Thursday, January 7, 2010

KASTAMONU LAHİKASI

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM
  • Ehl-i hakikatın sohbetine zaman, mekan mani olmaz; manevi radyo hükmünde biri şarkta, biri garbda, biri dünyada biri berzahda olsa da rabıta-i Kur'aniye ve imaniye onları birbiriyle konuşturur.
  • Bu zaman cemaat zamanıdır. Ehemmiyet ve kıymet, şahs-ı maneviye göre olur. Maddi ve ferdi ve fani şahsın mahiyeti nazara alınmamalı.
  • İlm-i Usul'de tasavvur-u küfür, küfür değil ve tahayyül-ü şetm, şetm olamaz. Hasene ise nurani olduğundan, tasavvur ve tahayyülü dahi hasenedir.
  • Her kim olursan ol; bak, gör, yalnız gözünü aç, hakikatı müşahede et, saadet-i ebediyenin anahtarı olan imanını kurtar.
  • Menfi esasata bina edilen ve maddiyun fikriyle şirke düşen ve seyyiatı hasenatına galib gelen şu medeniyet-i Avrupaiye öyle bir semavi tokat yedi ki; yüzer senelik terakkisinin mahsulunu yaktı, tahrib edip yangına verdi.
  • Suud ve terakki, müslüman için ancak İslamiyette ve imanlı olmakta olduğuna işaret etmektir.
  • Evet bir adamın imanı, ebedi ve dünya kadar mülk-i bakinin anahtarı ve nurudur. Öyle ise, imanı tehlikeye maruz her adama, bütün küre-i arzın saltanatından daha faideli bir saltanat, bir fütuhat kazandıran Risalet-in-Nur, elbette bu ayetlerin, bu asırda, bu beşaretlerinin kasdi bir medar-ı nazarlarıdır.
  • Biz Nur'un hizmetinde çalıştıkça hem maişetçe, hem istirahat-ı kalbçe bir genişlik, bir ferah zahir bir surette hissediyoruz.
  • Hem Risalet-in-Nur, en evvel tercümanının nefsini iknaa çalışır, sonra başkalara bakar. Elbette nefs-i emmaresini tam ikna eden ve vesvesesini tamamen izale eden bir ders, gayet kuvvetli ve halisdir ki, bu zamanda cemaat şekline girmiş dehşetli bir şahs-ı manevi-i dalalet karşısında tek başıyla gaibane mukabele eder.

BEDİÜZZAMAN

No comments: