve unsuriyet-perverliğe, Avrupanın bir nevi frenk illeti olduğunda, bir zehr-i katil nazarıyla bakmışım. Ve Avrupa, o frenk illetini İslam içine atmış; ta tefrika versin, parçalasın, yutmasına hazır olsun diye düşünür.
  • Benim boynumda veya koynumda bir akreb bulunduğunu biri söylese veya gösterse; ondan darılmak değil, belki memnun olmak lazım gelir.
  • Kur'an yıldızlarına perde çekilmez. Gözünü kapayan; yalnız kendi görmez, başkasına gece yapamaz.
  • Ahireti bilen ve dünyanın hakikatını keşfeden, aklı varsa pişman olmaz, yeniden dünyaya dönüp uğraşmaz. Elli seneden sonra, alakasız, tek başıyla bir adam; hayat-ı ebediyesini dünyanın bir iki sene gevezeliğine, şarlatanlığına feda etmez.. feda etse, kurnaz olmaz, belki ebleh bir divane olur.
  • Ben nefsimi tebrie etmiyorum..nefsim her fenalığı ister. Fakat şu fani dünyada, şu muvakkat misafirhanede, ihtiyarlık zamanında, kısa bir ömürde, az bir lezzet için, ebedi, daimi hayatınıve saadet-i ebediyesini berbad etmek, ehl-i aklın karı değil. Ehl-i aklın ve zişuurun karı olmadığından, nefs-i emmarem ister istemez akla tabi olmuştur.
  • Hal-ı alemin salahını temenni ediyorum, dua ediyorum ve ehl-i dünyanın ıslahını arzu ediyorum; fakat irade edemiyorum; çünkü elimden gelmiyor. Bilfiil teşebbüs edemiyorum; çünkü ne vazifemdir, ne de iktidarım var.
  • Ahiret kapısında olan bir adama, dünyanın karmakarışık usul ve adatı ona nasıl teklif edilir?
  • Hak ve hakikat inhisar altına alınmaz! İman ve Kur'an nasıl inhisar altına alınabilir?
  • Elbette en bahtiyar odur ki: Dünya için ahiretini unutmasın; ahiretini dünyaya feda etmesin; hayat-ı ebediyesini hayat-ı dünyeviye için bozmasın; malayani şeylerle ömrünü telef etmesin; kendini misafir telakki edip misafirhane sahibinin emirlerine göre hareket etsin; selametle kabir kapısını açıp saadet-i ebediyeye girsin..(16. MEKTUB)

BEDİÜZZAMAN

FETİH SURESİNDEN PARÇALAR

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM

  • Şüphesiz ki biz sana, apaçık bir fetih açtık. Ta ki, Allah senin günahından geçmiş ve gelecek olanı, senin için bağışlasın; üzerine olan nimetini tamamlasın ve seni dosdoğru bir yola hidayet etsin. Ve Allah, sana şanlı bir zaferle yardım etsin!(Fetih-1,3)
  • O, imanlarına iman katsınlar diye müminlerin kalblerine sükunet indirendir. Hem göklerin ve yerin orduları Allah'ındır. Ve Allah, Alimdir, Hakimdir.(Fetih-4)
  • Şüphesiz ki biz seni, bir şahid, bir müjdeleyici ve bir korkutucu olarak gönderdik. Ta ki Allah'a ve Resulüne iman edesiniz; ve O'na yardım edesiniz, hem O'nu büyük bilesiniz! Hem sabah ve akşam O'nu tesbih edesiniz!(Fetih-8,9)
  • Şüphesiz ki sana biat edenler, ancak Allah'a biat etmektedirler. Allah'ın eli onların ellerinin üzerindedir. Artık kim bozarsa, o takdirde ancak kendi aleyhine bozmuş olur. Kim de Allah'a hakkında söz verdiği şeyi yerine getirirse, bunun üzerine ona yakında büyük bir mükafat verecektir.(Fetih-10)
  • O geri bırakılanlar, ganimetleri almak için gittiğiniz zaman: Bizi bırakın da peşinizden gelelim! diyecektir. Onlar Allah'ın kelamını değiştirmek istiyorlar. De ki: Siz asla peşimizden gelmeyeceksiniz; Allah, hakkınızda daha önce böyle buyurmuştur! Bunun üzerine onlar: Hayır! Siz bizi kıskanıyorsunuz! diyeceklerdir. Bilakis, ancak pek az anlıyorlar.(Fetih-15)