Friday, June 19, 2009

ZÜHRE

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM
  • Mürtedin vicdanı tamam bozulduğundan, hayat-ı içtimaiyeye zehir olur. Ondandır ki, ilm-i usulde mürtedin hakk-ı hayatı yoktur. Kafir eğer zimmi olsa veya musalaha etse, hakk-ı hayatı var, diye Usul-u Şeriatın bir düsturudur. Hem Mezheb-i Hanefiyede, ehl-i zimmeden olan bir kafirin şehadeti makbuldur. Fakat fasık merdud-üş-şehadettir. Çünkü haindir.
  • Ey divane baş ve bozuk kalb! Zanneder misin ki: Müslümanlar dünyayı sevmiyorlar veyahut düşünmüyorlar ki, fakr-ı hale düşmüşler ve ikaza muhtaçtırlar, ta ki dünyadan hissesini unutmasınlar. Zannın yanlıştır, tahminin hatadır. Belki hırs şiddetlenmiş, onun için fakr-ı hale düşüyorlar. Çünkü müminde hırs, sebeb-i hasarettir ve sefalettir.
  • Evet, insanı dünyaya çağıran ve sevkeden esbab çoktur. Başta nefis ve hevası; ihtiyaç ve havassı; ve duyguları ve şeytanı;ve dünyanın suri tatlılığı; ve senin gibi kötü arkadaşları gibi çok daileri var. Halbuki baki olan ahirete ve uzun hayat-ı ebediyeye davet eden azdır. Eğer sende zerre miktar bu biçare millete karşı hamiyet varsa ve uluvv- himmetten dem vurduğun yalan olmazsa, hayat-ı bakiyeye yardım eden azlara imdad etmek lazım gelir. Yoksa o az daileri susturup, çoklara yardım etsen, şeytana arkadaş olursun.
  • Sizin cebren böyle ehl-i imanı mimsiz medeniyete sevketmekteki maksadınız eğer memlekette asayiş ve emniyeti temin ve kolayca idare etmek ise, katiyyen biliniz ki, hata ediyorsunuz, yanlış yola sevkediyorsunuz. Çünkü, itikadı sarsılmış, ahlakı bozulmuş yüz fasıkın idaresi ve onlar içinde asayiş temini, binler ehl-i salahatin idaresinden daha müşküldür.
  • İşte bu esaslara binaen ehl-i İslam, dünyaya ve hırsa sevk olunmaya ve teşvik edilmeye muhtaç değildirler. Terakkiyat ve asayişler, bununla temin edilmez. Belki mesailerin tanzimine ve mabeynlerdeki emniyetin tesisine ve teavün düsturunun teshiline muhtaçtırlar. Bu ihtiyaç da, dinin evamir-i kudsiyesiyle ve takva ve selabet-i diniye ile olur.
  • Cenab-ı Hak, kemal-i kereminden, hizmetin mükafatını hizmet içinde dercetmiştir. Amelin ücretini, nefs-i amel içinde koymuştur.
  • Bak, başında çok süt konserveleri taşıyan Hindistan cevizi ve incir gibi meyvdar ağaçlar, rahmet hazinesinden lisan-ı hal ile süt gibi en güzel bir gıdayı ister, alır, meyvelerine yedirir; kendi bir çamur yer. Hem nar ağacı safi bir şarabı, hazine-i rahmetten alıp meyvesine yedirir; kendisi çamurlu ve bulanık bir suya kanaat eder.
  • İşsiz, tembel, istirahatla yaşayan ve rahat döşeğinde uzananlar, ekseriyetle sa'yeden, çalışanlardan daha ziyade zahmet ve sıkıntı çekerler. Çünkü, daima işsizler ömürlerinden şikayet ederler, eğlenceler ile çabuk ömürlerinin geçmesini isterler. Sa'y edenler ve çalışanlar ise, şakirdirler, hamdederler, ömürlerinin geçmesini istemezler.
  • Hortumlu sivrisinek dünyaya geldiği dakikada hanesinden çıkar. Durmayarak insanın yüzüne hücum eder. Uzun asasıyla vurur, ab-ı hayat fışkırtır, içer. Hücumdan kaçmakta erkan-ı harb gibi maharet gösterir. Acaba bu küçük, tecrübesiz, yeni dünyaya gelen mahluka bu sanatı ve bu fenn-i harbi ve su çıkarmak sanatını kim öğretmiş? Ve nereden öğrenmiş? Ben, yeni bu biçare Said itiraf ediyorum ki, eğer ben o hortumlu sineğin yerinde olsaydım, kerr u fer harbini ve su çıkarmak hizmetini çok uzun dersler ve çok müteaddit tecrübelerle ancak öğrenebilirdim.
  • Ey kafirlerin çokluklarından ve onların bazı hakaik-i imaniyenin inkarındaki ittifaklarından telaşa düşen ve itikadını bozan biçare insan! Bil ki: Kıymet ve ehemmiyet, kemmiyet ve adet çokluğunda değil. Çünkü, insan eğer insan olmazsa, şeytan bir hayvana inkılab eder.

  • İşte muzır kafirler ve kafirlerin yolunda giden sefihler, Cenab-ı Hakkın hayvanatından bir nevi habislerdir ki, Fatır-ı Hakim onları dünyanın imaratı için halketmiştir.

Thursday, June 18, 2009

ZÜMER SURESİNDEN PARÇALAR

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM
  • Yahut: Doğrusu Allah beni hidayete erdirmiş olsaydı, elbette takva sahiblerinden olurdum, demesinden yahut azabı gördüğü zaman: Keşke benim için gerçekten bir kere daha olsaydı da iyilik edenlerden olsaydım! demesinden evvel tabi olun!(Zümer-57,58)
  • De ki: Şimdi bana, Allah'dan başkasına kulluk etmemi mi emrediyorsunuz, ey cahiller!(Zümer-64)
  • Celalim hakkı için, sana ve senden öncekilere şöyle vahyedildi: And olsun ki, eğer ortak koşarsan, amelin mutlaka boşa gider ve elbette hüsrana uğrayanlardan olursun! Hayır! Öyle ise sadece Allah'a kulluk et ve şükredenlerden ol!(Zümer-65,66)
  • Halbuki Allah'ı şanının hakkıyla takdir edemediler. Fakat kıyamet günü, yer tamamen O'nun avucundadır; gökler de O'nun sağ eliyle dürülmüşlerdir. O, ortak koşmakta oldukları şeylerden pek münezzeh ve pek yücedir.(Zümer-67)
  • Ve sura üfürülmüştür de Allah'ın dilediğinden başka göklerde kim var, yerde kim varsa ölmüştür. Sonra ona bir daha üfürülmüştür; bir de bakarsın ki onlar ayaktadırlar, bakınıp duruyorlar.(Zümer-68)
  • Ve yer, Rabbisinin nuru ile parlamış; kitab konulmuş, peygamberler ve şahidler getirilmiş ve onların aralarında hak ile hüküm verilmiştir; onlar haksızlığa da uğratılmazlar. Herkese yaptığı tam olarak verilmiştir. Çünkü O, yapmakta olduklarını en iyi bilendir.(Zümer-69,70)
  • İnkar edenler zümer halinde Cehenneme sürülmüşlerdir. Nihayet oraya vardıklarında, kapıları açılır ve bekçileri onlara: Size içinizden, Rabbinizin ayetlerini size okuyan ve sizi bu gününüzle karşılamaktan korkutan peygamberler gelmedi mi? der. Evet! derler. Lakin kafirler üzerine azab sözü hak olmuştur! derler.(Zümer-71)
  • Rablerinden sakınanlr da zümer halinde Cennete sevk edilmişlerdir. Nihayet orada vardıkları zaman, kapıları açılmıştır ve bekçileri onlara: Selam size; tertemiz oldunuz! Artık ebediyen kalıcı kimseler olmak üzere buraya girin! derler.(Zümer-73)
  • Melekleri de arşın etrafını kuşatıcılar olarak, Rablerine hamd ile tesbih ediyorlar görürsün. Artık aralarında hak ile hüküm verilmiş ve: Hamd, alemlerin Rabbi olan Allah'a mahsustur! denilmiştir.(Zümer-75)

Wednesday, June 17, 2009

ZÜHRE

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM
  • Bil ki şu alemin fenasından sonra refakat etmeyen ve dünyanın harabıyla senden müfarakat eden bir şeye kalbini bağlamak sana layık değildir.
  • Eğer aklın varsa, uhrevi inkılabatında, berzahi etvarında ve dünyevi inkılabatının müsadematı altında ezilen, bozulan ve ebedi seferde, sana arkadaşlığa muktedir olmayan işleri bırak. Ehemmiyet verme, onların zevalinden kederlenme.
  • Sen kendi mahiyetine bak ki; senin latifelerin içinde öyle bir latife var ki, ebedden ve ebedi zattan başkasına razı olamaz. Ondan başkasına teveccüh edemiyor. Masivasına tenezzül etmez. Bütün dünyayı ona versen, o fıtri ihtiyacı tatmin edemez. O şey ise, senin duyguların ve latifelerinin sultanıdır. Fatır-ı Hakim'in emrine muti olan o sultanına itaat et, kurtul!
  • Ey insan! Kur'anın desatirindendir ki, Cenab-ı Hakkın masivasından hiçbir şeyi ona taabbüd edecek bir derecede kendinden büyük zannetme. Hem, sen kendini hiçbir şeyden tekebbür edecek derecede büyük tutma. Çünkü mahlukat, Mabudiyetten uzaklık noktasında müsavi oldukları gibi, mahlukiyet nisbetinde de birdirler.
  • Bil ki: Galat-ı his nevinden gayet muvakkat dünyayı layemut ve daimi görüyorsun. Etrafına ve dünyaya baktığın zaman bir derece sabit ve müstemir gördüğünden, fani nefsini de o nazar ile sabit telakki ettiğinden, yalnız kıyametin kopacağından dehşet alıyorsun. Güya kıyametin kopmasına kadar yaşayacaksın gibi, yalnız ondan korkuyorsun.
  • Madem fünunun ittifakıyla ve ulumun şehadetiyle, hilkat şeceresinin en mükemmel meyvesi insandır. Ve mahlukat içinde en ehemmiyetli insandır. Ve mevcudat içinde en kıymettar insandır. Ve insanın bir ferdi, sair hayvanatın bir nev'i hükmündedir. Elbette kat'i bir hads ile hükmedilir ki; Haşir ve neşr-i ekberde beşerin herbir ferdi aynıyla, cismiyle,ismiyle, resmiyle iade edilecektir.
  • Amma Kur'an'ın halis ve tam şakirdi ise, bir abddir. Fakat azam-ı mahlukata karşı da ubudiyete tenezzül etmez. Ve Cennet gibi en büyük ve azam bir menfaati gaye-i ubudiyet yapmaz bir abd-i azizdir. Hem halim, selimdir. Fakat Fatır-ı Zülcelalinden başkasına, izni ve emri olmadan tezellüle tenezzül etmez bir halim-i alihimmettir. Hem fakirdir. Fakat onun Malik-i Kerimi ona ileride iddihar ettiği mükafat ile bir fakir-i müstağnidir. Hem zaiftir. Fakat kudreti nihayetsiz olan seyyidinin kuvvetine istinad eden bir zaif-i kavidir ki; Kur'an hakiki bir şakirdine cennet-i ebediyyeyi dahi gaye-i maksad yaptırmadığı halde; bu fani zail dünyayı ona gaye-i maksad hiç yapar mı?
  • Ey insan! Senin elinde bulunan nefis ve malın senin mülkün değil, belki sana emanettir. O emanetin maliki, her şeye kadir, her şeyi bilir bir Rahim-i Kerimdir. O, senin yanındaki mülkünü senden satın almak istiyor. Ta senin için muhafaza etsin, zayi olmasın. İleride mühim bir fiyat sana verecek. Sen muvazzaf ve memur bir askersin. Onun namıyla çalış ve hesabıyla amel et. Odur ki, muhtaç olduğun şeyleri sana rızık olarak gönderiyor ve senin takatin yetmediği şeylerden seni muhafaza eder.
  • Gaflet, hissi iptal ediyor. Ve bu zamanda öyle bir derecede ibtal-i his etmiş ki, bu elim elemin acısını ehl-i medeniyet hissetmiyorlar. Fakat hassasiyet-i ilmiyenin tezayüdüyle ve her günde otuzbin cenazeyi gösteren mevtin ikazatıyla o gaflet perdesi parçalanıyor. Ecnebilerin tağutlarıyla ve fünun-u tabiiyeleriyle dalalete gidenlere ve onları körü körüne taklid edip ittiba edenlere binler nefrin ve teessüfler!
  • Ey bu vatan gençleri! Frenkleri taklide çalışmayınız! Aya, Avrupanın size ettikleri hadsiz zulüm ve adavetten sonra, hangi akıl ile onların sefahet ve batıl efkarlarına ittiba edip emniyet ediyorsunuz? Yok! Yok! Sefihane taklid edenler, ittiba değil, belki şuursuz olarak onların safına iltihak edip, kendi kendinizi ve kardeşerlinizi idam ediyorsunuz. Agah olunuz ki, siz ahlaksızcasına ittiba ettikçe, hamiyet davasında yalancılık ediyorsunuz! Çünkü şu surette ittibaınız, milliyetinize karşı bir istihfaftır ve millete bir istihzadır!

BEDİÜZZAMAN

ZÜMER SURESİNDEN PARÇALAR

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM
  • Allah, ölümleri anında nefisleri alır. Ölmeyenleri ise uykularında bir nevi tutar. Böylece, üzerlerine ölümle hüküm verdiği kimseleri tutar; diğerlerini ise, belirli bir vakte kadar salıverir. Şüphesiz ki bunda, ibret alacak bir kavim için nice deliller vardır.(Zümer-42)
  • Hem Allah tek olarak anıldığı zaman, ahirete iman etmeyenlerin kalbleri daralır! Ama O'ndan başkaları anıldığı zaman hemen sevinirler.(Zümer-45)
  • Eğer yeryüzünde bulunanların hepsi ve onunla beraber bir misli daha gerçekten zulmedenlerin olsa, kıyamet günü azabın kötülüğünden onu feda ederlerdi. Artık Allah tarafından hiç hesaba katmakta olmadıkları şeyler onlara görünmüştür.(Zümer-47)
  • Ve kazandıkları şeylerin kötülükleri onlara görünmüş ve kendisiyle alay etmekte oldukları şey onları kuşatmıştı.(Zümer-48)
  • Fakat insana bir zarar dokunduğu zaman bize yalvarır; sonra kendisine tarafımızdan bir nimet verdiğimiz zaman; Bu bana ancak bir bilgi sayesinde verildi, der. Hayır! Bu bi imtihandır; fakat onların çoğu bilmezler.(Zümer-49)
  • Hem bilmediler mi ki, şüphesiz Allah dilediğine rızkı genişletir ve daraltır. Doğrusu bunda iman edecek bir kavim için nice deliller vardır.(Zümer-52)
  • De ki: Ey nefisleri aleyhine israf eden kullarım! Allah'ın rahmetinden ümid kesmeyin! Şüphesiz ki Allah, bütün günahları bağışlar! Doğrusu, Gafur, Rahim olan ancak O'dur.(Zümer-53)
  • Öyle ise, size o azabın gelmesinden önce Rabbinize yönelin ve O'na teslim olun; sonra yardım olunmazsınız. Siz farkında bile değilken, o azabın size ansızın gelmesinden önce, Rabbinizden size indirilenin en güzeline tabi olun!(Zümer-54,55)
  • Ta ki bir nefis: Allah hakkında işlediğim kusurlardan dolayı yazıklar olsun bana! Gerçekten alay edenlerdendim, demesin!(Zümer-56)

Tuesday, June 16, 2009

ZÜMER SURESİNDEN PARÇALAR

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM
  • O halde Allah'ın kalbini İslam'a açıp da, Rabbisinden bir nur üzere olan o kimse kafir gibi midir? Öyleyse Allah'ın zikrinden kalbleri katılaşmış olanların vay haline! İşte onlar apaçık bir dalalet içindedirler.(Zümer-22)
  • Allah, sözün en güzelini, birbirine benzeyen ve tekrarlanan bir kitap halinde indirdi. Rablerinden korkanların derileri ondan ürperir! Sonra derileri de, kalbleri de Allah'ın zikrine yumuşar! İşte bu Allah'ın hidayetidir; onunla dilediğini hidayete erdirir. Allah kimi de dalalete atarsa, artık onu hidayete erdirecek olan yoktur.(Zümer-23)
  • And olsun ki, bu Kur'anda, insanlar için her çeşit misalden getirdik; umulur ki ibret alırlar. Hiçbir eğriliği bulunmayan Arabca bir Kur'an olarak indirdik; umulur ki sakınırlar.(Zümer-27,28)
  • Şüphesiz sen de ölecek bir kimsesin, onlar da ölecek olan kimselerdir. Sonra muhakkak ki siz, kıyamet günü Rabbinizin huzurunda birbirinizden davacı olacaksınız.(Zümer-30,31)
  • Artık Allah hakkında yalan söyleyenden ve kendisine geldiği zaman doğruyu yalanlayandan daha zalim kim olabilir? Kafirlere Cehennemde bir yer mi yoktur!(Zümer-32)
  • Doğruyu getirene ve onu tasdik edene gelince; işte onlar gerçek takva sahibleridir. Onlar için Rableri katında istedikleri herşey vardır. İşte iyilik edenlerin mükafatı budur.(Zümer-33,34)
  • Ta ki Allah, onların yaptıklarının en kötüsünü örtsün ve onlara mükafatlarını, yapmakta olduklarının daha güzeliyle ihsan etsin!(Zümer-35)
  • Allah kuluna kafi değil midir? Bir de seni O'ndan başkasıyla korkutuyorlar. Halbuki Allah kimi dalalete atarsa, arık onu hidayete erdirecek hiçbir kimse yoktur.(Zümer-36)
  • And olsun ki, eğer onlara: Gökleri ve yeri kim yarattı? diye sorsan, mutlaka: Allah! diyeceklerdir. De ki: Söyleyin bana! Allah'dan başka yalvarmakta olduklarınız, eğer Allah bana bir zarar vermek istese, onlar, O'nun vereceği zararı giderebilecek olan şeyler midir? Yahut beni bir rahmete mazhar etmek istese, onlar O'nun rahmetini tutabilecek olan şeyler midir? De ki: Allah bana yeter! Tevekkül edenler, ancak O'na tevekkül eder.(Zümer-38)

Monday, June 15, 2009

HABBE

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM
  • Bazı insanların ağızlarında kemiyeten az, keyfiyeten pek büyük üç kelime dolaşmaktadır. Birincisi: Herşey kendi kendine teşekkül etmiştir.
  • İkincisi: Mucid ve müessir esbabdır.
  • Üçüncüsü: Tabiat iktiza etti.
  • Tefekkür gafleti izale eder. Dikkat, teemmül, evham zulümatını dağıtıyor. Lakin nefsinde, batınında, hususi ahvalinde tefekkür ettiğin zaman derinden derine tafsilat ile tedkikat yap. Fakat afaki, harici, umumi ahvalata teemmül ettiğin vakit, sathi, icmali düşün, tafsilata geçme. Çünkü icmalde, fezlekede olan kıymet ve güzellik, tafsilatında yoktur. Hem de afaki tefekkür, dipsiz denize benziyor, sahili yoktur. İçine dalma boğulursun.
  • İnsan ne kadar cahil ve gafildir. Ne kadar yolunu şaşırmış, nefsine zarar veriyor. Dokuz vecihle zararı mevhum olan büyük bir hayr-ı azimi terk, dalaleti irtikab eder. Evet, sofestainin bir şüphesi için, binlerce menfaat delilleri olan hidayeti terkediyor.
  • Ey kemal-i gurur ile dalalet kürsüsünde oturan! Hayatına mağrur olma. Zira o hayat, bir mugalata ile kaimdir. Şöyle ki: O kürsüde oturan dall, zeval ve fenanın dehşetini düşünüp korktuğu zaman saadet-i ebediyye ihtimaline kaçar, tekalif-i diniyenin terkinde de ahiret olmayacağı ihtimaline kaçar. Bu mağlata ile her iki elemden kurtuluyor. Lakin, ksa bir zamanda düğüm açılır, hakikat ortaya çıkar. Ne birinci ihtimal elemini izale eder ve ne de ikinci ihtimal yükünü tahfif eder.
  • Musibet amm olduğunda, elemi muzaaf olur, kat kat ziyade olur. Çünkü kendisi gib akrabası, ahbabı da o musibete dahildir. Çünkü, insanın ruhu, ebna-yı cinsiyle alakadardır. Ne kadar umumi olursa, o kadar da elemi fazla olur.
  • Ey şek cephesinde, gaflet gölgesinde istirahate çekilen biçare! Gaflet serinliğinde, şek içinde zevkettiğin lezzeti lezzet sanma! O zehirli baldır. Az bir zaman sonra cehennemi bir azaba inkılab edecektir. Eğer alamın lezaize, narın nura inkılab etmesi emelinde isen, evkat-ı hamsede ruku ve sücud kancasıyla gururun hortumunu bük, sık, başını kır, imanı doldur. Sonra ayata tefekkür ile taate devam eyle ki, şek ve gaflet perdeleri yırtılsın. Bu dalalet acılığından, necatın halaveti tavazzuh ile münacat lezzeti ortaya çıksın.
  • Ubudiyette ancak teslimiyet vardır. Tecrübe, imtihan yoktur. Çünkü seyyid, efendi; abdini, hizmetkarını tecrübe edebilir. Fakat abd, seyyidini imtihan etmek selahiyetinde değildir. Ve keza insan Rabbini, Halıkını tecrübe edemez.

BEDİÜZZAMAN

ZÜMER SURESİNDEN PARÇALAR

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM
  • Kitab'ın indirilmesi, Aziz, Hakim olan Allah tarafındandır. Şüphesiz ki biz, sana bu Kitab'ı hak ile indirdik; öyle ise dinde O'na karşı ihlaslı bir kimse olarak kulluk et!(Zümer-1,2)
  • Dikkat edin! Halis din, ancak Allah'ındır. Ondan başkasını dostlar edinenler ise: Biz onlara, sadece bizi Allah'a yakınlaştırsınlar diye tapıyoruz,derler. Şüphesiz ki Allah, ihtilafa düşmekte oldukları şeyler hakkında aralarında hüküm verecektir. Doğrusu Allah, yalancı ve azılı kafir olan kimseyi hidayete erdirmez.(Zümer-3)
  • Gökleri ve yeri hak ile yaratmıştır. Geceyi gündüzün üzerine sarar; gündüzü de gecenin üzerine sarar; güneşi ve ayı da boyun eğdirmiştir. Herbiri belirli bir vakte kadar akıp gider. Dikkat edin! O Azizdir, Gaffardır.(Zümer-5)
  • O, sizi tek bir nefisden yarattı, sonra eşini ondan kıldı; ve sizin için sağmal hayvanlardan sekiz eş indirdi. Sizi analarınızın karınlarında, üç karanlık içinde, yaratılıştan yaratılışa yaratmaktadır. İşte Rabbiniz olan Allah bu nimetleri verendir; mülk O'nundur. O'ndan başka ilah yoktur. Öyle ise nasıl çevriliyorsunuz?(Zümer-6)
  • Eğer inkar ederseniz, hiç şüphesiz ki Allah size muhtaç değildir; bununla beraber kulları için küfre razı olmaz. Yok eğer şükrederseniz, sizin için buna razı olur. Bir günahkar başkasının günahını yüklenmez. Sonra dönüşünüz ancak Rabbinizedir; o zaman, yapmakta olduklarınızı size haber verecektir. Çünkü O, sinelerin içinde olanı hakkıyla bilendir.(Zümer-7)
  • İnsana bir zarar dokunduğu zaman, O'na yönelen bir kimse olarak Rabbisine dua eder; sonra Allah kendi tarafından ona bir nimet verdiğinde, daha önce O'na dua etmekte olduğunu unutur da, O'nun yolundan saptırmak için Allah'a ortaklar koşar. De ki: Küfrünle biraz eğlenedur! Çünkü sen Cehennem ehlindensin!(Zümer-8)
  • Yoksa gece saatlerinde secde eden ve ayakta duran olarak ibadet eden, ahiretten sakınan ve Rabbisinin rahmetini uman kimse kafir gibi midir? De ki: Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu? Ancak akıl sahibleri ibret alır.(Zümer-9)
  • De ki: Ey iman eden kullarım! Rabbinizden sakının! Bu dünyada iyilik edenlere, iyilik vardır. Çünkü Allah'ın arzı geniştir. Ancak, sabredenlere mükafatları hesabsız olarak verilecektir.(Zümer-10)
  • De ki: Şüphesiz ki ben, dinde O'na karşı ihlaslı bir kimse olarak Allah'a kulluk etmekle emrolundum. Ve teslim olanların ilki olmakla emrolundum.(Zümer-11,12)
  • Tağuttan ve onlara kulluk etmekten kaçınıp Allah'a yönelenlere gelince, onlar için byük bir müjde vardır! Öyle ise kullarımı müjdele!(Zümer-17)
  • Onlar ki sözü dinlerler de onun en güzeline uyarlar. İşte onlar, Allah'ın kendilerine hidayet verdiği kimselerdir ve işte onlar, akıl sahiblerinin ta kendileridir.(Zümer-18)
  • O halde üzerine azab sözü hak olmuş kimseyi, bu sebeble o ateşte bulunan kişiyi sen mi kurtaracaksın?(Zümer-19)
  • Görmedin mi? Şüphesiz ki Allah, gökten bir su indirdi de, onu yerdeki kaynaklara koydu; sonra onunla renkleri muhtelif ekinler çıkarıyor; sonra kurur da onu sararmış görürsün; sonra da onu bir çöp yapıyor. Şüphe yok ki bunda akıl sahibleri için gerçekten bir nasihat vardır.(Zümer-21)

Sunday, June 14, 2009

HABBE

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM
  • Misafir olan bir kimse seferinde çok yerlere, menzillere uğrar. Uğradığı her yerin adetleri ve şartları ayrı ayrı olur.
  • Dünya hayatını güzelleştiren esbabdan biri, dünya ayinesinde temessül ile parlayan hidayet nurları ve büyük insanların sevgili ve sevimli timsalleridir.
  • Kur'an-ı Muciz-ul Beyan'ın hak ve hakikat olduğuna en sadık deliller: 1-Tevhidin bütün iktizalarını ve lazımlarını mertebeleriyle muhafaza etmesidir.
  • 2- Esma-i Hüsnanın tenasüb ve iktizası üzerine hakaik-i aliye-i İlahiyedeki muvazeneyi müraat etmesidir.
  • 3- Rububiyet ve uluhiyete ait şuunatı kemal-ı muvazene ile cem etmesidir.
  • Nev-i beşerde envaen dalalete düşen fırkaların sebeb-i dalaletleri, imamlarının kusurudur. Evet, imamları batından bahsetmişlerse de meşhudatlarına itimad ve iktifa ederek esna-i tarikten dönmüşlerdir.
  • Cenab-ı Hak seni ademden vücuda ve vücudun pek çok eşkal ve vaziyetlerinden en yükseği müslim sıfatıyla insan suretine getirmiştir.
  • Binaenaleyh, geçirmiş olduğun vücudun her menzilinde ve vaziyetinde, etvarında, ahvalinde : Nasıl bu nimete vasıl oldun? Ne ile müstehak oldun? Ve şükründe bulundun mu? diye suale çekileceksin. Öyle ise mazide şükrünü eda etmediğin nimetlerin şükrünü kaza etmek lazımdır.
  • Bu güzel alemin bir maliki bulunmaması muhal olduğu gibi, kendisini insanlara bildirip tarif etmemesi de muhaldir.
  • Resul-u Ekrem Aleyhissalatu Vesselam, nübüvvet kürsüsüne çıkıp nev-i beşere hitaben Kur'anın ayetlerini tebliğ ederken, kıraatini kalben ve hayalen dinlemek için kulağını o zamana gönder. O fem-i mübarekinden çıkar gibi dinlemiş olursun.
  • Senin şuur ve ilminin sana taalluku, ahval ve levazımat-ı ihtiyacatın nisbetindedir.
  • Kur'an-ı Kerim, bütün insanlara rahmettir. Çünkü her bir insanın şu hakiki alemden kendisine mahsus hayali bir alem olduğu gibi, herkes kendi meşrebine göre Kur'andan fehm ve iktibas ettiği kendisine has bir Kur'an vardır ki, onun ruhunu terbiye, kalbini tedavi eder.

BEDİÜZZAMAN

SAD SURESİNDEN PARÇALAR

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM
  • De ki: Ben ancak bir korkutucuyum! Vahid, Kahhar olan Allah'dan başka hiçbir ilah yoktur.(Sad-65)
  • De ki: Bu Kur'an büyük bir haberdir! Siz ondan yüz çeviren kimselersiniz. Onlar tartışırlarken benim o mele-i ala hakkında hiçbir bilgim yoktu. Doğrusu ben ancak apaçık bir korkutucu olduğum için bana vahyediliyor.(Sad-67,70)
  • (Allah-u Teala)Ey İblis! İki elimle yarattığıma secde etmekten seni men eden nedir? Büyüklük mü tasladın, yoksa yücelerden mi oldun? buyurdu.(Sad-75)
  • İblis: Ben ondan daha hayırlıyım. Beni bir ateşten yarattın; onu ise bir çamurdan yarattın, dedi.(Sad-76)
  • Allah buyurdu ki: Haydi oradan çık; artık elbette kovulmuş birisin! Muhakkak ki ceza gününe kadar lanetim senin üzerinedir.(Sad-77,78)
  • İblis dedi ki: O halde senin izzetine yemin ederim ki, mutlaka onların hepsini azdıracağım! Ancak onlardan, ihlasa erdirilmiş kulların müstesna!(Sad-82,83)
  • Allah buyurdu ki: İşte hak! Ben hakkı söylerim! Celalim hakkı için Cehennemi, seninle ve onlardan sana uyanlarla hep birlikte dolduracağım!(Sad-84,85)
  • De ki: Ben buna karşılık, sizden hiçbir ücret istemiyorum ve ben size külfet çıkaranlardan değilim.(Sad-86)
  • Doğrusu o, ancak alemler için bir nasihattir. Ve onun haberini bir zaman sonra mutlaka bileceksiniz.(Sad-87,88)

Saturday, June 13, 2009

SAD SURESİNDEN PARÇALAR

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM
  • Hem göğü, yerive ikisi arasında bulunanları boş yere yaratmadık. Bu, inkar edenlerin zannıdır. Artık, ateşten dolayı vay haline o küfre düşenlerin!(Sad-27)
  • Yoksa iman edip salih ameller işleyenleriü yeryüzünde o fesad çıkaranlar gibi mi tutacağız? Yoka takva sahiblerini o günahkarlar gibi mi kılacağız?(Sad-28)
  • İşte bu ayetlerini düşünsünler ve akıl sahibleri ibret alsın diye onu sana indirdiğimiz mübarek bir Kitab'dır.(Sad-29)
  • And olsun ki Süleyman'ı imtihan ettik ve tahtının üstüne bir cesed olarak bıraktık; sonra o yöneldi ve şifa buldu. Dedi ki: Rabbim! Bana mağfiret buyur ve bana, benden sonra hiç kimseye nasib olmayacak bir saltanat ihsan et! Şüphesiz ki Vehhab olan ancak sensin!(Sad-34,35)
  • Bunun üzerine rüzgarı ona boyun eğdirdik; onun emriyle istediği yere yumuşak olarak akıp giderdi.Her bina yapan ve dalgıçlık eden şeytanlar da ve zincirlerle birbirine bağlı olan diğerlerini de ona boyun eğdirdik.(Sad-36,38)
  • Kulumuz Eyyub'u da an! Hani, Rabbisine: Doğrusu şeytan bana bir yorgunluk ve bir elem dokundurdu! diye seslenmişti.(Sad-41)
  • Eline bir demet sap al da onunla vur ve yeminini bozma! dedik. Gerçekten biz onu sabırlı bir kimse olarak bulduk. O ne iyi kuldu. Hakikaten o daima yönelen bir kimse idi.(Sad-44)
  • Kuvvet ve basiret sahibi kullarımız İbrahim'i, İshak'ı ve Yakub'u da an! Çünkü biz onları, halis olan ahiret düşüncesiyle ihlaslı kıldık. Gerçekten de onlar, bizim katımızda elbette seçilmişlerden, en hayırlı kimselerdendir. İsmail'i, Elyesa'yı ve Zülkifl'i de an! Hepsi de en hayırlı kimselerdendir.(Sad-45,48)

Wednesday, June 10, 2009

SAD SURESİNDEN PARÇALAR

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM
  • Sad, şerefli Kur'an'a yemin olsun!(Sad-1)
  • Hayır! İnkar edenler bir gurur ve muhalefet içindedirler. Onlardan önce nesilleri helak ettik; o zaman feryad ettiler; ama artık kıurtuluş zamanı değildir!(Sad-2,3)
  • Onların ileri gelenleri ise: Yürüyün ve ilahlarınızın üzerine sabredin; çünkü bu, elbette istenen bir şeydir. Biz bunu son dinde işitmedik. Bu, uydurmadan başka birşey değildir. Zikir aramızdan ona mı indirildi? diye kalkıp gittiler. Hayır! Onlar benim zikrimden şüphe içindedirler. Hayır! Onlar benim azabımı henüz tatmadılar!(Sad-6,8)
  • Onlardan önce Nuh kavmi, Ad, kazıklar sahibi Firavun, Semud, Lut kavmi ve Eyke halkı da yalanlamışlardı. İşte onlar topluluklardır.(Sad-12,13)
  • Onların söylemekte olduklarına sabret ve kuvvet sahibi kulumuz Davud'u hatırla! Doğrusu, o daima yönelen bir kimse idi!(Sad-17)
  • Gerçekten biz, dağları boyun eğdirdik, akşam sabah onunla beraber tesbih ederlerdi. Kuşları da toplanmış olarak itaat ettirdik. Hepsi onun için dönüp gelici idiler. Ve onun saltanatını kuvvetlendirdik ve ona hikmet ve ayırd edici konuşma verdik.(Sad-18,20)
  • Davud: Doğrusu o senin koyununu kendi koyunlarına istemekle sana haksızlık etmiştir. Zaten şüphesiz ortakların çoğu, birbirlerine gerçekten haksızlık ederler; ancak iman edip salih ameller işleyenler müstesna! Onlar ise ne kadar azdır! dedi. Davud kendisini imtihan ettiğimizi sezdi; hemen Rabbinden mağfiret diledi, rüku ederek kapandı ve yöneldi.(Sad-24)
  • Bunun üzerine ondan bunu affettik. Ve şüphesiz ki katımızda onun için elbette bir yakınlık ve güzel bir akıbet vardır.(Sad-25)
  • Ey Davud! Muhakkak ki biz, seni yeryüzünde bir halife kıldık; öyle ise insanlar arasında hak ile hükmet; ve nefsinin arzusuna uyma! Yoksa seni Allah'ın yolundan saptırır. Şüphesiz Allah'ın yolundan sapanlar yok mu, hesab gününü unuttuklarından dolayı onlar için şiddetli bir azab vardır.(Sad-26)

Tuesday, June 9, 2009

HABBE

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM
  • Masiyetin mahiyetinde, bilhassa devam ederse, küfür tohumu vardır. Çünkü, o masiyete devam eden ülfet peyda eder. Sonra ona aşık ve mübtela olur. Terkine imkan bulamayacak dereceye gelir.
  • Kur'an kalblere kuvvet ve gıdadır. Ruhlara şifadır. Gıdanın tekrarı kuvveti arttırır. Tekrar etmekle daha meluf ve menus olduğundan lezzeti artar.
  • Kur'an hem zikirdir, hem fikirdir, hem hikmettir, hem ilimdir, hem hakikattır, hem şeriattır, hem sadırlara şifa, müminlere hüda ve rahmettir.
  • Eşyada esas bekadır, adem değildir. Hatta ademe gittiklerini zannettiğimiz kelimat, elfaz, tasavvurat gibi seri-üz-zeval olan bazı şeyler de ademe gitmiyorlar.
  • Kabir, alem-i ahirete açılmış bir kapıdır. Arka ciheti rahmettir, ön ciheti ise azabdır. Bütün dost ve sevgililer o kapının arka cihetinde duruyorlar. Senin de onlara iltihak zamanın gelmedi mi? Ve onlara gidip onları ziyaret etmeye iştiyakın yok mudur? Evet, vakit yaklaştı. Dünya kazuratından temizlenmek üzere bir gusul lazımdır. Yoksa, onlar istikzar ile ikrah edeceklerdir.
  • Binaenaleyh, İncilde Ahmed, Tevratta Ahyed, Kur'anda Muhammed ismiyle müsemma iki cihanın güneşi kabrin arka tarafında milyonlarca Faruki Ahmedler ile muhat olarak sakindir. Onların ziyaretlerine gitmek için niye acele etmiyoruz. Geri kalmak hatadır.
  • Allah'a abd olana herşey musahhardır. Olmayana herşey düşmandır.
  • Herşey kader ile takdir edilmiştir. Kısmetine razı ol ki, rahat edesin.
  • Mülk Allah'ındır. Sende emaneten duruyor. O emaneti ibka edip senin için muhafaza edecek. Sende kalırsa, meccanen zail olur gider.
  • Devam olmayan bir şeyde lezzet yoktur. Sen zailsin. Dünya da zaildir. Halkın dünyası da zaildir. Kainatın şu şekli hazırı da zaildir. Bunlar saniye ve dakika ve saat ve gün gibi birbirini takiben zevale gidiyorlar.
  • Ahirette seni kurtaracak bir eserin olmadığı takdirde, fani dünyada bıraktığın eserlere de kıymet verme.
  • İnsan seyyiatıyla, Allaha zarar vermiş olmuyor. Ancak nefsine zarar eder. Mesela: Hariçte, vakide ve hakikatte Allah'ın şeriki yoktur ki, onun hizbine girmekle Cenab-ı Hakkın mülküne ve asarına müdahele edebilsin. Ancak, şeriki zihninde düşünür, boş kafasında yerleştirir. Çünkü, hariçte şerikin yeri yoktur. O halde o kafasız, kendi eliyle kendi evini yıkıyor.
  • Allah'a tevekkül edene Allah kafidir. Allah, kamil-i mutlak olduğundan lizatihi mahbubdur. Allah, mucid, vacib-ül vücud olduğundan kurbiyetinde vücud nurları, budiyetinde adem zulmetleri vardır.
  • Allah, melce ve mencedir. Kainattan küsmüş, dünya zinetinden iğrenmiş, vücudundan bıkmış ruhlara melce ve mence odur. Allah bakidir; alemin bekası ancak O'nun bekasıyladır. Allah, maliktir; sendeki mülkünü senin için saklamak üzere alıyor. Allah, ganiyy-i muğnidir; herşeyin anahtarı Ondadır. Bir insan Allah'a halis bir abd olursa, Allah'ın mülkü olan kainat, onun mülkü gibi olur.
  • Aklı başında olan insan, ne dünya umurundan kazandığına mesrur ve ne de kaybettiği şeye mahzun olmaz. Zira dünya durmuyor, gidiyor. İnsan da beraber gidiyor. Sen de yolcusun. Bak, ihtiyarlık şafağı, kulakların üstünde tulu etmiştir. Başının yarısından fazlası beyaz kefene sarılmış. Vücudunda tavattun etmeye niyet eden hastalıklar ölümün keşif kollarıdır. Maahaza, ebedi ömrün önündedir. O ömr-ü bakide göreceğin rahat ve lezzet, ancak bu fani ömürde say ve çalışmalarına bağlıdır. Senin o ömr-ü bakiden hiç haberin yok. Ölüm sekeratı uyandırmadan evvel uyan!

BEDİÜZZAMAN

SAFFAT SURESİNDEN PARÇALAR

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM
  • Ey Mekkeliler! Elbette siz de sabaha ulaşan kimseler iken ve geceleyin doğrusu onların harab yerlerine uğruyorsunuz. Hiç akıl erdirmez misiniz?(Saffat-137,138)
  • Muhakkak ki Yunus da elbette peygamberlerdendir. Hani, o dolu gemiye kaçmıştı. Nihayet kur'a çekti de kaybedenlerden oldu. Derken o kınayan bir kimse olduğu halde balık onu yuttu.(Saffat-139,141)
  • Fakat gerçekten o, tesbih edenlerden olmasaydı, mutlaka diriltilecekleri güne kadar onun karnında kalırdı.(Saffat-143,144)
  • Şimdi sor onlara: Kızlar Rabbinin de oğullar onların mı? Yoksa melekleri dişiler olarak yarattık da, onlar şahid kimseler miydi?(Saffat-149,150)
  • Dikkat edin! Muhakkak ki onlar, iftiraları yüzünden Allah doğurdu diyorlar, şüphe yok ki onlar gerçekten yalancıdırlar.(Saffat-151,152)
  • O, kızları oğullara tercih mi etmiş? Size ne oluyor, nasıl hüküm veriyorsunuz? Hiç ibret almıyor musunuz? Yoksa sizin apaçık bir deliliniz mi var? Öyle ise doğru kimseler iseniz, kitabınızı getirin!(Saffat-153,157)
  • Allah onların vasıflandırmakta oldukları şeylerden pek münezzehtir! Ancak Allah'ın ihlasa erdirilmiş kulları müstesnadır.(Saffat-159,160)
  • Ve o müşrikler doğrusu diyorlardı ki: Eğer şüphesiz bizim yanımızda öncekilerden bir kitap olsaydı, elbette Allah'ın ihlasa erdirilmiş kulları olurduk.(Saffat-167,169)
  • Buna rağmen onu inkar ettiler. Ama ileride bilecekler.(Saffat-170)
  • Celalim hakkı için, peygamber kullarımız hakkınd sözümüz geçmiştir. Şüphe yok ki onlar gerçekten kendilerine yardım olunacak kimselerdir. Ve şüphesiz bizim ordumuz onlar galip gelenlerdir.Onun için bir zamana kadar onlara yüz çevir!(Saffat-171,174)
  • İzzet sahibi Rabbin, vasıflamakta oldukları şeylerden pek münezzehtir. Ve selam, peygamberlerin üzerine olsun! Ve hamd, alemlerin Rabbi olan Allah'a mahsustur!(Saffat-180,182)

