Thursday, January 28, 2010

KASTAMONU LAHİKASI

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM
  • Haram nazar, nisyan verir.
  • Ehl-i İslam'da nazar-ı haram ziyadeleştikçe, hevesat-ı nefsaniye heyecana gelip, vücudunda su-i istimalat ile israfa girer. Haftada birkaç defa gusle mecbur olur. Ondan, tıbben kuvve-i hafızasına zaaf gelir. Evet, bu asırda açık-saçıklık yüzünden, hususan bu memalik-i harrede o su-i nazardan su-i istimalat, umumi bir unutkanlık hastalığını netice vermeye başlıyor. Herkes cüzi külli o şekvadadır.
  • Bu dünya dar-ül hizmettir, ücret almak yeri değildir. Amal-i salihanın ücretleri, meyveleri, nurları; berzahta, ahirettedir. O baki meyveleri bu dünyaya çekmek ve bu dünyada onları istemek, ahireti dünyaya tabi etmek demektir. O amel-i salihin esası kırılır, nuru gider. Evet; o meyveler istenilmez, niyet edilmez. Verilse, teşvik için verildiğini düşünüp şükreder.
  • Maddi hava bozulduğu vakit nasılki sıkıntı veriyor, asabi sinelerde inkıbaz hali başlıyor. Öyle de, bazan manevi hava bozuluyor.
  • Risale-i Nur'a çalışmadığın için derd-i maişet sana şiddetlendi. Çünkü bu havalide her talebe itiraf ediyor ve ben de ediyorum ki: Risale-i Nur'a çalıştıkça, yaşamakta kolaylık ve kalbde ferahlık ve maişette suhulet görüyoruz.
  • İman hizmeti, iman hakaikı, bu kainatta herşeyin fevkindedir; hiçbir şeye tabi ve alet olamaz.
  • Bu ahirzaman fitnesinde, açlık ehemmiyetli bir rol oynayacak. Onunla ehl-i dalalet, biçare aç ehl-i imanı derd-i maişet içinde boğdurup, hissiyat-ı diniyeyi ya unutturup, ya ikinci, üçüncü derecede bırakmağa çalışacak diye, rivayetlerden anlaşılıyor.
  • Ehl-i iman, ehl-i hakikat, hususan Risale-i Nur talebelerinin vazifesi; bu musibetli açlığı, Ramazan riyazet-i diniyesinin tarzındaki açlık gibi vesile-i iltica ve nedamet ve teslimiyet yapmaya çalışmaktır. Ve zaruret bahanesiyle, dilenciliğe ve hırsızlığa ve anarşiliğe yol açmasına meydan vermemektir. Ve aç fakirlere acımayan bir kısım zengin ve bazı ehl-i maaş dahi Risale-i Nur'u dinleyip, bu mecburi açlık hissiyle açlara merhamete gelip zekatla yardımlarına koşmaktır.
  • Bu zaman, ehl-i hakikat için, şahsiyet ve enaniyet zamanı değil. Zaman, cemaat zamanıdır. Cemaatten çıkan bir şahs-ı manevi hükmeder ve dayanabilir. Büyük bir havuza sahib olmak için bir buz parçası hükmündeki enaniyet ve şahsiyetini, o havuza atmaktır ve eritmek gerektir. Yoksa, o buz parçası erir zayi olur; o havuzdan da istifade edilmez.

BEDİÜZZAMAN

No comments: