BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM
- Arzın semavatla alakası, muamelesi olup aralarında çok büyük irtibat vardır. Evet, arza gelen ziya, hararet, bereket vesaire semavattan geliyor. Arzdan da semaya dualar, ibadetler, ruhlar gidiyor. Demek aralarında cereyan eden ticari muamelelerden anlaşılıyor ki; arzın sakinleri için semaya çıkmaya bir yol vardır ki, enbiya, evliya, ervah cesetlerinden tecerrüd ile semavata uruc ederler.
- Ey insan-ı hakir, sağir, aciz! Ne suretle, şeytanları recmeden melaike ile necimlerin, şemslerin, kamerlerin itaat ettikleri Sultan-ı Ezele isyan ediyorsun! Nasıl kocaman yıldızları mermi, kurşun yerinde kullanabilen bir askere sahib olan bir sultana karşı isyan etmeye cesaret ediyorsun!
- İnsanın en evvel ve en büyük vazifesi, tesbih ve tahmiddir. Evvela mazi, hal ve istikbal zamanlarında görmüş veya görecek nimetler lisanıyla, sonra nefsinde veya haricinde görmekte olduğu inamlar lisanıyla, sonra mahlukatın yapmakta oldukları tesbihatı şehadet ve müşahede lisanıyla Sanii hamd ü sena etmektir.
- Birşey hakkında verilen karar, kader demektir. O kararın infazı, kaza demektir. O kararın iptalıyla hükmü kazadan affetmek, ata demektir.
- İnsan yaratılışında kendi nefsine muhib olarak yaratılmıştır. Hatta bizzat nefsi kadar birşeye sevgisi yoktur. Kendisini ancak Mabuda layık senalar ile medhediyor. Nefsini bütün ayıplardan, kusurlardan tenzih etmekle -haklı olsun, haksız olsun- kemal-i şiddetle müdafaa ediyor. Bu mertebede nefsin tezkiyesi, ancak adem-i tezkiyesiyle olur.
- Nefis hizmet zamanında geri kaçar. Ücret vaktinde ileri safa hücum ediyor. Bu mertebede onun tezkiyesi, yaptığı fiili aksetmekle olur. Yani işe, hizmete ileriye sevkedilmeli, ücret tevziinde geriye bırakılmalıdır.
- Kendi nefsinde, torbasında, kusur, naks, acz, fakr'dan maada birşeyi bırakmamalıdır. Bütün mehasin, iyilikler, Fatır-ı Hakim tarafından inam edilen nimetler olup hamdi iktiza eder. Fahrı istilzam etmediklerini itikad ve telakki edilmelidir. Bu mertebede onun tezkiyesi, kemalinin adem-i kemalinde, kudretinin aczinde, gınasının fakrında olduğunu bilmekten ibarettir.
- Kendisi istiklaliyet halinde fani, hadis, madum olduğunu ve esma-i İlahiyeye ayinedarlık ettiği halde şahid, meşhud, mevcud olduğunu bilmekten ibarettir. Bu mertebede onun tezkiyesi; vücudunda ademini, ademinde vücudunu bilmekle Lehül Mülkü Velehül Hamd'ı kendisine vird ittihaz etmektir.
- Ubudiyet, sebkat eden nimetin neticesi ve onun fiatıdır. Gelecek bir nimetin mükafat mukaddemesi ve vesilesi değildir. Mesela: İnsanın en güzel bir surette yaratılışı, ubudiyeti iktiza eden sabık bir nimet olduğu ve sonra da, imanın itasıyla kendisini sana tarif etmesi, ubudiyeti iktiza eden sabık nimetlerdir.
- İnsanın yaptığı sanatların sühulet ve suubet dereceleri, onun ilim ve cehliyle ölçülür. Ne kadar sanatlarda bilhassa ince ve latif cihazatta ilmi mahareti çok olursa, o nisbette kolay olur. Cehli nisbetinde de zahmet olur.
BEDİÜZZAMAN
No comments:
Post a Comment