Monday, July 20, 2009

ŞEMME

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM
  • Hiçbir insanın Cenab-ı Hakka karşı hakk-ı itirazı yoktur. Ve şekva ve şikayete de hakkı yoktur. Çünkü, şikayet eden ferdin hilaf-ı hevesini iktiza eden nizam-ı alemde binlerce hikmet vardır. O ferdi irza etmekte o bin hikmetin iğdabı vardır. Bir ferdi razı etmek için bin hikmet feda edilmez. Eğer ferdin keyfine göre hareket edilirse, dünyanın nizam ve intizamı fesada gider.
  • Ne biliyorsun ki, zannettiğin nimet, nıkmet olmasın. Senin ne kıymetin var ki, sineğin kanadına muvazi olmayan hevesini tatmin ve teskin için felek çarklarıyla hareketten teskin edilsin!
  • Lafızların tebeddülü ile mana tebeddül etmez, baki kalır. Kabuk parçalanır, lüb baki ve sağlam kalır. Libası yırtılır, cesedi sağlam, baki kalır. Cesed ölüp dağılırsa da ruh baki kalır. Cisim ihtiyarlanırsa, enaniyet genç kalır. Çokluk, cemaat dağılır amma, vahid-i ferd baki kalır. Kesret bozulur, vahdet bakidir. Madde kırılır, nur bakidir. Binaenaleyh, ömrün bidayetinden sonuna kadar devam eden mana, çok cesedleri tebeddül ve tavırdan tavıra intikal ve devirden devire yuvarlandığı halde vahdetini, bekasını muhafaza ettiği gibi, ölüm hendeğini de atlayarak salimen ebed yoluna devam edecektir.
  • Maddi olan bir şey, kesafeti ne kadar fazla olursa o nisbette ince ve gizli şeyleri göremez ve onları idrakten kasırdır. Fakat nur ve nurani şeyler, ne kadar nuraniyette terakki ederse, o nisbette ince ve gizli şeylere nüfuzu tam ve keskin olur.
  • Kur'an'ın kainattan yaptığı bahis, Halıkın sıfatlarını isbat ve izah içindir. Binaenaleyh, ne kadar cumhurun fehmine yakın olursa irşada daha layık ve daha muvafık olur.
  • İnsanın bir ferdinde bir cemaat-i mükellefin bulunur. Evet her bir uzuv, bir şey için yaratılmıştır. O uzvu o şeyde kullanmakla mükelleftir. Mesela: Her bir hasse için bir ibadet vardır. Onun hilafında kullanılması dalalettir. Mesela: Baş ile yapılan secde Allah için olursa ibadettir, gayrısı için dalalettir. Kezalik, şuaranın hayalen yaptıkları hayret ve muhabbet secdeleri dalalettir. Hayal, onun ile fasık olur.
  • İnsanları fikren dalalete atan sebeblerden biri; ülfeti, ilim telakki etmeleridir. Yani melufları olan şeyleri kendilerince malum bilirler. Hatta ülfet dolayısıyla adiyata teemmül edip ehemmiyet vermezler. Halbuki ülfetlerinden dolayı malum zannettikleri o adi şeyler birer harika ve birer mucize-i kudret oldukları halde, ülfet saikasıyla onları teemmüle, dikkate almıyorlar; ta onların fevkinde olan tecelliyat-ı seyyaleye iman-ı nazar edebilsinler.
  • Ruh zaten zaman ile mukayyed değildir. Ruhu cismaniyetine galib olan evliyaların işleri, fiilleri, sürat-i ruh mizanıyla cereyan eder.

BEDİÜZZAMAN

No comments: