Wednesday, January 7, 2009

LEM'ALAR

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM
  • Kanunu tatbik eden zalim olmaz. Kabul etmeyen isyan eder.
  • Hayat-ı içtimaiye-i beşeriyede bir çığır açan, eğer kainattaki kanun-u fıtrata muvafık hareket etmezse; hayırlı işlerde ve terakkide muvaffak olamaz. Bütün hareketi şer ve tahrip hesabına geçer.
  • Nev-i beşerin fıtratı ve sırr-ı hikmeti, müsavat-ı mutlaka kanununa zıddır.
  • İşte o sırr-ı azimedendir ki: Cenab-ı Hak, insan nev'ini binler nevileri sünbül verecek ve hayvanatın sair binler nevileri kadar tabakat gösterecek bir fıtratta yaratmıştır.
  • Sair hayvanat gibi kuvalarına, duygularına had konulmamış; serbest bırakıp hadsiz makamatta gezecek istidat verdiğinden, bir nevi iken binler nevi hükmüne geçtiği içindir ki, arzın halifesi ve kainatın neticesi ve zihayatın sultanı hükmüne geçmiştir.
  • İşte nev-i insanın tenevvüünün en mühim mayesi ve zenbereği; müsabaka ile, hakiki imanlı fazilettir.
  • Fazileti kaldırmak, mahiyet-i beşeriyenin tebdiliyle, aklın söndürülmesiyle, kalbin öldürülmesiyle, ruhun mahvedilmesiyle olabilir.
  • Ne mümkün zulm ile, bidad ile, imha-yı hürriyet; Çalış idraki kaldır, muktedirsen ademiyetten.
  • Ne mümkün zulm ile, bidad ile, imha-yı hakikat; Çalış kalbi kaldır, muktedirsen ademiyetten.
  • Ne mümkün zulm ile, bidad ile, imha-yı fazilet; Çalış vicdanı kaldır, muktedirsen, ademiyetten.
  • Evet, imanlı fazilet, medar-ı tahakküm olmadığı gibi, sebeb-i istibdat da olamaz. Tahakküm ve tagallüb etmek, faziletsizliktir. Ve bilhassa ehl-i faziletin en mühim meşrebi, acz ve fakr ve tevazu ile hayat-ı içtimaiye-i beşeriyeye karışmak tarzındadır.
  • Kanunu tatbik edenler evvela kendilerine tatbik ettikten sonra başkasına tatbik edebilirler.
  • Madem kabir kapısı kapanmıyor ve madem kabrin öbür tarafında endişe-i istikbal her ferdin en mühim mes'elesidir. Elbette milletin itaat ve hürmetine istinad eden vazifeler, yalnız milletin hayat-ı dünyeviyesine ait içtimai ve siyasi ve askeri vazifelere münhasır değildir.
  • Mütekkebbirlere karşı tevazu, tezellül zannedildiğinden, tevazu etmemek gerektir.
  • Malumdur ki: her yerde ehl-i maarif, marifet ve ilim noktasında muhakeme eder. Nerede ve kimde marifet ve ilim görse, meslek itibarı ile ona karşı bir dostluk ve bir hürmet besler.

BEDİÜZZAMAN

No comments: