BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM
- Der tarik-i Nakşibendi lazım amed çar terk; Terk-i dünya, terk-i ukba, terk-i hest, terk-i terk.
- Der tarik-i aczmendi lazım amed çar-çiz; Fakr-ı mutlak, acz-i mutlak, şükr-ü mutlak, şevk-i mutlak ey aziz!(Dördüncü Mektub)
- Tarik-i Nakşinin üç perdesi var: Birisi ve en birincisi ve en büyüğü: Doğrudan doğruya hakaik-i imaniyeye hizmettir ki, İmam-ı Rabbani de ahir zamanında ona süluk etmiştir.
- İkincisi: Feraiz-i diniye ve sünnet-i seniyyeye tarikat perdesi altında hizmettir.
- Üçüncüsü: Tasavvuf yoluyla emraz-ı kalbiyenin izalesine çalışmak, kalb ayağıyla süluk etmektir. Birincisi farz, ikincisi vacib, bu üçüncüsü ise sünnet hükmündedir.
- İmansız cennete gidemez, fakat tasavvufsuz cennete giden pek çoktur. Ekmeksiz insan yaşayamaz, fakat meyvesiz yaşayabilir. Tasavvuf meyvedir, hakaik-i İslamiye gıdadır.
- Eğer dalalet cehaletten gelse izalesi kolaydır. Fakat dalalet, fenden ve ilimden gelse, izalesi müşkildir. Eski zamanda ikinci kısım, binde bir bulunuyordu. Bulunanlardan ancak binden biri irşad il yola gelebilirdi. Çünkü öyleler kendilerini beğeniyorlar; hem bilmiyorlar, hem kendilerini bilir zannediyorlar. Cenab-ı Hak şu zamanda, i'caz-ı Kuran'ın manevi lemeatından olan malum Sözler'i, şu dalalet zındıkasına bir tiryak hasiyetini vermiş tasavvurundayım.(Beşinci Mektub)
- Bırak biçare feryadı, beladan kıl tevekkül. Zira feryad, bela-ender, hata-ender beladır bil. Bela vereni buldunsa eğer; safa-ender, vefa-ender, ata-ender beladır bil.
- Madem öyle bırak şekvayı şükret, çün belabil, dema keyfinden güler hep gül mül. Ger bulmazsan, bütün dünya cefa-ender, fena-ender, heba-ender beladır bil.
- Cihan dolu bela başında varken, ne bağırırsın küçücük bir beladan, gel tevekkül kıl. Tevekkül ile bela yüzünde gül, ta o da gülsün; o güldükçe küçülür, eder tebeddül.
- Cenab-ı Hakkı bulan neyi kaybeder? Ve O'nu kaybeden, neyi kazanır? Yani: O'nu bulan herşeyi bulur. O'nu bulmayan hiçbirşey bulmaz, bulsa da başına bela bulur.(Altıncı Mektub)
BEDİÜZZAMAN
No comments:
Post a Comment