Wednesday, January 21, 2009

LEM'ALAR - İHTİYARLIK HAKKINDA

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM
  • Günde bir taşı bina-yı ömrümün düştü yere, Can yatar gafil, binası oldu viran bihaber..
  • Dil bekası, Hak fenası istedi mülk-ü tenim, Bir devasız derde düştüm, ah ki Lokman bihaber!
  • Biz gidiyoruz..aldanmakta faide yok. Gözümüzü kapamakla bizi burada durduramazlar; sevkiyat var. Fakat gafletten ve kısmen de ehl-i dalaletten gelen zulümat evhamları ile bize firaklı ve karanlıklı görünen berzah memleketi, ahbabların mecmaıdır.
  • Yine ümmetü ümmeti diyerek en kudsi ve en yüksek bir fedakarlık ile, yine, şefaatı ile ümmetinin imdadına koşan bir zatın gittiği aleme gidiyoruz.
  • İşte o zatın şefaati altına girip ve nurundan istifade etmenin ve zulümat-ı berzahiyeden kurtulmanın çaresi: Sünnet-i Seniyyeye ittibadır.
  • Bir ticaret yapmadım, nakd-i ömür oldu heba, Yola geldim lakin göçmüş cümle kervan bihaber. Ağlayıp nalan edip düştüm yola tenha garib, Dide giryan, sine biryan, akıl hayran bihaber.
  • İşte o kudsi defterin en mükemmeli; kırk vecihle mu'cize ve her dakikada hiç olmazsa yüz milyonun dillerinde gezen, nur serpen ve herbir harfinde asgari olarak on sevap ve on hasene ve bazen onbin ve bazen leyle-i Kadir sırrı ile bir harfine otuzbin hasene ve meyve-i Cennet ve nur-u berzah veren Kur'an-ı Mu'ciz-ül Beyandır.
  • İşte bu ebedi hazinenin anahtarı imandır ve teslimdir; ve onu dinleyip kabul etmek ve okumaktır.
  • Madem Kur'an-ı Hakimin bize verdiği en mühim bir ders, iman-ı bil Ahirettir.. ve o iman da bu derece kuvvetlidir.. ve o imanda öyle bir rica ve bir teselli var ki; yüzbin ihtiyarlık bir tek şahsa gelse, bu imandan gelen teselli mukabil gelebilir.
  • Bil'akis ihtiyarlık, iman ile ibadet içinde sinn-i kemale gelip, vazife-i hayattan terhis ve alem-i rahmete istirahat için gitmeye bir alamet olduğu cihetle ondan memnun olmalıyız.
  • Madem Rahim bir Halıkımız var; bizim için gurbet olamaz. Madem O var; bizim için herşey var. Madem O var; melaikeleri de var. Öyle ise bu dünya boş değil, hali dağlar, boş sahralar Cenab-ı Hakkın ibadıyla doludur.
  • O dergahta en makbul bir şefaatçi, acz ve zaafdır. Ve acz ve zaafın tam zamanı da, ihtiyarlıktır. Böyle bir dergaha makbul bir şefaatçi olan ihtiyarlıktan küsmek değil, sevmek lazımdır.
  • Hem iman; kemiklerimle, mebde-i hilkatimin toprağı, ayak altında ehemmiyetsiz mahvolmuş kemikler olmadığını; belki o toprak, rahmet kapısı ve Cennet salonunun bir perdesi olduğunu sırr-ı iman ile gösterdi.
  • Nev-i insani bir nefisdir, dirilmek üzere ölecek. Ve Küre-i Arz dahi bir nefisdir, baki bir surete girmek için o da ölecek. Dünya dahi bir nefisdir, ahiret suretine girmek için o da ölecek!
  • Ölüm idam değil, firak değil, belki hayat-ı ebediyenin mukaddemesidir, mebdeidir ve vazife-i hayat külfetinden bir paydostur, bir terhistir, bir tebdil-i mekandır. Berzah alemine göçmüş kafile-i ahbaba kavuşmaktır.
  • Halbuki gençlik, eğer ehl-i kalb, ehl-i huzur ve aklı başında ve kalbi yerinde bulunan mü'minlerde olsa, ibadete ve hayrata ve ticaret-i uhreviyeye sarfedilse; en kuvvetli bir vesile-i ticaret; ve güzel ve şirin bir vasıta-ı hayattır. Ve o gençlik, vazife-i diniyesini bilip su-i istimal etmeyenlere; kıymettar, zevkli bir nimet-i İlahiyedir.
  • Eğer istikamet, iffet, takva beraber olmazsa; çok tehlikeleri var. Taşkınlıklarıyla, saadet-i ebediyesini ve hayat-ı uhreviyesini zedeler. Belki hayat-ı dünyeviyesini de berbad eder. Belki bir iki sene gençlik zevkine bedel, ihtiyarlıkta çok seneler gam ve keder çeker.
  • Herkesin hususi dünyasının direği, kendi hayatıdır. Ne vakit cismi kırılsa, dünyası başına yıkılır; kıyameti kopar.
  • Ehl-i gaflet, kendi dünyasının böyle çabuk yıkılacak vaziyetini bilmediklerinden, umumi dünya gibi daimi zannedip perestiş eder.

BEDİÜZZAMAN

No comments: