Monday, June 1, 2009

HUBAB

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM
  • Bu dünya-yı deniyye şan ve şerefiyle öyle bir meta değil ki, sizin gibi insanları işba etsin, tatmin etsin ve maksud-u bizzat olsun.
  • Enbiya'nın ekseri şarkta ve hükemanın ağlebi garbta gelmesi kader-i ezelinin bir remzidir ki, şarkı ayağa kaldıracak din ve kalbdir, akıl ve felsefe değil.
  • Hasmınız ve İslamiyet düşmanı olan frenkler dindeki lakaydlığınızdan pek fazla istifade ettiler ve ediyorlar. Hatta diyebilirim ki, hasmınız kadar İslama zarar veren, dinde ihmalinizden istifade eden insanlardır.
  • Alem-i küfür, bütün vesaitiyle, medeniyetiyle, felsefesiyle, fünunuyla, misyonerleriyle alem-i İslama hücum ve maddeten uzun zamandan beri galebe ettiği halde, alem-i İslama dinen galebe edemedi.
  • İslamiyetten tecerrüd eden bedbaht, milliyetsiz, Avrupa meftunu frenk mukallidleri, avam-ı müslimine tercih etmek, maslahat-ı İslama münafi olduğundan, alem-i İslam nazarını başka tarafa çevirecek ve başkasından istimdad edecek.
  • Zaman cemaat zamanıdır. Cemaatın ruhu olan şahsı manevi daha metindir. Ve, tenfiz-i ahkamı şeriyyeye daha ziyade muktedirdir. Halife-i şahsi, ancak ona istinad ile vezaifi deruhte edebilir. Cemaatin ruhu olan şahsı manevi eğer müstakim olsa, ziyade parlak ve kamil olur. Eğer fena olsa pek çok fena olur. Ferdin iyiliği de fenalığı da mahduddur. Cemaatin ise gayrı mahduttur. Harice karşı kazandığınız iyiliği, dahildeki fenalıkla bozmayınız. Bilirsiniz ki, ebedi düşmanlarınız ve zıtlarınız ve hasımlarınız İslamın şeairini tahrib ediyorlar. Öyle ise, zaruri vazifeniz, şeairi ihya ve muhafaza etmektir. Yoksa, şuursuz olarak şuurlu düşmana yardımdır. Şeairde tehavün, zaaf-ı milliyeti gösterir. Zaaf ise düşmanı tevkif etmez, teşci eder.
  • Bazan bir şeye şiddetli muhabbet, o şeyin inkarına sebeb olur. Ve keza, şiddet-i havf ve gayet azamet ve aklın ihatasızlığı da inkara sebeb olur.
  • Kezalik, ene ile tabir edilen enaniyetin kalbi, Allah Allah zikrinin şua ve hararetiyle yanıp delinirse, büyüyüp gafletle firavunlaşamaz. Ve Halık-ı Semavat ve arza isyan edemez. O zikr-i İlahi sayesinde ene mahvolur.
  • Evet, insan ve insanın hayatı, esma-i İlahiyyenin tecelliyatına bir tarladır. Ve cennette rahmet-i İlahiyyenin envaının cilvelerine mazhardır. Ve hayat-ı uhreviyenin harika ve gayr-i mütenahi semereleri için bir fidanlık veya bir çekirdektir. Demek, insan bir sefine kaptanı gibidir. Sefinenin gayr-i mahdud faidelerinden, kaptanın alaka ve hizmeti nisbetinde kendisine verilir. Baki kalan kısmı sultana racidir. İnsan da sefine-i vücudu ile alakası derecesinde o vücudun hayattar semeratından hissesini alır. Mütebakisi Sultan-ı Ezeliye aittir.
  • Evet, marifetullah olduktan sonra, dünya lezzetlerine iştiha olmadığı gibi, Cennet'e bile iştiyak geri kalır.
  • Kur'an-ı Muciz-ül Beyan, hakikatları dürub-u emsal ile beyan ediyor. Çünkü daire-i Uluhiyete ait hakaik-ı mücerrede, daire-i mümkinatta ancak misaller ile temessül ve tavazzuh eder. Mümkin ve miskin olan insan da, daire-i imkanda misallere bakarak, fevkinde bulunan daire-i vücubun şuunatını, ahvalini düşünür.
  • Acz, nidanın madenidir. İhtiyaç duanın menbaıdır.
  • Fe ya Rabbi, ya Maliki! Seni çağırmakta hüccetim, hacetimdir. Sana yaptığım dualarda uddetim fakatimdir. Vesilem, fıkdan-ı hile ve fakrimdir. Hazinem aczimdir. Re's-ül-malim, emellerimdir. Şefiim, Habibin Aleyhissalatü vesselam ve rahmetindir. Afveyle, mağfiret eyle ya Allah! Ya Rahman! Amin!

BEDİÜZZAMAN

No comments: