Tuesday, May 26, 2009

YASİN SURESİNDEN PARÇALAR

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM
  • Ya, Sin. Hikmetli Kur'an'a yemin olsun. Şüphesiz ki sen, elbette peygamberlerdensin. Dosdoğru bir yol üzerindesin.(Yasin-1,4)
  • Bu Kur'an Aziz, Rahim olan Allah'ın tenzilidir. Ta ki, babaları korkutulmamış, kendileri de gaflet içinde kimseler için bir kavmi korkutasın!(Yasin-5,6)
  • Sen, ancak Zikre tabi olan ve gıyaben Rahman'dan korkan kimseyi korkutabilirsin. İşte onu bir mağfiret ve güzel bir mükafatla müjdele!(Yasin-11)
  • Hem ben neden, beni yaratana ibadet etmeyeyim? Halbuki ancak O'na döndürüleceksiniz. Hiç, O'ndan başka İlahlar edinir miyim? Eğer Rahman, bana bir zarar istese, onların şefaati bana bir fayda vermez ve beni kurtaramazlar.(Yasin-22,23)
  • Halbuki o ölü yeryüzü de kendileri için bir delildir. Onu dirilttik ve ondan daneler çıkardık da bundan yiyorlar. Hem orada hurmalıklardan ve üzüm bağlarından nice bahçeler yaptık ve orada gözelerden akıtık.(Yasin-33,34)
  • Ta ki onun mahsulunden yesinler! Halbuki onu elleri yapmamıştır. Hala şükretmeyecekler mi?(Yasin-35)
  • Pek münezzehtir Allah ki, yerin bitirmekte olduklarından ve kendilerinden ve bilemeyecekleri şeylerden çiftleri, onların hepsini yaratmıştır.(Yasin-36)
  • Onlar için bir delil de gecedir. Ondan gündüzü soyup alırız; bir de bakarsın ki, onlar karanlıkta kalıvermiş kimseler olurlar.(Yasin-37)
  • Güneş de kendine mahsus bir yörünge içinde akıp gider. Bu Aziz, Alim olan Allah'ın takdiridir.(Yasin-38)
  • Aya da menziller takdir ettik; nihayet eski hurma dalı gibi olmuştur. Ne güneşin aya yetişmesi kendisine layıktır, ne de gece, gündüzü geride bırakıcıdır. Çünkü herbiri bir yörüngede gezerler.(Yasin-39,40)

Saturday, May 23, 2009

HUBAB

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM
  • Her zamanın insanlarınca, kıymetli addedilerek efkarı celbeden cazibedar bir meta margubtur. Mesela: Bu zamanda en rağbetli, en iftiharlı, siyasetle iştigal ve dünya hayatını temin etmektir.
  • Selef-i salihin asrında ve o zaman çarşısında en mergub meta, Halık-ı Semavat ve arzın marziyyatlarını ve bizden arzularını kelamından istinbat etmek ve nur-u Nübüvvet ve Kur'an ile kapatılmayacak derecede açılan ahiret alemindeki saadet-i ebediyyeyi kazandırmak ve vesailini elde etmek idi.
  • Şimdi ise, fikir ve kalblerin teşettütü, inayet ve himmetlerin zaifiyeti, insanların siyaset ve felsefeye iptila ve rağbetleri yüzünden bütün istidatlar fünun-u hazıra ve hayat-ı dünyeviyeye müteveccihtir. Ahkam-ı diniyeye sarfedilecek müstakim bir içtihad yoktur.
  • İ'lem Eyyühel Aziz! İnsanın akıl ve fikir meydanı öyle bir vüsattedir ki, ihatası mümkün değildir; ve o kadar dardır ki, iğneye mahal olamaz. Evet, bazen zerre içinde dönüyor, katre içerisinde yüzüyor, bir noktada hapsoluyor. Bazen de alemi bir karpuz gibi eline alır ve kainatı misafireten getirir, akıl odasında misafir eder. Bazen de o kadar haddini tecavüz eder, yükseğe çıkar ki; Vacib-ül Vücudu görmeğe çalışır. Bazan da küçülür, zerreye benzer. Bazan da semavat kadar büyür. Bazan da bir katreye girer. Bazan da fıtrat ve hilkati içine alır.
  • Cin ve insin en çok isyanlarını, en şedit tuğyanlarını, en azim küfranlarını tevlid eden şöyle bir vaziyetleridir ki, nimet içinde inamı görmüyorlar. İnamı görmediklerinden Mün'im-i Hakikiden gaflet ederler.
  • Binaenaleyh, her bir nimetin bidayetinde, mümin olan kimse besmeleyi okusun. Ve o nimetin Allah'tan olduğunu kasdetmekle, kendisi ancak Allahın ismiyle Allah'ın hesabına aldığını bilerek, Allah'a minnet ve şükranla mukabelede bulunsun.
  • İlem Ey Nida! Nedir bu gurur ve nedir bu gaflet? Nedir bu haşmet, nedir bu istiğna, nedir bu azamet? Elindeki ihtiyar bir kıl kadardır ve iktidarın bir zerre kadardır. Ve hayatın söndü, ancak bir şule kaldı. Ömrün geçti, şuurun söndü, bir lema kaldı. Şöhretin gitti, ancak bir an kaldı..
  • Zamanın geçti kabirden başka mekanın var mı? Biçare! Aczine ve fakrına bir had var mı? Emellerin nihayetsizdir, ecelin yakındır. Evet, böyle acz ve fakrınla iktidar ve ihtiyardan hali bir insanın ne olacak hali? Hazain-i Rahmet sahibi Halık-ı Rahman-ür Rahim'e, böyle bir acz ile itimad etmek lazımdır. O'dur herkese bir nokta-ı istinad. O'dur her zaife cihet-i istimdad.

BEDİÜZZAMAN

FATIR SURESİNDEN PARÇALAR

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM
  • Görmedin mi, muhakkak ki Allah gökten bir su indirdi. Böylece onunla renkleri muhtelif mahsuller çıkardık. Dağlardan da beyaz, kırmızı, renkleri farklı ve simsiyah yollar yaptık.(Fatır-27)
  • İnsanlardan, hareketli canlılardan ve sağmal hayvanlardan da böyle renkleri muhtelif olanlar vardır. Kulları içinde Allah'dan ancak alimler korkar. Muhakkak ki Allah, Azizdir, Gafurdur.(Fatır-28)
  • Doğrusu Allah'ın kitabını okuyanlar, namazı hakkıyla eda edenler ve kendilerini rızıklandırdığımız şeylerden gizlice ve açıkça sarf edenler asla zarar etmeyecek bir ticaret umarlar.(Fatır-29)
  • Sonra o kitabı, kullarımızdan seçtiğimiz kimselere miras verdik. Artık onlardan nefsine zulmeden de var, içlerinden muktesid de var. Bir de onlardan Allah'ın izniyle hayırlarda öne geçen var. İşte büyük lütuf budur!(Fatır-32)
  • Muhakkak ki Allah, göklerin ve yerin gaybını bilendir. Doğrusu O, sinelerin içinde olanı hakkıyla bilicidir.(Fatır-38)

Wednesday, May 20, 2009

FATIR SURESİNDEN PARÇALAR

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM
  • Hamd, göklerin ve yerin Fatır'ı, melekleri ikişer, üçer, dörder kanatlı elçiler yapan Allah'a mahsustur. O, yaratmada ne dilerse arttırır. Şüphesiz ki Allah, herşeye hakkıyla gücü yetendir.(Fatır-1)
  • Ey insanlar! Allah'ın üzerinizdeki nimeti hatırlayın! Allah'dan başka sizi gökten ve yerden rızıklandıracak bir yaratıcı mı var? O'ndan başka ilah yoktur. Öyle ise nasıl çeviriliyorsunuz?(Fatır-3)
  • Ey insanlar! Muhakkak ki Allah'ın vadi haktır. Öyle ise dünya hayatı sakın sizi aldatmasın! Ve sakın o çok aldatıcı şeytan, sizi Allah ile kandırmasın!(Fatır-5)
  • Şüphesiz ki şeytan size düşmandır; öyle ise onun düşman edinin! O, kendi taraftarlarını ancak alevli ateş ehlinden olsunlar diye çağırır.(Fatır-6)
  • Ve Allah O'dur ki, bulutları hemen harekete geçiren rüzgarları gönderdi. Sonra onu ölü bir beldeye sevketmişizdir de, onunla o yere ölümünden sonra hayat vermişizdir. İşte dirilme de böyledir!(Fatır-9)
  • Kim izzet istiyorsa, o halde bilsin ki, izzet tamamıyla Allah'ındır. Güzel söz O'na yükselir; salih amel de onu yükseltir. Kötülüklerle tuzak kuranlara gelince, onlar için şiddetli bir azab vardır. İşte onların tuzağı yok mu, kendisi darmadağın olur.(Fatır-10)
  • Allah ise sizi bir topraktan, sonra bir nutfeden yaratmış, sonra da sizi çiftler kılmıştır. Fakat O'nun ilmi olmadan hiçbir dişi, ne hamile kalır, ne de doğurur. Kendine ömür verilen bir kimseye ömür verilmesi de, onun ömründen kısaltılması da ancak bir kitabda yazılıdır. Şüphesiz ki bu, Allah'a göre pek kolaydır.(Fatır-11)
  • Ve iki deniz bir olmaz. Bu tatlıdır, susuzluğu gidericidir, içmesi kolaydır; şu da tuzludur, acıdır! Bununla beraber her birinden taze bir et yersiniz ve kendisini takınacağınız bir ziynet çıkarırsınız. Ayrıca gemileri onda suyu yara yara gidenler olarak görürsün. Ta ki O'nun lütfundan arayasınız ve umulur ki şükredersiniz.(Fatır-12)
  • O geceyi gündüze katar, gündüzü de geceye katar; hem güneşi ve ayı boyun eğdirmiştir. Herbiri belirli bir vakte kadar akar gider. İşte Rabbiniz olan Allah, budur. Mülk O'nundur. O'ndan başka yalvarmakta olduklarınız ise, bir çekirdek zarına bile sahib olamazlar!(Fatır-13)
  • Ey insanlar! Siz Allah'a muhtaç kimselersiniz. Halbuki Gani, Hamid olan ancak Allah'dır. Eğer dilerse sizi giderir de yeni bir halk getirir. Ve bu Allah'a göre zor bir şey değildir.(Fatır-15,16,17)
  • Hem hiçbir günahkar, başkasının günahını yüklenmez. Artık ağır gelen kimse onu taşımaya çağırsa ve bu akrabası bile olsa, ondan bir şey yüklenmez. Ey Muhammed! Sen ancak, gıyaben Rablerinden korkanları ve namazı hakkıyla eda edenleri korkutursun. Artık kim temizlenirse, o takdirde ancak kendi lehine temizlenmiş olur. Ve dönüş ancak Allah'adır.(Fatır-18)

Sunday, May 17, 2009

SEBE SURESİNDEN PARÇALAR

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM
  • Çünkü onlara ayetlerimiz apaçık olarak okunduğu zaman: Bu ancak, atalarınızın tapmakta olduğu şeylerden sizi çevirmek isteyen bir adamdır, dediler. Bir de: Bu, uydurulmuş bir iftiradan başka bir şey değildir, dediler. İnkar edenler, kendilerine o hak Kur'an gelince de: Bu, ancak apaçık bir sihirdir, dediler.(Sebe-43)
  • Halbuki onlara ders alacakları kitablardan vermemiştik ve senden önce kendilerine hiçbir korkutucu göndermemiştik.(Sebe-44)
  • De ki: Sizden bir ücret istemişsem, o halde o sizin olsun! Benim ücretim ancak Allah'a aiddir. O ise, herşeye hakkıyla şahiddir.(Sebe-47)
  • De ki: Eğer dalalete düşersem, o takdirde ancak kendi aleyhime sapmış olurum. Ama hidayete ermiş isem, artık Rabbimin bana vahyettiği sayesindedir. Şüphesiz ki O, Semidir, Karibdir.(Sebe-50)
  • Artık onlarla canlarının çekmekte oldukları şeyler arasına engel konulmuştur. Nitekim daha önce benzerlerine de böyle yapılmıştı. Çünkü onlar, kuşku veren bir şüphe içinde idiler.(Sebe-54)

