BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM
- Tarık-ı Hakta çalışan ve mücahede edenler, yalnız kendi vazifelerini düşünmek lazım gelirken, Cenab-ı Hakka ait vazifeyi düşünüp, harekatını ona bina ederek hataya düşerler.
- Ubudiyet, emr-i İlahiye ve rıza-yı İlahiye bakar. Ubudiyetin daisi, emr-i İlahi ve neticesi rıza-yı Hak'tır. Semeratı ve fevaidi uhreviyedir. Fakat ille-i gaiyye olmamak, hem kasden istenilmemek şartıyla, dünyaya ait faideler ve kendi kendine terettüb eden ve istenilmeyerek verilen semereler, ubudiyete münafi olmaz. Belki zaifler için müşevvik ve müreccih hükmüne geçerler.
- Ne mutlu o adama ki, kendini bilip haddinden tecavüz etmez.
- Medar-ı necat ve halas, yalnız ihlastır. İhlası kazanmak çok mühimdir. Bir zerre ihlaslı amel, batmanlarla halis olmayana müreccahtır. İhlası kazandıran harekatındaki sebebi: Sırf bir emr-i İlahi ve neticesi rıza-yı İlahi olduğunu düşünmeli ve vazife-i İlahiyeye karışmamalı.
- Herşeyde bir ihlas var. Hatta muhabbetin de ihlas ile bir zerresi batmanlarla resmi ve ücretli muhabbete tereccüh eder. İşte bir zat bu ihlaslı muhabbeti böyle tabir etmiş: Ben muhabbet üzerine bir rüşvet, bir ücret, bir mukabele, bir mükafat istemiyorum. Çünkü, mukabilinde bir mükafat, bir sevab istenilen muhabbet zaiftir, devamsızdır.
- Münim-i Hakikiyi hatıra getirmeyen ve onun namıyla verilmeyen nimeti yemeyiniz. O halde hem veren Bismillah demeli, hem alan Bismillah demeli. Eğer o Bismillah demiyor, fakat sen de almaya muhtaç isen; sen Bismillah de, onun başı üstünde rahmet-i İlahiyenin elini gör, şükür ile öp, ondan al.
- Cemaatın sayleriyle hasıl olan bir neticeyi veya cemaatin haseneleriyle terettüb eden bir şerefi, bir fazileti, o cemaatın reisine veya üstadına vermek, hem cemaate, hem de o üstad veya reise zulumdür. Çünkü enaniyeti okşar, gurura sevkeder. Kendini kapıcı iken, padişah zannettirir. Hem kendi nefsine de zulmeder. Belki bir şirk-i hafiye yol açar.
- İşte herbir hayvan, öyle bir kasr-ı İlahidir. Hususan insan, o kasırların en güzeli ve o sarayların en acibidir. Ve bu insan denilen sarayın cevherleri; bir kısmı alem-i ervahtan, bir kısmı alem-i misalden ve Levh-i Mahfuzdan ve diğer bir kısmı da hava aleminden, nur aleminden, anasır aleminden geldiği gibi; hacatı ebede uzanmış, emelleri semavat ve arzın aktarında intişar etmiş, rabıtaları, alakaları dünya ve ahiret edvarında dağılmış bir saray-ı acib ve bir kasr-ı garibtir.
- Ey insan! Senin kalbin ve hüviyet ve mahiyetin bir ayinedir. Senin fıtratında ve kalbinde bulunan şedid bir muhabbet-i beka, o ayine için değil ve o kalbin ve mahiyetin için değil. Belki o ayinede istidada göre cilvesi bulunan Baki-i Zülcelalin cilvesine karşı muhabbetindir ki, belahet yüzünden o muhabbetin yüzü başka yere dönmüş. Madem öyledir, Ya Baki, Entel Baki! de. Yani madem Sen varsın ve bakisin; fena ve adem ne isterse bize yapsın, ehemmiyeti yok!
- Hazer et, dikkatle bas, batmaktan kork. Bir lokma, bir kelime, bir tane, bir lema, bir işarette, bir öpmekte batma! Dünyayı yutan bütün letaiflerini onda batırma. Çünkü, çok küçük şeyler var, çok büyükleri bir cihette yutar.
- Ey dünyaperest insan! Çok geniş tasavvur ettiğin senin dünyan, dar bir kabir hükmündedir. Fakat, o dar kabir gibi menzilin duvarları şişeden olduğu için birbiri içinde inikas edip göz görünceye kadar genişliyor. Kabir gibi dar iken, bir şehir kadar geniş görünür.
- Madem dünya hayatı ve cismani yaşayış ve hayvani hayat böyledir. Hayvaniyetten çık, cismaniyeti bırak. Kalb ve ruhun derece-i hayatına gir! Tevehhüm ettiğin geniş dünyadan daha geniş bir daire-i hayat, bir alem-i nur bulursun. İşte o alemin anahtarı, Marifetullah ve Vahdaniyet sırlarını ifade eden La İlahe İllallah kelime-i kudsiyesiyle kalbi söylettirmek, ruhu işlettirmektir.
- Aya! Bu insan zanneder mi ki, başıboş kalacak. Haşa! Belki insan, ebede mebustur. Ve saadet-i ebediyeye ve şekavet-i daimeye namzettir. Küçük büyük, az çok her amelinden muhasebe görecek. Ya taltif veya tokat yiyecek.
BEDİÜZZAMAN
No comments:
Post a Comment