BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM
- Alem-i maddi ile alem-i ruhaniyi birbirinden farketmek lazım gelir. Birbirine mezcedilse, hükümleri yanlış görünür.
- Derece-i şuhud, derece-i iman-ı bilgayb'dan çok aşağıdır. Yani: Yalnız şuhuduna istinad eden bir kısım ehl-i velayetin ihatasız keşfiyatı, veraset-i nübüvvet ehli olan asfiya ve muhakkikinin şuhuda değil, Kur'an'a ve vahye, gaybi fakat safi, ihatalı, doğru hakaik-i imaniyelerine dair ahkamlarına yetişemez.
- Demek bütün ahval ve keşfiyatın ve ezvak ve müşahedatın mizanı: Kitab ve sünnettir. Ve mihenkleri, Kitab ve Sünnetin desatir-i kudsiyeleri ve asfiya-i muhakkikinin kavanin-i hadsiyeleridir.
- Şems-i Risaletin en yakın yıldızları ve en karib vereseleri bulunan o Asfiyadan, hiç kimsenin haddi değil, daha ileri gidebilsin. Belki cadde-i kübra onlarındır.
- Vahdet-ül Vücud ise, bir meşreb ve bir hal ve bir nakıs mertebedir. Fakat zevkli, neşeli olduğundan, seyr-ü sulukta o mertebeye girdikleri vakit çoğu çıkmak istemiyorlar, orada kalıyorlar; en münteha mertebe zannediyorlar.
- Bütün eşyanın O'nun icadıyla bir vücıud-u arızisi vardır. Ve o vücud çendan Vacib-ül Vücudun vücuduna nisbeten gayet zaif ve kararsız bir zıl, bir gölgedir; fakat hayal değil, vehim değildir. Cenab-ı Hak, Hallak ismiyle vücud veriyor ve o vücudu idame ediyor.
- Rahman nasıl hakiki bir dünyada rızka muhtaç hakikatlı ziruhları ister; Rahim de, öyle hakiki bir Cenneti ister.
- Yemek yemek, iştihadan gelen bir lezzet, bir iştiyaktır ki onu yemeğe sevkeder. Sonra da yemeğin neticesi, vücudu beslemektir; hayatı idame etmektir.
- Cenab-ı Hakk'ın esma-i hüsnasının had ve hesaba gelmez enva-ı tecelliyatı var. Mahlukatın tenevvüleri, o tecelliyatın tenevvüünden geliyor. O esma ise,daimi bir surette tezahür isterler. Yani nakışlarının ayinelerinde cilve-i cemallerini görmek ve göstermek isterler. Yani, kainat kitabını ve mevcudat mektubatını anenfeanen tazelendirmek isterler. Yani, yeniden yeniye manidar yazmak ve herbir mektubu, Zat-ı mukaddes ve müsemma-yı akdes ile beraber, bütün zişuurların nazar-ı mütalaasına göstermek ve okutturmak iktiza ederler.
- Nasıl ki mahlukattaki faaliyet bir iştiha, bir iştiyak, bir lezzetten geliyor. Ve hatta herbir faaliyette katiyyen lezzet vardır; belki her bir faaliyet, bir nevi lezzettir. Öyle de Vacibül Vücud'a layık bir tarzda ve istiğna-yı zatisine ve gına-yı mutlakına muvafık bir surette ve kemal-i mutlakına münasib bir şekilde hadsiz bir şefkat-i mukaddese ve hadsiz bir muhabbet-i mukaddese var.(18. MEKTUB)
BEDİÜZZAMAN