BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM
- Şu gördüğün büyük aleme büyük bir kitab nazarıyla bakılırsa, Nur-u Muhammedi o kitabın katibinin kaleminin mürekkebidir. Eğer o alem-i kebir, bir şecere tahayyül edilirse, Nur-u Muhammedi hem çekirdeği, hem semeresi olur.
- Hilkat şeceresinin semeresi insandır.Malumdur ki, semere bütün eczanın en ekmeli ve kökten en uzağı olduğu için bütün eczanın hasiyetlerini, meziyetlerini havidir.
- İnsanın çekirdeği olan kalb, ubudiyet ve ihlas altında İslamiyet ile iska edilmekle imanla intibaha gelirse, nurani, misali alem-i emirden gelen emr ile öyle bir şecere-i nurani olarak yeşillenir ki, onun cismani alemine ruh olur.
- Hatta kalbin hadimlerinden bulunan hayal-mesela- en zaif, en kıymetsiz iken, hapiste ve zindanda kayıdlı olan sahibini bütün dünyada gezdirir, ferahlandırır. Ve şarkta namaz kılanın başını Hacer-ül Esvede koydurur.
- Şu görünen umumi alemde her insanın hususi bir alemi vardır. Bu hususi alemler, umumi alemin aynıdır. Yalnız umumi alemin merkezi şemsdir. Hususi alemlerin merkezi şahısdır.
- Binaenaleyh, cisminin küçüklüğüne bakıp da günahlarını küçük zannetme. Çünkü, kalbin kasavetinden bir zerre, senin şahsi aleminin bütün yıldızlarını küsufa tutturur.
- Vücud zaten senin mülkün değildir. Onun maliki ancak Malik-ül Mülktür. Ve senden daha ziyade senin vücuduna şefkatlidir. Binaenaleyh, Malik-i Hakikinin daire-i emrinden hariç o vücuda karıştığın zaman zarar vermiş olursun.
- Sen burda misafirsin. Ve buradan da diğer bir yere gideceksin. Misafir olan kimse, beraberce getiremediği bir şeye kalbini bağlamaz. Bu menzilden ayrıldığın gibi, bu şehirden de çıkacaksın. Ve keza, bu fani dünyadan da çıkacaksın. Öyle ise aziz olarak çıkmaya çalış. Vücudunu Mucidine feda et. Mukabilinde büyük bir fiat alacaksın. Çünkü, feda etmediğin takdirde, ya bad-i heva zail olur gider, veya O'nun malı olduğundan yine O'na rücu eder.
- Biri de dünyanın lezzetleridir. Bu ise, kısmete bağlıdır. Talebinde kalaka düşer. Ve sürat-i zevali itibarıyla aklı başında olan onları kalbine alıp kıymet vermez.
- Dünyanın akıbeti ne olursa olsun, lezaizi terketmek evladır. Çünkü akıbetin ya saadettir, saadet ise şu fani lezaizin terkiyle olur. Veya şekavettir. Ölüm ve idam intizarında bulunan bir adam, sehpanın tezyin ve süslendirilmesinden zevk ve lezzet alabilir mi?
- Dünyanın akıbetini küfür saikasıyla adem-i mutlak olduğunu tevehhüm eden adam için de terk-i lezaiz evladır. Çünkü, o lezaizin zevaliyle vukua gelen hususi ve mukayyed ademlerden adem-i mutlakın elim elemleri her dakikada hissediliyor. Bu gibi lezzetler o elemlere galebe edemez.
- Görüyoruz ki kalb, hangi bir şeye el atarsa, bütün kuvvetiyle, şiddetiyle o şeye bağlanır. Büyük bir ihtimam ile eline alır, kucaklarç Ve ebedi bir devamla onun ile beraber kalmak istiyor. Ve onun hakkında tam manasıyla fena olur. Ve en büyük ve en devamlı şeylerin peşindedir, talebindedir. Halbuki umur-u dünyeviyeden herhangi bir emir olursa, kalbin istek ve amaline nazaran bir kıl kadardır. Demek kalb, ebed-ül abada müteveccih açılmış bir penceredir. Bu fani dünyaya razı değildir.
- Ey haşir ve neşri inkar eden kafasız! Ömründe kaç defa cismini tebdil ediyorsun. Sabah ve akşam elbiseni değiştirdiğin gibi her sene de bir defa tamamıyla cismini tebdil ve tecdid ediyorsun, haberin var mıdır? Belki her senede, her günde cisminden bir kısım şeyler ölür, yerine emsali gelir. Bunu hiç düşünemiyorsun. Çünkü, kafan boştur. Eğer düşünebilseydin, her vakit alemde binlerce nümuneleri vukua gelen haşir ve neşri inkar etmezdin. Doktora git, kafanı tedavi ettir.
BEDİÜZZAMAN
No comments:
Post a Comment