Thursday, January 15, 2009

LEM'ALAR - HASTALIK HAKKINDA

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM
  • Ey biçare hasta! Merak etme, sabret. Senin hastalığın sana dert değil belki bir nevi dermandır. Çünkü ömür bir sermayedir gidiyor. Meyvesi bulunmazsa zayi olur. Hem rahat ve gafletle olsa, pek çabuk gidiyor.
  • Musibet zamanı çok uzundur, safa zamanı pek kısa oluyor.
  • Ey sabırsız hasta! Sabret, belki şükret. Senin bu hastalığın, ömür dakikalarını birer saat ibadet hükmüne getirebilir.
  • İbadet iki kısımdır. Biri müsbet ibadettir ki: namaz, niyaz gibi malum ibadetlerdir. Diğeri menfi ibadetlerdir ki; hastalıklar, musibetler vasıtası ile musibet-zede, aczini, zaafını hisseder. Halık-ı Rahimine iltica eder, yalvarır. Halis, riyasız, manevi bir ibadete mazhar olur.
  • İnsan bu dünyaya keyf sürmek ve lezzet almak için gelmediğine, mütemadiyen gelenlerin gitmesi ve gençlerin ihtiyarlaşması ve mütemadiyen zeval ve firakta yuvarlanması şahittir.
  • Onun eline verilen sermaye ömürdür. Eğer hastalık olmazsa, sıhhat ve afiyet gaflet verir..dünyayı hoş gösterir..Ahireti unutturur..Kabri ve ölümü hatırına getirmek istemiyor..Sermaye-i ömrünü bad-i heva boş yere sarfettiriyor.
  • Hastalık ise, birden gözünü açtırır. Vücuduna ve cesedine der ki: Layemut değilsin, başıboş değilsin, bir vazifen var. Gururu bırak, seni yaratanı düşün, kabre gideceğini bil, öyle hazırlan.
  • Ey şekvacı hasta! Senin hakkın şekva değil şükürdür, sabırdır. Çünkü senin vücudun ve aza ve cihazatın, senin mülkün değildir. Sen onları yapmamışsın..başka tezgahlardan satın almamışsın. Demek başkasının mülküdür. Onların maliki, mülkünde istediği gibi tasarruf eder.
  • Hastalık, bazılara bir İhsan-ı İlahidir, bir hediye-i rahmanidir. Dikkat ettim ki; hangi hastalıklı genci gördüm, sair gençlere nisbeten ahiretini düşünmeye başlıyor..Gençlik sarhoşluğu yok. Gaflet içindeki hayvani hevesattan bir derece kendini kurtarıyor.
  • Dikkat et, sana oh Elhamdülillah şükür dediren, senin başından geçmiş elemler, musibetlerin düşünmesi, bir manevi lezzeti deşiyor ki; senin kalbin şükreder. Çünkü elemin zevali, lezzettir.
  • Hastalık bu manayı bize ihtar edip der ki; senin vücudun taştan, demirden değildir. Belki daima ayrılmaya müsait muhtelif maddelerden terkip edilmiştir. Gururu bırak, aczini anla, malikini tanı, vazifeni bil, dünyaya ne için geldiğini öğren, kalbin kulağına gizli ihtar ediyor.
  • Herşey zıddı ile bilinir. Mesela, karanlık olmazsa; ışık bilinmez, lezzetsiz kalır. Soğuk olmazsa, hararet anlaşılmaz; zevksiz kalır. Açlık olmazsa, yemek lezzet vermez. Mide harareti olmazsa, su içmesi zevk vermez. İllet olmazsa, afiyet zevksizdir. Maraz olmazsa, sıhhat lezzetsizdir.
  • Bu hastalık senin başında veya elinde veya midende olmasaydı; sen, başın, elin, midenin sıhhatindeki lezzetli, zevkli nimet-i İlahiyyeyi hissedip şükreder miydin? Elbette şükür değil, belki düşünmeyecektin; şuursuz o sıhhati gaflete belki sefahete sarfederdin.
  • Hastalık, sabun gibi, günahların kirlerini yıkar, temizler. Hadiste vardır ki: Ermiş ağacı silkmekle nasıl meyveleri düşer; imanlı bir hastanın titremesi de, öyle günahları silker.
  • Günahlar, hayat-ı ebediyede daimi hastalıklardır. Bu hayat-ı dünyevide dahi; kalb, vicdan, ruh için manevi hastalıklardır. Sen eğer sabredip şekva etmezsen, şu muvakkat bir hastalık ile daimi pek çok hastalıklardan kurtuluyorsun.
  • Eğer günahları düşünmüyorsan, yahud Ahireti bilmiyorsan veya Allah'ı tanımıyorsan, sende öyle dehşetli bir hastalık var ki; milyon defa sendeki bu küçük hastalıktan daha büyüktür. Ondan feryat et.

BEDİÜZZAMAN

No comments: