Monday, June 8, 2009

HUBAB

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM
  • Nefis daima ızdıraplar, kalaklar içinde evhamdan kurtulup tevekküle yanaşmıyor. Hükm-ü Kadere razı olmuyor. Halbuki, şemsin tulu ve gurubu muayyen ve mukadder olduğu gibi, insanın da bu dünyada tulu ve gurubu ve sair mukadderatı, kalem-i kader ile cebhesinde yazılıdır. İsterse başını taşa vursun ki, o yazıları silsin; fakat başı kırılır, yazılara birşey olmaz ha!..
  • Eğer dünyanın veya vücudun mülkiyeti, zıllıyeti sende ise, taahhüd, tahaffuz, korku külfetleriyle nimetlerden lezzet alamazsın, daima rahatsız olursun.
  • Halbuki, o nimetler, Münim-i Kerim'in taahhüdü altındadır. Senin işin O'nun sofra-i ihsanından yeyip içmekle şükretmektir. Şükürde ise bir zahmet yoktur. Bilakis nimetin lezzetini arttırır. Çünkü şükür, nimette inamı görmek demektir.
  • Küre-i arzı bir köy şekline sokan şu medeniyet-i sefihe ile gaflet perdesi pek kalınlaşmıştır. Tadili, büyük bir himmete muhtaçtır. Ve keza, beşeriyet ruhundan dünyaya nazır pek çok menfezler açmıştır. Bunların kapatılması ancak Allah'ın lütfuna mazhar olanlara müyesser olur.
  • Evet, bir harf kendi vücuduna bir vecihle delalet eder. Amma, katibinin, saniinin vücuduna çok vecihlerle delalet eder.
  • Cenab-ı Hak rahmetiyle bize karib olduğu cihetle ona hamdediyoruz. Biz ondan uzak olduğumuz cihetle O'nu tesbih ediyoruz. Binaenaleyh, rahmetiyle kurbune bakarken hamdet. Ondan baid olduğuna bakarken, tesbih et.
  • Dört şey için dünyayı kesben değil, kalben terketmek lazımdır:
  • 1- Dünyanın ömrü kısa olup, süratle zeval ve guruba gider. Zevalin elemiyle, visalin lezzeti zeval buluyor.
  • 2- Dünyanın lezaizi zehirli bala benzer. Lezzeti nisbetinde elemi de vardır.
  • 3- Seni intizar etmekte ve senin de süratle ona doğru gitmekte olduğun kabir, dünyanın zinetli, lezzetli şeylerini hediye olarak kabul etmez. Çünkü, dünya ehlince güzel addedilen şey, orada çirkindir.
  • 4- Düşmanlar ve haşerat-ı muzırra arasında bir saat durmakla dost ve büyükler meclisinde senelerce durmak arasındaki muvazene, kabir ile dünya hayatı arasındaki aynı muvazenedir. Maahaza, Cenab-ı Hak da bir saatlik lezzeti terketmeye davet ediyor ki, senelerce dostlarınla beraber rahat edesin. Öyle ise, kayıdlı ve kelepçeli olarak sevkedilmezden evvel, Allah'ın davetine icabet et.
  • Cenab-ı Hakkın insanlara fazl u keremi o kadar büyüktür ki, insana vedia olarak verdiği malı, büyük bir semeni ile insandan satın alır, ibka ve himaye eder. Eğer insan o malı temellük edip Allah'a satmazsa, büyük bir belaya düşer. Çünkü, o malı uhdesine almış oluyor. Halbuki, kudreti taahhüde kafi gelmiyor. Çünkü, arkasına alırsa, beli kırılır; eli ile tutarsa, kaçar, tutulmaz. En nihayet meccanen fena olur gider, yalnız günahları miras kalır.
  • Geceye benzeyen gençliğim zamanında gözlerim uyumuş idi. Ancak ihtiyarlık sabahıyla uyandım.
  • Ey uykuda iken kendilerini ayık zannedenler! Umur-u diniyede müsamaha veya teşebbühle medenilere yanaşmayın. Çünkü, aramızdaki dere pek derindir. Doldurup hatt-ı muvasalayı temin edemezsiniz. Ya siz de onlara iltihak edersiniz veya dalalete düşer boğulursunuz.

BEDİÜZZAMAN

No comments: