Thursday, July 23, 2009

ONUNCU RİSALE

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM
  • Demek, insanın seyr-i ruhanisinde çok tabakalar vardır. Bir tabakada, insanlara huzur-u tevhid pek suhuletle nasib ve müyesser olur. Bir tabakasında da, gaflet ve evham öyle istila eder ki, kesret içinde garkolmakla tam manasıyla tevhidi unutmuş olur. Sukutu suud, tedenniyi terakki, cehl-i mürekkebi yakin, uykunun son perdesini intibah zan ve tevehhüm eden bir kısım medeniler ikinci tabakadaki insanlardandır. Onlar, hakaik-i imaniyeyi derketmekte bedevilerin bedevileridir.
  • Basar masnuatı görüp de, basiret Sanii görmezse çok garib ve pek çirkin düşer. Çünkü, o halde Saniin manen, kalben görünmemesi, ya basiretin fıkdanındandır veya kalb gözünün kör olmasındandır. Veya pek dar olduğundan meseleyi azametiyle kavramadığındandır. Veya bir hızlandır. Ve illa Saniin inkarı basarın şuhudunu inkardan daha ziyade münkerdir.
  • Güzelin güzelliğini arttıran, çirkinin çirkinliğidir.
  • İnsanı fıtraten bütün hayvanlara tefevvuk ettiren camiiyetin meziyetlerinden biri, zevilhayatın Vahib-ül Hayata olan tahıyye ve tesbihlerini fehmetmektir. Yani insan kendi kelamını fehmettiği gibi, iman kulağıyla zevilhayatın da, belki cemadatın da bütün tesbihlerini fehmeder.
  • Amiyane olan tevhid-i zahiri, hiçbir şeyi Allah'ın gayrısına isnad etmemekten ibarettir. Böyle bir nefy sehl ve basittir. Ehl-i hakikatın hakiki tevhidleri ise, herşeyi Cenab-ı Hakk'a isnad etmekle beraber, herşeyin üstünde bulunan mührünü, sikkesini görüp okumaktan ibarettir. Bu huzuru isbat, gafleti nefyeder.
  • Seri-üs-seyr olan bu zamanın evladına, kısa ve selamet bir tariki ihsan etmek Rahmet-i Hakimenin şanındandır.
  • İnsanı gaflete düşürtmekle Allah'a ubudiyete mani olan, cüzi nazarını cüzi şeylere hasretmektir. Evet, cüziyat içerisine düşüp cüzilere hasr-ı nazar eden, o cüzi şeylerin esbabdan suduruna ihtimal verebilir. Amma başını kaldırıp neve ve umuma baktığı zaman, edna bir cüzinin en büyük bir sebebden suduruna cevaz veremez.
  • Seni nefsini sevmeye sevkeden esbab: Bütün lezzetlerin mahzeni nefistir; Vücudun merkezi ve menfaatın madeni nefistir; İnsana en karib-yakın- nefistir, diyorsun.
  • Pekala. Fakat o fani lezzetlere mukabil, lezaiz-i bakiyeyi veren Halıkı daha ziyade ubudiyetle sevmek lazım değil midir? Nefis vücuda merkez olduğundan muhabbete layık ise, o vücudu icad eden ve o vücudun kayyumu olan Halık, daha fazla muhabbete, ubudiyete müstahak olmaz mı? Nefsin maden-i menfaat ve en yakın olduğu, sebeb-i muhabbet olursa, bütün hayırlar, rızıklar elinde bulunan ve o nefsi yaratan Nafi, Baki ve daha karib olan, daha ziyade muhabbete layık değil midir? Binaenaleyh, bütün mevcudata inkısam eden muhabbetleri cem ve muhabbetin ile beraber mahbub-u hakiki olan Fatır-ı Hakime ihda etmek lazımdır.
  • Senin önünde çok korkunç büyük meseleler vardır ki, insanı ihtiyata, ihtimama mecbur eder. Birisi: Ölümdür ki, insanı dünyadan ve bütün sevgililerinden ayıran bir ayrılmaktır. İkincisi: Dehşetli korkulu ebed memleketine yolculuktur. Üçüncüsü: Ömür az, sefer uzun, yol tedariki yok, kuvvet ve kudret yok, acz-i mutlak gibi elim elemlere maruz kalmaktır.
  • Öyle ise bu gaflet-i nisyan nedir? Devekuşu gibi başını nisyan kumuna sokar, gözüne gaflet gözlüğünü takarsın ki Allah seni görmesin. Veya sen O'nu görmeyesin. Ne vakte kadar zailat-ı faniyeye ihtimam ve bakiyat-ı daimeden tegafül edeceksin?
  • Dünya, alem-i ahirete bir fihriste hükmündedir. Bu fihristede alem-i ahiretin mühim meselelerine olan işaretlerden biri, cismani olan rızıklardaki lezzetlerdir.

BEDİÜZZAMAN

No comments: