BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM
- Mürtedin vicdanı tamam bozulduğundan, hayat-ı içtimaiyeye zehir olur. Ondandır ki, ilm-i usulde mürtedin hakk-ı hayatı yoktur. Kafir eğer zimmi olsa veya musalaha etse, hakk-ı hayatı var, diye Usul-u Şeriatın bir düsturudur. Hem Mezheb-i Hanefiyede, ehl-i zimmeden olan bir kafirin şehadeti makbuldur. Fakat fasık merdud-üş-şehadettir. Çünkü haindir.
- Ey divane baş ve bozuk kalb! Zanneder misin ki: Müslümanlar dünyayı sevmiyorlar veyahut düşünmüyorlar ki, fakr-ı hale düşmüşler ve ikaza muhtaçtırlar, ta ki dünyadan hissesini unutmasınlar. Zannın yanlıştır, tahminin hatadır. Belki hırs şiddetlenmiş, onun için fakr-ı hale düşüyorlar. Çünkü müminde hırs, sebeb-i hasarettir ve sefalettir.
- Evet, insanı dünyaya çağıran ve sevkeden esbab çoktur. Başta nefis ve hevası; ihtiyaç ve havassı; ve duyguları ve şeytanı;ve dünyanın suri tatlılığı; ve senin gibi kötü arkadaşları gibi çok daileri var. Halbuki baki olan ahirete ve uzun hayat-ı ebediyeye davet eden azdır. Eğer sende zerre miktar bu biçare millete karşı hamiyet varsa ve uluvv- himmetten dem vurduğun yalan olmazsa, hayat-ı bakiyeye yardım eden azlara imdad etmek lazım gelir. Yoksa o az daileri susturup, çoklara yardım etsen, şeytana arkadaş olursun.
- Sizin cebren böyle ehl-i imanı mimsiz medeniyete sevketmekteki maksadınız eğer memlekette asayiş ve emniyeti temin ve kolayca idare etmek ise, katiyyen biliniz ki, hata ediyorsunuz, yanlış yola sevkediyorsunuz. Çünkü, itikadı sarsılmış, ahlakı bozulmuş yüz fasıkın idaresi ve onlar içinde asayiş temini, binler ehl-i salahatin idaresinden daha müşküldür.
- İşte bu esaslara binaen ehl-i İslam, dünyaya ve hırsa sevk olunmaya ve teşvik edilmeye muhtaç değildirler. Terakkiyat ve asayişler, bununla temin edilmez. Belki mesailerin tanzimine ve mabeynlerdeki emniyetin tesisine ve teavün düsturunun teshiline muhtaçtırlar. Bu ihtiyaç da, dinin evamir-i kudsiyesiyle ve takva ve selabet-i diniye ile olur.
- Cenab-ı Hak, kemal-i kereminden, hizmetin mükafatını hizmet içinde dercetmiştir. Amelin ücretini, nefs-i amel içinde koymuştur.
- Bak, başında çok süt konserveleri taşıyan Hindistan cevizi ve incir gibi meyvdar ağaçlar, rahmet hazinesinden lisan-ı hal ile süt gibi en güzel bir gıdayı ister, alır, meyvelerine yedirir; kendi bir çamur yer. Hem nar ağacı safi bir şarabı, hazine-i rahmetten alıp meyvesine yedirir; kendisi çamurlu ve bulanık bir suya kanaat eder.
- İşsiz, tembel, istirahatla yaşayan ve rahat döşeğinde uzananlar, ekseriyetle sa'yeden, çalışanlardan daha ziyade zahmet ve sıkıntı çekerler. Çünkü, daima işsizler ömürlerinden şikayet ederler, eğlenceler ile çabuk ömürlerinin geçmesini isterler. Sa'y edenler ve çalışanlar ise, şakirdirler, hamdederler, ömürlerinin geçmesini istemezler.
- Hortumlu sivrisinek dünyaya geldiği dakikada hanesinden çıkar. Durmayarak insanın yüzüne hücum eder. Uzun asasıyla vurur, ab-ı hayat fışkırtır, içer. Hücumdan kaçmakta erkan-ı harb gibi maharet gösterir. Acaba bu küçük, tecrübesiz, yeni dünyaya gelen mahluka bu sanatı ve bu fenn-i harbi ve su çıkarmak sanatını kim öğretmiş? Ve nereden öğrenmiş? Ben, yeni bu biçare Said itiraf ediyorum ki, eğer ben o hortumlu sineğin yerinde olsaydım, kerr u fer harbini ve su çıkarmak hizmetini çok uzun dersler ve çok müteaddit tecrübelerle ancak öğrenebilirdim.
- Ey kafirlerin çokluklarından ve onların bazı hakaik-i imaniyenin inkarındaki ittifaklarından telaşa düşen ve itikadını bozan biçare insan! Bil ki: Kıymet ve ehemmiyet, kemmiyet ve adet çokluğunda değil. Çünkü, insan eğer insan olmazsa, şeytan bir hayvana inkılab eder.
- İşte muzır kafirler ve kafirlerin yolunda giden sefihler, Cenab-ı Hakkın hayvanatından bir nevi habislerdir ki, Fatır-ı Hakim onları dünyanın imaratı için halketmiştir.