Monday, June 8, 2009

HUBAB

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM
  • Nefis daima ızdıraplar, kalaklar içinde evhamdan kurtulup tevekküle yanaşmıyor. Hükm-ü Kadere razı olmuyor. Halbuki, şemsin tulu ve gurubu muayyen ve mukadder olduğu gibi, insanın da bu dünyada tulu ve gurubu ve sair mukadderatı, kalem-i kader ile cebhesinde yazılıdır. İsterse başını taşa vursun ki, o yazıları silsin; fakat başı kırılır, yazılara birşey olmaz ha!..
  • Eğer dünyanın veya vücudun mülkiyeti, zıllıyeti sende ise, taahhüd, tahaffuz, korku külfetleriyle nimetlerden lezzet alamazsın, daima rahatsız olursun.
  • Halbuki, o nimetler, Münim-i Kerim'in taahhüdü altındadır. Senin işin O'nun sofra-i ihsanından yeyip içmekle şükretmektir. Şükürde ise bir zahmet yoktur. Bilakis nimetin lezzetini arttırır. Çünkü şükür, nimette inamı görmek demektir.
  • Küre-i arzı bir köy şekline sokan şu medeniyet-i sefihe ile gaflet perdesi pek kalınlaşmıştır. Tadili, büyük bir himmete muhtaçtır. Ve keza, beşeriyet ruhundan dünyaya nazır pek çok menfezler açmıştır. Bunların kapatılması ancak Allah'ın lütfuna mazhar olanlara müyesser olur.
  • Evet, bir harf kendi vücuduna bir vecihle delalet eder. Amma, katibinin, saniinin vücuduna çok vecihlerle delalet eder.
  • Cenab-ı Hak rahmetiyle bize karib olduğu cihetle ona hamdediyoruz. Biz ondan uzak olduğumuz cihetle O'nu tesbih ediyoruz. Binaenaleyh, rahmetiyle kurbune bakarken hamdet. Ondan baid olduğuna bakarken, tesbih et.
  • Dört şey için dünyayı kesben değil, kalben terketmek lazımdır:
  • 1- Dünyanın ömrü kısa olup, süratle zeval ve guruba gider. Zevalin elemiyle, visalin lezzeti zeval buluyor.
  • 2- Dünyanın lezaizi zehirli bala benzer. Lezzeti nisbetinde elemi de vardır.
  • 3- Seni intizar etmekte ve senin de süratle ona doğru gitmekte olduğun kabir, dünyanın zinetli, lezzetli şeylerini hediye olarak kabul etmez. Çünkü, dünya ehlince güzel addedilen şey, orada çirkindir.
  • 4- Düşmanlar ve haşerat-ı muzırra arasında bir saat durmakla dost ve büyükler meclisinde senelerce durmak arasındaki muvazene, kabir ile dünya hayatı arasındaki aynı muvazenedir. Maahaza, Cenab-ı Hak da bir saatlik lezzeti terketmeye davet ediyor ki, senelerce dostlarınla beraber rahat edesin. Öyle ise, kayıdlı ve kelepçeli olarak sevkedilmezden evvel, Allah'ın davetine icabet et.
  • Cenab-ı Hakkın insanlara fazl u keremi o kadar büyüktür ki, insana vedia olarak verdiği malı, büyük bir semeni ile insandan satın alır, ibka ve himaye eder. Eğer insan o malı temellük edip Allah'a satmazsa, büyük bir belaya düşer. Çünkü, o malı uhdesine almış oluyor. Halbuki, kudreti taahhüde kafi gelmiyor. Çünkü, arkasına alırsa, beli kırılır; eli ile tutarsa, kaçar, tutulmaz. En nihayet meccanen fena olur gider, yalnız günahları miras kalır.
  • Geceye benzeyen gençliğim zamanında gözlerim uyumuş idi. Ancak ihtiyarlık sabahıyla uyandım.
  • Ey uykuda iken kendilerini ayık zannedenler! Umur-u diniyede müsamaha veya teşebbühle medenilere yanaşmayın. Çünkü, aramızdaki dere pek derindir. Doldurup hatt-ı muvasalayı temin edemezsiniz. Ya siz de onlara iltihak edersiniz veya dalalete düşer boğulursunuz.

BEDİÜZZAMAN

SAFFAT SURESİNDEN PARÇALAR

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM
  • Alemler içinde Nuh'a selam olsun! Muhakkak ki biz, iyilik edenleri böyle mükafatlandırırız. Çünkü o, bizim mü'min kullarımızdandır.(Saffat-79,81)
  • Hani babasına ve kavmine şöyle demişti: Siz nelere tapıyorsunuz? İftira etmek için mi Allah'dan başka ilahlar istiyorsunuz? Peki alemlerin Rabbi hakkındaki zannınız nedir?(Saffat-85,87)
  • İbrahim dedi ki: Yontmakta olduğunuz şeylere mi tapıyorsunuz? Halbuki sizi de, yapmakta olduklarınızı da Allah yaratmıştır.(Saffat-95,96)
  • Bunun üzerine onu halim bir oğul ile müjdeledik. Nihayet onunla beraber çalışacak çağa erişince: Ey oğulcuğum! Doğrusu ben uykuda görüyorum ki, gerçekten ben seni boğazlıyorum; artık bak sen ne görürsün? dedi. İsmail: Ey babacığım! Sana emredileni yap! İnşallah beni sabredenlerden bulacaksın! dedi.(Saffat-101,102)
  • Böylece teslim olup onu alnının bir tarafı üzerine yatırınca, artık ona: Ey İbrahim! Hakikaten rüyaya sadakat gösterdin! İşte biz iyilik edenleri böyle mükafatlandırırız. Şüphesiz ki bu, gerçekten apaçık bir imtihandır! diye seslendik.(Saffat-103,106)
  • Bir de onu salihlerden bir peygamber olarak İshak ile müjdeledik. Ona da, İshak'a da bereket verdik. Her ikisinin neslinden iyilik eden de, nefsine apaçık zulmeden de bulunur.(Saffat-112,113)
  • Muhakkak ki İlyas da elbette peygamberlerdendir. O vakit kavmine demişti ki: Sakınmaz mısınız? Yaratanların en güzeli olan, sizin de Rabbiniz, önceki atalarınızın da Rabbi olan Allah'ı bırakıp da Bal'e mi yalvarıyorsunuz?(Saffat-123,126)

Wednesday, June 3, 2009

HABBE

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM
  • Şu gördüğün büyük aleme büyük bir kitab nazarıyla bakılırsa, Nur-u Muhammedi o kitabın katibinin kaleminin mürekkebidir. Eğer o alem-i kebir, bir şecere tahayyül edilirse, Nur-u Muhammedi hem çekirdeği, hem semeresi olur.
  • Hilkat şeceresinin semeresi insandır.Malumdur ki, semere bütün eczanın en ekmeli ve kökten en uzağı olduğu için bütün eczanın hasiyetlerini, meziyetlerini havidir.
  • İnsanın çekirdeği olan kalb, ubudiyet ve ihlas altında İslamiyet ile iska edilmekle imanla intibaha gelirse, nurani, misali alem-i emirden gelen emr ile öyle bir şecere-i nurani olarak yeşillenir ki, onun cismani alemine ruh olur.
  • Hatta kalbin hadimlerinden bulunan hayal-mesela- en zaif, en kıymetsiz iken, hapiste ve zindanda kayıdlı olan sahibini bütün dünyada gezdirir, ferahlandırır. Ve şarkta namaz kılanın başını Hacer-ül Esvede koydurur.
  • Şu görünen umumi alemde her insanın hususi bir alemi vardır. Bu hususi alemler, umumi alemin aynıdır. Yalnız umumi alemin merkezi şemsdir. Hususi alemlerin merkezi şahısdır.
  • Binaenaleyh, cisminin küçüklüğüne bakıp da günahlarını küçük zannetme. Çünkü, kalbin kasavetinden bir zerre, senin şahsi aleminin bütün yıldızlarını küsufa tutturur.
  • Vücud zaten senin mülkün değildir. Onun maliki ancak Malik-ül Mülktür. Ve senden daha ziyade senin vücuduna şefkatlidir. Binaenaleyh, Malik-i Hakikinin daire-i emrinden hariç o vücuda karıştığın zaman zarar vermiş olursun.
  • Sen burda misafirsin. Ve buradan da diğer bir yere gideceksin. Misafir olan kimse, beraberce getiremediği bir şeye kalbini bağlamaz. Bu menzilden ayrıldığın gibi, bu şehirden de çıkacaksın. Ve keza, bu fani dünyadan da çıkacaksın. Öyle ise aziz olarak çıkmaya çalış. Vücudunu Mucidine feda et. Mukabilinde büyük bir fiat alacaksın. Çünkü, feda etmediğin takdirde, ya bad-i heva zail olur gider, veya O'nun malı olduğundan yine O'na rücu eder.
  • Biri de dünyanın lezzetleridir. Bu ise, kısmete bağlıdır. Talebinde kalaka düşer. Ve sürat-i zevali itibarıyla aklı başında olan onları kalbine alıp kıymet vermez.
  • Dünyanın akıbeti ne olursa olsun, lezaizi terketmek evladır. Çünkü akıbetin ya saadettir, saadet ise şu fani lezaizin terkiyle olur. Veya şekavettir. Ölüm ve idam intizarında bulunan bir adam, sehpanın tezyin ve süslendirilmesinden zevk ve lezzet alabilir mi?
  • Dünyanın akıbetini küfür saikasıyla adem-i mutlak olduğunu tevehhüm eden adam için de terk-i lezaiz evladır. Çünkü, o lezaizin zevaliyle vukua gelen hususi ve mukayyed ademlerden adem-i mutlakın elim elemleri her dakikada hissediliyor. Bu gibi lezzetler o elemlere galebe edemez.
  • Görüyoruz ki kalb, hangi bir şeye el atarsa, bütün kuvvetiyle, şiddetiyle o şeye bağlanır. Büyük bir ihtimam ile eline alır, kucaklarç Ve ebedi bir devamla onun ile beraber kalmak istiyor. Ve onun hakkında tam manasıyla fena olur. Ve en büyük ve en devamlı şeylerin peşindedir, talebindedir. Halbuki umur-u dünyeviyeden herhangi bir emir olursa, kalbin istek ve amaline nazaran bir kıl kadardır. Demek kalb, ebed-ül abada müteveccih açılmış bir penceredir. Bu fani dünyaya razı değildir.
  • Ey haşir ve neşri inkar eden kafasız! Ömründe kaç defa cismini tebdil ediyorsun. Sabah ve akşam elbiseni değiştirdiğin gibi her sene de bir defa tamamıyla cismini tebdil ve tecdid ediyorsun, haberin var mıdır? Belki her senede, her günde cisminden bir kısım şeyler ölür, yerine emsali gelir. Bunu hiç düşünemiyorsun. Çünkü, kafan boştur. Eğer düşünebilseydin, her vakit alemde binlerce nümuneleri vukua gelen haşir ve neşri inkar etmezdin. Doktora git, kafanı tedavi ettir.

BEDİÜZZAMAN

SAFFAT SURESİNDEN PARÇALAR

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM
  • Size ne oldu ki yardımlaşmıyorsunuz?(Saffat-25)
  • Çünkü onlar kendilerine: Allah'dan başka ilah yoktur denildiği zaman, büyüklük taslıyorlardı. Ve: Doğrusu biz, deli bir şair için ilahlarımızı gerçekten terk edecek kimseler miyiz? diyorlardı.(Saffat-35,36)
  • Hayır, o hakkı getirdi ve bütün peygamberleri tasdik etti.(Saffat-37)
  • Muhakkak ki siz, o elemli azabı gerçekten tadıcılarsınız. Ve sadece yapmakta olduklarınızın karşılığını göreceksiniz. Ancak Allah'ın ihlasa erdirilmiş kulları müstesna.(Saffat-38,40)
  • İşte onlar var ya, kendileri için malum bir rızık, türlü meyveler vardır. Ve onlar, ikram olunacak kimselerdir.(Saffat-41,42)
  • Şüphesiz ki bu, elbette büyük kurtuluşun ta kendisidir. Çalışanlar, o halde böylesi için çalışsın!(Saffat-60,61)
  • Doğrusu onlar, atalarını sapık kimseler buldular. Fakat kendileri de onların izleri üzerinde koşturuyorlar.(Saffat-69,70)
  • Artık bak, o korkutulanların akıbeti nasıl oldu? Ancak Allah'ın ihlasa erdirilmiş kulları müstesna.(Saffat-73,74)

Tuesday, June 2, 2009

HUBAB

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM
  • Her kim kendisini Allah'a mal ederse, bütün eşya onun lehinde olur. Ve kim Allah'a mal olmasa, bütün eşya onun aleyhinde olur. Allah'a mal olmak ise, bütün eşyayı terk ve her şeyin O'ndan olduğunu ve O'na rücu ettiğini bilmekle olur.
  • Öyle bir Allah'a hamd, medh ve senalar ederiz ki, şu alem-i kebir O'nun icadıdır. Ve insan denilen şu küçük alem de O'nun ibdaıdır.
  • Evet bir misafir, ev sahibinin iznine ve rızasına muvafık olmayacak derecede, yemeklerde ve sair şeylerde israf edemez.
  • İnsan, yaşayış vaziyetince, bir dağdan kopup sel içine düşen veya yüksek bir apartmandan düşüp yuvarlanan bir şahıs gibidir. Evet, hayat apartmanı yıkılıyor. Ömür tayyaresi şimşek gibi geçiyor. Zaman da sel dolaplarını süratle çalıştırıyor.
  • Sefine-i arz süratle yürürken, dünyanın gayrı meşru lezzetlerine uzatılan ellere zehirli dikenlerin batacağı düşünülsün. Binaenaleyh, o zehirli dünya oklarına bakıp el uzatma. Firakın elemi, telaki lezzetinden ağırdır.
  • Ey nefs-i emmarem! Sana tabi değilim. Sen istediğin şeye ibadet et ve istediğin şeyin peşine düş; ben ancak ve ancak beni yaratıp, şems ve kamer ve arzı bana müsahhar eden Fatır-ı Hakim-i Zülcelale abd olurum.
  • Ferşten arşa, ezelden ebede kadar en geniş dairelerde insanın vazifesi, yalnız duadır.
  • Evet O'nun marifeti olmazsa, insanın ahbabı ve mal ve mülkü insana a'da ve düşman olurlar. Beka bela olur. Kemal heba olur. Ömür heva olur. Hayat azab olur. Akıl ikab olur. Amal, alama inkılab eder.
  • Ey esbaba mübtela insan! Bil ki, sebebin halkı ve sebebiyetinin takdiri ve müsebbebin vücuduna lazım olan şeylerle techizi, kudretine nisbetle zerreler ve şemsler müsavi olan Zat'ın Kün emriyle müsebbebi halketmesinden daha kolay, daha ekmel, daha ala değildir.
  • Bir nimetin umumi ve herkese şamil olması, kıymetinin azlığına ve ehemmiyetsizliğine dalalet etmez. Ve o nimetin kasd ve iradeden gelmemesine emare olamaz.
  • Büyük bir mahlukun küçük bir mahluka tekebbür etmeye hakkı yoktur. Ve hakikate nazaran abesiyet de yoktur. Çünkü, bir hayatın bütün faideleri, bir zihayata ait değildir ki, abes olsun.
  • İnsan, gayr-i mütenahi acz ve fakrıyla beraber Cenab-ı Hakka imanıyla, kudret ve gına ve izzetine mazhar olmuştur. İşte bu mazhariyetten dolayı insan, hayvaniyetten terakki edip halife-i zemin olmuştur.
  • İmana ait bilgilerden sonra en lazım ve en mühim amal-ı salihadır. Salih amel ise, maddi ve manevi hukuk-u ibada tecavüz etmemekle, hukukullah'ı da bihakkın ifa etmekten ibarettir. Ecnebilerden alınan maddi bilgiler, sanat ve terakkiyata ait ise lazımdır. Sefahete dair ise muzırdır.

BEDİÜZZAMAN

SAFFAT SURESİNDEN PARÇALAR

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM
  • And olsun saffat olanlara(saf saf dizilenlere)! Ve sevk ederek idare edenlere! Hem zikir okuyanlara! Şüphesiz ki sizin İlahınız, gerçekten tektir. Göklerin ve yerin ve ikisi arasında bulunanların Rabbidir; doğuların da Rabbidir.(Saffat-1,5)
  • O şeytanlar ki, mele-yi alayı dinleyemezler ve her taraftan kovularak taşlanırlar ve onlar için devamlı bir azab vardır.(Saffat-8,9)
  • Şimdi sor onlara: Yaratılış cihetiyle kendileri mi daha zor, yoksa bizim yarattıklarımız mı? Muhakkak ki biz, kendilerini yapışkan bir çamurdan yarattık.(Saffat-11)
  • Biz öldüğümüz, bir toprak ve bir kemik haline geldiğimiz zaman mı, gerçekten biz mi yeniden diriltecek kimseleriz? dediler. Önceki atalarız da mı?(Saffat-16,17)
  • De ki: Evet! Hem de siz zelil kimseler olarak diriltileceksiniz.(Saffat-18)
  • Artık o, sadece bir sesten ibarettir; bir de bakarsın ki onlar bakıyorlar! Ve: Eyvah bize! Bu, din günüdür! derler.(Saffat-19,20)
  • Melekler derler ki: Evet, bu kendisini yalanlamakta olduğunuz ayırma günüdür.(Saffat-21)

YASİN SURESİNDEN PARÇALAR

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM
  • Görmediler mi ki, şüphesiz biz kudretimizin yaptıklarından, onlar için nice hayvanlar yarattık da onlar bunlara sahib olmuş kimselerdir.(Yasin-71)
  • Hem bunları kendilerine, boyun eğdirdik de, onların bir kısmı binekleridir, bir kısmından da yerler. Hem bunlarda kendileri için menfaatler ve içecekler vardır. Hala şükretmezler mi?(Yasin-72,73)
  • Hem o insan görmedi mi, gerçekten biz kendisini nutfeden yarattık! Buna rağmen bakarsın ki o apaçık bir hasım kesilmiştir.(Yasin-77)
  • O ki, size yeşil ağaçtan bir ateş yaptı da, işte siz ondan yakıp duruyorsunuz.(Yasin-80)
  • Gökleri ve yeri yaratan, onların benzerini de yaratmaya kadir değil midir? Evet kadirdir! Çünkü O, Hallaktır, Alimdir.(Yasin-81)
  • Bir şeyi dilediği zaman, O'nun emri sadece Ol! demektir, hemen oluverir.(Yasin-82)
  • İşte münezzehtir O Allah ki, herşeyin melekutu O'nun elindedir ve ancak O'na döndürüleceksiniz.(Yasin-83)

Monday, June 1, 2009

HUBAB

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM
  • Bu dünya-yı deniyye şan ve şerefiyle öyle bir meta değil ki, sizin gibi insanları işba etsin, tatmin etsin ve maksud-u bizzat olsun.
  • Enbiya'nın ekseri şarkta ve hükemanın ağlebi garbta gelmesi kader-i ezelinin bir remzidir ki, şarkı ayağa kaldıracak din ve kalbdir, akıl ve felsefe değil.
  • Hasmınız ve İslamiyet düşmanı olan frenkler dindeki lakaydlığınızdan pek fazla istifade ettiler ve ediyorlar. Hatta diyebilirim ki, hasmınız kadar İslama zarar veren, dinde ihmalinizden istifade eden insanlardır.
  • Alem-i küfür, bütün vesaitiyle, medeniyetiyle, felsefesiyle, fünunuyla, misyonerleriyle alem-i İslama hücum ve maddeten uzun zamandan beri galebe ettiği halde, alem-i İslama dinen galebe edemedi.
  • İslamiyetten tecerrüd eden bedbaht, milliyetsiz, Avrupa meftunu frenk mukallidleri, avam-ı müslimine tercih etmek, maslahat-ı İslama münafi olduğundan, alem-i İslam nazarını başka tarafa çevirecek ve başkasından istimdad edecek.
  • Zaman cemaat zamanıdır. Cemaatın ruhu olan şahsı manevi daha metindir. Ve, tenfiz-i ahkamı şeriyyeye daha ziyade muktedirdir. Halife-i şahsi, ancak ona istinad ile vezaifi deruhte edebilir. Cemaatin ruhu olan şahsı manevi eğer müstakim olsa, ziyade parlak ve kamil olur. Eğer fena olsa pek çok fena olur. Ferdin iyiliği de fenalığı da mahduddur. Cemaatin ise gayrı mahduttur. Harice karşı kazandığınız iyiliği, dahildeki fenalıkla bozmayınız. Bilirsiniz ki, ebedi düşmanlarınız ve zıtlarınız ve hasımlarınız İslamın şeairini tahrib ediyorlar. Öyle ise, zaruri vazifeniz, şeairi ihya ve muhafaza etmektir. Yoksa, şuursuz olarak şuurlu düşmana yardımdır. Şeairde tehavün, zaaf-ı milliyeti gösterir. Zaaf ise düşmanı tevkif etmez, teşci eder.
  • Bazan bir şeye şiddetli muhabbet, o şeyin inkarına sebeb olur. Ve keza, şiddet-i havf ve gayet azamet ve aklın ihatasızlığı da inkara sebeb olur.
  • Kezalik, ene ile tabir edilen enaniyetin kalbi, Allah Allah zikrinin şua ve hararetiyle yanıp delinirse, büyüyüp gafletle firavunlaşamaz. Ve Halık-ı Semavat ve arza isyan edemez. O zikr-i İlahi sayesinde ene mahvolur.
  • Evet, insan ve insanın hayatı, esma-i İlahiyyenin tecelliyatına bir tarladır. Ve cennette rahmet-i İlahiyyenin envaının cilvelerine mazhardır. Ve hayat-ı uhreviyenin harika ve gayr-i mütenahi semereleri için bir fidanlık veya bir çekirdektir. Demek, insan bir sefine kaptanı gibidir. Sefinenin gayr-i mahdud faidelerinden, kaptanın alaka ve hizmeti nisbetinde kendisine verilir. Baki kalan kısmı sultana racidir. İnsan da sefine-i vücudu ile alakası derecesinde o vücudun hayattar semeratından hissesini alır. Mütebakisi Sultan-ı Ezeliye aittir.
  • Evet, marifetullah olduktan sonra, dünya lezzetlerine iştiha olmadığı gibi, Cennet'e bile iştiyak geri kalır.
  • Kur'an-ı Muciz-ül Beyan, hakikatları dürub-u emsal ile beyan ediyor. Çünkü daire-i Uluhiyete ait hakaik-ı mücerrede, daire-i mümkinatta ancak misaller ile temessül ve tavazzuh eder. Mümkin ve miskin olan insan da, daire-i imkanda misallere bakarak, fevkinde bulunan daire-i vücubun şuunatını, ahvalini düşünür.
  • Acz, nidanın madenidir. İhtiyaç duanın menbaıdır.
  • Fe ya Rabbi, ya Maliki! Seni çağırmakta hüccetim, hacetimdir. Sana yaptığım dualarda uddetim fakatimdir. Vesilem, fıkdan-ı hile ve fakrimdir. Hazinem aczimdir. Re's-ül-malim, emellerimdir. Şefiim, Habibin Aleyhissalatü vesselam ve rahmetindir. Afveyle, mağfiret eyle ya Allah! Ya Rahman! Amin!

BEDİÜZZAMAN

YASİN SURESİNDEN PARÇALAR

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM
  • Hem onlara: Önünüzdekinden ve arkanızdakinden sakının, umulur ki merhamet olunursunuz denildiği zaman yüz çevirirler.(Yasin-45)
  • Kendilerine: Allah'ın sizi rızıklandırdığı şeylerden sarf edin! denildiğinde ise o inkar edenler, iman edenlere dediler ki: Allah dileyecek olsaydı kendisini doyuracağı bir kimseyi, biz mi doyuracağız? Doğrusu siz apaçık bir dalalet içindesiniz.(Yasin-47)
  • O bir sestir; onlar hemen o anda huzurumuzda hazır bulundurulan kimseler olarak, toplanacak olanlardır.(Yasin-53)
  • Artık o gün hiç kimse bir haksızlığa uğratılmaz ve ancak yapmakta olduğunuzun karşılığını görürsünüz.(Yasin-54)
  • Ey Ademoğulları! Ben size: Şeytana kulluk etmeyin! Çünkü o size apaçık bir düşmandır ve bana kulluk edin! Bu dosdoğru bir yoldur, diye ahdetmedim mi?(Yasin-60,61)
  • Böyle iken, yemin olsun ki şeytan içinizden birçok nesilleri dalalete sevk etmiştir. Hiç mi akıl erdirmiyordunuz?(Yasin-62)
  • O gün ağızlarını mühürleriz de bize elleri söyler ve neler kazanıyor idiyseler ayakları şahidlik eder!(Yasin-65)
  • Hem kimi çok yaşatırsak, onu yaratılışta tersine çeviririz. Hiç akıl erdirmiyorlar mı?(Yasin-68)
  • Ve ona şiir öğretmedik, ona yaraşmazdı da. Doğrusu o, ancak bir nasihattir ve apaçık beyan eden bir Kur'andır.(Yasin-69)
  • Ta ki hayatta olanları korkutsun, kafirlerin üzerine ise söz hak olsun!(Yasin-70)