Saturday, May 16, 2009

HUBAB

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM
  • Kavaid-i usuliyedendir ki: Bir mesele hakkında isbat edenin sözü nefyedenin sözüne müreccahtır. Çünkü, isbat edenin yardımcıları var, sözünde kuvvet olur. Nefyedenin yardımcısı olmadığından tek kalır, sözünde kuvvet yoktur.
  • Binaenaleyh, bir mesele-i imaniyenin nefyi hakkında ehl-i dalaletin ittifakları haber-i vahid hükmündedir, tesiri yoktur.
  • Bir küll ne şeye muhtaç ise, cüz'ü e o şeye muhtaçtır.
  • Tarihlerin naklettikleri Peygamberimizin(A.S.M) bidayet-i hayatına maddi, sathi, suri bir nazar ile bakan bir adam şahsiyet-i maneviyesini idrak edemez. Ve derece-i kıymetine vasıl olamaz.
  • Evet, Nebiyy-i Zişan(A.S.M) tecelliyat-ı İlahiyyeye mazhar ve makesdir; masdar ve menba değildir. Çünkü, o zat yalnız abiddir ve ibadetçe herkesten ileridir. Demek bu kadar görünen terakkiyat, kemalat onun zati malı değildir. Ancak hariçten verilen Rahman-ı Rahimin tecellileridir.
  • İlem ey mağrur, mütekebbir, mütemerrid nefis! Sen öyle bir zafiyet, acz, fakirlik, miskinlik gibi hallere mahalsin ki, ciğerine yapışan ve çok defa büyülttükten sonra ancak görülebilen bir mikroba mukavemet edemezsin; seni yere serer, öldürür.
  • İnsanların en büyük zulümlerinden biri de şudur ki: Büyük bir cemaatin mesaisine terettüb eden -hasenatı intac eden- semeratı bir şahsa isnad ve ona malederler. Bu zulümde bir şirk-i hafi vardır.
  • Zikreden adamın, feyz-i İlahiyi celbeden muhtelif latifeleri vardır. Bir kısmı, kalb ve aklın şuuruna bağlıdır. Bir kısmı da şuursuz, yani şuurlara tabi değildir. Binaenaleyh, gaflet ile yapılan zikirler dahi feyizden hali değildir.
  • Kelime-i Tevhid'in tekrar ile zikrine devam etmek, kalbi pek çok şeylerle bağlayan bağları, ipleri kırmak içindir. Ve nefsin tapacak derecede sanem ittihaz ettiği mahbublardan yüzünü çevirmektir.
  • İnsanın bir akrabasına okuduğu bir Fatiha-ı şerifeden hasıl olan sevapta istifade etmekte, bir ile bin müsavidir.
  • Zati olan meziyetini mükafat-ı uhreviyeye sakla, birkaç kuruşluk dünya metaına satma.
  • Müslümanlar ile ülfet ve muabbetleri mümkün olmayan kafirlere muhabbet boşa gidiyor. Onların muhabeti ile karşılaşılamaz. Onlardan meded beklenilemez.
  • Kafirlerin, müslümanlara ve ehl-i Kur'ana düşman olmaları küfrün iktizasındandır. Çünkü, küfür imana zıttır.
  • Evet, mümi olan kimse, iman ve tevhid iktizasıyla, kainata bir mehd-i uhuvvet nazarıyla baktığı gibi; bütün mahlukatı, bilhassa insanları, bilhassa İslamları birbiriyle bağlayan ip de, ancak uhuvvettir. Çünkü iman bütün müminleri bir babanın cenah-ı şefkati altında yaşayan kardeşler gibi kardeş addediyor.

BEDİÜZZAMAN

Thursday, May 14, 2009

KATRENİN ZEYLİ

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM
  • Arkadaş! Vaktin evvelinde, Kabe'yi hayalen nazara almakla namaz kılmak mendubdur ki, birbirine giren daireler gibi Beyt'in etrafında teşekkül eden safları görmekle, yakın saflar Beyt'i ihata ettikleri gibi, en uzak safların da Alem-i İslamı ihata temiş olduğunu hayal ile görsün.
  • Arkadaş! Vesvese ve evham zulmetleri içinde yürürken, Resul-u Ekrem'in sünnetleri birer yıldız, birer lamba vazifesini gördüklerini gördüm.
  • Halik ile nefis arasında bir kırb ve bu'd vardır. Kurb Halıkındır, bu'd nefsindir. Eğer nefis uzaklığı cihetiyle enaniyet ile Halık'a bakıp: Bana tesir edemez, diye bir ahmaklıkta bulunursa dalalete düşer. Ve keza, nefis mükafatı gördüğü zaman: Keşke ben de öyle yapsaydım, böyle olaydım, der. Mücazatın şiddetini gördüğü vakit, teami ve inkar ile kendisini teselli eder.
  • Ey ahmak nokta-i sevda! Halık'ın efali sana nazır değildir. Ancak O'na bakar. Kainatı senin hendesen üzerine yapmış değildir. Ve seni hilkat-i alemde şahid tutmamıştır.
  • Arkadaş! Bilhassa muztar olanların dualarının büyük bir tesiri vardır.
  • Kardeşlerim! Nefsin en mühim bir hastalığı şudur ki, küllü cüz'de, büyüğü küçükte görmek istiyor. Göremediği takdirde red ve inkar eder.
  • Kasden ve bizzat kimse küfrü kabul etmez. Yalnız şirk heva-i nefislerine yapışır. Onlar da içine düşer; mülevves, pis olurlar. Ondan çıkması müşkülleşir. İman ise, kasden ve bizzat takib ve kabul edilmekle kalbin içine bırakılır.
  • Yahu bu sineğe bak! Gayet küçücük zarif elleriyle kanatlarını, gözlerini siler süpürür. Her işini görür. Sen de laakal onun kadar vücuduna hizmet etmelisin.
  • Arkadaş! İslamiyet, bütün insanlara bir nur, bir rahmettir. Kafirler bile onun rahmetinden istifade etmişlerdir. Çünkü, İslamiyet'in telkiniyle küfr-ü mutlak, inkar-ı mutlak; şek ve tereddüde inkılab etmiştir.
  • Arkadaş! Nefis, tenbellik saikasıyla vazife-i ubudiyetini terk ettiğinden tesettür etmek istiyor.
  • Arkadaş! Her bir insanın bir nokta-ı istinadı bulunduğuna nazaran, istinad noktalarını tefavütüne göre insanların yapabileceği işler de tefavüt eder. Mesela: Büyük bir sultana istinadı olan bir nefer, bir şahın yapamadığı bir işi yapar.
  • Arkadaş! Nefsin vücudunda bir körlük vardır. O körlük vücudunda zerre-miskal kaldıkça hakikat güneşinin görünmesine mani bir hicab olur.
  • Gafletle,kendi hesabına bir iş yaptığın zaman, haddini tecavüz etme. Eğer Malikin hesabına olursa istediğin şeyi al ve yap. Fakat izin ve meşiet ve emri dairesinde olmak şartıyla..İzin ve meşietini de Şeriatından öğrenirsin.
  • Ey şan ve şerefi, nam ve şöhreti isteyen adam! Gel, o dersi benden al. Şöhret ayn-ı riyadır ve kalbi öldüren zehirli bir baldır. Ve insanı insanlara abd ve köle yapar.

BEDİÜZZAMAN

SEBE SURESİNDEN PARÇALAR

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM
  • Ve o gün, O'nun huzurunda kendisine izin verdiği kimseden başkasının şefaati fayda vermez. Nihayet kalblerinden dehşet giderildiği zaman: Rabbimiz ne buyurdu? derler. Onlar da: Hakkı buyurdu! derler. Ve O Aliyy'dir, Kebirdir.(Sebe-23)
  • Ey Resulum! Biz seni ancak bütün insanlara bir müjdeci ve bir korkutucu olarak gönderdik; fakat insanların çoğu bilmezler.(Sebe-28)
  • Bir de: Eğer doğru kimseler iseniz, bu vad ne zaman diyorlar. De ki: Sizin için vad edilen öyle bir gün vardır ki, ondan ne bir saat geri kalabilirsiniz, ne de öne geçebilirsiniz.(Sebe-30)
  • Ve inkar edenler dedi ki: Ne bu Kur'ana, ne de onun önündekilere asla inanmayız! Fakat sen, o zalimleri Rablerinin huzurunda durdurulmuş kimseler olduklarında bir görsen! Birbirlerine söz çevirirler. Zayıf düşürülenler, büyüklük taslayanlara: Siz olmasaydınız elbette mü'min kimseler olurduk, derler.(Sebe-31)
  • Büyüklük taslayanlar, o zayıf düşürülenlere derler ki: Size geldikten sonra sizi hidayetten biz mi çevirdik? Bilakis günahkar kimseler idiniz.(Sebe-32)
  • Hem hiçbir memlekete bir korkutucu göndermedik ki, mutlaka oranın nimet içinde olanları: Gerçekten biz kendisiyle gönderildiğiniz şeyi inkar edenleriz, demiş olmasın!(Sebe-34)
  • Bir de: Biz mallar ve çocuklar cihetiyle daha fazlayız ve biz azaba uğratılacak kimseler değiliz, dediler. De ki: Şüphesiz ki Rabbim, dilediğine rızkı genişletir ve daraltır. Fakat insanların çoğu bilmezler.(Sebe-35,36)
  • Halbuki size katımızda mertebece yakınlık sağlayacak olan ne mallarınız, ne de evladlarınızdır; ancak iman edip salih amel işleyen müstesna. İşte onlar var ya, kendileri için işledikleri ameller sebebiyle kat kat mükafat vardır ve onlar yüksek köşklerde emniyet içinde olan kimselerdir.(Sebe-37)
  • De ki: Şüphe yok ki Rabbim, kullarından dilediğine rızkı genişletir ve ona daraltır. Ve her ne şey sarf ettiyseniz, artık O,bunun yerine başkasını verir. Çünkü O, rızık verenlerin en hayırlısıdır.(Sebe-39)

Wednesday, May 13, 2009

KATRE

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM
  • Kafirin ruhunda hırs, adavet olduğu gibi, nefsini istilzam ve nefsine itimadı vardır. Bu sırra binaendir ki, dünya hayatında bazen galebe kafirlerde olur. Ve keza kafir, dünyada hasenatının mükafatını filcümle görür. Mü'min ise, seyyiatının cezasını görür.
  • Arkadaş! Kalb ile ruhun hastalığı nisbetinde felsefe ilimlerine meyil ve muhabbet ziyade olur. O hastalık marazı da ulum-u akliyeye tevaggul etmek nisbetindedir. Demek manevi olan hastalıklar, insanları akli ilimlere teşvik ve sevkeder. Ve akliyat ile iştigal eden, emraz-ı kalbiyeye mübtela olur!
  • Niyet ölü ve meyyit olan haletleri ihya eden ve canlı hayatlı ibadetlere çeviren bir ruhtur. O ruhun ruhu da ihlastır. Öyle ise necat halas ancak ihlas iledir. İşte bu hasiyete binaendir ki, az bir zamanda çok ameller husule gelir. Buna binaendir ki, az bir ömürde cennet kazanılır. Ve niyet ile insan daimi bir şakir olur, şükür sevabını kazanır.
  • Mün'imi düşünmek lezzeti, nimeti düşünmekten daha lezizdir.
  • Arkadaş! Esbab ve vesaiti insan kucağına alıp yapışırsa, zillet ve hakarete sebeb olur.
  • Eğer herşey Cenab-ı Hakka isnad edilmezse, bir an-ı vahidde, gayr-i mütenahi ilahların isbatı lazım gelir.
  • Bir insan en evvel muhabbetini Allah'a verirse, onun muhabbeti dolayısıyla Allah'ın sevdiği herşeyi sever. Ve mahlukata taksim ettiği muhabbeti, Allah'a olan muhabbetini tenkis değil, tezyid eder.
  • Ayetle taahhüd altına alınan, zaruri kısmıdır. Evet, hayatı koruyacak derecede gıda veriliyor. Cisim ve bedenin semizliği ve zaafiyeti rızkın çok ve az olduğuna bakmaz. Denizin balıklarıyla karanın patlıcanları şahittir.

BEDİÜZZAMAN

SEBE SURESİNDEN PARÇALAR

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM
  • Şanım hakkı için, Davud'a tarafımızdan bir üstünlük verdik. Ey dağlar ve kuşlar! Onunla beraber tesbih edin! dedik. Ve, Geniş zırhlar yap! diye demiri ona yumuşattık. Hem dokumasında ölçüyü gözet ve salih amel işleyin! Çünkü ben ne yaparsanız hakkıyla görenim, diye vahyettik.(Sebe-10,11)
  • Süleyman'a da rüzgarı boyun eğdirdik! Sabah gidişi bir ay, akşam dönüşü de bir aylık mesafedir. Ve erimiş bakır menba'ını onun için akıttık. Rabbisinin izniyle onun önünden çalışan bir kısım cinler de vardı. Onlardan kim emrimizden sapsa, ona alevli ateş azabından tattırırız.(Sebe-12)
  • O cinniler ona saraylardan, timsallerden, havuzlar gibi geniş leğenlerden ve sabit kazanlardan ne dilerse yaparlardı. Ey Davud ailesi, şükür için çok çalışın! Fakat kullarımdan çokça şükreden azdır.(Sebe-13)
  • Artık Süleyman'ın ölümüne hükmettiğimiz zaman, onlara ölümünü ancak asasından yemekte olan dabbet-ül arz fark ettirdi. Bunun üzerine Süleyman yere yıkılınca, cinler için açıkça belli oldu ki, eğer gaybı biliyor olsalardı, o aşağılayıcı azab içinde kalmazlardı.(Sebe-14)
  • Celalim hakkı için Sebe kavmi için oturdukları yerde bir ibret vardı. Sağdan ve soldan iki bahçe. Rabbinizin rızkından yiyin de O'na şükredin! İşte hoş bir memleket ve çok bağışlayıcı bir Rab! denilmişti.(Sebe-15)
  • Fakat onlar yüz çevirdiler; bu yüzden üzerlerine Arim selini gönderdik ve onların iki bahçesini buruk yemişli, acı ılgınlı ve sidir ağacından az bir şey bulunan iki bahçeye çevirdik. Nankörlük ettiklerinden dolayı onları böyle cezalandırdık. Çok nankörlük edenlerden başkasını mı cezalandırırız?(Sebe-16,17)
  • And olsun ki İblis, onlar hakkındaki zannını doğru çıkardı da mü'minlerden bir zümre hariç ona uydular.(Sebe-20)
  • Halbuki onun kendileri üzerinde hiçbir kuvveti yoktu; ancak ahirete iman edeni, ondan şüphe içinde olan o kimseden ayıralım diye ona bu mühleti verdik. Çünkü Rabbin, her şeyi hakkıyla muhafaza edendir.(Sebe-21)
  • Habibim De ki: Allah'dan başka ilah zannettiğiniz şeylere yalvarın bakalım; ne göklerde ne de yerde zerre ağırlığınca sahib değildirler; çünkü onların bunda hiçbir ortaklığı yoktur ve O'nun için, onlardan hiçbir yardımcı yoktur.(Sebe-22)

Tuesday, May 12, 2009

KATRE

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM
  • Arkadaş! Amale ve taate muvaffak olamayan azabdan korkar, yeise düşer. Böylebir me'yusun gözüne, dini meselelere münafi edna ve zayıf bir emare, kocaman bir bürhan görünür.
  • A'male güvenmek ucubdur, insanı dalalete atar. Çünkü, insanın yaptığı kemalat ve iyiliklerde hakkı yoktur. Mülkü değildir, onlara güvenemez. Hem insanın vücudu ve cesedi bile onun değildir. O vücudu yolda bulmuş, lakita olarak temellük de etmiş değildir.
  • Binaenaleyh, malikiyet davasından vazgeç. Kendini mehasin ve kemalata masdar olduğunu zannetme. Ve kat'iyyen bil ki, senden sana yalnız noksan ve kusur vardır. Çünkü, su-i ihtiyarınla sana verilen kemalatı bile tağyir ediyorsun. Senin hanen hükmünde bulunan cesedin bile emanettir. Mehasinin hep mevhubedir, seyyiatın meksubedir.
  • Evet, gurur ile, insan maddi ve manevi kemalat ve mehasinden mahrum kalır. Eğer gurur saikasıyla başkaların kemalatına tenezzül etmeyip kendi kemalatını kafi ve yüksek görürse, o insan nakıstır.
  • Evet, insan hüsn-ü zanna memurdur. İnsan herkesi kendisinden üstün bilmelidir. Kendisinde bulunan su-i ahlakı, su-i zan saikasıyla başkalara teşmil etmesin. Ve başkaların bazı harekatını, hikmetini bilmediğinden, takbih etmesin. Binaenaleyh, eslaf-ı izamın hikmetini bilmediğimiz bazı hallerini beğenmemek su-i zandır. Su-i zan ise, maddi ve manevi içtimaiyatı zedeler.
  • Malik-i Hakikiden gaflet, nefsin firavunluğuna sebeb olur. Evet taht-ı tasarrufunda bulunan bütün eşyanın malik-i hakikisini unutan, kendisini kendisine malik zannederek hakimiyet tevehhümünde bulunur.
  • Evet bu cisim ebedi değil, demirden değil, taştan değil..ancak et ve kemikten ibaret bir şeydir. Ani olarak senin başına yıkılıyor, altında kalıyorsun. Bak zaman-ı mazi senin gibi geçmiş olanlara geniş bir kabir olduğu gibi, istikbal zamanı da geniş bir mezaristan olacaktır. Bugün sen iki kabrin arasındasın; artık sen bilirsin!
  • Şu gördüğün dünyayı, bütün lezaiziyle, sefahatlarıyle, sefalarıyla pek ağır ve büyük bir yük gördüm. Ruhu fasid, kalbi hasta olanlardan başka kimse o ağır yükün altına giremez. Çünkü, bütün kainatla alakadar olmaktansa ve herşeyin minnetine girmektense ve bütün esbab ve vesaite el açıp arz-ı ihtiyaç etmektense, bir Rabb-i Vahid, Semi ve Basire iltica etmek daha rahat ve daha karlı değil midir?

BEDİÜZZAMAN

SEBE SURESİNDEN PARÇALAR

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM
  • Hamd, göklerde ne var, yerde ne varsa kendisinin olan Allah'a mahsustur. Hamd, ahirette de O'na mahsustur. Çünkü O, Hakimdir, Habirdir.(Sebe-1)
  • İnkar edenler ise: Bize kıyamet gelmez dediler. De ki: Hayır! Gaybı hakkıyla bilen Rabbime yemin ederim ki, size mutlaka gelecektir! Ne göklerde, ne de yerde zerre ağırlığınca O'nda gizli kalmaz; ve ne bundan daha küçük, ne de daha büyük hiçbir şey yoktur ki, apaçık beyan eden bir kitabda bulunmasın!(Sebe-3)
  • Ayetlerimiz hususunda acze düşürmeye çalışan kimseler olarak uğraşanlara gelince, işte onlar yok mu, kendileri için, en kötüsünden, elemli bir azab vardır.(Sebe-5)
  • Halbuki kendilerine ilim verilenler, Rabbinden sana indirilenin gerçekten hak olduğunu ve Aziz, Hamid olan Allah'ın yoluna hidayet ettiğini görürler.(Sebe-6)

Monday, May 11, 2009

KATRE

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM
  • Nimete bakıldığı zaman Mün'im, sanata bakıldığı zaman Sani', esbaba nazar edildiği vakit Müessir-i Hakiki zihne ve fikre gelmelidir.
  • Ve keza, nazar ile niyet mahiyet-i eşyayı tağyir eder. Günahı sevaba, sevabı günaha kalbeder. Evet, niyet adi bir hareketi ibadete çevirir. Ve gösteriş için yapılan bir ibadeti günaha kalbeder. Maddiyata esbab hesabıyla bakılırsa cehalettir. Allah hesabıyla olursa marifet-i İlahiyedir.
  • Evet herkesin bütün saadetleri, bir Rabb-ı Rahim'e olan teslimiyete bağlıdır. Aksi takdirde pek çok Rablere muhtaç olur.
  • Ancak O'nun kudretiyle, iradesiyle her müşkil hallolur ve kapalı kapılar açılır. Ve O'nun zikriyle kalbler mutmain olurlar. Binaenaleyh, necat ve halas ancak Allah'a iltica ile olur.
  • Evet, insan kainatın en eşrefi ve esbab içinde ihtiyarı en geniş olduğu halde, ef'al-i ihtiyarisi içinde yemek ve içmek gibi en adi bir fiilinde, yüz cüz'ünden ancak bir cüz'ü insana ait olabilir. Esbabın sultanı olan insan, böyle eli bağlı, te'sirsiz olursa öteki esbab-ı camide ne halt edebilir?
  • Sani-i alem, alemde dahil olmadığı gibi alemden hariç de değildir. İlmi ve kudreti ile herşeyin içinde olduğu gibi her şeyin fevkindedir. Bir şeyi gördüğü gibi, bütün eşyayı da beraber görür.
  • Kainat o Halıkın nurunun gölgesi, esmasının tecelliyatı, ef'alinin asarıdır.

BEDİÜZZAMAN

AHZAB SURESİNDEN PARÇALAR

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM
  • İnsanlar sana kıyametin vaktinden soruyor. De ki: Onun ilmi ancak Allah katındadır. Ne bilirsin, belki o kıyamet yakın olabilir!(Ahzab-63)
  • Ey iman edenler! Allah'dan sakının ve doğru söz söyleyin! Ki Allah, size işlerinizi düzeltsin ve sizin için günahlarınızı bağışlasın! Ve kim Allah'a ve Resulune itaat ederse, o takdirde gerçekten büyük bir kurtuluşa ermiş olur.(Ahzab-70,71)
  • Muhakkak ki biz emaneti göklere, yere ve dağlara arz ettik de onu yüklenmekten çekindiler ve ondan korktular; insan ise onu yükleniverdi. Doğrusu o çok zalim, çok cahildir.(Ahzab-72)
  • Ki Allah, münafık erkekler ve münafık kadınlara,müşrik erkekler ve müşrik kadınlara azab etsin; ve Allah, mü'min erkeklerin ve mü'min kadınların tevbelerini kabul etsin! Çünkü Allah, Gafur'dur, Rahim'dir.(Ahzab-73)