Wednesday, January 20, 2010

KASTAMONU LAHİKASI

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM
  • Namazdan sonraki tesbihatlar, tarikat-ı Muhammediyedir. Ve Velayet-i Ahmediye'nin bir evradıdır. O noktadan ehemmiyeti büyüktür. Sonra, bu kelimenin hakikatı böyle inkişaf etti. Nasıl ki, risalete inkılab eden Velayet-i Ahmediye bütün velayetlerin fevkindedir. Öyle de, o velayetin tarikatı ve o velayet-i kübranın evrad-ı mahsusası olan namazın akabindeki tesbihat, o derece sair tarikatların ve evradların fevkindedir.
  • Nasıl bir uzv-u insani hastalansa, yaralansa, sair aza vazifelerini kısmen bırakıp onun imdadına koşar. Öyle de hırs-ı hayat ve hıfzı ve zevk-i hayat ve aşkı taşıyan ve fıtrat-ı insaniyede dercedilen bir cihaz-ı insaniye, çok esbab ile yaralanmış, sair letaifi kendiyle meşgul edip sukut ettirmeye başlamış; vazife-i hakikiyelerini onlara unutturmaya çalışıyor.
  • Hem nasılki bir cazibedar, sefihane ve sarhoşane, şaşaalı bir eğlence bulunsa, çocuklar ve serseriler gibi, büyük makamlarda bulunan insanlar ve mesture hanımlar dahi o cazibeye kapılıp hakiki vazifelerini tatil ederek iştirak ediyorlar. Öyle de, bu asırda hayat-ı insaniye hususan hayat-ı içtimaiyesi öyle dehşetli fakat cazibeli ve elim fakat meraklı bir vaziyet almış ki; insanın ulvi latifelerini ve kalb ve aklını, nefs-i emmaresinin arkasına düşürüp, pervane gibi o fitne ateşlerine düşürttürüyor.
  • Evet, hayat-ı dünyeviyenin muhafazası için, zaruret derecesinde olmak şartıyla bazı umur-u uhreviyeye muvakkaten tercih edilmesine ruhsat-ı şeriyye var; fakat, yalnız bir ihtiyaca binaen, helakete sebebiyet vermeyen bir zarara göre tercih edilmez, ruhsat yoktur. Halbuki bu asır, o damar-ı insaniyi o derece şırınga etmiş ki; küçük bir ihtiyaç ve adi bir zarar-ı dünyevi yüzünden elmas gibi umur-u diniyeyi terkeder.
  • Evet insaniyetin yaşamak damarı ve hıfz-ı hayat cihazı, bu asırda israfat ile ve iktisadsızlık ve kanaatsızlık ve hırs yüzünden bereketin kalkmasıyla ve fakr u zaruret, maişet ziyadeleşmesiyle o derece o damar yaralanmış ve şerait-i hayatın ağırlaşmasıyla o derece zedelenmiş ve mütemadiyen ehl-i dalalet nazar-ı dikkati şu hayata celb ede ede o derece nazar-ı dikkati kendine celbetmiş ki; edna bir hacat-ı hayatiyeyi, büyük bir mesele-i diniyeye tercih ettiriyor. Bu acib asrın bu acib hastalığına ve dehşetli marazına karşı Kur'an-ı Muciz-ül Beyan'ın tiryak-misal ilaçlarının naşiri olan Risale-i Nur dayanabilir; ve onun, metin, sarsılmaz, sebatkar, halis, sadık, fedakar şakirdleri mukavemet ederler. Öyle ise, herşeyden evvel onun dairesine girmeli. Sadakatle, tam metanet ve ciddi ihlas ve tam itimad ile ona yapışmak lazım ki; o acib hastalığın tesirinden kurtulsun.
  • Elemli, karanlıklı, tahassürlü bir dirhem zevki, aynı yerde yüz derece ziyade daimi, elemsiz bir zevke, sefahetle tercih edenler, aksi maksudlarıyla aynı zevkde elim elemleri alır.

BEDİÜZZAMAN

No comments: