Friday, January 30, 2009

NUR & FURKAN SUR'ELERİ'NDEN PARÇALAR

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM
  • Mü'minler ancak o kimselerdir ki, Allah'a ve Resulune iman etmişlerdir;ictimai bir iş için onunla beraber bulundukları zaman, ondan izin almadan gitmezler! Gerçekten o senden izin isteyenler var ya, işte onlar, Allah'a ve Resulune iman edenlerdir. Öyle ise bazı işleri için senden izin istediklerinde, artık içlerinden dilediğine izin ver ve kendileri için Allah'dan mağfiret dile! Şüphesiz ki Allah Gafurdur, Rahimdir. ( Nur-62 )
  • Peygamberin çağırmasını, kendi aranızda herhangi birinizin diğerini çağırması gibi tutmayın! Allah, içinizden birbirinin arkasına gizlenerek, azar azar sıvışıp gidenleri muhakkak biliyor. O'nun emrine muhalif hareket edenler, artık başlarına bir bela gelmesinden veya kendilerine elemli bir azabın uğramasından sakınsınlar! ( Nur-63 )
  • Alemlere bir korkutucu olsun diye, Furkan'ı kuluna indiren ne yücedir. ( Furkan-1 )
  • O ki, göklerin ve yerin mülkü O'nundur; ne bir çocuk edinmiştir, ne de mülkünde bir ortağı olmuştur; herşeyi yaratıp onu tayin ederek takdir etmiştir. ( Furkan-2 )
  • O'nu bırakıp da hiçbir şey yaratamayan, bil'akis kendileri yaratılmış olan, kendileri için ne bir zarara ne de bir faydaya sahib olan ve ne ölüme, ne hayata, ne de dirilmeye malik olan birtakım ilahlar edindiler. ( Furkan-3 )
  • Bir de şöyle dediler: Bu nasıl peygamber ki, yemek yiyor, çarşılarda geziyor. Ona bir melek indirilmeli de onunla beraber bir korkutucu olmalı değil miydi? ( Furkan-7 )
  • Yahut kendisine bir hazine bırakılmalı, ya da ondan yiyeceği bir bahçesi olmalı değil miydi? Ayrıca o zalimler: Ancak sihirlenmiş bir adama tabi oluyorsunuz, dedi. ( Furkan-8 )
  • Bak, senin hakkında nasıl misaller getirdiler de dalalete düştüler; artık hiçbir yol bulamazlar. ( Furkan-9 )

MNİDA

Wednesday, January 28, 2009

NUR SUR'ESİ'NDEN PARÇALAR

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM
  • De ki: Allah'a itaat edin; Peygambere de itaat edin! Eğer yüz çevirirseniz artık ona düşen, ancak kendisine yüklenen tebliğdir; size düşen de size yüklenen tebliğdir. Eğer ona itaat ederseniz, hidayete erersiniz. Peygambere düşen ise, ancak apaçık tebliğdir. ( Nur-54 )
  • Namazı hakkıyla eda edin, zekatı verin ve peygambere itaat edin ki merhamet olunasınız. ( Nur-56 )
  • Sizden olan çocuklar büluğ çağına girdiği zaman, kendilerinden öncekilerin izin istedikleri gibi, artık izin istesinler! İşte Allah, size ayetlerini böyle açıklıyor. Çünkü Allah, Alimdir, Hakimdir. ( Nur-59 )
  • Artık evlenmeyi ümid etmeyen oturmuş kadınların, ziynetlerini gösteren kimseler olmamak şartıyla, dış elbiselerini çıkarmalarında kendilerine bir günah yoktur. Fakat iffetli davranmak istemeleri kendileri için daha hayırlıdır. Çünkü Allah, Semidir, Alimdir. ( Nur-60 )
  • Artık evlere girdiğiniz zaman, Allah katında mübarek ve güzel bir sağlık temennisi olarak, kendinize selam verin! İşte Allah, size ayetleri böyle açıklıyor; umulur ki akıl erdirirsiniz. ( Nur-61 )

MNİDA

Monday, January 26, 2009

NUR SUR'ESİ'NDEN PARÇALAR

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM
  • Onlar ne bir ticaretin, ne de bir alışverişin kendilerini Allah'ı anmaktan, namazı dosdoğru kılmaktan ve zekat vermekten alıkoymadığı erlerdir! Kalblerin ve gözlerin kendisinde döneceği bir günden korkarlar. ( Nur-37 )
  • Ta ki Allah onları amellerinin daha güzeliyle mükafatlandırsın ve lütfundan onlara daha fazlasını da versin! Çünkü Allah, dilediği kimseyi hesabsız rızıklandırır. ( Nur-38 )
  • Görmedin mi ki, göklerde ve yerde bulunan kimseler ve kanatlarını çırparak uçan kuşlar O'nu, Allah'ı tesbih eder. Her biri kendi duasını ve tesbihini muhakkak bilmiştir. Ve Allah, onların yapmakta olduklarını hakkıyla bilendir. ( Nur-41 )
  • Görmedin mi ki şüphesiz Allah, bir bulutu nasıl sürüyor; sonra arasını birleştiriyor; sonra da onu bir yığın haline getiriyor da arasından yağmur çıktığını görüyorsun. Ve gökten, oradaki dağlardan bir dolu indirir de onu dilediğine isabet ettirir, dilediğinden de onu çevirir. Şimşeğinin parıltısı nerdeyse gözleri alır. ( Nur-43 )
  • Allah, gece ile gündüzü evirip çevirir. Şüphesiz ki bunda, basiret sahibleri için elbette bir ibret vardır. ( Nur-44 )
  • Ve Allah, hareketli olan her canlıyı sudan yaratmıştır. Artık onlardan kimi karnı üstünde yürür; kimi iki ayak üstünde yürür; kimi de dört ayak üstünde yürür. Allah, dilediğini yaratır. Muhakkak ki Allah, herşeye hakkıyla gücü yetendir. ( Nur-45 )
  • Allah'a ve peygambere inandık ve itaat ettik!, diyorlar. Sonra da içlerinden bir taife bunun ardından yüz çeviriyor. İşte bunlar, mü'min kimseler değildirler. ( Nur-47 )
  • Aralarında hüküm vermesi için Allah'a ve Resulune çağrıldıkları zaman, mü'minlerin sözü ancak: İşittik ve itaat ettik! demeleridir. İşte bunlar, gerçekten kurtuluşa erenlerdir. ( Nur-51 )
  • Her kim Allah'a ve Resulune itaat eder ve Allah'dan korkar ve O'ndan sakınırsa, işte onlar gerçekten kazanan kimselerdir. ( Nur-52 )
  • Bir de, kendilerine emredersen, kesinlikle çıkacaklarına dair bütün güçleriyle Allah'a yemin ettiler. De ki: Yemin etmeyin! Sizden istenen bilinen bir itaattir. Şüphesiz ki Allah, yapmakta olduklarınızdan hakkıyla haberdardır. ( Nur-53 )

MNİDA

Saturday, January 24, 2009

NUR SUR'ESİ'NDEN PARÇALAR

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM
  • Eğer orada kimseyi bulamazsanız, size izin verilmedikçe oraya girmeyin! Size: Geri dönün! denilirse, artık dönün; bu sizin için daha temizdir. Allah ise, yapmakta olduklarınızı hakkıyla bilendir. ( Nur-28 )
  • Oturulmayan ve içinde menfaatiniz bulunan evlere girmenizde size bir günah yoktur. Artık neyi açıklarsanız ve neyi gizlerseniz, Allah bilir. ( Nur-29 )
  • Mü'min erkeklere söyle; gözlerini sakınsınlar ve ırzlarını korusunlar! Bu, onlar için daha temizdir. Şüphesiz ki Allah, yapmakta oldukları şeylerden hakkıyla haberdardır. ( Nur-30 )
  • Mü'min kadınlara da söyle; gözlerini sakınsınlar ve ırzlarını korusunlar, görünen kısımları müstesna, ziynetlerini göstermesinler ve başörtülerini yakalarının üzerine kadar salsınlar! Gizlemekte oldukları ziynetleri bilinsin diye ayaklarını vurmasınlar! Ey mü'minler! Hep birlikte Allah'a tevbe edin ki kurtuluşa eresiniz. ( Nur-31 )
  • İçinizden bekar olanları, kölelerinizden ve cariyelerinizden iyileri ile evlendirin! Eğer fakir iseler, Allah lütfundan onları zenginleştirir. Çünkü Allah, Vasidir, Alimdir. ( Nur-32 )
  • Evlenmeye imkan bulamayanlar, Allah kendilerini lütfundan zenginleştirinceye kadar iffetlerini korusunlar! Dünya hayatının geçici menfaatini elde etmek için, iffetli kalmak isteyen cariyelerinizi fuhşa zorlamayın! Kim onları zorlarsa, artık şüphesiz ki Allah, onların zorlanmalarından sonra, çok mağfiret edendir, çok merhamet edendir. ( Nur-33 )
  • Allah, göklerin ve yerin Nur'udur. O'nun nurunun misali, içinde lamba bulunan bir kandil gibidir. O lamba bir cam içindedir. O cam da, sanki inciden bir yıldızdır; bu lamba, ne doğuya ne de batıya nisbeti olmayan mübarek bir ağaçtan, zeytin ağacından yakılır; onun yağı, nerede ise kendisine ateş değmese bile ışık verecek! Nur üstüne nurdur. Allah, dilediği kimseyi nuruna hidayet eder. İşte Allah, insanlara böyle misaller getirir. Çünkü Allah, herşeyi hakkıyla bilendir. ( Nur-35 )
  • Bu nur birtakım evlerdedir ki Allah, onların yükseltilmesine ve içlerinde isminin anılmasına izin vermiştir; buralarda sabah akşam O'nu tesbih ederler. ( Nur-36 )

MNİDA

Friday, January 23, 2009

NUR SUR'ESİ'NDEN PARÇALAR

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM
  • Onu işittiğiniz zaman, gerek erkek mü'minlerin ve gerekse kadın mü'minlerin, kendi vicdanlarıyla hüsn-ü zanda bulunarak: Bu apaçık bir iftiradır! demeleri gerekmez miydi? ( Nur-12 )
  • Halbuki dünyada ve ahirette Allah'ın ihsanı ve rahmeti üzerinizde olmasaydı, içine daldığınız bu şeyden dolayı, size elbette büyük bir azab dokunurdu. ( Nur-14 )
  • Bunu dillerinizle alıyor ve hakkında bir bilgi sahibi olmadığınız bir şeyi ağızlarınızla söylüyor ve bunu kolay bir şey sanıyordunuz. Halbuki bu, Allah katında büyük bir günahtır. ( Nur-15 )
  • Hem onu duyduğunuz zaman: Bu hususta konuşmamız bize yakışmaz! Haşa! Bu büyük bir iftiradır! demeniz gerekmez miydi? ( Nur-16 )
  • Eğer mü'min kimseler iseniz, böyle bir duruma ebediyen dönmemeniz için Allah size nasihat ediyor. ( Nur-17 )
  • Şüphesiz ki çirkin şeylerin, iman edenlerin içinde yayılmasını arzu edenlere, dünyada da ahirette de elemli bir azab vardır. Ve Allah bilir, siz ise bilmezsiniz. ( Nur-19 )
  • Ey iman edenler! Şeytanın adımlarına uymayın! Kim şeytanın adımlarına tabi olursa, artık şüphesiz ki o, çirkin işleri ve kötülüğü emreder! Eğer üzerinizde Allah'ın ihsanı ve rahmeti olmasaydı, içinizden hiçbir kimse ebedi olarak temize çıkamazdı. Fakat Allah, dilediğini temize çıkarır. Çünkü Allah Semidir, Alimdir. ( Nur-21 )
  • İçinizden faziletli ve servet sahibi kimseler, akrabalara, yoksullara ve Allah yolunda hicret edenlere bir şey vermemeye yemin etmesin; affetsinler, aldırmasınlar! Dikkat edin, Allah'ın sizi bağışlamasını arzu etmez misiniz? Çünkü Allah, Gafurdur, Rahimdir. ( Nur-22 )
  • Şüphesiz ki habersiz, iffetli mü'min kadınlara zina isnad edenler, dünyada ve ahirette la'netlenmişlerdir; onlar için büyük bir azab vardır. ( Nur-23 )
  • O gün dilleri, elleri ve ayakları, yapmakta oldukları şeylere dair aleyhlerinde şahidlik edecektir. ( Nur-24 )
  • Kötü kadınlar kötü erkekler içindir, kötü erkekler de kötü kadınlar içindir. İyi kadınlar iyi erkekler için, iyi erkekler de iyi kadınlar içindir. Bunlar söylemekte olduklarından uzak olanlardır. Onlar için bir mağfiret ve güzel bir rızık vardır. (Nur-26 )
  • Ey iman edenler! Kendi evlerinizden başka evlere izin almadan ve halkına selam vermeden içeri girmeyin! Bu sizin için hayırlıdır; olur ki ibret alırsınız. ( Nur-27 )

MNİDA

Wednesday, January 21, 2009

LEM'ALAR - İHTİYARLIK HAKKINDA

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM
  • Günde bir taşı bina-yı ömrümün düştü yere, Can yatar gafil, binası oldu viran bihaber..
  • Dil bekası, Hak fenası istedi mülk-ü tenim, Bir devasız derde düştüm, ah ki Lokman bihaber!
  • Biz gidiyoruz..aldanmakta faide yok. Gözümüzü kapamakla bizi burada durduramazlar; sevkiyat var. Fakat gafletten ve kısmen de ehl-i dalaletten gelen zulümat evhamları ile bize firaklı ve karanlıklı görünen berzah memleketi, ahbabların mecmaıdır.
  • Yine ümmetü ümmeti diyerek en kudsi ve en yüksek bir fedakarlık ile, yine, şefaatı ile ümmetinin imdadına koşan bir zatın gittiği aleme gidiyoruz.
  • İşte o zatın şefaati altına girip ve nurundan istifade etmenin ve zulümat-ı berzahiyeden kurtulmanın çaresi: Sünnet-i Seniyyeye ittibadır.
  • Bir ticaret yapmadım, nakd-i ömür oldu heba, Yola geldim lakin göçmüş cümle kervan bihaber. Ağlayıp nalan edip düştüm yola tenha garib, Dide giryan, sine biryan, akıl hayran bihaber.
  • İşte o kudsi defterin en mükemmeli; kırk vecihle mu'cize ve her dakikada hiç olmazsa yüz milyonun dillerinde gezen, nur serpen ve herbir harfinde asgari olarak on sevap ve on hasene ve bazen onbin ve bazen leyle-i Kadir sırrı ile bir harfine otuzbin hasene ve meyve-i Cennet ve nur-u berzah veren Kur'an-ı Mu'ciz-ül Beyandır.
  • İşte bu ebedi hazinenin anahtarı imandır ve teslimdir; ve onu dinleyip kabul etmek ve okumaktır.
  • Madem Kur'an-ı Hakimin bize verdiği en mühim bir ders, iman-ı bil Ahirettir.. ve o iman da bu derece kuvvetlidir.. ve o imanda öyle bir rica ve bir teselli var ki; yüzbin ihtiyarlık bir tek şahsa gelse, bu imandan gelen teselli mukabil gelebilir.
  • Bil'akis ihtiyarlık, iman ile ibadet içinde sinn-i kemale gelip, vazife-i hayattan terhis ve alem-i rahmete istirahat için gitmeye bir alamet olduğu cihetle ondan memnun olmalıyız.
  • Madem Rahim bir Halıkımız var; bizim için gurbet olamaz. Madem O var; bizim için herşey var. Madem O var; melaikeleri de var. Öyle ise bu dünya boş değil, hali dağlar, boş sahralar Cenab-ı Hakkın ibadıyla doludur.
  • O dergahta en makbul bir şefaatçi, acz ve zaafdır. Ve acz ve zaafın tam zamanı da, ihtiyarlıktır. Böyle bir dergaha makbul bir şefaatçi olan ihtiyarlıktan küsmek değil, sevmek lazımdır.
  • Hem iman; kemiklerimle, mebde-i hilkatimin toprağı, ayak altında ehemmiyetsiz mahvolmuş kemikler olmadığını; belki o toprak, rahmet kapısı ve Cennet salonunun bir perdesi olduğunu sırr-ı iman ile gösterdi.
  • Nev-i insani bir nefisdir, dirilmek üzere ölecek. Ve Küre-i Arz dahi bir nefisdir, baki bir surete girmek için o da ölecek. Dünya dahi bir nefisdir, ahiret suretine girmek için o da ölecek!
  • Ölüm idam değil, firak değil, belki hayat-ı ebediyenin mukaddemesidir, mebdeidir ve vazife-i hayat külfetinden bir paydostur, bir terhistir, bir tebdil-i mekandır. Berzah alemine göçmüş kafile-i ahbaba kavuşmaktır.
  • Halbuki gençlik, eğer ehl-i kalb, ehl-i huzur ve aklı başında ve kalbi yerinde bulunan mü'minlerde olsa, ibadete ve hayrata ve ticaret-i uhreviyeye sarfedilse; en kuvvetli bir vesile-i ticaret; ve güzel ve şirin bir vasıta-ı hayattır. Ve o gençlik, vazife-i diniyesini bilip su-i istimal etmeyenlere; kıymettar, zevkli bir nimet-i İlahiyedir.
  • Eğer istikamet, iffet, takva beraber olmazsa; çok tehlikeleri var. Taşkınlıklarıyla, saadet-i ebediyesini ve hayat-ı uhreviyesini zedeler. Belki hayat-ı dünyeviyesini de berbad eder. Belki bir iki sene gençlik zevkine bedel, ihtiyarlıkta çok seneler gam ve keder çeker.
  • Herkesin hususi dünyasının direği, kendi hayatıdır. Ne vakit cismi kırılsa, dünyası başına yıkılır; kıyameti kopar.
  • Ehl-i gaflet, kendi dünyasının böyle çabuk yıkılacak vaziyetini bilmediklerinden, umumi dünya gibi daimi zannedip perestiş eder.

BEDİÜZZAMAN

MÜ'MİNUN & NUR SUR'ELERİNDEN PARÇALAR

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM
  • Çünkü kullarımdan bir zümre vardı ki: Rabbimiz! İman ettik; artık bizi bağışla; bize merhamet buyur; sen merhametlilerin en hayırlısısın!, diyorlardı. ( Mü'minun-109 )
  • Sizi ancak boşuna yarattığımızı ve gerçekten siz bize döndürülmeyeceğinizi mi sandınız? ( Mü'minun-115 )
  • Kim Allah ile beraber, hakkında hiçbir delil bulunmayan başka bir İlaha yalvarırsa, artık onun hesabı ancak Rabbinin katındadır. Şu şüphesiz ki, kafirler kurtuluşa ermez. ( Mü'minun-117 )
  • De ki: Rabbim! Bağışla! Merhamet eyle! Sen, merhamet edenlerin en hayırlısısın! ( Mü'minun-118 )
  • Bu bir suredir ki, onu indirdik ve onu farz kıldık; ve onda apaçık ayetler indirdik. Ta ki siz ibret alasınız! ( Nur-1 )
  • Zina eden kadın ile zina eden erkeğin her birine yüzer sopa vurun; eğer Allah'a ve ahiret gününe iman ediyorsanız, Allah'ın cezası hususunda o ikisine karşı bir acıma duygusu, artık size mani olmasın! Mü'minlerden bir topluluk da o ikisinin cezasına şahid olsun! ( Nur-2 )
  • Zina eden erkek, zina eden bir kadından veya müşrik olan bir kadından başkasıyla evlenemez. Zina eden bir kadına gelince, zina eden bir erkekten veya müşrik olan bir erkekten başkası onunla evlenemez. Bu, mü'minlere haram kılınmıştır. ( Nur-3 )
  • İffetli kadınlara zina isnad eden, sonra dört şahid getiremeyenlere seksen sopa vurun ve ebedi olarak onların şahidliğini kabul etmeyin! İşte onlar, fasıkların ta kendileridir. ( Nur-4 )
  • Ancak bundan sonra tevbe eden ve halini düzeltenler müstesna. Artık şüphesiz ki Allah, Gafur'dur, Rahim'dir. ( Nur-5 )
  • Halbuki üzerinizde Allah'ın ihsanı ve rahmeti olmasaydı ve şüphesiz ki Allah, Tevvab ve Hakim olmasaydı haliniz nice olurdu! ( Nur-10 )

MNİDA

Tuesday, January 20, 2009

LEM'ALAR - HASTALIK HAKKINDA

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM
  • Ey şükrü bırakıp şekvaya giren hasta! Şekva bir haktan gelir. Senin bir hakkın zayi olmamış ki şekva ediyorsun. Belki senin üstünde hak olan çok şükürler var; yapmadın. Cenab-ı Hakkın hakkını vermeden, haksız bir surette hak istiyorsun gibi şekva ediyorsun.
  • Belki sen, kendinden sıhhat noktasında aşağı derecelerde bulunan biçare hastalara bakıp şükretmekle mükellefsin. Evet nimette kendinden yukarıya bakıp şekva etmeye hiç kimsenin hakkı yoktur. Ve musibette herkesin hakkı, kendinden musibet noktasında daha yukarı olanlara bakmaktır ki şükretsin.
  • Mevcudat içinde en latif, en güzel, en cami ayine-i Samediyet de, hayattır.
  • Güzelin ayinesi güzeldir. Güzelin mehasinlerini gösteren ayine güzelleşir. O ayinenin başına o güzelden ne gelse, güzel olduğu gibi; hayatın başına dahi ne gelse, hakikat noktasında güzeldir.
  • Hayat, daima sıhhat ve afiyette yeknesak gitse, nakıs bir ayine olur. Belki bir cihette adem ve yokluğu ve hiçliği ihsas edip sıkıntı verir. Hayatın kıymetini tenzil eder. Ömrün lezzetini sıkıntıya kalbeder. Çabuk vaktimi geçireceğim diye, sıkıntıdan ya sefahate, ya eğlenceye atılır.
  • Ey derdine derman arayan hasta! Hastalık iki kısımdır. Bir kısmı hakiki, bir kısmı vehmidir. Hakiki kısmı ise Şafi-i Hakim-i Zülcelal, Küre-i Arz olan eczahane-i kübrasında, her derde bir deva istif etmiş.
  • Ekser hastalıklar su-i istimalattan, perhizsizlikten ve israftan ve hatiattan ve sefahetten ve dikkatsizlikten geliyor.
  • Amma vehmi hastalık kısmı ise; onun en müessir ilacı, ehemmiyet vermemektir. Ehemmiyet verdikçe o büyür, şişer. Ehemmiyet vermezse küçülür, dağılır.
  • Hem sen müftehirane hizmet ettiğin ve iltifatlarını kazanmasına çalıştığın zatlar, hastalığın hükmüyle sana merhametkarane hizmetkarlık ettiklerinden, efendilerine efendi oldun.
  • Ehlullah, Cenab-ı Hakka vasıl olmak ve dünyanın azim manevi tehlikelerinden kurtulmak ve saadet-i ebediyeyi temin etmek için, iki esası ihtiyaren takip etmişler.
  • Birincisi: Rabıta-ı mevttir. İkincisi: Nefs-i emmarenin ve kör hissiyatın tehlikelerinden kurtulmak için, çileler ile, riyazetlerle nefs-i emmarenin öldürülmesine çalışmışlar.
  • Asıl gurbette, kimsesizlikte kalan odur ki; iman ve teslimiyetle Ona intisab etmesin veya intisabına ehemmiyet vermesin.
  • Ey masum hasta çocuklara ve masum çocuklar hükmünde olan ihtiyarlara hizmet eden hasta bakıcılar! Sizin önünüzde mühim bir ticaret-i uhreviyye var. Şevk ve gayret ile o ticareti kazanınız.
  • İhtiyar peder ve validesine tam itaat eden bahtiyar bir veled, evladından aynı vaziyeti gördüğü gibi, bedbaht bir veled, eğer ebeveynini rencide etse; azab-ı uhreviden başka, dünyada çok felaketlerle cezasını gördüğü, çok vukuatlarla sabittir.
  • Ey hasta kardeşler! Siz, gayet nafi ve her derde deva ve hakiki lezzetli kudsi bir tiryak isterseniz: İmanınızı inkişaf ettiriniz. Yani tevbe ve istiğfar ile ve namaz ve ubudiyetle, o tiryak-ı kudsi olan imanı ve imandan gelen ilacı istimal ediniz.
  • İman ilacı ise, feraizi mümkün oldukça yerine getirmekle te'sirini gösteriyor. Gaflet ve sefahet ve hevesat-ı nefsaniye ve lehviyat-ı gayr-ı meşrua, o tiryakın te'sirini meneder.

BEDİÜZZAMAN

MÜ'MİNUN SUR'ESİNDEN PARÇALAR

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM
  • Hem onlara merhamet edip kendilerindeki sıkıntıyı giderseydik, yine de gerçekten azgınlıkları içinde bocalayıp duracaklardı. ( Mü'minun-75 )
  • Nihayet onlara şiddetli bir azab kapısı açtığımızda, bir de bakarsın ki onlar bunun içinde ümidsizliğe düşmüş kimselerdir. ( Mü'minun-77 )
  • Halbuki O, sizin için o kulakları, o gözleri ve o kalbleri yaratandır. Ne kadar az şükrediyorsunuz! ( Mü'minun-78 )
  • Hem O, sizi yeryüzünde yaratıp, yayandır. Ve ancak O'nun huzuruna toplanacaksınız. Ve yine O, hayatı veren ve öldürendir; gece ile gündüzün ihtilafı da ancak O'na aiddir. Hiç akıl erdirmez misiniz? ( Mü'minun-79,80 )
  • Allah, hiçbir çocuk edinmemiştir; O'nunla beraber hiçbir İlah da yoktur; eğer öyle olsaydı, her ilah elbette kendi yarattığı ile giderdi ve mutlaka onlardan bir kısmı diğerine üstün gelirdi. Allah, onların isnad etmekte oldukları vasıflardan münezzehdir. ( Mü'minun-91 )
  • Kötülüğü, daha güzel olan bir şey ile def'et; biz, onların isnad etmekte oldukları vasıfları en iyi bileniz. ( Mü'minun-96 )
  • Ve de ki: Rabbim! Şeytanların vesveselerinden sana sığınırım. Rabbim! Onların yanımda bulunmalarından dahi sana sığınırım. ( Mü'minun-97,98 )
  • Nihayet onlardan birine ölüm geldiği zaman: Rabbim! Beni geri gönder! Umulur ki ben, terk ettiğim dünyada salih bir amel işlerim, der. Hayır! Doğrusu o sadece bir laftır, onu söyleyen kendisidir. Artık onların önlerinde, tekrar diriltilecekleri güne kadar bir perde(kabir) vardır. ( Mü'minun-99,100 )

MNİDA

Monday, January 19, 2009

LEM'ALAR - HASTALIK HAKKINDA

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM
  • Ey Halikını tanıyan hasta! Hastalıklardaki elem ve tevahhuş ve korkmak ise; bazen ölüme vesile olduğu cihetindendir. Evvela bil ve kat'i iman et ki: Ecel mukadderdir, tagayyür etmez. Çok ağır hastaların başında ağlayanlar ve sıhhatleri yerinde olanlar ölmüşler..o ağır hastalar şifa bulup yaşamışlar..
  • Ey lüzumsuz merak eden hasta! Sen hastalığın ağırlığından merak ediyorsun. O merakın senin hastalığını ağırlaştırır. Hastalığın hafifleşmesini istersen merak etmemeye çalış. Evet, merak, hastalığı ikileştirir; maddi hastalığın altında merak ile manevi bir hastalığı kalbine verir; maddi hastalık ona dayanır, devam eder.
  • Hem merakın kendisi de bir hastalıktır. Onun ilacı, hastalığın hikmetini bilmektir. Madem hikmetini, faidesini bildin; o merhemi meraka sür, kurtul.
  • Ey sabırsız hasta kardeş! Hastalık, hazır bir elemi sana vermekle beraber..evvelki hastalığından bugüne kadar o hastalığın zevalindeki bir lezzet-i maneviye ve sevabındaki bir lezzet-i ruhiye veriyor.
  • Ey hastalık sebebiyle ibadet ve evradından mahrum kalan ve o mahrumiyetten teessüf eden hasta! Bil ki: Hadisce sabittir ki, Müttaki bir mü'min, hastalık sebebiyle yapmadığı daimi virdinin sevabını, hastalık zamanında yine kazanır.
  • Ey hastalıktan şekva eden biçare adam! Hastalık bazılara ehemmiyetli bir definedir; gayet kıymetdar bir hediye-i İlahiyedir. Her hasta, kendi hastalığını o neviden tasavvur edebilir.
  • Ey gözüne perde gelen hasta! Eğer ehl-i imanın gözüne gelen perdenin altında nasıl bir nur ve manevi bir göz olduğunu bilsen, yüz bin şükür Rabb-ı Rahimime, dersin.
  • Ey ah ü enin eden hasta! Hastalığın suretine bakıp ah! eyleme. Manasına bak oh! de. Eğer hastalığın manası güzel birşey olmasa idi, Halık-ı Rahim en sevdiği ibadına hastalıkları vermezdi.
  • En ziyade musibet ve meşakkate giriftar olanlar, insanların en iyisi, en kamilleridirler. Sen ey ah ü fizar eden hasta! Bu nurani kafileye katılmak istersen, sabır içinde şükret.
  • Ey sıkıntıdan şekva eden hasta! Hastalık, hayat- içtimaiye-i insaniyede en mühim ve gayet güzel olan hürmet ve merhameti telkin eder. Çünkü insanı vahşete ve merhametsizliğe sevk eden istiğnadan kurtarıyor.
  • Sıhhat ve afiyetten gelen istiğnada bulunan bir nefs-i emmare, şayan-ı hürmet çok uhuvvetlere karşı hürmeti hissetmez. Ve şayan-ı merhamet ve şefkat olan musibetzedelere ve hastalıklara merhameti duymaz. Ne vakit hasta olsa, o hastalıkta aczini ve fakrını anlar, layık-ı hürmet olan ihvanlarına ihtiram eder.
  • Ey hastalık vasıtasıyla hayrat yapamamaktan şekva eden hasta! Şükret, hayratın en halisinin kapısını sana açan, hastalıktır. Hastalık mütemadiyen hastaya ve Lillah için hastaya bakıcılara sevab kazandırmakla beraber, duanın makbuliyetine en mühim bir vesiledir.
  • Evet, hastalara bakmak ehl-i iman için mühim sevabı vardır. Hastaların keyfini sormak, fakat hastayı sıkmamak şartıyla ziyaret etmek, Sünnet-i Seniyyedir; keffaret-üz zünub olur. Hadiste vardır ki: Hastaların duasını alınız; onların duası makbuldür. Bahusus hasta akrabadan olsa, hususan peder ve valide olsa, onlara hizmet, mühim bir ibadettir, mühim bir sevabdır.
  • Hastaların kalbini hoşnud etmek, teselli vermek, mühim bir sadaka hükmüne geçer. Bahtiyardır o evlat ki; peder ve validesinin hastalık zamanında, onların seriütteessür olan kalblerini memnun edip hayır dualarını alır.

BEDİÜZZAMAN

MÜ'MİNUN SUR'ESİNDEN PARÇALAR

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM
  • Hiçbir ümmet ecelinden ne öne geçebilir, ne de geri kalabilir. ( Mü'minun-43 )
  • Sonra ard arda peygamberlerimizi gönderdik. Ne zaman bir ümmete peygamberi geldiyse, onu yalanladılar; bunun üzerine onları birbiri ardına takarak onları ibretli hikayeler yaptık. O halde iman etmeyecek bir kavim, helak olsun! ( Mü'minun-44 )
  • Ey peygamberler! Temiz şeylerden yiyin ve salih amel işleyin! Şüphesiz ki ben, ne yaparsanız hakkıyla bilenim. İşte gerçekten bu tek bir ümmet olarak sizin ümmetinizdir. Ben de sizin Rabbinizim; öyle ise benden sakının! ( Mü'minun-51,52 )
  • Onlar kendilerine vermekte olduğumuz mal ve oğullar ile, onların hayırlarına mı koşuyoruz sanıyorlar? Hayır! İşin farkına varmıyorlar! ( Mü'minun-55,56 )
  • Şüphesiz o kimseler ki, onlar Rablerinin azabından korkarak titreyenlerdir. Hem o kimseler ki, onlar Rablerinin ayetlerine iman ederler. Yine o kimseler ki, onlar Rablerine ortak koşmazlar. ( Mü'minun-57,58,59 )
  • Ve o kimseler ki, şüphesiz onlar Rablerine dönecek kimseler olduklarını bildikleri için, verdikleri şeyleri kalbleri ürpererek verirler. İşte bunlar, hayırlı işlerde koşuşurlar ve onlar bunlarda sabikun'dur. ( Mü'minun-60,61 )
  • Kimseyi gücünün yetmeyeceği bir şeyle mükellef tutmayız ve katımızda gerçeği söyleyen bir kitab vardır; onlar haksızlığa da uğratılmazlar. ( Mü'minun-62 )
  • Nihayet onların ni'met içinde olanlarını azab ile yakaladığımız zaman, bir de bakarsın ki onlar feryad ederler. ( Mü'minun-64 )
  • Yoksa onda bir delilik olduğunu mu söylüyorlar? Hayır! Onlara hakkı getirmiştir; fakat onların çoğu, haktan hoşlanmayan kimselerdir. ( Mü'minun-70 )
  • Eğer hak, onların nefislerinin arzusuna uysaydı, elbette gökler, yer ve bunların içinde bulunanlar bozulup giderdi. Hayır! Onlara zikirlerini getirdik; fakat onlar kendi şereflerinden yüz çevirenlerdir. ( Mü'minun-71 )
  • (Ey Resulüm) Yoksa sen onlardan bir ücret mi istiyorsun? İşte Rabbinin harcı daha hayırlıdır. Ve O, rızık verenlerin en hayırlısıdır. ( Mü'minun-72 )
  • Halbuki şüphesiz sen, onları elbette dosdoğru bir yola da'vet ediyorsun. Fakat muhakkak ki ahirete inanmayanlar, doğrusu o yoldan sapanlardır. ( Mü'minun-73,74 )

MNİDA

Friday, January 16, 2009

MÜ'MİNUN SUR'ESİNDEN PARÇALAR

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM
  • Gökten belli bir miktar su indirdik, sonra onu yerde durdurduk. Şüphesiz ki biz, onu gidermeye de elbette gücü yetenleriz. ( Mü'minun-18 )
  • Böylece onunla sizin için hurma bahçeleri ve üzüm bağları meydana getirdik. Oralarda sizin için birçok meyveler vardır ve onlardan yersiniz. ( Mü'minun-19 )
  • Şüphesiz ki sizin için sağmal hayvanlarda da elbette bir ibret vardır. Karınlarında bulunandan size içiririz. Onlarda sizin için birçok faydalar vardır; hem onlardan yersiniz. ( Mü'minun-21 )
  • And olsun ki, Nuh'u kavmine gönderdik de dedi ki: Ey kavmim! Allah'a kulluk edin; sizin için O'ndan başka hiçbir ilah yoktur. Hiç sakınmaz mısınız? ( Mü'minun-23 )
  • Bunun üzerine kavminden inkar eden ileri gelenler şöyle dedi: Bu, sadece sizin gibi bir insandır; size üstünlük sağlamak istiyor. Eğer Allah isteseydi, elbette melekleri indirirdi. Bunu evvelki atalarımızdan işitmedik. ( Mü'minun-24 )
  • (Nuh) Rabbim! Beni yalanlamalarına karşı bana yardım et! dedi. ( Mü'minun-26 )
  • Şüphesiz ki bunda, gerçekten ibretler vardır ve doğrusu elbette imtihan edicileriz. ( Mü'minun-30 )
  • Onun kavminden, inkar edip ahirete kavuşmayı yalanlayan ve dünya hayatında kendilerine refah verdiğimiz ileri gelenleri ise şöyle dedi: Bu sadece sizin gibi bir insandır; yemekte olduğunuzdan yiyor; içmekte olduğunuzdan içiyor. ( Mü'minun-32 )
  • (Kavim dedi) Muhakkak ki siz öldüğünüz ve bir toprak ve bir kemik yığını haline geldiğiniz zaman, gerçekten sizin çıkarılan kimseler olacağınızı mı va'd ediyor? Heyhat! O va'd edilmekte olduğunuz şey ne kadar uzak! ( Mü'minun-35,36 )
  • Nihayet ses onları hak ile yakaladı da onları bir sel süprüntüsü haline getirdik. Artık o zalimler topluluğu helak olsun! ( Mü'minun-41 )

MNİDA

Thursday, January 15, 2009

LEM'ALAR - HASTALIK HAKKINDA

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM
  • Ey biçare hasta! Merak etme, sabret. Senin hastalığın sana dert değil belki bir nevi dermandır. Çünkü ömür bir sermayedir gidiyor. Meyvesi bulunmazsa zayi olur. Hem rahat ve gafletle olsa, pek çabuk gidiyor.
  • Musibet zamanı çok uzundur, safa zamanı pek kısa oluyor.
  • Ey sabırsız hasta! Sabret, belki şükret. Senin bu hastalığın, ömür dakikalarını birer saat ibadet hükmüne getirebilir.
  • İbadet iki kısımdır. Biri müsbet ibadettir ki: namaz, niyaz gibi malum ibadetlerdir. Diğeri menfi ibadetlerdir ki; hastalıklar, musibetler vasıtası ile musibet-zede, aczini, zaafını hisseder. Halık-ı Rahimine iltica eder, yalvarır. Halis, riyasız, manevi bir ibadete mazhar olur.
  • İnsan bu dünyaya keyf sürmek ve lezzet almak için gelmediğine, mütemadiyen gelenlerin gitmesi ve gençlerin ihtiyarlaşması ve mütemadiyen zeval ve firakta yuvarlanması şahittir.
  • Onun eline verilen sermaye ömürdür. Eğer hastalık olmazsa, sıhhat ve afiyet gaflet verir..dünyayı hoş gösterir..Ahireti unutturur..Kabri ve ölümü hatırına getirmek istemiyor..Sermaye-i ömrünü bad-i heva boş yere sarfettiriyor.
  • Hastalık ise, birden gözünü açtırır. Vücuduna ve cesedine der ki: Layemut değilsin, başıboş değilsin, bir vazifen var. Gururu bırak, seni yaratanı düşün, kabre gideceğini bil, öyle hazırlan.
  • Ey şekvacı hasta! Senin hakkın şekva değil şükürdür, sabırdır. Çünkü senin vücudun ve aza ve cihazatın, senin mülkün değildir. Sen onları yapmamışsın..başka tezgahlardan satın almamışsın. Demek başkasının mülküdür. Onların maliki, mülkünde istediği gibi tasarruf eder.
  • Hastalık, bazılara bir İhsan-ı İlahidir, bir hediye-i rahmanidir. Dikkat ettim ki; hangi hastalıklı genci gördüm, sair gençlere nisbeten ahiretini düşünmeye başlıyor..Gençlik sarhoşluğu yok. Gaflet içindeki hayvani hevesattan bir derece kendini kurtarıyor.
  • Dikkat et, sana oh Elhamdülillah şükür dediren, senin başından geçmiş elemler, musibetlerin düşünmesi, bir manevi lezzeti deşiyor ki; senin kalbin şükreder. Çünkü elemin zevali, lezzettir.
  • Hastalık bu manayı bize ihtar edip der ki; senin vücudun taştan, demirden değildir. Belki daima ayrılmaya müsait muhtelif maddelerden terkip edilmiştir. Gururu bırak, aczini anla, malikini tanı, vazifeni bil, dünyaya ne için geldiğini öğren, kalbin kulağına gizli ihtar ediyor.
  • Herşey zıddı ile bilinir. Mesela, karanlık olmazsa; ışık bilinmez, lezzetsiz kalır. Soğuk olmazsa, hararet anlaşılmaz; zevksiz kalır. Açlık olmazsa, yemek lezzet vermez. Mide harareti olmazsa, su içmesi zevk vermez. İllet olmazsa, afiyet zevksizdir. Maraz olmazsa, sıhhat lezzetsizdir.
  • Bu hastalık senin başında veya elinde veya midende olmasaydı; sen, başın, elin, midenin sıhhatindeki lezzetli, zevkli nimet-i İlahiyyeyi hissedip şükreder miydin? Elbette şükür değil, belki düşünmeyecektin; şuursuz o sıhhati gaflete belki sefahete sarfederdin.
  • Hastalık, sabun gibi, günahların kirlerini yıkar, temizler. Hadiste vardır ki: Ermiş ağacı silkmekle nasıl meyveleri düşer; imanlı bir hastanın titremesi de, öyle günahları silker.
  • Günahlar, hayat-ı ebediyede daimi hastalıklardır. Bu hayat-ı dünyevide dahi; kalb, vicdan, ruh için manevi hastalıklardır. Sen eğer sabredip şekva etmezsen, şu muvakkat bir hastalık ile daimi pek çok hastalıklardan kurtuluyorsun.
  • Eğer günahları düşünmüyorsan, yahud Ahireti bilmiyorsan veya Allah'ı tanımıyorsan, sende öyle dehşetli bir hastalık var ki; milyon defa sendeki bu küçük hastalıktan daha büyüktür. Ondan feryat et.

BEDİÜZZAMAN

HACC & MÜ'MİNUN SUR'ELERİNDEN PARÇALAR

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM
  • Ey insanlar! Size bir misal getirildi; şimdi onu dinleyin! Şüphesiz ki Allah'dan başka yalvarmakta olduklarınız bir sinek dahi yaratamazlar; isterse bunun için hepsi toplansınlar! Sinek onlardan birşey kapacak olsa, bunu ondan geri alamazlar. Yardım isteyen de aciz kaldı, kendinden istenen de! ( Hacc-73 )
  • Allah'ı kadrinin hakkıyla takdir edemediler! Şüphesiz ki Allah, elbette Kavidir, Azizdir. ( Hacc-74 )
  • Allah, meleklerden de insanlardan da elçiler seçer. Muhakkak ki Allah, Semidir, Basirdir. ( Hacc-75 )
  • Ey iman edenler! Rüku edin, secde edin, Rabbinize kulluk edin ve hayır işleyin ki kurtuluşa eresiniz! ( Hacc-77 )
  • Allah uğrunda nasıl cihad etmek gerekiyorsa, öyle cihad edin! O sizi seçmiş ve dinde üzerinize hiçbir zorluk kılmamıştır. Babanız İbrahim'in dininde de böyle idi. Allah, gerek daha önceki kitablarda, gerekse bunda sizi Müslümanlar diye isimlendirdi ki, peygamber size şahid olsun ve bütün insanlara şahidler olasınız! Öyle ise namazı dosdoğru kılın, zekatı verin ve Allah'a sımsıkı tutunun! O sizin Mevla'nızdır. İşte O ne güzel Mevla ve ne güzel yardımcıdır. ( Hacc-78 )
  • Mü'minun muhakkak kurtuluşa ermiştir. ( Mü'minun-1 )
  • O kimseler ki, onlar namazlarında huşu içinde olanlardır. Ve o kimseler ki, onlar boş şeylerden yüz çeviricidirler. Ve o kimseler ki, onlar zekat için çalışanlardır. Ve o kimseler ki, onlar ırzlarını koruyucudurlar. ( Mü'minun-2,3,4,5 )
  • Yine o kimseler ki, onlar emanetlerine ve sözlerine riayet edenlerdir. Ve onlar ki, namazlarını korurlar. ( Mü'minun-8,9 )
  • Sonra o nutfeyi bir alaka olarak yarattık, sonra o alakayı bir mudga olarak yarattık, sonra bu mudgayı birtakım kemikler halinde yarattık, sonra kemiklere et giydirdik. Sonra onu başka bir yaratılışla meydana getirdik. İşte yaratanların en güzeli olan Allah, ne yücedir! ( Mü'minun-14 )
  • Ve and olsun ki, sizin üstünüzde yedi yol yarattık. Yaratılanlardan gafiller değiliz. ( Mü'minun-17 )

MNİDA

Wednesday, January 14, 2009

HACC SUR'ESİ'NDEN PARÇALAR

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM
  • Allah yolunda hicret edip, sonra öldürülenler veya ölenler ise, mutlaka Allah onları güzel bir rızıkla rızıklandıracaktır. Muhakkak ki Allah, elbette rızık verenlerin en hayırlısıdır. ( Hacc-58 )
  • İşte böyle! Kim kendisine yapılan eziyetin misliyle eziyette bulunur da sonra yine kendisine saldırılırsa, mutlaka Allah ona yardım edecektir. Şüphesiz ki Allah, gerçekten Afüvv'dür, Ğafur'dur. ( Hacc-60 )
  • İşte böyle! Çünkü Allah, O Hakk olandır. O'ndan başka yalvarmakta oldukları şeyler ise gerçekten batıl olandır; hiç şüphesiz Aliyy, Kebir ancak Allah'dır. ( Hacc-62 )
  • Görmedin mi ki, doğrusu Allah, gökten bir su indirdi de yeryüzü yemyeşil oluyor. Muhakkak ki Allah, Latif'dir, Habir' dir. ( Hacc-63 )
  • Göklerde ne var, yerde ne varsa O'nundur. Şüphesiz ki Gani, Hamid olan elbette ancak Allah'dır. ( Hacc-64 )
  • Görmedin mi ki şüphesiz Allah, yerde bulunanları ve emriyle denizde akıp gidenleri sizin emrinize verdi. Göğü de, izni olmaksızın yerin üzerine düşmesin diye tutuyor. Şüphesiz ki Allah, insanlara karşı elbette Rauf'dur, Rahim'dir. ( Hacc-65 )
  • Hem O'dur ki size hayat verdi; sonra sizi vefat ettirecek; sonra sizi tekrar diriltecek! Doğrusu insan gerçekten çok nankördür. ( Hacc-66 )
  • Her ümmet için bir şeriat koyduk ki onlar onunla amel eden kimselerdir. Öyle ise bu hususta seninle asla mücadele etmesinler; ve Rabbine da'vet et! Doğrusu sen, elbette dosdoğru bir hidayet üzerindesin. ( Hacc-67 )
  • Allah'ı bırakıp da, haklarında bir delil indirmediği ve haklarında bilgi sahip olmadıkları şeylere tapıyorlar. Halbuki o zalimlerin, hiç bir yardımcısı yoktur. ( Hacc-71 )
  • Onlara ayetlerimiz apaçık olarak okunmakta olduğu zaman, inkar edenlerin yüzlerinde hoşnudsuzluk sezersin. Nerede ise kendilerine ayetlerimizi okuyanlara saldıracaklar! De ki: Size bundan daha kötüsünü bildireyim mi? Ateş! Allah onu, inkar edenlere va'd etmiştir. Ve ne kötü varılacak yerdir. ( Hacc-72 )

MNİDA

Tuesday, January 13, 2009

LEM'ALAR - TESETTÜR HAKKINDA

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM

  • Tesettür, kadınlar için fıtridir ve fıtratları iktiza ediyor. Çünkü; kadınlar hilkaten zaif ve nazik olduklarından, kendilerini ve hayatından ziyade sevdiği yavrularını himaye edecek bir erkeğin himaye ve yardımına muhtaç bulunduğundan, kendini sevdirmek ve nefret ettirmemek ve istiskale maruz kalmamak için, fıtri bir meyli var.
  • Malumdur ki; insan sevmediği ve istiskal ettiği adamların nazarından sıkılır, müteessir olur. Elbette açık saçıklık kıyafetine giren güzel bir kadın, bakmasına hoşlandığı namahrem erkeklerden onda iki üçü varsa, yedi sekizinden istiskal eder.
  • Hem kadınlarda, ecnebi erkeklere karşı, fıtraten korkaklık, tahavvüf var. Tahavvüf ise, fıtraten tesettürü iktiza ediyor.
  • Merkez ve payitaht-ı hükümette, çarşı içinde, gündüzde, ahalinin gözleri önünde, gayet adi bir kundura boyacısı, dünyaca rütbeten büyük bir adamın açık bacaklı karısına bilfiil sarkıntılık etmesi, tesettür aleyhinde olanların hayasız yüzlerine bir şamar vuruyor!
  • Kadın ve erkek ortasında gayet esaslı ve şiddetli münasebet, muhabbet ve alaka; yalnız dünyevi hayatın ihtiyacından ileri gelmiyor.
  • Şer'an koca, karıya küfüv olmalı, yani; birbirine münasip olmalı. Bu küfüv ve denk olmak, en mühimi diyanet noktasındadır.
  • Binler veyl o iki bedbaht zevc ve zevceye ki; birbirinin fıskını ve sefahetini taklid ediyorlar. Birbirine ateşe atılmasında yardım ediyorlar.
  • Bir ailenin saadet-i hayatiyesi; koca ve karı mabeyninde bir emniyet-i mütekabile ve samimi bir hürmet ve muhabbetle devam eder. Tesettürsüzlük ve açık saçıklık, o emniyeti bozar, o mütekabil hürmet ve muhabbeti de kırar.
  • Çünkü; açık saçıklık kılığına giren on kadından ancak bir tanesi bulunur ki, kocasından daha güzeli görmediğinden, kendini ecnebiye sevdirmeye çalışmaz. Ve yirmi adamdan ancak bir tanesi, karısından daha güzelini görmüyor. O vakit o samimi muhabbet ve hürmet-i mütekabile gitmekle beraber, gayet çirkin ve gayet alçakca bir his uyandırmaya sebebiyet verebilir.
  • Hadis: İzdivac ediniz, çoğalınız. Ben kıyamette, sizin kesretinizle iftihar edeceğim.
  • Halbuki tesettürün ref'i, izdivacı teksir etmeyip, çok azaltıyor. Çünkü; en serseri ve asri bir genç dahi, refika-ı hayatını namuslu ister. Kendi gibi asri, yani açık saçık olmasını istemediğinden bekar kalır. Belki de fuhşa süluk eder.
  • Malumdur ki, muhitin insanın ahlakı üzerinde te'siri vardır. Seri-üt teessür ve hassas olan memalik-i harredeki insanların hevesat-ı nefsaniyesini mütemadiyen tehyic edecek açık saçıklık, elbette çok su-i istimalata ve israfata ve neslin za'fiyetine ve sukut-u kuvvete sebebtir. Bir ayda veya yirmi günde ihtiyac-ı fıtriye mukabil, herbir kaç günde kendini bir israfa mecbur zanneder. O vakit, her ayda on beş gün kadar hayız gibi arızalar münasebetiyle kadından tecennüb etmeye mecbur olduğundan, nefsine mağlup ise fuhşiyata da meyleder.

BEDİÜZZAMAN

HACC SUR'ESİ'NDEN PARÇALAR

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM
  • Kendilerine savaş açılanlara, gerçekten zulme uğramaları sebebiyle izin verildi. Şüphesiz ki Allah, onlara yardım etmeye elbette hakkıyla gücü yetendir. ( Hacc-39 )
  • Onlar, sırf Rabbimiz Allah'dır demelerinden dolayı haksız yere yurtlarından çıkarılmış kimselerdir. Eğer Allah'ın, insanların bir kısmını diğer bir kısmıyla def' etmesi olmasaydı, manastırlar, kiliseler, havralar ve içlerinde Allah'ın ismi çok zikredilen mescidler elbette yıkılıp giderdi. Allah, kendine yardım edene mutlaka yardım eder. Muhakkak ki Allah, elbette Kavidir, Azizdir. ( Hacc-40 )
  • Onlar ki, kendilerine yer yüzünde imkan verdiğimiz takdirde namazı dosdoğru kılarlar, zekatı verirler, iyiliği emrederler ve kötülükten men ederler. İşlerin sonu ise Allah'a aiddir. ( Hacc-41 )
  • Yeryüzünde hiç dolaşmadılar mı ki, kendileri için onlarla akıl erdirecekleri kalbler ve onlarla işitecekleri kulaklar olsun! Ama şu gerçek ki, gözler kör olmaz, fakat göğüslerdeki kalbler kör olur. ( Hacc-46 )
  • Senden azabı acele istiyorlar; halbuki Allah va'dinden asla dönmez! Şüphesiz ki Rabbinin katında bir gün, sizin saymakta olduklarınızdan bin sene gibidir. ( Hacc-47 )
  • İman edip salih ameller işleyenler var ya, onlar için bir mağfiret ve daimi bir rızık vardır. ( Hacc-50 )
  • Senden önce hiçbir resul ve hiçbir nebi göndermedik ki, o bir temennide bulunduğu zaman, şeytan onun temennisine birşey atmış olmasın! Allah, şeytanın attığını derhal giderir; sonra Allah ayetlerini sağlamlaştırır. Çünkü Allah, Alimdir, Hakimdir. ( Hacc-52 )
  • Şeytanın atmakta olduğu şeyi, kablerinde bir hastalık bulunanlara ve kalbleri katılaşmış olanlara bir imtihan kılsın! Şüphesiz ki zalimler, elbette haktan uzak bir ayrılık içindedir. ( Hacc-53 )
  • Ve kendilerine ilim verilmiş olanlar, gerçekten onun, Rabbinden hak olduğunu bilsin de ona iman etsinler, derken kalbleri ona gönülden bağlansın! Şüphesiz ki Allah, iman edenleri dosdoğru bir yola elbette hidayet edendir. ( Hacc-54 )
  • İnkar edenler ise, kendilerine kıyamet ansızın gelinceye veya kendilerine kısır bir günün azabı gelinceye kadar ondan yana bir şüphe içinde bulunur dururlar. ( Hacc-55 )

MNİDA

Monday, January 12, 2009

HACC SUR'ESİ'NDEN PARÇALAR

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM
  • Şüphesiz ki o inkar edenler ve Allah yolundan, içinde yerli olsun misafir olsun, insanlar için eşit kıldığımız Mescid-i Haram'dan men edenler yok mu, işte her kim ki orada zulüm ile haktan sapmak isterse, ona elemli bir azabdan tattırırız. ( Hacc-25 )
  • Ve bir zaman İbrahim'e, Beyt'in yerini göstermiştik ve ona şöyle emretmiştik: Bana hiçbir şeyi ortak koşma! Tavaf edenler, oturanlar, rüku ve secde edenler için beytimi temiz tut! Ve insanlar içinde Hacc'ı ilan et, gerek yaya olarak, gerekse bütün uzak yollardan gelen yorgun develer üzerinde sana gelsinler. ( Hacc-26,27 )
  • Ta ki kendilerine aid menfaatlere şahid olsunlar ve Allah'ın kendilerine rızık olarak verdiği sağmal hayvanlar üzerine belli günlerde Allah'ın ismini zikretsinler. Artık bunlardan yiyin, darda kalmış fakire de yedirin. Sonra kirlerini gidersinler, adaklarını yerine getirsinler ve Beyt-i Atık'ı tavaf etsinler. ( Hacc-28,29 )
  • İşte emrimiz budur! Kim Allah'ın yasaklarına hürmet gösterirse, artık bu Rabbi katında kendisi için bir hayırdır. Size okunanların dışında kalan sağmal hayvanlar size helal kılınmıştır; artık o pis putlardan kaçının ve yalan sözlerden sakının. ( Hacc-30 )
  • Kim Allah'ın şeairine hürmet ederse, artık şüphesiz bu, kalblerin takvasındandır. ( Hacc-32 )
  • Her ümmet için bir kurban ibadeti kıldık ki, kendilerine rızık olarak verdiği sağmal hayvanlar üzerine Allah'ın ismini zikretsinler! Çünkü sizin İlahınız tek bir ilahtır; öyle ise O'na teslim olun! İşte o gönülden bağlı olanları müjdele! ( Hacc-34 )
  • Onlar ki, Allah anıldığı zaman kalbleri titrer; başlarına gelen musibetlere sabredenler ve namazı hakkıyla eda edenlerdir; hem kendilerini rızıklandırdığımız şeylerden sarf ederler. ( Hacc-35 )
  • Kurbanlık develeri de sizin için Allah'ın alametlerinden kıldık; onlarda sizin için hayır vardır. Öyle ise ayakta dururken, üzerlerine Allah'ın ismini zikredin! Nihayet yanları yere yaslandığında onlardan yiyin ve kanaat edene de isteyene de yedirin! İşte böylece onları sizin istifadenize verdik; ta ki şükredesiniz. ( Hacc-36 )
  • Onların ne etleri, ne de kanları Allah'a ulaşır, fakat O'na sizin takvanız ulaşacaktır. İşte böylece onları sizin istifadenize verdi ki, sizi hidayete erdirdiği için Allah'ı çokca yüceltesiniz! O iyilik edenleri müjdele! ( Hacc-37 )
  • Şüphesiz Allah, iman edenleri müdafaa eder. Muhakkak ki Allah, hiçbir haini, hiçbir nankörü sevmez. ( Hacc-38 )

MNİDA

Sunday, January 11, 2009

LEM'ALAR - TABİAT HAKKINDA

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM
  • Ey esbabperest ve tabiata tapan biçare adam! Madem herşeyin tabiatı, her şey gibi mahluktur; çünkü sanatlıdır ve yeni oluyor..Hem her müsebbeb gibi, zahiri sebebi dahi masnudur. Ve madem herşeyin vücudu, pek çok cihazat ve aletlere muhtaçtır. O halde, o tabiatı icad eden ve o sebebi halkeden bir Kadir-i Mutlak var.
  • Eğer gözün varsa, insanın simasına bak, gör ki; zaman-ı Ademden şimdiye kadar, belki ebede kadar, bu küçük simada, aza-yı esaside ittifak ile beraber, her bir sima, umum simalara nisbeten, herbirisine karşı birer alamet-i farikası var olduğu kat'iyyen sabittir.
  • Hakimiyetin şe'ni, müdaheleyi reddetmektir. Hatta en edna bir hakim, bir me'mur; daire-i hakimiyetinde oğlunun müdahelesini kabul etmiyor.
  • Hatta hakimiyetine müdahele tevehhümü ile, bazı dindar padişahlar, Halife oldukları halde, masum evladlarını katletmeleri, bu redd-i müdahele kanunu'nun hakimiyette ne kadar esaslı hükmettiğini gösteriyor.
  • Şu kainatın Halik-ı Hakimi, kainatı bir ağaç hükmünde halkedip, en mükemmel meyvesini zişuur ve zişuurun içinde en cami meyvesini insan yapmıştır.
  • Evet, Cenab-ı Hak, senin ibadetine, belki hiçbir şeye muhtaç değil. Fakat sen, ibadete muhtaçsın; manen hastasın.
  • İbadeti ve namazı terk eden adam, Sultan-ı Ezel ve Ebedin raiyeti hükmünde olan mevcudatın hukukuna ehemmiyetli bir tecavüz ve manevi bir zulüm eder.
  • Çünkü; mevcudatın kemalleri, Sania müteveccih yüzlerinde tesbih ve ibadet ile tezahür eder. İbadeti terkeden, mevcudatın ibadetini görmez ve göremez. Belki de inkar eder.
  • Evet herkes; kainatı kendi ayinesiyle görür. Cenab-ı Hak, insanı, kainat için bir mikyas, bir mizan suretinde yaratmıştır. Her insan için, bu alemden hususi bir alem vermiş. O alemin rengini, o insanın i'tikad-ı kalbisine göre gösteriyor.
  • Elhasıl: İbadeti terkeden, hem kendi nefsine zulmeder; nefsi ise, Cenab-ı Hakkın abdi ve memluküdür- hem kainatın hukuk-u kemalatına karşı bir tecavüz, bir zülumdur.
  • Evet nasılki küfür, mevcudata karşı bir tahkirdir; terk-i ibadet dahi, kainatın kemalatını bir inkardır. Hem hikmet-i İlahiyeye karşı bir tecavüz olduğundan, dehşetli tehdide, şiddetli cezaya müstehak olur.
  • İşte sen gel, ahmaklığın ve cehaletin en aşağı derecesinde, en yüksek akıllı kendini zanneden adamları gör; ve dalalet, insanı ne kadar maskara ve süfli ve echel yaptığını bil; ibret al!
  • Evet Kadir-i Mutlakın, iki tarzda; hem ibda hem inşa suretinde icadı var. Varı yok etmek ve yoğu var etmek; en kolay en sühuletli, belki daimi, umumi bir kanunudur.
  • Bir baharda üçyüz bin enva-ı zihayat mahlukatın şekillerini, sıfatlarını, belki zerratlarından başka bütün keyfiyat ve ahvallerini hiçten var eden bir kudrete karşı, yoğu var edemez! diyen adam, yok olmalı!

BEDİÜZZAMAN

HACC SUR'ESİ'NDEN PARÇALAR

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM
  • Muhakkak ki kıyamet gelicidir; onda şüphe yoktur ve elbette Allah, kabirlerde bulunan kimseleri diriltecektir. ( Hacc-7 )
  • İnsanlardan bazısı ne bir bilgi, ne bir yol gösteren, ne de aydınlatıcı bir kitab olmadan, Allah yolundan saptırmak için yanını büküp çevirerek, Allah hakkında mücadele eder. Ona dünyada bir rezillik vardır; kıyamet günü ise ona o yakıcı azabı tattıracağız. ( Hacc-8,9 )
  • Bu senin ellerinin takdim ettiği yüzündendir. Şüphesiz ki Allah, kullarına zulümkar değildir. ( Hacc-10 )
  • İnsanlarda bazısı da Allah'a bir kenardan kulluk eder. Artık ona bir iyilik isabet ederse, onunla mutmain olur. Fakat ona bir kötülük isabet ederse, yüzüstü döner. Dünyayı da, ahireti de kaybetmiştir. İşte o apaçık hüsran, budur! ( Hacc-11 )
  • Allah'ı bırakıp, kendisine ne bir zararı dokunan, ne de kendisine bir fayda veren şeylere yalvarır. İşte o uzak olan dalalet, budur! ( Hacc-12 )
  • Zararı faydasından daha yakın olana yalvarır. O ne kötü bir yardımcı ve ne kötü arkadaştır. ( Hacc-13 )
  • İman edenler, yahudi olanlar, sabiiler, hristiyanlar, mecusiler ve şirk koşanlar var ya, şüphesiz ki Allah, kıyamet günü bunların arasını ayıracaktır. Muhakkak ki Allah, her şeye hakkıyla şahiddir. ( Hacc-17 )
  • Görmedin mi, şüphesiz Allah ki, göklerde olan ve yerde bulunan herkes, güneş, ay ve yıldızlar, dağlar, ağaçlar, hareketli olan canlılar ile insanlardan birçoğu O'na secde eder. Birçok kimse de vardır ki, azab üzerine hak olmuştur. Ve Allah kimi alçaltırsa, artık onu yükseltecek kimse yoktur. Muhakkak ki Allah, ne dilerse yapar. ( Hacc-18 )
  • İşte bu ikisi, Rableri hakkında mücadele eden iki hasımdır. İnkar edenler için ateşten elbiseler biçilmiştir. Başlarının üstünden kaynar su dökülür. Bununla karınlarında bulunanlar ve derileri eritilir. Ayrıca onlar için demir kamçılar vardır. ( Hacc-19,20,21 )
  • Muhakkak ki Allah, iman edip salih ameller işleyenleri, altlarından ırmaklar akan Cennetlere koyar; orada altından bilezikler ve inciler takınırlar. Orada onların elbiseleri ise ipektir. ( Hacc-23 )

MNİDA

Saturday, January 10, 2009

ENBİYA & HACC SUR'ELERİNDEN PARÇALAR

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM
  • O gün ki, göğü, kitabların sayfasını dürer gibi düreriz. İlk yaratmaya başladığımız gibi üzerimizde bir va'd olarak onu iade ederiz. Şüphesiz ki, yapacak olanlarız. ( Enbiya-104 )
  • And olsun ki Zikir'den sonra Zebur'da da: Gerçekten yeryüzüne salih kullarım varis olacaktır, diye yazmıştık. ( Enbiya-105 )
  • (Ey Muhammed) Seni ancak alemlere bir rahmet olarak gönderdik. ( Enbiya-107 )
  • Bilmem, belki de bu, sizin için bir imtihan ve bir zamana kadar faydalanmadır. Rabbim! Hak ile hüküm ver! Bizim Rabbimiz, Rahmandır, sizin isnad etmekte olduğunuz vasıflara karşı yardım istenendir, dedi. ( Enbiya-111,112 )
  • Ey insanlar! Rabbinizden sakının! Çünkü kıyametin zelzelesi, pek büyük bir şeydir. Onu göreceğiniz gün, her emziren kadın emzirdiğini unutur ve her hamile kadın yükünü düşürür; insanları sarhoşlar görürsün; halbuki onlar sarhoş kimseler değildir. ( Hacc-1,2 )
  • İnsanlardan bazısı, Allah hakkında bilgisizce mücadele eder ve her inatçı şeytana uyar. Ki onun hakkında gerçekten şöyle yazılmıştır: Her kim bunu dost edinirse, artık şüphesiz ki o, kendisini dalalete düşürür ve onu alevli ateşin azabına götürür. ( Hacc-3,4 )
  • Ey insanlar! Eğer öldükten sonra dirilmekten şüphe içinde iseniz, artık muhakkak ki biz, sizi bir topraktan, sonra bir nutfeden, sonra bir alakadan, sonra da ne yaratılmış ne de yaratılmamış olan bir mudgadan yaratık ki, size açıkça gösterelim. Artık dilediğimizi muayyen bir vakte kadar rahimlerde bekletiriz; sonra sizi bir bebek olarak çıkarırız; sonra da gücünüz kemale ersin diye büyütürüz. İçinizden kimisi vefat ettirilir, kiminiz de ömrün en reziline ulaştırılır ki, biraz bilgiden sonra bir şey bilmez olsun. Ve yeryüzünü kupkuru görürsün; fakat onun üzerine suyu indirdiğimiz zaman, harekete geçer, kabarır ve her çift güzel bitkiden yetiştirir. ( Hacc-5 )

MNİDA

Friday, January 9, 2009

ENBİYA SUR'ESİ'NDEN PARÇALAR

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM
  • (Ey Muhammed) Eyyüb'ü de an! Hani Rabbine: Zarar gerçekten bana dokundu; sen merhametlilerin en merhametlisisin, diye nida etmişti. ( Enbiya-83 )
  • (Ey Muhammed) İsmail'i, İdris'i ve Zülkifl'i de hatırla! Hepsi sabredenlerdi. Onları da rahmetimize dahil ettik. Çünkü onlar salih kimselerdendi. ( Enbiya-85,86 )
  • Zünnun'u da an! Hani kızan biri olarak, gitmişti de kendisini asla sıkıştırmayacağımızı sanmıştı; derken karanlıklar içinde: Senden başka İlah yoktur; seni tenzih ederim! Gerçekten ben zulmedenlerden oldum! diye nida etmişti. ( Enbiya-87 )
  • Nihayet onun duasını kabul ettik ve onu kederden kurtardık. İşte, mü'minleri böyle kurtarırız. ( Enbiya-88 )
  • Zekeriyya yı da an! Hani Rabbine: Rabbim! Beni tek bırakma; sen varislerin en hayırlısısın, diye nida etmişti. Bu yüzden onun duasını kabul ettik ve ona Yahya'yı ihsan ettik; hanımını da kendisi için elverişli bir hale getirdik. Gerçekten onlar hayırlı işlerde koşuşurlar, ümid ederek ve korkarak bize dua ederlerdi. Ve bize gönülden bağlı kimselerdi. ( Enbiya-89,90 )
  • İşte hiç şüphesiz bu sizin ümmetiniz, tek bir ümmettir. Ben de sizin Rabbinizim; öyle ise bana kulluk edin. ( Enbiya-92 )
  • Artık mü'min olarak salih amellerden işlerse, onun çalışması için nankörlük yoktur. Şüphe yok ki biz, onu yazanlarız. ( Enbiya-94 )
  • Eğer onlar birer ilah olsaydı, oraya girmezlerdi. Halbuki hepsi orada ebedi olarak kalıcıdırlarç Onlar için orada inim inim inlemek vardır. Ve onlar orada işitmezler. ( Enbiya-99,100 )
  • Şüphesiz ki tarafımızdan kendilerine en güzel takdir edilmiş olanlar var ya, işte onlar ondan uzaklaştırılmış kimselerdir. ( Enbiya-101 )

MNİDA

Thursday, January 8, 2009

LEM'ALAR - TABİAT HAKKINDA

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM
  • Ey insan! Bil ki, insanların ağızlarından çıkan ve dinsizliği işmam eden dehşetli kelimeler var.
  • Birincisi: Esbab bu şeyi icad ediyor.
  • İkincisi: Kendi kendine teşekkül ediyor, oluyor, bitiyor.
  • Üçüncüsü: Tabiidir, tabiat iktiza edip icad ediyor.
  • Evet, madem mevcudat var ve inkar edilmez. Hem, her mevcud sa'natlı ve hikmetli vücuda geliyor. Hem, madem kadim değil yeniden oluyor.
  • Herbir zihayat, elbette zihayat bir macundur; ve her bir nebat, hayatdar bir tiryak gibidir ki;çok müteaddüt eczalardan, çok muhtelif maddelerden, gayet hassas bir ölçü ile alınan maddelerden terkib edilmiştir.
  • Şu eczahane-yi kübra-yı alemde, Hakim-i Ezelinin, mizan-ı kaza ve kaderiyle alınan mevadd-ı hayatiye, hadsiz bir hikmet ve nihayetsiz bir ilim ve her şeye şamil bir irade ile vücud bulabilir.
  • Eğer herşey, Vahid-i Ehad olan Kadir-i Zülcelale verilmezse, belki esbaba isnad edilse, lazım gelir ki; alemin pek çok anasır ve esbabı herbir zihayatın vücudunda müdahelesi bulunsun.
  • Bir mevcudun vahdeti varsa, elbette bir vahidden, bir elden sudur edebilir.
  • Ey muannid münkir! Senin enaniyetin seni o kadar ahmaklaştırmış ki, yüz muhali birden kabul etmeyi, bir derece hükmediyorsun.
  • Senin gibi bu mes'elelerde zerre kadar aklı olmayanın bir zerresine bin Eflatun kadar bir ilim ve şuur vermek, bin derece divanece bir hurafeciliktir.
  • Belki senin vücudun, bin defa bu saraydan daha acibdir. Çünkü; o saray-ı vücudun, daima kemal-i intizamla tazelenmektedir.
  • Eğer senin vücudun, Vahid-i Ehad olan Kadir-i Ezelinin kalemiyle mektub olmazsa ve tabiata, esbaba mensup matbu ise, o vakit senin vücudundaki bir hüceyre-i bedenden tut, birbiri içinde daireler misillü, binler mürekkebler adedince tabiat kalıblarının bulunması lazım gelir.

BEDİÜZZAMAN

ENBİYA SUR'ESİ'NDEN PARÇALAR

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM
  • İnsan acele'den yaratılmıştır. Yakında size ayetlerimi göstereceğim. Artık benden acele istemeyin. ( Enbiya-37 )
  • İnkar edenler yüzlerinden ve sırtlarından ateşi savamayacakları ve kendilerine yardım edilmeyecekleri o zamanı biliyor olsalardı! Bil'akis onlara ansızın gelecek de onları dehşete düşürecektir; artık ne onu geri çevirebilirler, ne de kendilerine mühlet verilir. ( Enbiya-39,40 )
  • And olsun ki, senden önceki enbiyalar ile alay edildi de onlara maskaralık edenleri o kendisiyle alay etmekte oldukları şey kuşatıverdi. ( Enbiya-41 )
  • De ki; Sizi ancak vahiy ile korkutuyorum. Fakat sağırlar, korkutulmakta oldukları zaman çağrıyı işitmez! ( Enbiya-45 )
  • And olsun ki, onlara Rabbinin azabından hafif bir kokucuk, azıcık dokunsa elbette: Eyvah bize! Gerçekten biz zalim kimselermişiz!, derler. ( Enbiya-46 )
  • Kıyamet günü adalet terazilerini kurarız; artık kimse bir şeyle haksızlığa uğratılmaz. Hardal danesi ağırlığında bile olsa, onu getiririz. Hesab görücüler olarak da biz yeteriz. ( Enbiya-47 )
  • O kimselerdir ki, yalnızken Rablerinden korkarlar, onlar kıyametten de korkan kimselerdir. ( Enbiya-49 )
  • (İbrahim) Hani babasına ve kavmine: Sizin şu kendilerine tapınıcı olduğunuz heykeller de nedir?, demişti. (Onlar); Atalarımızı onlara tapan kimseler bulduk, dediler. (İbrahim); Yemin olsun ki siz de atalarınız da apaçık bir sapıklık içindesiniz, dedi. ( Enbiya-52,53,54 )
  • (Onlar); Bize hak ile mi geldin, yoksa sen şaka yapanlardan mısın? dediler. (İbrahim) dedi; Hayır! Rabbiniz göklerin ve yerin Rabbidir ki, onları yoktan var etmiştir; ben de buna şahidlik edenlerdenim. ( Enbiya-55,56 )
  • (İbrahim) şöyle dedi: Öyle ise Allah'ı bırakıp da, size bir fayda vermeyen, hem size bir zararı da dokunmayan şeylere mi tapıyorsunuz? Size de, Allah'dan başka tapmakta olduğunuz şeylere de yuh olsun! Hiç akıl erdirmez misiniz? ( Enbiya-66,67 )
  • Ey ateş! İbrahim'e karşı serin ve selametli ol!, dedik. ( Enbiya-69 )
  • Onları emrimizle hak yolu gösteren imamlar yaptık; onlara hayırlı işler yapmayı, namazı hakkıyla eda etmeyi ve zekat vermeyi vahyettik. Bize kulluk eden kimselerdi. ( Enbiya-73 )

MNİDA

Wednesday, January 7, 2009

LEM'ALAR

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM
  • Kanunu tatbik eden zalim olmaz. Kabul etmeyen isyan eder.
  • Hayat-ı içtimaiye-i beşeriyede bir çığır açan, eğer kainattaki kanun-u fıtrata muvafık hareket etmezse; hayırlı işlerde ve terakkide muvaffak olamaz. Bütün hareketi şer ve tahrip hesabına geçer.
  • Nev-i beşerin fıtratı ve sırr-ı hikmeti, müsavat-ı mutlaka kanununa zıddır.
  • İşte o sırr-ı azimedendir ki: Cenab-ı Hak, insan nev'ini binler nevileri sünbül verecek ve hayvanatın sair binler nevileri kadar tabakat gösterecek bir fıtratta yaratmıştır.
  • Sair hayvanat gibi kuvalarına, duygularına had konulmamış; serbest bırakıp hadsiz makamatta gezecek istidat verdiğinden, bir nevi iken binler nevi hükmüne geçtiği içindir ki, arzın halifesi ve kainatın neticesi ve zihayatın sultanı hükmüne geçmiştir.
  • İşte nev-i insanın tenevvüünün en mühim mayesi ve zenbereği; müsabaka ile, hakiki imanlı fazilettir.
  • Fazileti kaldırmak, mahiyet-i beşeriyenin tebdiliyle, aklın söndürülmesiyle, kalbin öldürülmesiyle, ruhun mahvedilmesiyle olabilir.
  • Ne mümkün zulm ile, bidad ile, imha-yı hürriyet; Çalış idraki kaldır, muktedirsen ademiyetten.
  • Ne mümkün zulm ile, bidad ile, imha-yı hakikat; Çalış kalbi kaldır, muktedirsen ademiyetten.
  • Ne mümkün zulm ile, bidad ile, imha-yı fazilet; Çalış vicdanı kaldır, muktedirsen, ademiyetten.
  • Evet, imanlı fazilet, medar-ı tahakküm olmadığı gibi, sebeb-i istibdat da olamaz. Tahakküm ve tagallüb etmek, faziletsizliktir. Ve bilhassa ehl-i faziletin en mühim meşrebi, acz ve fakr ve tevazu ile hayat-ı içtimaiye-i beşeriyeye karışmak tarzındadır.
  • Kanunu tatbik edenler evvela kendilerine tatbik ettikten sonra başkasına tatbik edebilirler.
  • Madem kabir kapısı kapanmıyor ve madem kabrin öbür tarafında endişe-i istikbal her ferdin en mühim mes'elesidir. Elbette milletin itaat ve hürmetine istinad eden vazifeler, yalnız milletin hayat-ı dünyeviyesine ait içtimai ve siyasi ve askeri vazifelere münhasır değildir.
  • Mütekkebbirlere karşı tevazu, tezellül zannedildiğinden, tevazu etmemek gerektir.
  • Malumdur ki: her yerde ehl-i maarif, marifet ve ilim noktasında muhakeme eder. Nerede ve kimde marifet ve ilim görse, meslek itibarı ile ona karşı bir dostluk ve bir hürmet besler.

BEDİÜZZAMAN

TAHA & ENBİYA SUR'ELERİNDEN PARÇALAR

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM
  • Onlardan önce olan nice nesilleri helak edişimiz, kendilerini hala yola getirmedi mi? Onların meskenlerinde dolaşıyorlar. Şüphe yok ki bunda, akıl sahibleri için nice ibretler vardır. ( Taha-128 )
  • (Ey Muhammed!) Artık söylediklerine sabret; güneşin doğmasından önce ve batmasından önce Rabbini hamd ile tesbih et! Bir kısım saatlerinde ise ve gündüzün etrafında tesbih et ki hoşnud olasın! ( Taha-130 )
  • Onlardan bazı sınıfları imtihan etmek için kendilerini onunla faydalandırdığımız dünya hayatının süsüne de, sakın gözlerini dikme; Rabbinin rızkı hayırlıdır ve daha devamlıdır. ( Taha-131 )
  • Ailene namazı emret, ona sabırla devam et! Senden rızık istemiyoruz, seni biz rızıklandırıyoruz. Akıbet, takva sahibleri içindir. ( Taha-132 )
  • İnsanlara hesabları yaklaştı; fakat onlar gaflet içinde yüz çeviren kimselerdir. ( Enbiya-1 )
  • Rablerinden gelen her yeni nasihati, ancak alaya alarak, onu kalbleri gaflet içinde dinlerler. Ve o zulmedenler, şu fısıldamaları gizli tuttular: Bu sadece sizin gibi bir insan değil midir? Şimdi siz, görüp dururken sihre mi geliyorsunuz? ( Enbiya-2,3 )
  • Hayır! Bu karmakarışık rüyalardır. Hayır! Onu uydurmuştur. Hayır! O bir şairdir; o halde öncekilere gönderildiği gibi, bize de bir mu'cize getirsin! dediler. ( Enbiya-5 )
  • Onlardan önce, kendisini helak ettiğimiz hiçbir şehir iman etmemişti; şimdi onlar mı iman edecekler? ( Enbiya-6 )
  • And olsun ki size, içinde zikriniz bulunan bir Kitab indirdik. Hiç akıl erdirmiyor musunuz? ( Enbiya-10 )
  • Artık azabımızı hissettikleri zaman, onlar oradan hemen hızlıca kaçıyorlardı. Kaçmayın, içinde şımartıldığınız şeye ve evlerinize dönün ki sual olunasınız. Eyvah başımıza gelenlere! Gerçekten biz zalim kimselermişiz!, dediler. ( Enbiya-12,13,14 )
  • Artık biz onları, biçilmiş ve sönmüş kimseler haline getirinceye kadar, duaları bu olmakta devam etti. ( Enbiya-15 )
  • Halbuki göğü, yeri ve bunların arasında bulunanları, oyuncular olarak yaratmadık. ( Enbiya-16 )
  • Bil'akis hakkı, batılın üzerine atarız da onu parçalar; bir de bakarsın ki yok olmuştur. İsnad etmekte olduğunuz vasıflardan dolayı vay sizin halinize! ( Enbiya-18 )
  • Göklerde ve yerde kim varsa O'nundur. O'nun katında bulunanlar da O'na ibadet etmekte kibirlenmezler ve yorulmazlar. Gece gündüz usanmadan tesbih ederler! ( Enbiya-19,20 )
  • Eğer o ikisinde (yer ve gök) Allah'dan başka ilahlar bulunsaydı, elbette o ikisi fesada uğrardı. Öyle ise, arşın Rabbi olan Allah, onların isnad etmekte oldukları vasıflardan münezzehtir. ( Enbiya-22 )
  • Senden önce hiçbir peygamber de göndermedik ki, ona: Şu muhakkak ki, benden başka ilah yoktur; öyle ise bana kulluk edin! diye vahyeder olmayalım. ( Enbiya-25 )
  • Rahman çocuk edindi , dediler; O, bundan münezzehtir. Bil'akis şerefli kılınmış kullardır. Söz ile O'nun önüne geçmezler ve onlar ancak O'nun emriyle iş yaparlar. ( Enbiya- 26,27 )
  • İnkar edenler görmediler mi ki, şüphesiz gökler ve yer birbirine bitişik idiler de onları ayırdık ve her canlı şeyi, sudan yaptık. Hala iman etmiyorlar mı? ( Enbiya-30 )
  • Onları sarsar diye yeryüzünde sabit dağlar yaptık ve orada genişçe yollar açtık. Ta ki doğru gidebilsinler. ( Enbiya-31 )
  • Göğü de muhafaza edilmiş bir tavan yaptık. Onlar ise, onun delillerinden yüz çeviren kimselerdir. ( Enbiya-32 )
  • Geceyi ve gündüzü, güneşi ve ayı yaratan O'dur. Her biri bir yörünge de yüzmektedir. ( Enbiya-33 )
  • (Ey Muhammed) Senden önce de hiçbir insana ölümsüzlük vermedik. Şimdi ölürsen, sanki onlar ebedi kalacak kimseler midir? ( Enbiya-34 )
  • Her nefis, ölümü tadıcıdır. Bir imtihan olarak sizi şerle de hayırla da deneriz. Ve ancak bize döndürüleceksiniz. ( Enbiya-35 )

MNİDA

Tuesday, January 6, 2009

LEM'ALAR - İHLAS HAKKINDA

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM
  • Ey ahiret kardeşlerim ve ey hizmet-i Kur'aniyede arkadaşlarım! Bilirsiniz ve biliniz : Bu dünyada, hususen uhrevi hizmetlerde en mühim bir esas, en büyük bir kuvvet, en makbul bir şefaatçi, en metin bir nokta-ı istinad, en makbul bir dua-yı manevi, en kerametli bir vesile-i makasıd, en yüksek bir haslet, en safi bir ubudiyet; İhlasdır.
  • Ey kardeşlerim! Mühim ve büyük bir umur-u hayriyenin çok muzır manileri olur. Şeytanlar o hizmetin hadimleriyle çok uğraşır. Bu manilere ve bu şeytanlara karşı, ihlas kuvvetine dayanmak gerektir.
  • İhlası kazanmak ve muhafaza etmek ve manileri defetmek için gelecek düsturlar rehberiniz olsun.
  • Birinci Düsturunuz: Amelinizde rıza-yı İlahi olmalı. Eğer O razı olsa, bütün dünya küsse ehemmiyeti yok. Eğer O kabul etse, bütün halk reddetse te'siri yok.
  • İkinci Düsturunuz: Bu hizmet-i Kur'aniyede bulunan kardeşlerinizi tenkid etmemek ve onların üstünde faziletfuruşluk nevinden gıbta damarını tahrik etmemektir.
  • Üçüncü Düsturunuz: Bütün kuvvetinizi ihlasta ve hakta bilmelisiniz. Evet, kuvvet haktadır ve ihlastadır. Haksızlar dahi, haksızlıkları içinde gösterdikleri ihlas ve samimiyet yüzünden kuvvet kazanıyorlar.
  • Dördüncü Düsturunuz: Kardeşlerinizin meziyetlerini şahıslarınızda ve faziletlerini kendinizde tasavvur edip, onların şerefleriyle şakirane iftihar etmektir.
  • Evet sırr-ı ihlas ile samimi tesanüd ve ittihad, hadsiz menfaate medar olduğu gibi, korkulara, hatta ölüme karşı en mühim bir siper, bir nokta-ı istinaddır.
  • Kardeşlerinizin nefislerini; nefsinize -şerefte, makamda, teveccühte, hatta menfaat-i maddiye gibi nefsin hoşuna giden şeylerde- tercih ediniz.
  • Zaten mesleğimizin esası uhuvvettir. Peder ile evlad, şeyh ile mürid mabeynindeki vasıta değildir. Belki hakiki kardeşlik vasıtalarıdır.
  • Mesleğimiz Haliliye olduğu için, meşrebimiz hıllettir. Hıllet ise, en yakın dost ve en fedakar arkadaş ve en güzel takdir edici yoldaş ve en civanmerd kardeş olmak iktiza eder. Bu hılletin üss-ül esası, samimi ihlastır.
  • Evet, yol iki görünüyor. Cadde-i Kübra-yı Kur'aniye olan şu mesleğimizden şimdi ayrılanlar, bize düşman olan dinsizlik kuvvetine bilmiyerek yardım etmek ihtimali var. İnşallah Risale-i Nur yoluyla Kur'an-ı Muciz-ül Beyanın daire-i kudsiyesine girenler; daima nura, ihlasa, imana kuvvet verecekler ve öyle çukurlara sukut etmeyeceklerdir.
  • Ey hizmet-i Kur'aniyede arkadaşlarım! İhlası kazanmanın ve muhafaza etmenin en müessir bir sebebi, Rabıta-ü Mevttir. Evet, ihlası zedeleyen ve riyaya ve dünyaya sevkeden, tul-i emel olduğu gibi; riyadan nefret veren ve ihlası kazandıran, rabıta-i mevttir.
  • Lezzetleri tahrip edip acılaştıran ölümü çok zikrediniz!
  • Uhuvvetin sırrı: Şahsiyetini kardeşler içinde fani edip onların nefislerini kendi nefsine tercih etmek, olduğundan mabeynimizde bu nevi hubb-u cahdan gelen rekabet te'sir etmemek gerektir.
  • Evet bahtiyar odur ki: kevser-i Kur'aniden süzülen tatlı büyük bir havuzu kazanmak için; bir buz parçası nev'indeki şahsiyetini ve enaniyetini o havuz içine atıp eritendir.
  • Mahşerde ulema-i hakikatın sarfettikleri mürekkeb, şehidlerin kanıyla müvazene edilir; o kıymette olur.
  • Bid'aların ve dalaletlerin istilası zamanında Sünnet-i Seniyyeye ve Hakikat-ı Kur'aniyeye temessük edip hizmet eden, yüz şehid sevabını kazanabilir.
  • Bir sene bu risaleleri ve bu dersleri anlayarak ve kabul ederek okuyan; bu zamanın mühim, hakikatlı bir alimi olabilir.
  • Cenab-ı Erhamürrahiminden bütün Esma-i Hüsnasını şefaatçı yapıp niyaz ediyoruz ki: Bizleri ihlas-ı tamme muvaffak eylesin...AMİN..

BEDİÜZZAMAN

TAHA SURESİ'NDEN PARÇALAR

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM
  • Sizi rızıklandırdığımız temiz şeylerden yiyin; bu hususta aşırı gitmeyin; yoksa üzerinize gazabım vacib olur! Kimin de üzerine gazabım vacib olursa, artık gerçekten helak olmuştur. ( Taha-81 )
  • Şüphesiz ki ben, tevbe eden ve iman edip salih amel işleyen, sonra da hidayette olan kimseye karşı elbette çok mağfiret ediciyim. ( Taha-82 )
  • (Ey Resulum) Sana dağlardan soruyorlar; de ki: Rabbim onları ufalayıp savuracak! Onları dümdüz, bomboş bir halde bırakacak! Orada ne bir çukur, ne de bir tümsek göreceksin! ( Taha-105,106,107 )
  • O gün Rahman'ın kendisine izin verdiği ve sözce kendisinden razı olduğu kimseden başkasının şefaati fayda vermez. ( Taha-109 )
  • Kim mü'min olarak salih amellerden işlerse, ne zulüm edilmekten ne de hakkının yenmesinden korkar. ( Taha-112 )
  • İşte böylece onu, Arabca bir Kur'an olarak indirdik ve onda tehdidleri türlü şekillerde açıkladık. Umulur ki onlar sakınırlar, ya da onlar için bir ibret meydana getirir. ( Taha-113 )
  • İşte gerçek hükümdar olan Allah, çok yücedir. (Ey Habibim) Sana vahyedilmesi tamamlanmadan önce Kur'an'ı okumada acele etme! Ve Rabbim! İlmim arttır! de. ( Taha-114 )
  • (Onlara) şöyle buyurmuştu: Birbirinize düşman olarak hep birlikte oradan inin! Artık benden size bir hidayet geldiğinde, kim benim hidayetime tabi olursa, ne dalalete düşer, ne de bedbaht olur! ( Taha-123 )
  • Kim de benim zikrimden yüz çevirirse, artık şüphesiz ki onun için, dar bir geçim vardır ve kıyamet günü onu kör olarak haşrederiz. ( Taha-124 )

MNİDA

Monday, January 5, 2009

LEM'ALAR - İHLAS HAKKINDA

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM
  • Teveccüh-ü nas istenilmez; belki verilir. Verilse de onunla hoşlanılmaz. Hoşlansa ihlası kaybeder, riyaya girer. Şan-ı şeref arzusu ile teveccüh-ü nas ise; ücret ve mükafat değil, belki ihlassızlık yüzünden gelen bir itab ve bir mücazattır.
  • Evet, amel-i salihin hayatı olan ihlasın zararına teveccüh-ü nas ve şan-ü şeref kabir kapısına kadar muvakkat olan bir lezzet-i cüz'iyeye mukabil, kabrin öbür tarafında azab-ı kabir gibi nahoş bir şekil aldığından; teveccüh-ü nası arzu etmek değil, belki ondan ürkmek ve kaçmak lazımdır. Şöhretperestlerin ve şan-ü şeref peşinde koşanların kulakları çınlasın.
  • Sahabelerin sena-i Kur'aniyeye mazhar olan isar hasletini kendine rehber etmek. Yani : Hediye ve sadakanın kabulünde başkasını kendine tercih etmek ve hizmet-i diniyeyenin mukabilinde gelen menfaat-ı maddiyeyi istemeden ve kalben talep etmeden, sırf bir ihsan-ı İlahi bilerek nasdan minnet almayarak ve hizmet-i diniyenin mukabilinde de almamaktır. Çünkü : Hizmet-i diniyenin mukabilinde dünyada birşey istenilmemeli ki ihlas kaçmasın.
  • Hatta meslekleri dalalet ise de, yine ittifakı muhafaza ederler. Adeta o haksızlıkta bir hakperestlik, o dalalette bir ihlas, o dinsizlikte dinsizdarane bir taassub ve o nifakta bir vifak yaparlar, muvaffak olurlar. Çünkü samimi bir ihlas, şerde dahi olsa neticesiz kalmaz. Evet ihlas ile kim ne isterse Allah verir.
  • Müsbet hareket etmektir ki, yani; Kendi mesleğinin muhabbeti ile hareket etmek. Başka mesleklerin adaveti ve başkalarının tenkisi, onun fikrine ve ilmine müdahele etmesin; onlarla meşgul omasın.
  • Ehl-i hidayeti, uluvv-ü himmetten su-i istimale ve dolayısı ile ihtilafa ve rekabete sevkeden, ahiret nokta-ı nazarında bir haslet-i memduha sayılan hırs-ı sevab ve vazife-i uhreviyede kanaatsızlık cihetinden ileri geliyor.
  • Cenab-ı Hakkın rızası ihlas ile kazanılır. Kesret-i etba ile ve fazla muvaffakiyet ile değildir. Çünkü onlar vazife-i İlahiyyeye ait olduğu için istenilmez; belki bazen verilir. Evet bazen bir tek kelime sebeb-i necat ve medar-ı rıza olur. Kemmiyetin ehemmiyeti o kadar medar-ı nazar olmamalı. Çünkü bazen bir tek adamın irşadı, bin adamın irşadı kadar rıza-yı İlahiye medar olur.
  • Hem ihlas ve hakperestlik ise, Müslümanların nereden ve kimden olursa olsun istifadelerine taraftar olmaktır. Yoksa, benden ders alıp sevap kazandırsınlar; düşüncesi, nefsin ve enaniyetin bir hilesidir.
  • Madem çok sevab istersin, ihlası esas tut ve yalnız rıza-yı İlahiyi düşün.
  • Bazı Peygamberler gelmişler ki, mahdut birkaç kişiden başka ittiba edenler olmadığı halde, yine o Peygamberlik vazife-i kudsiyesinin hadsiz ücretini almışlar. Demek hüner kesret-i etba ile değildir. Belki hüner, Rıza-yı İlahiyi kazanmakladır.
  • Elhubb-u Fillah sırrı ile, tarık-ı Hakta gidenlere refakatle iftihar etmek; ve arkalarından gitmek; ve imamlık şerefini onlara bırakmak; ve o Hak yolunda kim olursa olsun kendinden daha iyi olduğunun ihtimali ile enaniyetinden vazgeçip ihlası kazanmak.
  • Zaifler ittifaka muhtaç oldukları için, kuvvetli ittifak ederler. Kaviler ihtiyacı tam hissetmediklerinden, ittifakları zaiftir.
  • İşte ehl-i hak, ittifaktaki hak kuvvetini düşünmediklerinden ve aramadıklarından, haksız ve muzır bir netice olan ihtilafa düşerler. Haksız ehl-i dalalet ise; ittifaktaki kuvveti, aczleri vasıtası ile hissettiklerinden, gayet mühim bir vesile-i makasıd olan ittifakı elde etmişler.
  • Böyle küçük meseleler için kıymettar vaktimi zikir ve fikir gibi kıymetdar şeylere sarfedeceğim deyip çekilerek, ittifakı zaifleştirmeyiniz. Çünkü bu manevi cihadda küçük mesele zannettiğiniz, çok büyük olabilir.
  • Madem livechillahtır; o işin küçüğüne, büyüğüne, kıymeti ve kıymetsizliğine bakılmaz. İhlas ve Rıza-yı İlahi yolunda zerre, yıldız gibi olur. Vesilenin mahiyetine bakılmaz, neticesine bakılır. Madem neticesi Rıza-yı İlahidir ve mayesi ihlastır; o küçük değildir, büyüktür.
  • Bu musibet zamanında ihlası kaçırdığınızdan ve Rıza-yı İlahiyi münhasıran gaye-i maksad yapmadığınızdan, ehl-i hakkın bu zillet ve mağlubiyetine sebep verdiniz.
  • Kıskançlık ve hasedin sebebi : Bir tek şeye çok eller uzanmasından ve bir tek makama çok gözler dikilmesinden ve bir tek ekmeği çok mideler istemesinden müzahame, münakaşa, müsabaka sebeiyle gıbtaya sonra kıskançlığa düşerler.
  • Eğer bir meselenin münazarasında kendi sözünün haklı çıktığına taraftar olup ve kendi haklı çıktığına sevinse ve hasmının haksız ve yanlış olduğuna memnun olsa, insafsızdır. Hem zarar eder. Çünkü haklı çıktığı vakit o münazarada bilmediği birşeyi öğrenmiyor; belki gurur ihtimaliyle zarar edebilir.
  • Demek insaflı hakperest, hakkın hatırı için nefsin hatırını kırıyor. Hasmının elinde hakkı görse, yine rıza ile kabul edip, taraftar çıkar, memnun olur.
  • İşte bu düsturu ehl-i din, ehl-i hakikat, ehl-i tarikat, ehl-i ilim kendilerine rehber etseler, ihlası kazanırlar. Ve vazife-i uhreviyelerinde muvaffak olurlar. Ve bu feci sukut ve musibet-i hazıradan rahmet-i İlahiyye ile kurtulurlar.

BEDİUZZAMAN

TAHA SURESI'NDEN PARCALAR

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM

  • Kıyamet günü mutlaka gelicidir. Neredeyse onu gizleyeceğim, ta ki herkes yapmakta olduğu ile karşılık bulsun! ( Taha-15 )
  • Öyle ise ona inanmayan ve nefsinin arzusuna uyan kimseler, sakın seni ondan alıkoymasın; yoksa helak olursun! ( Taha-16 )
  • (Musa) dedi ki: Rabbim! Benim göğsüme genişlik ver! Ve işimi bana kolaylaştır! Dilimden düğümü çöz ki iyice anlasınlar! ( Taha-25,26,27 )
  • Ve bir adam öldürmüştün de seni üzüntüden kurtarmış ve seni birçok belalarla imtihan etmiştik. Nihayet Medyen halkı arasında yıllarca kaldın; sonra bir kader üzere geldin, ey Musa! ( Taha-40 )
  • Firavun'a gidin; şüphesiz o iyice azdı. Buna rağmen ona yumuşak söz söyleyin; belki ibret alır ya da korkar. ( Taha-43,44 )
  • O ki, yeri sizin için bir beşik yaptı, onda sizin için yollar açtı ve gökten bir su indirdi. Böylece onunla çeşitli bitkilerden çiftler çıkardık. ( Taha-53 )
  • Yiyin ve hayvanlarınızı otlatın. Şüphesiz ki bunda akıl sahipleri için nice deliller vardır. ( Taha-54 )
  • Sizi ondan yarattık; yine sizi oraya iade edeceğiz ve sizi diğer bir defa daha ondan çıkaracağız. ( Taha-55 )
  • Musa onlara(sihirbazlara): Yazıklar olsun size! Allah'a yalan yere iftira etmeyin; sonra bir azab ile kökünüzü keser. İftira eden, elbette hüsrana uğramıştır, dedi. ( Taha-61 )
  • (Sihirbazlar) dediler ki; Seni, bize gelen apaçık mucizelere ve bizi yaratana asla tercih etmeyiz; artık ne hüküm vereceksen ver! Ancak bu dünya hayatında hükmedersin! ( Taha- 72 )
  • Şu muhakkak ki, kim Rabbine günahkar olarak gelirse, artık şüphesiz ona Cehennem vardır. Orada ne ölür, ne de yaşar! ( Taha-74 )
  • Kim de O'na gerçekten salih ameller işlemiş bir mümin olarak gelirse, işte onlara da en üstün dereceler vardır. ( Taha-75 )

MNİDA