Friday, July 24, 2009

ONUNCU RİSALE

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM
  • İnsanın havf ve muhabbeti halka teveccüh ettiği takdirde, havf bir bela, bir elem olur. Muhabbet bir musibet gibi olur. Zira o korktuğun adam, ya sana merhamet etmez veya senin istirhamlarını işitmez. Muhabbet ettiğin şahıs da, ya seni tanımaz veya muhabbetine tenezzül etmez.
  • Dünyaya ve cismani lezaize meyledersen aciz, zelil bir cüz'i olursun. Eğer cihazatını insaniyet-i kübra denilen İslamiyet hesabına sarf edersen, bir külli ve bir küll olursun.
  • Bu kadar elim firak ve ayrılıklara maruz kalmakla çektiğin elemlerin sebebi ve kabahati sendedir. Çünkü o muhabbetleri gayr yerinde sarf ediyorsun.
  • İnsanın ömür dakikaları insana avdet ederler. Ya gafletle muzlim olarak gelirler veya hasenat-ı muzie ile avdet ederler.
  • Amma şeytanın talebesi olan nefs-i emmare, cismin küçüklüğünü sanatın küçüklüğüne atfetmekle, esbabdan sudurunu tecviz ediyor. Ve pek büyük cisimler dahi hikmet ile yaratılmamış iddiasında bulunarak bir nevi abesiyete isnad ediyor.
  • İnsanın sanatıyla Halık'ın sanatı arasındaki fark: İnsan kendi sanatının arkasında görünebilir, amma Halık'ın masnuu arkasında yetmiş bin perde vardır. Fakat, Halıkın bütün masnuatı defaten bir nazarda görünebilirse, siyah perdeler ortadan kalkar, nuraniler kalır.
  • Hayvanattan olsun nebatattan olsun tevellüd ile tenasül şümulüne dahil olan her ferd vech-i arzı istila ve tasallut etmek niyetindedir ki, arzı kendisine ve zürriyetine has ve halis bir mescid yapmakla Fatır-ı Hakim'in esma-i hüsnasını izhar ile Halıkına gayr-i mütenahi bir ibadette bulunsun.
  • Kur'an-ı Kerim, bazan bir şeyin müteaddit gayelerinden insanlara ait bir gayeyi zikre tahsis eder. Bu ihtar içindir, inhisar için değildir. Yani o şeyin gayeleri, zikredilen gayeye münhasır değildir.
  • Cenab-ı Hakka mahsus taklidi mümkün olmayan en bahir tevhid sikke ve mühürlerinden biri, gayr-i mahdud muhtelif eşyayı basit bir şeyden halketmektir.
  • Hayat-ı insaniyenin vezaifinden biri de kendi cüzi sıfatlarını şuunatını, Halıkın külli sıfatlarını, şuunatını fehmetmek için bir mikyas yapılmıştır.
  • Felsefe talebesiyle medeniyet tilmizleri, müslümanları ecnebi adetlerine ittiba ile şeair-i İslamiyeyi terk etmeye davet ettiklerinde, Kur'an Nurcuları böylece müdafaada bulunurlar: Eğer dünyadan zeval ve ölümü ve insandan acz ve fakrı kaldırmaya iktidarınız varsa, pekala, dini de terkediniz, şeairi de kaldırınız. Ve illa dilinizi kesin, konuşmayınız.
  • Ve keza, bizler uzun bir seferdeyiz. Buradan kabre, kabirden haşre, haşirden ebed memleketine gitmek üzereyiz. O yollarda zulümatı dağıtacak bir nur ve erzak lazımdır. Güvendiğimiz akıl ve ilimden ümit yok. Ancak Kur'anın güneşinden, Rahmanın hazinesinden tedarik edilebilir. Eğer bizleri bu seferden geri bırakacak bir çareniz varsa, pekala. Ve illa sukut ediniz.
  • Ancak siyaset şarabıyla ve şöhret hırsıyla ve rikkat-i cinsiye il veya felsefenin dalaleti ile veya medeniyetin sefahetiyle sarhoş olanlar senin meşreb ve mesleğine tabi olurlar. Fakat insanın başına indirilen darbeler ve yüzüne vurulan tokatlar, onun sarhoşluğunu izale ile ayıltacaktır.
  • Ve keza insan hayvan gibi yalnız zaman-ı hal ile mübtela ve meşgul değildir. Belki müstakbelin korkusu ve mazinin hüzün ve kederi ile hal elemlerine mazurdur.

BEDİÜZZAMAN

No comments: