BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM
- Hem mucib-i taaccüb, hem medar-ı teessüfdür ki; ehl-i hak ve hakikat, ittifaktaki fevkalade kuvvetli ihtilaf ile zayi ettikleri halde; ehl-i nifak ve ehl-i dalalet, meşreblerine zıd olduğu halde, ittifaktaki ehemmiyetli kuvveti elde etmek için ittifak ediyorlar. Yüzde on iken, doksan ehl-i hakikatı mağlub ediyorlar.
- Bu dairenin verdiği büyük neticelere mukabil sarsılmaz bir sadakat ve kırılmaz bir metanet ister. Isparta kahramanlarının gösterdikleri harikalar ve cihan-pesendane hidemat-ı nuriyenin esası, harika sadakatları ve fevkalade metanetleridir. Bu metanetin birinci sebebi: Kuvvet-i imaniye ve ihlas hasletidir. İkinci sebebi: Cesaret-i fıtriyedir.
- Onların vazifelerinin temel taşı, hürmet, merhamet, helal-haram bilmekle, itaat düsturları ile hayat-ı içtimaiye emniyet dairesinde cereyan edebilir. Risale-i Nur hayat-ı içtimaiyeye baktığı vakit, bu esasları temin ediyor.
- Bizim mesleğimizde benlik, enaniyet, şan ü şeref perdesi altında makam sahibi olmaktan, öldürücü zehir gibi ondan kaçıyoruz. Onu ihsas eden halattan şiddetle ictinab ediyoruz.
- Takva, menhiyattan ve günahlardan içtinab etmek; ve amel-i salih, emir dairesinde hareket ve hayrat kazanmaktır. Bu zamanda tahribat ve menfi cereyan şiddetlendiği için takva, bu tahribata karşı en büyük esastır. Farzlarını yapan, kebireleri işlemeyen kurtulur.
- Hem takva içinde bir nevi amel-i salih var. Çünkü bir haramın terki vacibdir. Bir vacibi işlemek, çok sünnetlere mukabil sevabı var.
- Madem her dakikada, şimdiki tarz-ı hayat-ı içtimaiyede yüz günah insana karşı geliyor; elbette takva ile ve niyet-i içtinab ile yüz amel-i salih işlemiş hükmündedir
- Hayat-ı içtimaiyeyi idare eden en mühim esas olan hürmet ve merhamet gayet sarsılmış.
- Tarafgir nazarı, taraftar olduğu taraf cereyanın kusurunu görmez, zulmüne rıza gösterir, belki alkışlar. Halbuki küfre rıza, küfür olduğu gibi; zulme rıza olmak dahi zulumdür.
- Mimsiz gaddar medeniyetin zalimane düsturu olan, Cemaat için ferd feda edilir, milletin selameti için cüzi hukuklara bakılmaz, diye öyle dehşetli bir zulüm meydanı açmış ki, kurun-u ula vahşetlerinde de emsali vuku bulmamış.
- Kur'an-ı Mu'ciz-ul Beyan'ın adalet-i hakikiyesi, bir ferdin hakkını cemaata feda etmez. Hak, haktır; küçüğe büyüğe, aza çoğa bakılmaz.
- Fena şeyle zihnen meşgul olmak da, fena olduğu için kısa kesiyorum.
- Çok uzak bir mecliste, mütehassıs ve müdakkik alimlerin okudukları ve tetkik ettikleri bir kitaba ve ders aldıkları bir zata, pek uzak bir mesafede bakmak isteyen ve görmeyen bir ebleh, o alimlerin aksine hüküm verip onları tenkid eden, divanece hezeyan eder.
- Derd-i maişet sersemliğiyle, ekser halk ahiret işlerine ikinci derecede bakmalarından, ehl-i dalalet istifade edip onları avlıyorlar. Risale-i Nur şakirdleri kanaat ve iktisat düsturlarıyla bu manevi hastalığa da mukabele ederler, inşaallah.
BEDİÜZZAMAN
No comments:
Post a Comment